Agâh Olalım Erenler! - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.129 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.916 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22985 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Agâh Olalım Erenler!, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2446 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Agâh Olalım Erenler!}   Okunma sayısı 2446 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı berigel_beri

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 460
  • Konu: 181
  • Derviş: 6330
  • Teşekkür: 6
Agâh Olalım Erenler!
« : 18/10/10, 15:27 »

Agâh Olalım Erenler!


“Bilen, haberdar olan, fark eden, müdrik” gibi manalar taşıyan “agâh”, tasavvuf lisanında “uyanmış, kendine gelmiş, gafletten sıyrılmış” demek. Daha çok mecazî bir uyanıklığı anlatmakla beraber, uyanıklık halini gerçek manasıyla karşılamak üzere kullanıldığı da oluyor.  Mevlevîlikte uykudan kaldırılmak istenen dervişlerin yastıklarına hafifçe vurup onlara “agâh ol erenler“ diye seslenilmesinin adaptan olduğunu biliyoruz mesela.

Fıkrayı işitmişsinizdir: Uyanık geçinen genç ve heyecanlı bir muhabir, aldığı trafik kazası duyumunu, meslektaşlarını atlatarak haber yapmak için derhal olay yerine gider. Fakat görevliler emniyet şeridiyle çevirdikleri kaza mahalline kimseyi yaklaştırmamaktadır. Acar gazeteci pratik zekâsıyla çözümü bulur. Yapmacık bir telaş ve dehşet ifadesiyle, “Bırakın beni” der, “kazazede benim babamdır!” Oradakilerin şaşkın bakışları arasında kaza yapan aracın yanına varır, fotoğraf makinesini, yerde üzeri gazetelerle örtülmeye çalışılmış, kanlar içindeki cesede doğrulttuğunda neye uğradığını şaşırır. Çünkü yolda yatan kazazede bir merkeptir.

Bu fıkra kurnazlığın, başkalarını aldatmaya çalışmanın bazen işe yaramayacağını, insanı mahcup edebileceğini vurgulamak için anlatılıyor olmalı. Biz olayın bu tarafına değil, hemen her nakledilişinde muhabirin “uyanık” diye nitelendirilmesine takıldık. “Uyanık, açıkgöz, gözü açık” tabirlerinin bugün daha ziyade kurnazlığı, başkalarını aldatmayı ve böylece çıkar sağlamayı, hatta hile ile başkalarının hakkını gasp etmeyi anlattığı doğru. Halbuki eskiden böyle değildi. Uyanıklık bir masiyeti (fenalığı) değil bir meziyeti anlatırdı.

Müslüman uyanıklığı

Uyanık yahut gözü açık tabirlerindeki mana kayması, anlayışımızdaki sapmaya, ciddi bir zihniyet problemine işaret eder. Sözlüklerin uyanıklığa “beceriklilik, tedbirli ve dikkatli olmak, kolay kolay aldanmamak, gelişmeleri önceden tahmin ederek avantaj sağlamak, fırsatları değerlendirmek” gibi daha masum karşılıklar vermesi de durumu kurtarmaz. Çünkü buradan kurnazlığa giden bir mana genişlemesi, neticede zekâ ve maharetin başkalarını aldatma hakkı verdiği, bu kabiliyetlerin kötüye de kullanılabileceği kabulüne götürür insanı. Kaldı ki uyanıklık, temel manasından da anlaşılacağı üzere, aslında tam ve sağlıklı bir idrak, fark etme ve gafletten azadelik halidir. Aymazlığın, düşüncesizliğin, gafletin eseri olan hile, yalan, kurnazlık, aldatma gibi fiilleri uyanıklık saymak, çok vahim bir zihniyet kaymasıyla izah edilebilir ancak. 

Müslüman feraset sahibi olmalı, “bir yılan deliğinden ikinci defa ısırılmamak” için boş bulunmamalı, çabuk kavramalı, erken davranmalı, fırsatları kaçırmamalı. Tamam ama yeterli değil. Bütün bunlar meziyet sayılabilecek bir uyanıklık haline yetmediği gibi, bu halin masiyete alet edilmesini engellemeye de yetmiyor. Yılanı ve yılan deliğini bilmek gerekiyor. Kolladığımız fırsatın, herkesten önce yeltendiğimiz işin mahiyetine ve meşruiyetine dikkat etmek gerekiyor. Hakikati tanımak, ölçüleri unutmamak gerekiyor. Çarçabuk kavradığımız şey hakikate uygun değilse, kavrayış hızımız hiçbir kıymet ifade etmiyor çünkü.

Şu halde müslümanın uyanıklığı basma kalıp davranışlardan ziyade bir mana ve muhteva tercihiyle alakalı. Eskiler, galiba biraz da bu muhtevanın önemine dikkat çekmek için “uyanıklık” yerine “agâh olmak” tabirini tercih etmişler.

Gafil gezme şaşkın

Farsçada “bilen, haberdar olan, fark eden, müdrik” gibi manalar taşıyan “agâh”, tasavvuf lisanında “uyanmış, kendine gelmiş, gafletten sıyrılmış” demek. Daha çok mecazî bir uyanıklığı anlatmakla beraber, uyanıklık halini gerçek manasıyla karşılamak üzere kullanıldığı da oluyor. Mevlevîlikte uykudan kaldırılmak istenen dervişlerin yastıklarına hafifçe vurup onlara “agâh ol erenler“ diye seslenilmesinin adaptan olduğunu biliyoruz mesela. Gerçi uyku da bir gaflettir fakat tabirin hem sözlük manası, hem de uyandırmanın dervişi namaz, zikir, sohbet yahut hizmete davet maksadı taşıması, “agâh olma”nın sadece uyku halinden uyanıklığa geçmeyi ifade etmediğini anlatmaya yetiyor.

Böylece yine aynı soruyla karşılaşıyoruz: Uyanık veya agâh olması, gafletten kurtulması için müslüman öncelikle neyi bilecek, neyin farkına varacak, hangi hakikatten haberdar olacaktır? Bizim irfanımız bunun cevabını bir hadis-i şeriften hareket etmek suretiyle, bazen deyişlerimizdeki gibi “gafil gezme şaşkın / bir gün ölürsün” diyerek sözle, bazen ölülerimizi her gün gidip geldiğimiz cami ve dergâh hazirelerine gömerek lisan-ı hâl ile vermiş aslında.

O hadis-i şerifte, uyanık veya agâh manasına “keyyis” kelimesi kullanılıyor ve Ensar’dan bir sahabinin “Müminlerin en keyyis olanı kimdir?” sualine Resulullah s.a.v. şu cevabı veriyor: “Ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonrası için en iyi hazırlığı yapandır.” Öyle ya, ölüm gibi vukuu kesin, varlığı tartışılmaz ve müşahhas bir hakikati dahi göremeyen, ölüm yokmuş gibi yaşayan, dünyaya aldanan bir insanın uyanık olduğunu kim iddia edebilir?

Nasihat ister isen

Hadis-i şerifte geçen keyyis kelimesi, “zekâ, anlayış, kavrayış” manasına gelen “keys”ten türeme Arapça bir kelime. Yakın zamana kadar Türkçede kullanılan ve “uyanıklık, anlayışlılık, incelik, zekavet, fetanet” gibi karşılıkları olan “kiyaset” de aynı kökten. Keyyis Arapçada tıpkı bizim zaman zaman belli bir vurguyla “akıllı” veya “zeki” kelimelerini “uyanık, becerikli, işini bilen” manalarına kullandığımız gibi kullanılıyor ve düşüncesizliğin, tedbirsizliğin, dalgınlığın zıddı bir halin sahibini anlatıyor.

Nitekim başka bazı hadis-i şeriflerde acizlik olarak nitelendirilen gevşeklik, ihmalkârlık, bir şeyin önünü sonunu düşünmeden ahmakça davranmak, tedbirsizlik vb. hallerden sakındırılan müslümanlara “keys” tavsiye edilmiştir. Hadis şârihleri keys ile kastedilenin “işlerde dikkat ve uyanıklık, tedbire tevessül, esbâbı gözeterek maslahatı arama, netice hususunda düşünme” olduğunu söylemişlerdir.

Bugün uyanıklık dediğimiz tavra geçmişte “kiyaset” diyen irfanımız, bizden akıl ve zekâmızı doğru kullanmamızı istiyor demek ki. Fakat öte yandan aklı, zekâyı, diğer kabiliyet ve imkânları kullanırken de, fırsat yahut maslahat denilen şeyi belirlerken de ölüm hakikatinden hareket etmemizi istiyor. Çünkü “Nasihat isteyene ölüm yeter” buyurulmuştur ve aklın, doğru düşünmenin, uyanıklığın, kiyasetin, agâh olmanın alamet-i farikası ölümden öğüt almaktır.

Vakitlice uyanmak

İnsan uyanıksa, gözlerini açmışsa eğer, hep yanı başında olan ölümü görmemesi, ondan öğüt almaması mümkün değil. Ölüm; her an kapımızı çalabileceğini, hazırlıklı bulunmamızı, dünyanın da dünya hayatının da fani olduğunu ihtar eder görene. Dünya gurbetinde sınandığımızı, bir gün mutlaka sılaya döndürüleceğimizi, hesap gününü, ahireti hatırlatır.

Ölümün nasihati, ola ki gözden kaçar endişesiyle, bizim cenaze merasimlerimizde söze de dökülür. Cenaze namazı için saf tutulduğunda tekbirden önce cemaate dönen hoca efendiler, musalladaki ölüyü işaretle “Unzurû bi-ayn’il-i’tibâr” (İbret gözüyle bakınız) diye başlayan bir ikazda bulunurlar. İsterler ki insanlar hal ve hareketlerini bu ikaz istikametinde belirlesinler.

Bu sebeple bizim irfanımızda uyanıklık ahiret işlerinde fırsat kollamak, acele etmek, erken davranmaktır. Fırsatları değerlendirmek adına gençliğin, sağlığın, zamanın, alınan her nefesin kıymetini bilmektir. İbadetin, hayır hasenatın, tevbe ve istiğfarın ertelenmemesi, geciktirilmemesi gerektiğini; bunların fırsat olduğunu bilmektir. Dünyaya aldanmamak, nefse yenik düşmemektir.

Uyanık müslüman kendini bilir. Kendini bildiği için Allah Tealâ’yı bilir, kul olduğunu bilir; haddini, hukukunu bilir. Dünyanın varına yoğuna aldırmaz, şükreder, sabreder, zikreder.

Uyanık müslümanın istikbal kaygısı bu alemin ötesine, ölüm sonrasına matuftur. Gözü yükseklerdedir, dünyaya tenezzül etmez. Başkalarını aldatarak, kurnazlıkla, cerbeze ile, elde edebileceği üç kuruşluk dünya menfaati için ebedi saadetini tehlikeye atmayacak kadar akıllıdır.

Uyanıklık, “İnsanlar uykudadır; ölünce uyanırlar.” kavlince “ölmeden evvel ölmek”tir. Öyleyse agâh olalım erenler. İş işten geçmeden, Azrail hamle kılmadan, vakitlice gözümüzü açıp kendimiz uyanalım ve Dost’a giden yola koyulalım.



Ali YURTGEZEN • 141. Sayı
Diğer yazılar

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/agah-olalim-erenler-t23798.0.html;topicseen





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Türk Gibi Kuvvetli, Türk Gibi Muhteşem Delailül Hayrat Cep Boy ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.283 saniyede oluşturulmuştur


Agâh Olalım Erenler!Güncelleme Tarihi: 11/07/20, 04:52 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim