Aforizmalar/ Gai Eaton (Hasan Abdulhakim) - Özlü Sözler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.029 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.530 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22876 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Aforizmalar/ Gai Eaton (Hasan Abdulhakim), konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2014 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Aforizmalar/ Gai Eaton (Hasan Abdulhakim)}   Okunma sayısı 2014 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
İçinde yaşadığımız çağ insanları, miraslarının ve gerçekten bilmeleri gereken birkaç şeyin unutkanlığı içinde hayal kurarak hayatlarını heder etmelerine yol açtığı için insani normallik açısından suçlanmaya mahkûmdur.


Hastalığının temeli burada yatmaktadır ve bu miras, akıntıya kapılmayı reddedenler için sımsıkı tutunacakları kayadır.


Gerçekte kime imrenmeliyiz: kendi konumuna alışan ve esaret içinde mutlu olan bir köleye mi, yoksa kaçan ve özgür olan bir köleye mi?


Zor zamanlarda, büyük adamın kalesi düştüğünde küçük adamın kulübesi savunmasızdır.


İnsanların çoğu, zamanın akışı içinde manevi çözülme tehlikesinden uzak durmak istiyorlarsa bir sükûnet yeri bulmak zorundalar.


Bir kelebeği kovalayan akıllı bir çocuk, arazi müsait değilse ne kadar uzağa gider?


İnsan olmanın kolay bir şey olduğunu düşünmek aptallık olur.


İnsanlar ancak erdem yolunu izlediklerine inandırılarak doğru yoldan saptırılırlar.


Her dehşet gibi yıkımı davet eden bu şehirlerin dehşeti, ancak mağaza vitrinindeki mankenler gibi birbirine dokunan onca insan arasındaki her kadın veya erkeğin yalnızlığıdır.


Bir insan aklının ve yüreğinin karşılayabileceğinden fazlasını gerektiren bir durumla karşılaştığı zaman, hele bir de güç veya insanın takatinin üstünde bir sevgi için sığınabileceği bir Allah’nın olmadığına ikna edilmişse, herkesin emeline alet olabilir.


Darağacı özgür insanlar toplumunun tepesinde hazır bekliyor. Bizler ne kadar itaatkâr olur ve ne kadar güçten düşürülürsek, yöneticilerimiz otoritelerini o kadar nazikçe uygularlar. Sonunda, darağacı bir yana, polis veya cezaevine bile gerek duyulmayacak kadar uysal bir toplum haline geliriz.


Hepimizin bir gün rüyalarımızdan uyanıp yalanın bittiği, hayalin yok olduğu ve tüm hilelerin silinip gittiği başka boyutların farkına varmamızın kaçınılmazlığı bir yana, bu dünya zaten zayıfın pinekleyebileceği güvenli bir ağıl değildir.


Adalet maskesinin ardına saklanan kıskançlık, çirin bir canavardır.


Çağlar boyu anlaşıldığı anlamda meşruluğun tanımını yalnızca dinde bulabiliriz. Dinde meşruiyet çok basit bir prensibe bağlanabilir: hiçbir insan başka bir insana tapınmaz, hiçbir insan başka bir insana boyun eğmez, hiçbir insan başka bir insana sorgusuz sualsiz itaat etmez. Tek bir


Allah, tek bir Efendi, tek bir Hükümdar vardır: ve insanlığın asaleti başka bir şeyi kabul etmememizi gerektirir.


Topluma varlıkları ile temiz bir havanın girmesini sağlayan insanlar olmadıkça atmosfer zehirlenir ve insanlar katılaşır.


Eskiden dünyanın insan ve hayvanlardan müteşekkil olduğu düşünülüyordu; bugün ise kömür, petrol ve yenilebilir hayvanların, yalnızca kullanımımız için var olan sömürülebilir zenginlikler arasında sayıldığı bir “insan” dünyasıdır.


İnsan dünyaya sıkıca sarılacak ve anlamını çıkaracak kadar büyükse, tüm korku ve aşırı tutumluluk çelişkisi de burada yatar.


Modern dünyanın zenginlikleri kazanılmamış zenginliklerdir çünkü insan, ancak kral vekili fonksiyonunun küçük bir bölümünü yerine getirerek, çevresinden yararlanma hakkını kazanır. “Kazanılmamış gelirlerin” kötü olduğunu ve yalnızca zihnî veya fizikî emeğimizle –bu emek tanımı gereği sömürüye meteallik bir emektir- kazandıklarımız üzerinde hakkımız olduğunu söyleyen çağdaş görüşte bu inancın kötü bir kopyasını görüyoruz; oysa kadim görüş şuydu: İnsan ruhen hazmedebildiğini, kullandığı kadar sevebildiğini, karanlıktan güzelliğin ve anlamın ışığına çıkarabildiğini kazanmıştır. Bunun dışında kendine aldığı her şey çalıntıdır.


Kendi endişeli ve istekli benliğimizin ortaya çıkardığı engelleri yıkmamız isteniyorsa bunun sebebi, bencil olmamanın toplumsal olarak yararlı bir erdem olması değil, fakat yalnızca, rahmetin, inip dünyadaki şeyleri canlandıracağı ve dünyanın kazanılmış güzelliklerinin, deyiş yerindeyse, kaynağına geri döndürülebileceği açık bir kanal sunabilme potansiyelimizdir. Ölümsüzlüğümüz bir duvar değil bir pencere gibidir.


İnsanlar genellikle “gerçek” kişiliği gizlemek için değil, gerçek kimlikleri için gerçekten önemli olmadıklarını bildikleri, fakat onları yargılama ve değerlendirmede kullanılabilecek özellikleri gözlemek için bir maske takarlar.


En yüksek derecede kadere boyun eğme dini olan İslam, aynı zamanda Kutsal Savaş dinidir. Ve İslam’a göre bu Cihad’ın iki boyutu vardır: “küçük” olanı çevremizde birliği ifsad eden ve tefrikacılık yapanlara karşı, “büyük” olanı ise içimizde uyuşmazlık ve ayrım yaratan her şeye karşı verilen savaştır.


Her şeyin açıklanmasına ihtiyaç duyan insan akıllı değil aptaldır.

Allah ric’at etmez: uzaklaşan biziz.


Her şey alıp başını gidiyor. Hayatın bir özelliği otonomi, bir diğeri ise kendi küçük “gamilerini” inşa etmektir; fakat bu gemiler karşıdan karşıya geçmek için değil, zamanın akışına uygun olarak aşağı doğru yürümek için inşa edilirler. Politika, bilim, endüstri, sanat ve edebiyat, akıntının kendisi ve giderek artan hızları dışında her şeyden bağımsız olmanın gururuyla her biri kendi yoluna koyulmuş gidiyor. Sonunda filoya, kişisel hayatı düzenleyen bazı kurallar ve idealler kargosuyla birlikte ‘Zamanımızın İhtiyaçlarına Uyarlanmış Din’ adına küçük bir gemi daha kalıyor.


Her nasılsa diğerlerine uyum sağlamayı başaramıyor. Belki bir hatıra onu nehrin akış yönünün tersine doğru çekiyor veya yükünün garipliği onu diğerlerinden ayırıyor.


İnsanlar gerçek yurtları olan merkezî yerden uzaklaştılarsa, sevgi ve merhamet, geri dönüş yolunun onlara gösterilmesini gerektirir. İnsanlar oldukları yerde dururken merkezin onlara götürülebileceğini hayal etmek aptallıktır.


Mirasımızı hatırlama ve kadim bilgeliğe uyanık olma, yukarılara ve içeri bakma zamanıdır. Cevaplar zamandan bağımsız olarak hep orada, zamanın başlangıcının hatırasını taze tutan ilahi hediyede, üstümüzdeki ve en derin benliğimizdeki şeydedir. Tek yapmamız gereken doğru yöne bakmaktır.


Modern insan güçten yoksun değilse bile zayıftır ve aynı zamanda ilk çağların insanlarının bilmediği baskı ve iğvalarla karşı karşıyadır. Dahası, dine ve dinin dünyadaki kutsal formlarına öylesine düşman bir çevrede yaşıyor ki, ilahi adalet bunu göz önünde bulundurmazlık edemez ve dindar olmanın ‘doğal’ olduğu bir çevrede yaşayan atalarımıza uygulanması adil olan kıstaslarla yargılanamayız.


Karanlıktan harikalar çıkarmak için sırtlarını ışığa ilk dönenler Avrupalılar oldu, fakat diğer ırklar onları izlemekte hiç gecikmediler; her iki dünyanın da en iyisine sahip olma düşüncesi gülünçtür çünkü insan dikkati iki farklı yönde odaklanamaz.


Hayaller yapışkan şeylerdir ve insanı ağlarına hapsederler; insan yetinmemesi gerekenle yetinir, bulunduğu yerde mutlu olur ve başka bir yolculuğa ihtiyacı olduğunun farkında olmaz.


Bir insan iki efendiye hizmet edemez.


Bizler iki başlı yaratıklar değiliz, bir anda iki yöne bakamayız ve er ya da geç esas dikkatimizin hangi yönde odaklaşacağına karar vermek zorundayız. Sonuçta insan, izafi iyi veya izafi kötülerle değil, seçtiği yönle yargılanır.


İnandığımız tek dünyaya şekil veren kararlar, çok küçük bir grup insan tarafından veriliyor ve bizim katkımız, tayin edici hareketin, en iyi ihtimalle, son derece küçük bir parçası olabiliyor.


Sırtlarını Dağ’a dönenlerin karşılarına çıkan çöldür. Tek bir merkezkaç kuvvet, doğamızın en mahrem köşelerinde hem de hayatlarımızın sahnelendiği tiyatronun her yerinde iş başındadır.


İnsan yalnızca tercih yapmak için değil, aynı zamanda geri dönmek ve geri getirmek için yaratılmıştır.

İnsan yalnızca dua ederken tamamen kendisidir.


Çağdaş hoşgörü doktrininin temelinde, önemli olanın dünya hayatı olduğu ve insan toplumunun barışçı düzeninin diğer bütün mülahazalardan önce geldiği inancı yatar. Gözleri dünyevî alanın ötesine dikili din adamları dünyamızı terk ettiler. Haysiyet ve gururu her şeyin üzerinde tutan şövalyeler ve savaşçılar da. Geriye yalnızca burjuvalar ve proletarya kaldı ve onlar için tek gerçek ahır ve yalaktır. Bu durumda bir insanın değeri (toplum nihaî amacımıza, varoluş sebebimize göre aslî bir değere sahip olsun ya da olmasın) yalnızca yaşadığı topluma sağladığı yarara göre değerlendirilebilir.


Çabalarımızın sonucunda ev yıkılacaksa mobilyaları korumaya çalışmanın pek anlamı yok.


Allah korkusu daha küçük korkuları saf dışı eder, oysa Allah sevgisi, kendisine tabi olmaları şartıyla daha küçük sevgileri zenginleştirir ve sonsuzlaştırır.


Modern insan Rahmet’e olan ihtiyacını, bağışlanmaya olan ihtiyacını ve kendisinden başka bir şeye olan tam bağımlılığını reddeder.


Düşüncesi ve kişiliği bu çağ tarafından şekillendirilen insanın karşılaştığı engellerin belki de en büyüğü şudur: sahih ve orasından burasından kırpılmamış dinin bu insana usandırıcı, bıktırıcı gelen kural ve uygulamaları ve bu dünyanın güçlerine ayak bağı olma yatkınlığına duyulan derin tiksinti.


İnsan uyumakla uyanmak arasında veya dalgalarla sürüklenmekle dalgalara karşı kürek çekmek arasında bir tercih yaparak kaderin yapısını oluşturur. Bizler bir tercih yapmak için yaratılan yaratıklarız ve örtüler kalkana kadar tercihimizin ne kadar önemli olduğunu bilemeyiz.


Gai Eaton (Hasan Abdulhakim)

Kalenin Kralı (Modern Dünyada İnsanın Tercih ve Sorumluluğu)

İz Yayıncılık, İstanbul, 2000


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/aforizmalar-gai-eaton-hasan-abdulhakim-t19684.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Alaeddin-i Attar Kerbela (Flash) ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.131 saniyede oluşturulmuştur


Aforizmalar/ Gai Eaton (Hasan Abdulhakim)Güncelleme Tarihi: 21/07/19, 15:06 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim