Allah'ın Va'di - Günün Sohbeti
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.570 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22883 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Allah'ın Va'di, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3657 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Allah'ın Va'di}   Okunma sayısı 3657 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Rehnüma

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.138
  • Konu: 197
  • Derviş: 20900
  • Teşekkür: 129
Allah'ın Va'di
« : 06/08/14, 09:56 »
Allah'ın Va'di

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashâbı Mekke'de yaklaşık on sene zor şartlar içinde yaşadılar. Sonra Medine'ye hicret ettiler. Allah Teâlâ burada onlara savaşa izin verdi. Fakat yine de rahat değillerdi. Çünkü müşrik kabileler düşmanlık oklarını onlara çevirmiş durumdaydılar. Akşamları silahlı olarak yatıyor, sabahları silahlı olarak kalkıyorlardı. Bir müddet böyle devam etti. Bu tedirgin ortam sürüp giderken ashâb-ı kiramdan birisi gelerek:

- Ey Allah'ın Resûlü, biz sürekli böyle endişe içinde mi yaşayacağız? Emniyette olacağımız ve silahları bırakacağımız günler gelmeyecek mi? diyerek müslümanların içinde bulunduğu psikolojik duruma tercüman oldu. Sahâbîsinin hâlet-i rûhiyesini kalbinin derinliklerinde hisseden Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, muzdarip gönüllere ümid bahşedici bir üslûbla:

- "Bu durum fazla devam etmeyecek. Yakında öyle bir zaman gelecek ki sizden biri, yanında herhangi bir silâh taşımadan kalabalık bir topluluğun yanına varıp emniyet içerisinde oturabilecek." buyurdu. Bunun üzerine şu âyet-i kerime nâzil oldu.

 "Allah, içinizden iman edip de sâlih ameller işleyenlere yemin ile va'detti ki kendilerinden önce gelenleri nasıl (kâfirlerin) yerine getirip (hâkim kıldı) ise onları da yeryüzünde muhakkak (müşriklerin) yerine geçir(ip hükümran ed)ecek, onlar için beğendiği dini (İslâm'ı) her hâl u kârda pâydâr kılacak, onların korkuların(ı üzerlerinden kaldırdık)tan sonra (hallerini) kat'î bir emniyete çevirecektir. (Tâ ki) onlar (bu emniyet içinde) bana ibâdet etsinler, bana hiçbir şeyi ortak tutmasınlar. Kim bundan sonra nankörlük ederse artık onlar fâsıkların tâ kendileridir." (en-Nûr 24/55)

Cenab-ı Hakk mealini verdiğimiz ayet-i kerimede mağlubiyet, korku ve güvensizlik içerisinde bulunan bir toplumun gâlip, güvenli ve hâkim duruma ulaşabilmesi için şu iki önemli hususu gerçekleştirmesini istemektedir.

1. Bunların birincisi Allâh'a dosdoğru ve tam bir îmân ve teslimiyettir. Böyle bir îmân, insanın bütün faâliyetlerine tesir etme ve onu iyilik istikâmetinde yönlendirme fonksiyonu görür. Gerçek mânâda mü'min olan bir kimse bütün davranışlarını Allâh'ın rızâsını gözeterek yapar. Şahsî arzu ve temâyüllerden uzak durur. Allâh'a imânın en kâmil misallerini sergileyen ashâb-ı kirâmdır. Rasûlullâh Efendimiz'in yetiştirdiği bu yıldızlardan birisine âid olan bir îmân mücâdelesi şöyledir:

Hz. Ömer, Şam Kayseriye taraflarında Rumlar üzerine bir ordu göndermişti. Ordunun içinde, ashâbdan Abdullâh bin Huzâfe de, bulunuyordu. Rumlar onu esir ettiler. Krallarına götürdüler ve "Bu, Muhammed 'in ashâbındandır!" dediler. Kral, kendisini bir eve kapattırıp yemekten, içmekten günlerce alıkoyduktan sonra şarap ve domuz eti gönderdi. Üç gün gözetlediler. Abdullâh bin Huzâfe, ne şaraba ne de domuz etine yaklaşmadı.

Krala, "Onun boynu büküldü. Oradan çıkarmazsan muhakkak ölecek!" dediler. Kral, Abdullâh'ı getirterek ona: "Yemekten ve içmekten seni alıkoyan nedir? diye sordu. Abdullâh bin Huzâfe "Gerçi zarûret onlardan yemeyi ve içmeyi bana helâl kılmıştı. Fakat ben seni, kendime ve İslâmiyete güldürmek istemedim!" dedi.

Kral "Sen hıristiyanlığa dönsen de mülkümün yarısını sana versem, seni mülk ve saltanatıma ortak yapsam, kızımı da seninle evlendirsem olmaz mı?" dedi.

Abdullâh bin Huzâfe: "Sen bana, Muhammed  aleyhisselâm'ın dîninden göz açıp kapayıncaya kadar dönmek üzere mülkünün tamâmını ve bütün Arapların mülklerini versen Muhammed  aleyhisselâm'ın dininden aslâ dönmem." dedi.

Kral "Öyleyse seni öldürürüm." dedi. Abdullâh bin Huzâfe "O da senin bileceğin bir şey!" dedi.

Abdullâh bin Huzâfe çarmıha gerildi, okçular da ona değmeyecek şekilde, korkutmak için oklar attılar. Daha sonra ona tekrar hristiyanlık teklif edildi. O mubârek sahâbî en ufak bir meyil bile göstermedi. Kral: "Ya hıristiyanlığa dönersin ya da seni kaynar bakır kazanın içine atarım" dedi.

Abdullâh bin Huzâfe "Yapamam" deyince bakırdan bir kazan getirildi, içine zeytin yağı veya su konularak kaynatıldı. Kral müslümanlardan bir esir getirtti. Hıristiyanlığa dönmesini teklif etti. Kabul etmeyince kazanın içine atılmasını emretti. Esir müslüman kazana atıldı. Abdullâh bin Huzâfe ona bakıyordu. Etleri bir anda kemiğinden soyulup dökülüverdi!

Kral Abdullâh'a tekrar hıristiyanlığı teklif etti. Kabul etmeyince onun da kazana atılmasını emretti. Abdullâh radıyallâhu anh kazana atılırken ağladı. Kral fikir değiştirdiğini zannederek yanına getirtti ve tekrar hıristiyanlığı teklif etti. Şiddetle reddettiğini görünce hayretle: "Öyle ise niçin ağladın?" diye sordu. O da:

- Zannetme ki senin bana yapmak istediğinden korkarak ağladım! Ben ancak bunun, Allâh yolunda verebileceğim bir tek canım olduğu halde yapılacak oluşuna ağladım. Kendi kendime, 'Sen şimdi tek can taşıyorsun, şu kazana atılacak, Allâh yolunda bir anda ölüp gideceksin. Halbuki ben vücûdumdaki kıllar sayısınca canım olmasını ve her birisi için bu işkencenin Allah yolunda bana yapılmasını ne kadar arzu ederdim' dedim" dedi.

Abdullâh bin Huzâfe'nin bu sözleri kralın çok hoşuna gitti onu serbest bırakmak istedi. "Başımı öp de seni serbest bırakayım" dedi. Abdullâh: "benimle birlikte bütün müslüman esirleri de serbest bırakır mısın?" dedi. "Evet bırakırım" dedi. Abdullah: "İşte şimdi olur" dedi. Abdullah bin Huzâfe der ki: "Kendi kendime 'Hem kendimi hem de müslüman esirleri bıraktırmak için Allah düşmanlarından bir düşmanın başını öpmemde ne sakınca var? Öp gitsin!' dedim."

Abdullah ve seksen müslüman serbest bırakıldılar. Hz. Ömer'in yanına geldiklerinde durumu ona anlattılar.

Hz. Ömer: "Abdullah bin Huzâfe'nin başını öpmek her müslümana düşen bir vazifedir! Bunu yerine getirmeye ilk önce ben başlıyorum" dedi. Kalkıp ona doğru vardı ve başını öptü. Allah onlardan râzı olsun. (M. Âsım Köksal, İslam Tarihi, İstanbul 1987, IV, 114-118)

2. İkinci şart ise amel-i sâlihtir. İmân, kişinin şahsî tekâmülünü sağlamanın yanında mükemmel ve sistemli bir hayât nizâmını da hedefler. Böyle bir nizâmın içerisinde Allâh'ın buyruklarının yerine getirilmesi ve yasaklarından uzak durulması gerekir. Bunun tahakkuku için yapılacak bütün çalışmalar amel-i sâlih kabul edilir.

Bu iki şartı yerine getiren milletler ve toplumlara va'dedilen hususlar âyet-i kerîmede birbirini tamamlayacak şekilde üç madde hâlinde şöylece sıralanmaktadır.

1- Allâh Teâlâ onları, önceden yeryüzünde hâkim ve hükümrân olmuş milletler gibi hükümrân kılacaktır. Zulüm ve küfürle insanları idâre eden, onlara her türlü haksızlığı revâ gören kimselerin geçici mülk ve saltanatlarını bu kullarına devredecektir. Onlar da Allâh'ın yeryüzündeki halîfesi olma şuuruyla zulüm ve fitnenin önüne geçecekler, insanların Allâh'a giden yollarındaki engelleri kaldıracaklar, bunun ötesinde huzurlu ve müreffeh bir hayatın idâmesi için gerekli medeniyet, îmâr ve inşâ faaliyetlerini gerçekleştireceklerdir. Güçlerini yıkma ve bozma için değil yapma ve ıslah için kullanacaklardır. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ve hulefâ-i râşidîn döneminde çok kısa sayılabilecek bir zaman diliminde hayâl edilemeyecek kadar genişlikte yerler fethedilmiş ve dünyânın o dönemdeki süper güçleri dize getirilmiştir.

2- Bu samîmî gayretler netîcesinde Allâh Teâlâ İslâmı yeryüzünde temelli olarak yerleştirecektir. İslâm'ın hedeflediği hak ve adâlet nizâmı hüküm-fermâ olacak ve bunun sağladığı huzur ve sükûn bütün güzelliğiyle zuhûr edecektir.

3- Bütün bu gelişmelerin tabiî bir sonucu olarak korkular son bulacak ve yerlerini derin bir emniyete bırakacaktır. Böyle bir huzur ortamı sağlamanın gâyesi ise insanın yaratılış maksadı olan Allâh'a kulluğu sağlamak ve O'na hiç birşeyin ortak koşulmamasını sağlamaktır. Bu hedef unutulup fırsatlar değerlendirilmediği takdirde Allâh Teâlâ verdiği nimetleri geri alacak ve insanlar nakörlüklerinin cezâsını ağır bir şekilde ödeyeceklerdir. Şu an biz müslümanlar yeryüzünde hâkim olmadığımız gibi binbir türlü korku ve endişe içerisinde bulunmaktayız. Siyâsî buhranlar, ekonomik krizler ve dâhilî çalkantılar birbirini takip etmekte ve müslüman toplumların huzûrunu bozmaktadır. Tam anlamıyla bir herc ü merc yaşanmaktadır. Bir tarafta bizim bu içler acısı durumumuz, diğer tarafta ise hakîki îmân ve sâlih amel sâhiplerine hâkimiyet va'deden bu âyeti kerime durmaktadır. Bu manzara karşısında ümitsiz ve bedbîn olarak durmanın bir mânâ ifâde etmediğini tarihî hakîkatlerden çok rahat müşâhede etmemiz mümkündür. Binâenaleyh Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem'in tarîhin akışını değiştiren müstesnâ hayâtını en ince teferruâtına kadar tahlîl edip özümseyerek ve bu âyet-i kerîmenin nâzil olduğu ortamla içinde bulunduğumuz durum arasında mukâyese yaparak, üzerimize düşen görevleri yine Sevgili Peygamberimiz'in o örnek hayâtından çıkarmanın ve bunu tatbik etmenin gayreti ve azmi içinde olmalıyız.

Şartlarını oluşturduğumuz takdirde âyet-i kerimenin verdiği müjdenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmamız, mü'min oluşumuzun tabiî bir gereği değil midir?


Altınoluk Dergisi,Prof. Dr. Ömer Çelik,2002 - Temmuz, Sayı: 197, Sayfa: 037
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/allahin-vadi-t35325.0.html



Arada bir yar köyüne varan derviş olur amma,
Gittiği her yeri yar köyü yapan kesin aşık’tır.
(Serdar Tuncer)

Çevrimdışı smtkara

  • Üye
  • **
  • İleti: 83
  • Konu: 5
  • Derviş: 21289
  • Teşekkür: 18
Yeni: Allah'ın Va'di
« Cevapla #1 : 14/09/14, 01:51 »
 


İnsan yaşamadıkça şerri , maalesef görmüyor rahmaniyeti.
Gözümüzü kapatıp ,gönlümüzü açtık..
Onun o şerefli aşkına diyar, diyar dolaştık ..



Paylaş facebook Paylaş twitter
 

“Eğer terazim hafif gelirse...” zem zem ! ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.554 saniyede oluşturulmuştur


Allah'ın Va'diGüncelleme Tarihi: 16/09/19, 06:46 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim