Allah Dostları ve Örnek Bir Allah Dostu Seyyid Abdülhakim el Hüseyn-i ks. - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.550 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22879 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Allah Dostları ve Örnek Bir Allah Dostu Seyyid Abdülhakim el Hüseyn-i ks., konusunu okuyorsunuz... Bu konu 8048 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Allah Dostları ve Örnek Bir Allah Dostu Seyyid Abdülhakim el Hüseyn-i ks.}   Okunma sayısı 8048 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
 

Elhamdulillahi Rabbil âlemîn.
Vesslâtü vesselâmü alâ  seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

Allah Dostları ve Örnek Bir Allah Dostu Seyyid Abdülhakim el Hüseyn-i ks.

      Veli; bütün Allah dostlarının ortak adıdır. Ehlullah da bu anlamda yaygın olarak kullanılır. Ehlullah Allah’ın özel, seçkin yakın dostları demektir. Onlar, her şeylerini Yüce Allah’a adamış ve O’nun rızasından başka bir derdi kalmamış kâmil müminlerdir. Bu isim hem onların hem adı hem de sıfatı olmuştur. Onları kendi zatına dost yapan Allahü Teâlâ’dır. Kendilerini seven ve bize ‘’bunları sevin’’ buyuran yine O’dur.
                       
Kur’an-ı Kerim’de Allah dostları ile ilgili şöyle buyrulmuştur:
         
      Ehlullah Allah’ın Dostlarıdır
       
   ‘’ Allah’ın dostları ancak müttaki olanlardır. Fakat (kafir ve gafil) insanların çoğu bunu bilmezler. ‘’ (Enfâl 8/34.)
           
      Veliler Dünya ve Ahiret Saadetine Ulaşmışlardır
       
   ‘’ Haberiniz olsun ki, Allah’ın velileri (dostları) için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzunda olacak değillerdir. Dünya hayatında da ahiret hayatında da onlar için nice müjde (ve keramet) vardır. Allah’ın söz ve hükümlerinde asla bir değişme yoktur. İşte bu (hale ve vade ulaşmak) en büyük kurtuluştur. ‘’ (Yûnus  10/62-64.)
         
      Veliler hayırlarda en öndedir
               
   ‘’ Kullarımızdan bazısı da Allah’ın izniyle hayırlarda en önde olanlardır. İşte büyük fazilet budur. ‘’ (Fâtır 56/32.)
             
      Veliler canlarını Allah Teâlâ’ya feda etmişlerdir
               
   ‘’ İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızası için nefsini (ve malını) feda eder. ‘’ (Bakara 2/20.)
               
   ‘’ Onlar, herhangi bir ticaretin ve alışverişin kendilerini Allah’ı zikretmekten, namazı kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoyamadığı erlerdir. Onlar yüreklerin ve gözlerin dehşetten ters döneceği günden korkarlar. ‘’ (Nûr 24/37.)
                     
      Allah dostlarına dost olanlar, Allah’ın dostu olurlar
                 
Bu dostluk, ebedi sevinç sebebidir. Kafir ve günahkarları dost seçmenin sonucu ağlamak ve yalnız kalmaktır. Asıl dostluk ölümle bozulmayan dostluktur. İşte sonuçları:
                     
   ‘’ O gün (Allah için birbirini seven) müttakilerin dışında bütün dostlar birbiriniz (azılı) düşmanı olur. ‘’ (Zuhruf 43/67. )
                 
     Velilerle beraberlik en güzel ameldir
               
Bütün enbiya ve velilerin sultanı Hz. Resullullah (s.a.v.) Allah rızasını arayan sadıklar ile birlikte bulunmayı en güzel amel olarak tanıtmıştır. Cenab-ı Hak, yüce peygamberine dahi şu emri vermiştir:
               
   ‘’ Resülüm! Rabb’lerinin rızasını isteyerek, sabah akşam O’na dua (ve ibadet) edenlerle beraber olmaya candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek sakın onlardan gözünü çevirme. Bizim zikrimizden kalbini gafil kıldığımız, hevasına tabi olan ve işi devamlı aşırılık olan kimseye itaat etme. ‘’ (Kehf 18/28.)
                                     
Hadis-i Şerif’lerde ise Allah Dostlarınla ile ilgili şöyle buyrulmuştur:
                                           
       Bu kısımda Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in saadetli dillerinden Allah dostlarını tanıyacağız. Böylece kendisine vâris olan ve zât-ı alisine vekaleten ümmetinin irşadını yürüten bu kâmil insanları, bir de O’nun sözleri ile ele alacağız. Çünkü gerçekten yeryüzünde, peygamberlerden sonra yüce Allah’ın dostluğunu en güzel şekilde Rabbanî alimler ve kâmil mürşidler temsil etmişlerdir.
                     
       İmam Gazâlî’nin (k.s.) belirttiği gibi, peygamberlikten daha üstün bir makam olmadığı gibi, bu makama vâris olmaktan daha şerefli bir şey yoktur. (Gazâlî, İhyâ, 1/12.)
                   
       Şu halde bu şerefe ulaşan kâmil arifler, yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. Onları tanımak, sevmek, kudsî halkalarına girmek, hal ve hareketlerinden istifade etmek ve sohbetiyle bereketlenmek de o derece şereflidir. Şimdi Allah dostlarının bazı özelliklerini Hz. Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in dilinden tanıyalım.
               
    Veliler Allahu Teâlâ’nın seçkin kullarıdır
               
Bu konuda Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:

‘’ Allahü Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Her kim benim veli kullarımdan birisine düşmanlık ederse, muhakkak ben ona harp açar (dostumun intikamını alır) ım. Bir kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili bir şeyle bana yaklaşmamıştır. Kulum bana nafile ibadetleriyle de durmadan yaklaşır; nihayet onu severim. Bir kere de onu sevdim mi artık ben o kulumun (özel ihsan edeceğim nûrum ile) işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden herhangi bir şey isterse onu verir, bana sığınırsa muhakkak onu himaye ederim. ‘’ ( Buhârî, Rikak, 38; İbn Mâce, Fiten, 16; İbn-i Ebi-d Dünya, Kitabu’l-Evliya, no. 1; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, 1/142; Beyhakî. )
                
Bu kudsî hadis Allah dostlarını en güzel şekilde anlatan bir hadistir. Velilere verilen bütün özellikler ve güzellikler bu hadiste özetlenmiştir. Hadisi biraz düşünecek olursak şu önemli neticeleri elde edebiliriz;
          
     a) -  Veliler, hususiyle mürşidi kâmil ilâhi koruma altındadır. Onlara eziyet etmek Cenab-ı Hakk’ı üzer.
     b) -  Velilere sataşan kimse, Allah’ın gazabına uğrar.
     c) -  Kâmil imandan sonra herkes için en önemli amel, farzları yerine getirmektir. İlâhi emir, hüküm ve edeplere dikkat
            etmeyen kimse veli olamaz.
     d) -  Farzlardan sonra nafileler, kulun ilâhi huzura yakınlığını ve derecesini arttırır.
     e) -  Allah sevdiği kuluna diğer kullardan ayrı hususiyetler ve hasletler verir. Başkalarının göremediği hikmet ve tecellileri
            görür. İşitemediğini o işitir. Güç yetiremediğine güç yetirir. Çünkü ona ayrı bir nur ve yetki verilmiştir.
     f) -  Veliler naz makamındadır. Duâları kabul edilir, istekleri verilir. Ancak arifler Allah’tan sadece O’nun affını ve rızasını   
             isterler. Nefislerini Allah’ın iradesine tabi ederler. Değersiz ve gereksiz şeyler için dua etmezler.
     g) -  Allahu Teâlâ’nın bu şekilde sevdiği ve övdüğü bir kimseyi ‘ Ben Allah’a iman ettim, ben Rabbimi severim ‘ diyen her
             müminin sevmesi ve saygı göstermesi vâcip, ona yanaşıp nûrânî atmosferine girerek istifade etmesi lazımdır.Sevgiliye
             ait şeyleri sevmeyen kimse, sevgisinde yalancıdır. Yalan sevgi ise, dilde bir ağırlık, gönülde bir sancıdır.
       
     Veliler her devirde bulunur:
       
Veliler her devirde bulunup kıyamete kadar dini ihya ederler. Bu konuda Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
       
   ‘’ Ümmetimden bir topluluk kıyamete kadar Allah’ın emrini ayakta tutmaya devam ederler. Onları terk edenler ve kendilerine karşı çıkanlar onlara bir zarar veremez. Bu durum, Allah’ın kıyamet emri gelinceye kadar devam eder. Onlar insanlara devamlı üstün gelirler. ‘’ ( Buhârî, İ’tisâm, 10; Müslim, İmâret, 53; Tirmizî Fiten, 27, İbn Mâce, Mukaddime, 9; Ahmed, Müsned, 5/34, 269, 278. )
       
   ‘’ Ümmetimden her devirde sabikûn (hayırda önderlik eden ehlullah) bulunur. ‘’ ( Ebû Nuaym,Hilyetü’l-Evliyâ, 1/7;Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no.7327. )
       
Her devirde ilâhî emirleri ayakta tutacak ve dini yayacak bu kimseleri Hz. Ali (r.a.) şöyle tanıtmıştır: ‘’ Yeryüzü, kıyamete kadar Allahu Teâlâ’nın dinini ayakta tutacak, ayetlerini ibtalden koruyacak kimselerden boş kalmaz. Onlar, insanlar içinde adedi çok az, fakat Allah katında kıymetleri çok yüksek kimselerdir. ‘’ ( Serrâc, el-Luma’, 458; Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, 1/123. )
           
Serrac et-Tûsî (k.s.), bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor: ‘’ Allah ve Rasûlü, müminlere ait hangi sıfattan bahsetmişlerse o sıfata sahip insanlar her devirde her zaman bulunur. Yoksa bulunmayan ve bulunmayacak bir şeyden bahsedilmesi boş bir şey olurdu. Veliler hakkında bahsedilen hâl ve sıfatlarda böyledir. ‘’ ( Serrâc, el-Luma’, 34-35. )
     
     Veliler Hz. Peygamber’in (s.a.v.) vârisidirler:
       
Veliler Rasulullah’ın (s.a.v.) varisi ve halifeleridir. Muhammed ’i nûru yayar, sünneti ihyâ, kulları ıslah ederler. Onlara hürmet, Allah ve Rasulüne hürmet olur. Bu konuda Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
          
   ‘’ Alimlere ikram ve hürmet ediniz. Onlar peygamberlerin varisleridir. Kim onlara ikram ve hürmette bulunursa Allah ve Rasulüne hürmette bulunmuş olur. ‘’ ( Hatib, Târih, 4/438; Suyûtî, el-Cami’us Sağ’ir, no. 1428. )
             
Veliler insanlık için manevi ışık kaynağıdır:
       
Veliler, Allahü Teâlâ’nın seçilmiş kullarıdır. Allah onlarla kalpleri aydınlatır, insanlığa yol gösterir. Fitneler onlara bulaşmaz. Onlar ilahi bir huzur ve afiyet içinde yaşar. Bu konuda Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
          
    ‘’ Allahü Teâlâ’nın kulları içinden seçmiş olduğu birtakım kimseler vardır ki, Allah onları (fitne ve zulmetten uzak tutar) afiyet içinde yaşatır, afiyet içinde öldürür, afiyet (ve iman selameti) ile cennete götürür. Dünyada onların üzerine gece karanlığı gibi fitneler gelir, fakat onlar bunlardan selamette kalır. ‘’ ( Ebû Nuaym, Hilye, 1/66; İbn Ebü’d-Dünya, Kitabü’l Evliya, no.4;Heysemî,Mecmau’z-Zevaid, 10/265-266.)
                                       
     Büyük veli Ebû Ali Dekkak'a (k.s.) " İnsan hepsiyle amel etmese de salihlerin sözlerini dinlemesinin ve güzel hallerini okumasının ona bir faydası olur mu? " diye sorduklarında, Hazret şu cevabı vermiştir:

" Evet olur. Bunun iki faydası vardır: Birincisi, velilerin sözleri o kimsenin kalbini kuvvetlendirir, ölmüş duygularını harekete geçirir, gönlünde güzel şeylere karşı bir arzu meydana getirir. İkincisi, kibrini kırar, benliğini yıkar, boş davaları kalbinden atar. Ona ayna olur, halini gösterir. İnsan kör değilse, kendini görür."

      Şeyh Mahfuz (k.s.) der ki: " Halkı kendine bakarak ölçüp tartma. Sen kendini Hak adamlarının terazinde tart, onların aynasında seyret. Seyret ki onların yüceliğini, kendinin de müflisliğini göresin."

      Abdurrahman-ı Câmî (k.s.), Allah dostlarının hayat hikayelerini dinlemenin her mümine en azından şu faydayı verdiğini söyler:

" Onları tanıyan kimse, onlar gibi olmadığını anlar, kendi kusurlarını görür. Böylece nefsini beğenme, boş davalara girme, temenni ile oyalanma ve insanlara gösteriş yapma gibi hastalıklardan kurtulur."

      Cüneyd-i Bağdâdî'ye (k.s.) " Önceki insanların kıssalarını ve Allah dostlarının hayat hikayelerini dinlemenin faydası nedir? " diye sorulunca Hazret şu cevabı vermiştir:

"Allah dostlarının sözleri ve güzel halleri, birer manevî askerdir. Allah onlarla zayıf kalpleri kuvvetlendirir, maneviyatı bozuk olanları düzeltir. Mümin onlarla destek bulur, yenilenir, kendine gelir. Şu ayet bunun delilidir:

Allah Teala buyurur ki:
" Resulum, peygamberlerin haberlerinden her haberi sana anlatıyoruz ki bu sayede senin kalbin teskin olup kuvvetlensin. Bunda hakka ait bilgiler, müminlere de bir öğüt ve uyarı gelmiştir. "

      Hace Yusuf Hemadânî Hazretlerine, " Eğer zamanınızda Allah dostları gizli olur ve onları bulmak güçleşirse, ne yapmak lazımdır? " diye sorduklarında, şöyle demiştir:

" Allah dostlarının hallerini ve hayatlarını anlatan kitaplardan her gün bir miktar mesela yedi sayfa okuyun. Bunu kalbi gaflet içinde olanlar için farz gibi gerekli görüyorum. "

      Yüce Allah'tan temennimiz odur ki, bu kıssa ve örnekler kalbimizdeki iman ağacının kuvvetlenmesine ve en güzel meyveler vermesine sebep olsun. (Ateşin Yakmadığı Aşık, Dilaver Selvi, Semerkand Yay.)

Kıssa

Papağanın Konuşması

Papağana konuşma öğretmek için, önüne bir ayna koyarlar. Aynada kendi aksini gören kuş, onun başka bir  papağan olduğunu zanneder.

Aynanın arkasına gizlenen biri de güzel bir diksiyonla öğretmek istediği kelimeleri tekrar eder. Papağan, duyduğu bu kelimeleri aynada gördüğü papağanın söylediğini sanır. Böylece tekrarlanan kelimeleri ezberleyerek, söz söylemeyi öğrenir.

Papağan konuşmayı öğrenir ama söylediği sözün manasından haberi yoktur.
Peygamberler ümmetlerine, Allah dostları da müridlerine, ayna mesabesindedir. Peygamber ümmetine Allah’ın emirlerini öğretir. Allah dostu da peygamberin yolunu bildirir. Aynaya bakan papağan gibi, mürid şeyhini taklit etmeye başlar.

Büyükler de ‘Taklit gerçeğe ulaşmanın başlangıcıdır’ buyurmuşlardır. İmanın hakikatlerine, iyiliğe ve güzelliklere ayna olan şeyh vasıtasıyla, mürid kemale ulaşır.

Gerçeğe ulaşamayanlar ise, söylediği sözün manasını bilmeyen papağan gibi mukallit kalır. (Mesnevi’de Geçen Hikayeler, Semerkand Yay.)
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/allah-dostlari-ve-ornek-bir-allah-dostu-seyyid-abdulhakim-el-huseyni-ks-t13486.0.html;topicseen



� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Devami..


Örnek bir Allah Dostu Seyyid Abdulhakim El-Hüseyni ks.
   
       S. Abdülhakim el-Hüseyn-i ks. Hz.leri, Seyyid Muhammed 'in oğludur. Seyyid Muhammed , Hazret'in halifelerindendi. Ancak üstatlarına: " Efendim, siz hayatta iken ben halifelik yapmam, bu yüzden beni ma'zur görün. Saadetli ömrünüz boyunca, bu fakiri dizinizin dibinden ayırmayın, gizleyin. Şayet benim ömrüm sizden sonra devam edecekse bu durumu birine bildirip, halifeliğimi vasiyet edersiniz." diyecek kadar mahviyet sahibi... Ne garip ki, bu zat mürşidinden evvel vefat edecek ve mürşidi de onun hakkında şu yücelik ifadesini kullanacaktır :
   
       "Allah'a yemin ederim ki, şu memlekette Seyyid Muhammed  gibisini görmedim. Sizler sakın onu zamanındaki diğer alimlerle karıştırmayın. Siz hiç kendisine halifelik verilipte bunun saklanmasını isteyen birini gördünüz mü? Kendisi halifemiz olduğu halde yaşadığımız sürece bunun gizlenmesini istedi."
   
       Seyyid Muhammed 'in ks. H.1322 tarihinin 10'una rastlayan perşembe günü öğle ile ikindi arasında Baykan ilçesinin Kermet köyünde bir oğlu dünyaya gelir. Seyyid Muhammed , bu durumu şöyle ifadelendirir: "Allah (CC)'ın lütfu ile bugün bir erkek çocuğum dünyaya geldi. Adını Abdülhakim koyup, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okudum. Fıkıh alimi olması arzusuyla göbeğini ‘Basuri’ adlı fıkıh kitabı üzerinde kestim."
   
      Seyyid Muhammed 'in Celaleddin adında bir oğlu daha olup bu çocuk beş yaşında vefat etmiştir. Hafize ve Esma adında iki de kızı vardır.

      Şeyh Abdurrahmani Tahi'nin halifesi Şeyh Abdulkahhar ks. bir gün Arınç köyüne gelir. Çok küçük yaşta olan Şeyh Abdulhakim'i görünce, şöyle der: "Allah (CC) bağışlasın bu çocuk kimindir, bu ilerde büyük bir zat olacak. Ancak bir kusurunu görüyorum, çok halimdir."
   
      Ayrıca Hazret de ks. Norşin'den Siyanüs'e gelince Seyyid Abdülhakim onu iki defa ziyaret edip, üçüncü kez ziyaretine gittiği zaman, "Bu kimin oğludur" dedi. Cemaat, "Seyyid Ma'rufun torunudur" Hazret k.s. dua edip şöyle der: " Bu çocuk gelecekte büyük bir zat olacaktır.
   
  Gavs'ın diğer sadat gibi tahsil hayatı çeşitli yerlerde geçmiştir.
   
      Babasından Kur'anı öğrendikten sonra, Siyanüs köyündeki Hazretin medresesinde üç yıl, ardından Norşin'e giderek orada yedi yıl, Norşin'den Şeyh Fethullahi Verkanisi'nin köyüne gidip iki yıl, oradan da Arbo köyüne giderek üç yıl ve nîhayet Suriye'ye yönelip Hazne köyünde hem zahiri, hem batıni ilmine devam edip orada tamamlarlar.

Bilfiil yirmi altı yıl ilim tahsili ile uğraşırlar. İlim tahsil ettiği üstatları şunlardır:
   
1-Molla Muhammed  Emin (Melle Mezin) Büyük Molla
2- Şeyh Muhammed  Arbovi
3- Molla Zahir
4- Muhammed  Selimi Hezani
5- Ahmed El Haznevi.
   
      İki defa evlendiler. Birincisi kendilerinden on beş yaş büyük bir akrabasından dul bir hanımefendi Seyyide Fatıma. Bu evlilikten, Seyyid Muhammed , Seyyid Muhammed  Raşid, Seyyid Zeynel Abidin (Bu zat küçük yaşta vefat etmiştir.) isminde üç oğulları, Halime ve Hatice isminde iki de kız çocukları olmuştur.

      İlk zevcesinin teşvikiyle ikinci defa yine akrabasından olan Seyyide Sıdıka ile evlenmişlerdir. Bu izdivaçtan da, Seyyid Abdulbaki, Seyyid Ahmed, Seyyid Abdulalim, Seyyid Muhyiddin, Seyyid Enver adlı oğulları ve dört kızı olmuştur.
Zahiri ilimlerde büyük bir alim olan Gavs hazretleri ahlaken çok halim idi.
   
      Onu görenler halinden etkilenip hidayete ererdi. Gavs, çoğu zaman şöyle derdi: "Üstat Abdulkahhari Zoheydi, hakkımda şöyle demiş: "Bu zat iyidir, ancak bir kusuru vardır. 0 da çok halim olmasıdır. Elhamdülillah bu kusur ne büyük bir kusurdur."
   
      Doğru ve faydalı sözleri tamamen dinler gerekirse cevap verirdi. Yoksul kişilerle oturup sohbet eder, onların arzu ve isteklerini karşılayıp gönüllerini hoş tutardı.
   
      Küçük çocukları çok sever ve derdi: "Çocuklara yedi yaşından itibaren namaz kılmayı öğretiniz, on, on beş yaşları arası kılmazlarsa icap ederse dövünüz. Siz bu çabayı gösterin, onlar sonunda bırakırsa ebeveynleri mesul olmaz. Gençlikte yapılan ibadet çok makbuldür. Bir insan gençliğinde Allah'a kulluk etmezse, ihtiyarladığı zaman ne dünyaya ne ahrete yarar.

      Bir gün mübareğe dediler: "Efendim bazı kişiler sizin münkirliğinizi yapıyorlar, siz ne dersiniz."
Cevaben buyurdular :
İmamı Şafii r.a buyuruyor: Huzuru İlahide Rabbi Teala bana şefaat hakkı tanırsa önce münkirlerime şefaat edeceğim. Çünkü onlar bizim terakki etmemize sebep oluyor. Elbet bizim iyiliğe iyilikle cevap vermemiz gerekir." Yine Hasanı Basri k.s hz.leri de kendi gıybetini yapanlara, iyiliğe iyilikle muamele edilir deyip, bir tabak şeker hediye göndermiş " Allahü Teala' nın İzniyle biz de öyle yaparız, onları severiz."

   
     Bir gün bazı sofilere Fatiha suresini talim ettiriyordum lisanları değişik olduğundan bu kişiler "sıratellezîne" derken doğru telaffuz edemiyordu. Bu yanlışlıkları düzeltmek için onlara ders vermeye başladım. Bizim bu dersimize Bilvanis seyyidlerinden bir tanesi itiraz edip dedi:
   
- Bunu bırakın, sadatlardan söz edin. Çünkü bir laf eksiğe veya fazlalığa bakmazlar. Ben de:
   
- Eğer yapılan ibadetler şeriata aykırı olursa, Allah c.c. katında makbul değildir, dedim. Seyyid bana kızarak dedi:
      
- Şah ı Hazne'nin huzurunda bir alim, Şahı Hazne'nin haline kalben itiraz etti. Bu durumun farkına varan Şahı Hazne o alime bir nazar etti. Alim yere düştü, sonra sarığı boğazına dolaştı. Seyyidin bu sohbetinden ben çok korktum. Çünkü mübarek Seyyiddir, kalbi incinmiştir. Ben de bu işte zarar etmiyeyim diye durumu Gavs'a anlatmak için mübareğin yanına vardım. Gavs hazretleri akşam rabıtası yapıyordu. Rabıtayı bitirdikten sonra, dönüp bana dedi ki:

- Allah c.c.'ın yolu nasılsa insan öyle anlatmalıdır. İtiraz edip buna darılan, darılsın, hangi büyük kayayı isterse kafasını o taşa vursun.
   
     Gavs hazretleri en çok Akaid ve ilmihal bilgilerini öğrenmeye teşvik edip, derdi: "Akidesi zayıf olanın imanı da zayıftır. Zayıf olan iman her zaman tehlikededir. Dinin ayakta kalması ilimledir." Şahı Hazne diyor: " Dünyayı isteyen ilim okusun, Ahireti isteyen de ilim okusun."

     Bunun için ilim çok önemlidir. Bakınız Rabbi Teala buyuruyor: "Allah'tan gereği gibi ancak alimler korkar." İnsan hayatı dünyeviyesinin her anını sünneti seniyyeye göre ayarlamalıdır.

     Hazret dünyayı değiştirdikten sonra, Gavs yarım kalan ilmi şeriatını tamamlayıp, seyri sulukunu yapmak için Şeyh Muhammed  Selim-el Hizaniye intisap etmek ister.

Bu işe karar vermeden önce istihare yapan Gavs, gördüğü rüyayı şöyle anlattı:

- Rüyamda; Hazret, Şahı Hazne ve ben beraber bulunuyorduk. Hazret Şahı Hazne'ye şöyle dedi:

- Şeyh Ahmed, Seyyid Abdülhakim'in babasının bizde çok emeği vardır. Onun için sen ona gözün gibi bak. Bu rüyayı şahı Hazneye intisap için işaret sayan Gavs, doğru Hazne yolunu tutar. Şahı Hazne'yi ziyaret edip tarikat almak istediği zaman, Şahı Hazne der:

- Abdülhakim sen tarikat almadın mı?

- Gavs, evet kurban önceden almıştım. Şah-ı Hazne:

-Kimin tarikatını almıştın ? Gavs:

- Hazret (K.S)'ın tarikatını.

Bu cevabı tebessümle karşılayan Şah-ı Hazne der:

- Hepimiz Hazret'in tarikatındayız. Senin tarikat almana lüzum yoktur. Tövbe verip, tarikat vermez. Bu hale şahit olan Şahı Hazne'nin halifesi Molla İbrahim şöyle der: Seyyid Abdülhakim, niçin böyle yaptın, bir menfaat görmezsin, bak bir kişi bir mülk alsa, onu istediği gibi tasarruf edip kullanabilir ve fayda görür.
Kişi sahip olmadığı mülkün üzerinde tasarrufta bulunabilir mi? Elbette ki bulunamaz. İşte mürşidi kamil de böyledir. Kendi tasarrufuna alabilmesi İçin, kendi eliyle müride tarikat vermesi gerekir. Kendi müridi olmayan bir kişi üzerinde hiç bir mürşit tasarrufta bulunamaz.

Bu sözlere çok üzülen Seyyid Abdülhakîm der: Biz bu işin böyle olduğunu bilmiyorduk.

Bir gün tekrar Şahı Hazne'yi ziyaret eden Gavs, der:

- Kurban ben tarikat tazeleyeceğim, Şahı Hazne:

- Hepimiz Hazretin ks. tarikatındayız. Senin tarikat tazelemene lüzum yoktur. Gavs :

- Efendim ben o zaman talebe idim, tarikatla fazla meşgul olamadım.

Bu konuşmalardan sonra Şahı Hazne, Gavs'tan "îstihare" yapmasını ister. Bu söze çok üzülüp renkten renge giren ve mahzun olan Gavs der:

- Yoksa beni rahmet kapısına kabul etmeyecek mi? Ben nereye gideyim, imanım tehlikede, ben imanımı nasıl kurtaracağım?
Emir gereği istihare yapan Gavs, o gece gördüğü rüyayı halife Molla İbrahim'e anlatır. Rüyası şöyledir: Çok kalabalık bir cemaat vardı. 0 cemaatta Hazret, Şah-ı Hazne ve Şahı Hazne'nin halifesi Molla Mehmed de vardı. Namaz vakti olduğu zaman, Molla Ahmed kamet etti, Şahı Hazne de İmam oldu, bize namaz kıldırdı.Bu rüyadan Şahı Hazne'ye intisaba izin çıktığını bildiren Molla Mehmed der : Seyyid Abdülhakim, müjdeler olsun, işin tamam.
Rüyasını Şahı Hazne'ye anlattığı zaman, mübarek der:

"İnşaallah Hazret'in izni vardır. Gel sana tarikat vereyim."

Bu hale çok sevinen Gavs böylece Şahı Hazne'ye intisap eder.



     Haznedeki günlerini mübarek şöyle anlattı:

     Biz Hazne'de bulunduğumuz sürece Şahı Hazne bize hiç İltifat etmezdi. Bir ay kaldığım zaman bile ancak bir kaç kelam ederdi. Bu hale çok üzülürdüm. Bir gün yine bu düşünce ile mahzun bir haldeydim. 0 sırada şahı Hazne, bize şöyle sohbet yaptı: " Mürşidin zahirdeki iltifatına gönül bağlayan kişinin maneviyattan nasibi azdır. Müridin teslimiyeti kemal bulup mürşidinden feyz ve himmet alabilme liyakatine sahip olduğu zaman mürşit; o müride zahiren iltifat etmez."

     Hilafet aldıkları sırada Taruni köyünde ikamet ediyorlardı. Oradan Bilvanis'e, sonra Kasrik'e en sonunda bugün medfun bulundukları yöreye hicret ettiler. Tarikat vermeye ilk defa Taruni köyünden başladılar. Burada Pazartesi ve Perşembe günleri teveccüh yapıp İnsanların hidayetine vesile olurlardı.

      Gavs, hilafet alıp irşada başladıktan on bir yıl sonra Şeyhi Ahmed-ül Haznevi vefat etmiştir. Bu vefat hadisesinden sonra Gavs hazretlerine intisap edenlerin sayısı daha da çoğalmıştır. Bunlar İslam'ın emir ve hükümlerini en iyi şekilde öğrenip yaşamaya çalışıyorlardı. İntisap edenler arasında bazı şeyhler, halifeler ve başka tarikat müntesipleri de vardı.

Kendisine Sorulan Bazı Sorulardan Seçmeler

      Soruldu: Muhabbet nedir? Nasıl olur?

      Dediler ki: "Muhabbet Allah'tan (C.C) gelen bir lütuftur, 0 kimi isterse ona verir."

      Soruldu: " Efendim bizler hatme yapıyoruz. Sadat’lar da bu işin üzerinde çok duruyorlar. Acaba bu hatmelerden bize ne fayda geliyor?"

      Buyurdular: "Menfaatleri çoktur. Bir örnek verelim: Şimdi Resuli Ekrem s.a.v. bize dese sen ümmetime en iyi bir amel tavsiye et, öğret. Bilir misiniz ben ne tavsiye ederim. Hatme-i Haceganı tavsiye ederim. Çünkü hatmenin reisi Resul-i Ekrem s.a.v.'dir. Silsile-i şerif okunmaya başladıktan sonra, Resulü Ekrem s.a.v. ruhaniyeti başta olmak üzere, diğer bütün sadatlar o halkaya iner. Ve orada bulunan bütün cemaatın arzularını kayıt ederler. Silsile okunması tamam olduktan sonra Resulü Ekrem s.a.v.'in ruhaniyeti ve sadatlar o halkada bulunanların arzu ve isteklerini doğrudan Rabb'ül Alemin'e götürürler. Resulü Ekremin götürdüğü istekler hiç reddedilmez.

      Soruldu: Efendimiz bize Öyle bir nasihat ediniz ki, onun sayesinde dünya ve ahirette kurtulalım.

      Dediler: Kurtuluş için hürriyet ve iffete dikkat ediniz. Hürriyet demek; Bütün işlerde sebeplere değil, sebepleri yaratan Allah'a c.c. bağlanıp teslim olmaktır. Bu saydıklarımız, kurtuluşun ilk kapısıdır. İffet ise, kişinin kendi nefsi veya başkalarının hesabına değil, bütün fiillerinde Allah'ın c.c. emir ve hükmüne göre olmaktır.

      Sordular: Efendim, ihlas ne demektir?

      Dediler: İhlas, hiçbir sebep ve gaye olmaksızın Allah c.c.'ın emir ve hükümlerini yalnız Allah rızası için yapmaktır. Yani bütün gücünü Allah yoluna sarf etmektir. Bu hal üzerine sebatın zahirine Takva, özüne de ihlas denir. Bir örnek verelim; kimin gayret ve düşüncesi midesine olursa kıymeti de ondan çıkan kadar olur. Malumdur ki, hayatını şöhret ve şehvete harcayanın sonu hüsrandır.

      Sordular: Zahiri ve batıni darbelere nasıl dikkat edelim?

      Buyurdular: Açık ve gizli edeplere dikkat ediniz. Abdestli olunuz. Günah işlediğiniz an tövbeyi terk etmeyiniz. Selefi salihin eserlerini okuyunuz. Öğrendiğiniz şeriatı tatbik ediniz. Bilgili kişilerin sohbet ve nasihatlarını kabul ediniz. Böylece Allah'ın emirlerini yerine getirmeye gayret etmiş olursunuz. Bu saydıklarımız zahiri edeptir.
Batıni edep ise, kalbi masivadan temizlemektir. Bu zamanda kalbi masivadan kurtarmak çok zordur. Hafız-ı Şirazi şöyle diyor: "Ey kişi seni dostundan geri bırakan neyse kalbinden onu terk et.
Bakınız insan kalbi için şer hicap olduğu gibi hayırda hicap olur. 0 halde salikin ne hayra güvenmesi ne de şerden koruması gerekir. Allah'a güvenip yasaklardan sakınmalıdır. Şerlerin hepsi kendi nefsindendir. Hatta nefsin kendisi de şerdir.

Şahı Hazne, bir gün bize şöyle sohbet etti:

Allah, bize, bizden daha yakındır. İnsan ise ne kadar hayasızdır. Çünkü Allah'ın huzurunda O'na isyan ediyor. Allah c.c. ise ne kadar halimdir ki, asi günahkarı tövbeye çağırıyor. İlim insanı gaflete sevk ediyorsa büyük bir felakettir.

Bir zamanlar bir şeyh müritlerden birine bir tavuk verir. Der, oğul bu tavuğu hiç kimsenin görmediği bir yerde kes, getir. Mürit uzun zaman dolaşır, sonra tavuğu kesemeyip, şeyhinin yanına döner. Şeyhi ise suretini değiştirip niye emri dinlemedin diye müridi azarlar. Mürit der: Efendim, nereye gittimse Rabbim beni görüyordu. Sizin emriniz ise hiç kimsenin göremeyeceği bir yerde kesmem idi. Bu işi yapamadım, beni affedin.

Bakınız kalp tecelligahı ilahiyedir. 0 işe çok gayretlidir. Kulunun kalbinde Allah kendisinden gayrısını kabul etmez.

      Sordular: Bir alim Kur'an, Hadis, Fıkıh ilmini bilir, selefin kitaplarını da okursa bir şeyhe bağlanmaya ne lüzum var?

      Dediler: Bakınız, bir eczacıyı düşünelim. Bu kişi envayı çeşit otları bilir, bunlardan nasıl ilaçlar yapılacağını, bu ilaçların hangi hastalıklara yararlı olacağını da bilir. Doktorlar da bazı zamanlar bu bilgilerden esinlenerek teşhis ettikleri hastalıklara bu ilaçları verirler, eczacılardan aldıkları bilgiye dayanarak. Ama eczacı çoğu kez bir hastalığı teşhis edemez, reçete olmaksızın bir hastaya bazı ilaçları veremez. Verdiği takdirde, ilacı parasız dahi verse eğer ki, hasta zarar gördüyse eczacı cezalandırılır. Ayrıca bakınız, bir doktor çoğu kez kendi filmini çekemez. İki omuzu arasında bir yara olsa onu tedavi edemez. Alimleri de böyle kıyas etmek lazımdır. İnsan ahiret yolunda evvela avamdır. Kendisini masivadan kurtarması çok zordur. Oğlun dahi olsa, ehil değilse bir hastalığından mütevellid ameliyat lazım gelse ona yaptırmazsın. İşin mütehassısını ararsın. Mürşitler ehil kişilerdir. İzn-i İlahi ile insanları gafletten kurtarıp, yönünü Hak'ka döndürürler. Bakınız, devrimizde vaaz ve nasihat dinleyip hidayete gelen çok az kişi vardır. Ama şeyhler daha çok kişinin hidayetine vesile olurlar. Zamanımızda mutasavvıflar az olduğu için, insanlar isyana daha fazla düşmüştür. İrşad ehli zatlar, devrimizde azdır.

      Soruldu: Nefs nedir? Ne gibi hileleri vardır?

      Buyurdular: Nefs, hayvani bir kuvvettir. Bu hayvani kuvveti idare eden, his ve hareket ise hamil bir latifedir. Bazı kişiler nefs buhurdan bir cevherdir, dedi Felsefeciler ise rüh-u hayvani derler. Nefs ilk defa şöhret ve şehveti emreder. İnsanın kalbine hayvani huylar verir. Makamı Suflidir. Onun için insanın kalbini aşağı çeker. Bütün fenalıklar nefse nisbet edilir. Kalb melekleşmeye, nefs ise hayvanlaşmaya meyleder. İnsanın esas vazifesi şer-i şerifi tahlil etmektir. Nefsin vazifesi, hayvani ve fena ahlakı terk ederek mücahede ile terbiye olup, güzel ahlakla ahlaklanmaktır.
   
Ruh daima marifet-i İlahiye ye meyyaldir. Görevi ise, kemaliyettir. Sır latifesinin görevi masivayı terk etmektir. Sır latifesi Hakk'ın kahrından rahmetine sığınır.
   
Hafi ise Cenab-ı Hak'tan feyzi celb ve kabul eder. Celb ettiği feyzi ruha ifaze eder. Ehfa, sırrın da sırrıdır. Onda kulun hiçbir müdahalesi yoktur.

Nefsin zatı ve maddesi değişmez, lakin sıfatı terbiye olup değişir. Mesela, Hz. Ömer r.a., İslam'dan önce cehalet devrinde kızlarını diri diri toprağa gömerdi. İslami kabul ettikten sonra aynı Ömer r.a., halife olmasına rağmen sırtına çuval yükleyerek, fakirlerin evlerine kadar ihtiyaç maddelerini taşımıştır. Her iki Ömer de r.a. aynıdır. Sıfatları değişmiştir. Zatı ise aynıdır.

Nefs zikir ve riyazetle terbiye olur, Radiye ve Merdiye makamına çıkar. Sonra her hayrın membaı ve menşei olur. Şeriata teslim olan kendisi hakkında delil bile arayamaz.
      Soruldu: Peki efendim, kalbimizi bütün bu nefs ve vesveselere karşı nasıl galip getireceğiz?

      Buyurdular: Kalbinizi dışta ehl-i fısktan gelen, içte ise nefs ve şeytandan gelen umum telkinlere sarfı nazar etmek ve kalpten zikretmekle kalp kuvvet bulur. Kalbin gıdası Allah'ı zikirdir. Nefsin gıdası ise yemek, içmek, giymek... vs.dir.

      Sordular: Kalbimiz Allah'ı zikretmiyor, ne yapmalıyız?

      Buyurdular: Dilinizi ona yardımcı kılınız. Her ne kadar İmam Gazali, gaflette zikir merduttur, demişse de bazı ulema da gaflette zikir etmek, zikirsiz gafletten daha iyidir, demiştir. Biz bu sözü tercih ediyoruz. Kalbi zikir, gafleti yok eder. Molla Cami de şöyle diyor: Zikri lisani kıyamette tartılır, faydasız değildir. Şah-ı Nakşibend (K.S)'den evvel Nakşibendiler yalnız iken gizli, toplu iken cehren zikrederlerdi. Halbuki yalnız iken dil ile zikir, hafi zikre dahildir. Hülasa, riyadan ari başkalarına göstermeksizin zikir mutlak evladır, demiştir.

TEMİZ RUHLARDAN İSTİFADE YOLU
                         
       Temiz ruhlardan istifade edebilmek için, onları Allah’ın rahmet ordusu görüp,  kendilerine sevgi ile yönelmek ve samimi olarak yardımlarını istemek gerekir. Allah yolunda ileride olanlar, kendileriyle aynı yolda olup da geride kalanlara destek verir, çaresiz ve yalnız bırakmazlar.
                       
       Allah dostları vefa sahibidir. Onlar Allah Rasulü (s.a.v)’in ahlâkına sahiptir. İnsanların yükünü ve çilesini çekmek, dertleriyle dertlenmek, elindeki imkanla başkasına yardım etmek, bir yüzün gülmesi için gözyaşı dökmek peygamber ahlâkıdır.
                   
      Yüce Allah, bir veli kuluna ilim, hikmet, sevgi, feyz, nur, şefaat, tasarruf, güzel ahlâk gibi manevi nimetlerden ne vermişse, onun şükrü Yüce Allah’a hamd etmek ve bu nimetlerden başkalarını hissedar ederek onların da şükrüne sebep olmaktır.
                   
      Velinin himmeti Allah’ın rahmetidir. O rahmet, erkek-kadın, genç-ihtiyar herkesin saadet sebebidir. Veli, Yüce Allah’ın özel dostluk tecellisine mahzar olmuş kimsedir.İlâhi sır sahibidir. Kâmil mürşid, herkesi zengin edecek bir hazinedir. Onda diğer insanların alacağı çok şey vardır. Hadis-i şerifte belirtildiği gibi, Allah dostlarının kalpleri, hidayet lambaları ve takva nuru ile dolu feyz kapılarıdır. (Hakim, Müstedrek; İbnu Mace, Fiten;Ahmed) Onların meclislerine giren, kalplerine emanet edilen nura yönelen ve ondan nasiplenen kimse, Yüce Allah’ı tanımanın zevkine ulaşır.
                     
      Bir şeyi elde etmenin yolu onun peşine düşmektir. Allah dostları kendisine inanan ve yönelen kimseye fayda verir. Münkir ve kibirli kimse, her gün peygamberi görse bile bir şey anlamaz, istifade edemez. Kendisini muhtaç görmeyen kimse bir şey talep etmez. Dil ucuyla değil, gönülden istemek gerekir. İstemenin bir şekli dille istirham etmek, diğeri kalple kamil mürşidin kalbine yönelmektir.
         
     Uzun ve tehlikesi çok olan bir yolu, elindeki yol haritası ile giden mi emniyet içinde aşar ve hedefe ulaşır , yoksa o yolları çok iyi bilen bir rehberle giden mi?
         
     Mesnevi’ninin sahibi Mevlana (k.s.) Hazretleri der ki; ‘’ Ya Rabbi! Seninle arama hiçbir şey koyma.     
                                                                                                Peygamberlerinden ve dostlarından başka!... ‘’

Kaynaklar: Altın Silsile, Semerkand Yay. – Ateşin Yakmadığı Aşık, Semerkand Yay. – Mesnevide Geçen Hikayeler,  Semerkand Yay.
                     Allah Dostlarından Yaşayan Sözler, Semerkand Yay. – Kaynaklarıyla Tasavvuf, Semerkand Yay.                   

Gerek Duyulursa Aşağıdaki Sözlerden İstifade Edilebilir?

İSLAM ALİM’LERİNDEN ve Allah DOST’LARINDAN KAMİL MÜRŞİD’İN ve Allah DOST’UNUN ÖNEMİ
                             
     ‘’ İnsanı Allah’a ulaştıracak kapı Allah dostlarının kalp kapılarıdır. Evlere kapılarından girin buyrulduğu gibi, her işteki usul ve esas takip edilmeli, sebepler vasıtalar dairesindeki dostlarının gönül kapılarından, sohbet meclislerinden geçilerek Yüce zata erişile ve sohbetinde bulunula. ‘’ Ebu Bekir Seydalani ks.
                   
    ‘’ Allah dostları ile Salihlerle beraber ol. Onların sohbetlerinde bulun. Böylece Allah’ın onlara olan yardımı sayesinde sen de güçlenirsin.Sen de onların gözü ile görürsün. Allah’da tıpkı onlarla övündüğü gibi seninle de övünür.‘’ Seyyid Abdülkadir-i Geylani ks.
       
     ‘’ Allahu Teala kimi felakete düşürmek isterse, ona alimlerin ve Allah dostlarının aleyhinde bulunma hasletini verir. ‘’ Ebû Turâb-ı Nahşebî ks.
                 
     ‘’ Dünyevi duygu ve düşüncelerin sağlığını tabibden, kişiyi sonsuza yücelten ilahi hislerin sıhhatini de Allah dostundan öğren. ‘’ Hz. Mevlana ks.
     ‘’ Allah dostlarına ve onların bağlı olduğu silsileye azıcık muhabbet besleyen bir kimse, bu muhabbetinin bereketi ile imanını kurtarır. Günaha girse bile küfre girmez. Yüzüne baktığı, elinden tuttuğu Allah dostunun muhabbeti, ona Allah’ı inkar ettirmez. Bu da ona yeter. ‘’ Bediüzzaman ks.
             
     ‘’ Peygamberlerin meclisine bakmak isteyen kimse, Rabbanî alimlerin meclisine nazar etsin. Çünkü onlar, ümmetleri içinde peygamberlerin halifeleri ve ilimlerinin varisleridir.Onlarla oturan kimse, nübüvveti temsil eden bir kimseyle oturmuş olur. Herkes alimlere karşı edeb ve tavrı ile iman derecesini,ilim seviyesini ve peygamber aşkını ortaya koyar. ‘’ Sehl b.Abdullah et-Tüsterî ks.
         
     ‘’ Bu dünya bir han gibidir; ahiret yolcusu bütün hazırlığını bu handa yapmalıdır. Yolda tedarik görülmez. Zira kervan yola çıkmıştır. Ölümle başlayan bir yolculuğun geri dönüsü yoktur. Yola çıkan kimsenin, hedefine ulaşması için belli bir yol ve usul takip etmesi gerekir. Başı boş ve hedefsiz yol giden kimsenin hedefine varması mümkün değildir. Onun nereye varacağı da belli olmaz. Allah yolu da böyledir. O yol da Hz. Rasulullah (s.a.v) in izinden başka Allah'a giden bir yol ve kapı yoktur. Hz. Rasulullah'ın (s.a.v) hayatını yaşamak için de ulu Allah dostlarına uymak gerekir. Hz. Peygamber'e (s.a.v) hakkıyla uymanın en güzel yolu, sünnet üzere yaşayan Allah dostlarını takip etmektir. Allah dostları, sünnet-i seniyyeyi kal olarak değil, hal olarak yaşar ve yayarlar. Onlara uymakla iman selameti ile ölmek nasip olur. Böylece ebedi ahiret yolculuğu iman ile başlamış olur. En büyük saadet te budur.  ‘’ Gavs-i Sani Seyyid Abdülbaki ks.
                       
      İmam-ı Rabbânî Hazretleri anlatıyor: Bir hadis-i şerifte Resulullah ( s.a.v.) Efendimiz ‘’ Alimler peygamberlerin varisleridir. ‘’ buyuruyor. Peygamberden miras olarak kalan ilim iki kısımdır. Birincisi ahkâm ilmidir (İslamî hükümlerin bilgisi, zahirî ilimler). İkincisi sırlar ilmidir (manevi ilimler). Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mirasına gerçekten sahip olanlar bu her iki ilimden de nasibi olanlardır. Sadece birinden nasibi olan kimse gerçek varis olamaz. Çünkü vâris olan kimsenin, miras olarak bırakılan şeyin bir kısmından değil hepsinden nasibi vardır. Mirasın bir kısmından nasibi olan kimseler alacaklı kimseler grubuna girer (asıl vâris olamaz). ‘’ ( İmam-ı Rabbânî , Mektûbât, 1/268. Mek., Abdulmecîd Hânî, el-Hadaîku’l-Verdiyye s.560)
         
       Peygamber Efendimiz (s.a.v) ‘’ Kişi sevdiği ile beraberdir ‘’ buyuruyor. O halde herkes dost edineceği kişilere dikkat etmesi gerekir. Bakınız bu konuda büyüklerimiz ne buyuruyor:
         
     ‘’ İnsan kiminle arkadaşlık yapacağını bilmelidir. Şayet Allah düşmanlarıyla arkadaşlık yaparsa, onlarla dostluk kurarsa, mutlaka o kimselerden kendisine de Allah düşmanlığı sirayet eder. Eğer sirayet etmese onlarla arkadaşlık yapması mümkün olmaz. ‘’ Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî ks…

     ‘’ Zalimi seven kimse; Rükn-Makam (Kabe’de, duanın mutlaka kabul olduğu yer) arasında yetmiş yıl ibadet etse, yine de kıyamet günü, Allah onu sevdiğiyle beraber kılacaktır. ‘’ Abdullah b. Mesud ra…
               
    ‘’ Ömrüm boyunca oruç tutsam, hiç uyumadan geceleri ibadetle geçirsem, malımı parça parça Allah yolunda infak etsem, fakat gönlümde Allah'a itaat edenlere karşı bir sevgi, isyan edenlere karşı bir nefret duymasam, bütün bu yaptıklarımdan bir fayda göremem. ‘’ Abdullah bin Ömer ra.                             



� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.734
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
 X:01
İnsanı Allah’a ulaştıracak kapı Allah dostlarının kalp kapılarıdır. Evlere kapılarından girin buyrulduğu gibi, her işteki usul ve esas takip edilmeli, sebepler vasıtalar dairesindeki dostlarının gönül kapılarından, sohbet meclislerinden geçilerek Yüce zata erişile ve sohbetinde bulunula. ‘’ Ebu Bekir Seydalani ks


Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Temizlik Yaptım Hemde Tüm Benliğimde Bunlar öyle böyle tatlı değiller ki ... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.226 saniyede oluşturulmuştur


Allah Dostları ve Örnek Bir Allah Dostu Seyyid Abdülhakim el Hüseyn-i ks.Güncelleme Tarihi: 19/08/19, 04:04 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim