Asahab-ı Suffe ve Eğitim Metodu - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.061 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.643 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 3 ileti gönderildi.. Toplam : 22909 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Asahab-ı Suffe ve Eğitim Metodu, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3422 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{ Asahab-ı Suffe ve Eğitim Metodu}   Okunma sayısı 3422 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.891
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 9
Asahab-ı Suffe ve Eğitim Metodu
« : 05/10/08, 20:41 »
   ASHAB-I SUFFE ve EĞİTİM METODU
   
   
   Geçim derdine düşmezdi suffe okulu öğrencileri. Efendimiz (A.S.) hurmalık sahibi olan Sahabe-i Kirama, hurmalarının zekatlarını Ashab-ı Suffe için mescide, salkımlar halinde getirip asmalarını emrederdi.
   
   Peygamberimiz (A.S.)’in eğitim ve öğretime açtığı okulun adıydı: Suffe... Medine’de Mescid-i Nebi’nin hemen yanı başında, üzeri örtülü, etrafı açık, çardağa benzer gölgelik... Hayat gibi bir yerdi, burası. Namaz vaktinde en az otuz talebenin Nebi (A.S.)’in arkasında saf tuttuğu, insanların gözle görebildiği, gönülleriyle kaynaşabildiği gençliğin eğitim yeri... Nebi (A.S.)’in gözbebekleri irşad ekibi... Nübüvvet pınarından ümmete feyiz ve bereket akıtan iman şebekeleri... Eğitilenlerin muallim (mürşid) olarak taşrayı eğitim (irşad) için hazırlandıkları okul...

   Taşraya hizmete giderken bizzat Efendimiz (A.S.)’den aldıkları talimata göre, gittikleri yörenin en kabiliyetli gençlerini, insanlarını, önce yetiştirip, ardından imamlık ve muallimlik yapabilecek seviyeye getiren; sonra aralarından imam tayin eden ve görev bitiminde merkeze dönen eğitim ordusuydu Ashab-ı Suffe... Ve bu okulun öğrencilerini pek çok köy ve kasabada nice hizmetler beklemekteydi. Aralarından evlenip yuva kuranlar olurdu. Mekanları ayrı, ama hizmetleri hep aynıydı.

   Suffe okulunun öğretmenlerini (müderris) bizzat Rasulullah (A.S.) tayin ederdi. Abdullah b. Mesud, Muaz b. Cebel, Ubey b. Ka’b, Ebu’d-Derda öğretmenlerden bazılarıydı. Ebu Hureyre, Ebu Zerr, İbn-i Ümmi Mektum, Ebu Said el-Hudrî öğrencilerden birkaçıydı. Sayıları çoktu öğrencilerin. Aralarında, Efendimiz (A.S.)’in sözlerini bizlere en fazla aktaran biri vardı. Asırlarca din düşmanları ona saldırmıştı. Tek bir gaye için: Eğer onu yıpratabilirlerse Peygamber’e (A.S.) tabi olan inananları ezecekler ve peygamberleriyle ümmetinin arasını ayıracaklardı. Ve o Sahabi, Efendimiz’in (A.S.) sözlerinden (hadis) 5374 tanesini aktarmıştı ümmete... Adı: Ebu Hureyre (R.A.). Hicretin 7. yılında otuz yaşlarındayken, Yemen’deki evini-barkını bırakıp, Allah ve Rasulü aşkına:

  “Ey Sefer Gecesi! Sığındım / Allah’a! Yolculuğun meşakkatinden
   Uzun Geceler! İnancım / Kurtardı beni, küfür evinden”


   şiirini söyleyerek yola düşmüş ve sevgili Rasul’e (A.S.) kavuşmuştu. Medine’de kimi kimsesi yoktu. Kâh Mescid-i Nebi’de, kâh Hane-i Saadetin önlerinde dolaşırdı. Açlıktan doğrulamadığı ve karnına taş bağladığı olurdu.

   Geçim derdine düşmezdi O ve suffe okulu öğrencileri. Efendimiz (A.S.) hurmalık sahibi olan Sahabe-i Kirama, hurmalarının zekatlarını Ashab-ı Suffe için mescide, salkımlar halinde getirip asmalarını emrederdi. O gün fakirlik, Allah ve Rasulü’ne aşık, nübüvvet pınarından kanasıya ilim ve amele çalışan müminlerin sıfatıydı. Dünyanın peşinden koşmazlar, ama dünya onların peşinde olurdu.

   Ve... O gün aç kalmıştı Ebu Hureyre (R.A.). Takatı ve mecali kesilmiş ayakta duracak hali yoktu.
   
   Hane-i Saadetin Önünde

   Rasul-ü Ekrem (A.S.)’in evinden çıkacağı yolun üzerinde, Mescid-i Nebi’nin kapısı önünde başladı beklemeye... En sevdiği Rasulün yolunu gözlüyordu. “Şimdi çıkar Rasulü Ekrem (A.S.)” diyordu. “Eğer O’nu göremezsem, yeğeni Cafer-i Tayyar’ı görürüm...” diye düşünüyordu. Çünkü Cafer-i Tayyar (R.A.) sık sık onun hatırını sorar, evine alır götürürdü. Hatta onu, Rasulullah (A.S.) “Fakirlerin Babası” diye isimlendirmişti. Ebu Hureyre, mescidin önünde Hz. Ebubekir (R.A.) ile karşılaştı. Ona Kur’an’ı Kerim’den bir ayet sordu. Maksadı öğrenmek değil, durumundan haberdar etmekti. Ama olmadı. Derken, Hz. Ömer (R.A.) geldi. Aynı şekilde ona da soru sordu. Yine derdini anlatamadı. Nedense gönlünden geçirdiğini lisanına aktaramıyordu. İstemek onun adeti değildi. Suffe okulunun öğrencilerindeki edep böyleydi. Allahu Tealâ, Nuru Muhammed  î ile eğitilen o insanlardaki edebi övmüştü. Evet onlar “...Allah’a taatten başka bir düşüncesi olmayan, bu sebeple yeryüzünde dolaşıp (para) kazanmaya imkan bulamayan ve kendilerinin durumunu bilmeyen kimselere karşı gösterdikleri edeplerinden, zengin oldukları zannedilen...” (Bakara/273) müminlerdi. Ebu Hureyre mescidin girişinde mahzun beklerken bir de ne görsün! Sevgili Peygamberimiz (A.S.) kendisine bakıyor, tebessüm ediyordu. Gönüllerin tabibi, mürşidlerin rehberi, Efendimiz (A.S.) bu Suffe okulunun öğrencisindeki hali anlamıştı. Dermanını vermek üzere, Ebu Hureyre’yi eğitiminin (irşad) kıskacına alıverdi. Şimdi eğitimci devreye giriyordu.
   
   Kutlu Gaye

   Allahu Tealâ, Peygamberimiz’i terbiye eden bir rehber olarak göndermiş ve insanlardan da O’nun (A.S.) ahlakıyla ahlaklanmalarını istemişti: “... Okumakta ve öğrenmekte olduğunuz Kitap uyarınca, Rabbanî kullar olunuz.” (Al-i İmran/79) buyurmuştu Alemlerin Rabbi. Rabbani kul, Rasulü Ekrem (A.S.)’in ifadesiyle, “insanları eğiten, terbiye eden kimse...” (Buhari) demekti. Terbiye etmekten maksat, gönlü-ruhu doyurmaktı. Karın doyurmak vesileydi. Eğitim, bir insanın ayakta durmasını, temel işlerini yürütebilmesini hatta başkalarının vazifelerini de üstlenebilmesini sağlamaktı. Allah Rasulü ve O’nun yolundan giden eğitimcilerin (mürşidlerin) işiydi bu. Sevgili Rabbimiz, eğitici olmamızı ve Rabbimize iman potasında eriyen kul olmamızı istiyordu.

   İşte Rasulü Ekrem (A.S.), Ebu Hureyre’yi o an ve o dakika avucunun içine, gönlünün derinliklerine alıvermişti. Ve eğitecekse bir insan bir insanı, önce onu çok sevmeliydi. Efendimiz (A.S.) işte bu sevgi ve muhabbetle tebessüm ediyor, O’na şöyle diyordu: “Ey Eba Hirr! (Kedi Babası)” Ebu Hureyre’nin (R.A.) beklediği de işte bu şefkatli söz ve davranıştı. Bu sıcak davranışa Ebu Hureyre, “ Lebbeyk Ya Rasulallah!... Buyrunuz, emrinize hazırım” diye mukabele ediyordu. Efendimiz (A.S.), “ardımca, gel...” buyurdu ve yürüdü. Öğrencisine neyi, ne zaman vereceğini gerçek eğitimci olan bilirdi. Sabır ve zaman çok önemliydi. Hane-i Saadete girdiler. Ebu Hureyre geride bekliyordu. Rasul-ü Ekrem (A.S.) eve girmesi için ona izin verdi.
   
  İlahi Senaryo

   Evde yiyecek namına sadece bir bardak süt vardı. Sadece bir bardak süt!... Nebi (A.S.) annelerimize sordu: “Bu süt nerden geldi?!...” Cevap verdiler: “Ey Allah’ın Rasulü! Filan kişi bunu sana hediye olarak getirdi!...” Kullarının bütün işlerini gören ve bilen Allahu Tealâ’ydı. İnsanların terbiyesi için, Allah tarafından ilahi bir senaryo hazırlanmıştı. Bütün işler Allah’ın kudret eliyle cereyan etmekteydi.

   Rasulü Ekrem (A.S.) Ebu Hureyre’ye dönerek: “Şimdi, Ashab-ı Suffe öğrencilerini bana çağır!...” buyurdu. Rehberin gönlü, sadece bir öğrenciyi değil, eğitilecek her öğrenciyi kucaklıyordu böylece. Çünkü O, çocukları arasında ayrım yapmayan anne-babadan daha şefkatliydi. Diğer öğrencilerin çağrılmasına üzülmüştü Ebu Hureyre. Aç ve mecalsiz bir haldeyken ve bir bardak süt bulmuşken beklemek niyeydi?! Bu bir bardak sütü O içmeli değil miydi? Hem kime yeterdi, bu bir bardak süt?... “Şimdi, Suffe’deki öğrenciler gelecek. O zaman bundan bana ne düşecek?!” diyordu, kendi kendine. (Buhari)
   
   Mürşid Alimler Sıradaydı

   Hemen kendini toparlamıştı, Ebu Hureyre. Böyle şeyler düşünmemeliydi. Zira O sevgili Rasule itaat, Allah’a itaat demekti. Bu gayeyle Yemen’den evini-barkını terkederek gelmemiş miydi? Gevşeklik yoktu. Eğitiliyordu. Hemen Ashab-ı Suffe’nin yanına vardı. Öğrencilerin sayısı, Efendimiz (A.S.) tarafından bir sefere veya göreve gönderilmemişlerse 70-100 civarında oluyordu.

   Gelecek nesillerin mürşid-rehber kadrosu Hane-i Saadete geldi. Her birisi irşad edici alimdi. Rasulullah (A.S.) “Ey Ebâ Hirr!...” “ Lebbeyk ya Rasulallah!...” “Şimdi, şu süt bardağını al ve misafirlere ikram et!...”

   Evet, o gün onlar Nebi (A.S.)’nin evine misafir olmuşlardı. Ashabın pek çoğu böyle anlar yaşardı. Bir kahvenin kırk yıl hatırı olur da, bir bardak sütün Sahabe-i Kiram’ın talebeleri olan Tabiîn’e ulaşacak hiç bir tesiri olmaz mıydı?!... Süt sebepti, vesileydi. Gaye ve hedef karşılarında eğitimci olarak duran zatın manevi güzelliği ve bu güzelliğin tacı olan Nur-u Muhammed  î’ydi. Ashab-ı Suffe yıllarını, canlarını, mallarını manada eritip, gönülleri, ruhları doyduğu için teslim oluyordu. Bu eğitim ve Muhammed  î ahlakla ahlaklanan Suffe Okulunun öğrencileri, ümmeti ilme, amele, ihlas ve muhabbete davet etmeye böylesi bir dünya içerisinde hazırlanıyordu.

   Ebu Hureyre’nin dolaştırdığı bir bardak süt herkese yetmişti. Ve sıra Rasulü Ekrem (A.S.)’e gelmişti. Kainatın Serveri bardağı eline aldı, Ebu Hureyre’ye döndü, yine tebessüm ederek mübarek dudaklarından şefkatli hitap edası bir kez daha çıktı:

   “Ey Eba Hirr!...” 
   “Lebbeyk Ya Rasulallah!...” 
   “Süt içmedik bir ben kaldım. Bir de sen. Haydi, otur da iç!...” 
   “.............” 
   “Tekrar iç!...” 
   “..........” 
   “Tekrar iç!...” 
   “Ey Allahın Rasulü! Artık içemiyorum! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a kasem olsun ki, sütün gideceği yer kalmadı!...”
   “Öyleyse bardağı bana ver!”
   Rasulullah (A.S.) Allah’a hamdetti. Besmele çekti. Kalan sütü içti. (Buharî, Aynî)
   
   Başkasını İspat Etme Sanatı: Eğitim

   Henüz Rasulullah (A.S.) hayatta iken Ashab-ı Suffe’yi ispatlamıştı. Zira eğitim, bir başkasını ispatlama sanatıydı. En güzel eğitim merkezi tasavvuf, tasavvuf ise yaşantı değil miydi? Mürşidler, müridlerini ispatlamaya çalışır, bir an önce eğitimlerini (seyr-u süluk) bitirsinler de, Allah’a ulaşsınlar diye terbiye ederlerdi. Nefsi ıslah etmek bunun içindi. Nefsin ıslah edilmediği bir eğitim anlayışında, kendini ispat etmek temel hedefti.

   Ve Allah Rasulü (A.S.) “Ben de sizin gibi bir beşerim” diyor, rabbani kullar da “Bizler kimiz ki?!...” diyerek başlarındaki terbiyecilerine tabi oluyorlardı. Ve buna edeb diyorlardı. Bu edeble Sahabe-i Kiram’ı, Efendimiz (A.S.) ispatlamıştı. Allah buna şahitti: “... Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlar...” dı (Tevbe/100). Ve Sahabe-i Kiram Ebu Hureyre’yi düşünüyordu. O, daima Rasulullah’tan bahsediyordu. Dikkat etmeli değil miydi? Ebu Hureyre farkında olmadan, Rasulullah (A.S.) aslında söylemediği halde, söylemiş gibi meseleleri aktarırsa, zarar görmez miydi? İstemezlerdi onun zarar görmesini. Çünkü onlar kardeş olmuşlardı Yemen’den gelip aralarına katılan Ebu Hureyre ile.

   “Çok hadis rivayet ediyorsun?...” dediler. Kızmamıştı belki ama Rasulullah’ın ispat ettiğini, o da ispat etmeliydi. İnsanlar dikkat etmeliydi yaşantılarına. Dünya geçiciydi. Ve şöyle dedi onlara: “Muhacir kardeşlerim, çarşıda alış-verişte, ensar kardeşlerim de ziraatle meşgul olurken, ben karın tokluğuna, Rasulullah (A.S.)’a hizmet ediyordum.” (Buhari, Müslim)

   Haklıydı Ebu Hureyre. Yemen’i boşuna bırakıp gelmemişti. Ana kucağında, baba ocağında ilim olmazdı. İlim için sıla hasreti çekilmeliydi. Muhabbet olmalıydı. Sevmeliydi insan. İlgilenmeliydi. Zira ilgilenme, bilgilenme demekti. Allah ilmi isteyene verirdi. İstemişti Ebu Hureyre “Allahım! Bana hiç unutmayacağım ilmi nasip et!...” diye dua ederken, Nebi “Amin. Allahım!...” demişti.  Duasız iş olmazdı. Eğitirken ve eğitilirken en büyük dua, kendisini eğitene (mürşide) yönelmekti. Bu yöneliş Efendimiz (A.S.)’e ondan da Allah’a yönelmek demekti.

   O, Nebi’nin kendisini terbiye etmesine razıydı. İşte bu çok önemliydi. Rasulullah (A.S.): “Hırkanı çıkar, yere ser!...” diyerek, ellerini açıp dua etmiş ve “şimdi, onu dür ve bağrına bas!...” buyurmuştu. (Müslim) Eğiten Yüce Rasul, yıllar sonrasını görüyordu onu eğitirken... O nice hizmetler yapacaktı!.. İşte!.. Suffe okulunun eğitimi!...

   Ve... bu asrın ve bütün asırların eğitimcisi veliler... Allah dostları... Asr-ı Saadetin insanlara uzanan şefkatli elleri, gülleri... Onlar asırların süzgecinden geçirilen ilimleri, rabbanî alimler olarak okumakta ve öğretmekte oldukları Kur’an ayetlerini, insanların hayatına tatbik ediyor, Rasulullah’ın sünnetine tabi oluyorlar.

   Ve onlara tabi olanlar, onların terbiyesine teslim olanlar, her devirde nurlu saadet asrının ruhunu, muhabbetini devam ettiriyorlar.


   Ahmed Yatağan / Semerkand

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/asahabi-suffe-ve-egitim-metodu-t4962.0.html




Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.736
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Cevaplandı: Asahab-ı Suffe ve Eğitim Metodu
« Cevapla #1 : 28/05/11, 00:07 »
Hz. Peygamber (s.a.s.)'in mescidine bitişik sofada barınan ve islâmî tedrisatla meşgul olan sahabiler.

Suffe, eski evlerdeki seki, sed gibi yüksekçe eyvan demektir. Dilimizde buna sofa da denir. İslâm tarihinde "suffe" denilince, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'deki mescidinin bitişiğindeki bu isimle anılan yer anlaşılır. Burada barınan sahabîlere de "ashab-ı suffe" veya "ehl-i suffe" denir. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VII, 46).

Ashab-ı suffe ictimaî, siyasî ve askerî nedenlerle Medine döneminde ortaya çıkmıştır. Kavim ve kabileleri arasında İslâm'ı yaşama imkânı bulamayıp gerek Hz. Peygamber (s.a.s.)'le beraber Mekke'den ve gerekse muhtelif yerlerden Medine'ye hicret eden fakir, yeri, yurdu olmayan kimseler burada barınırlardı. İslâmiyet'te ilk yatılı medrese burası olmuştur. Bundan sonra buranın durumu örnek alınarak İslâm aleminde medreseler hep camilerin etrafına yapılmıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, II, 940).

Medineli müslümanlar olan Ensar evini-barkını,bütün mal varlığını geride bırakarak şehirlerine hicret eden müslümanlara maddî ve manevi yönlerden çok yardımcı oldular. Fakat buna rağmen, yer-yurt sahibi yapılamıyan bazı kimsesiz müslümanların açıkta kalmaması için böyle bir yer yapıldı. Suffe ehlinin ihtiyaçlarıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzat ilgilenir, Beytü'l-mâl'e ve kendisine gelen malların büyük bir kısmını onlara ayırırdı. Kendisinin yetişemediği hâllerde Ashab'a tavsiye eder, evlerine Suffe ehlinden götürebilecekleri kadar misafir almalarını söylerdi. Bu sebeple bunlara: Edyâfu'l-müslimîn (Müslümanların Misâfirleri) de denilmiştir. (Buhârî, Rikak, 17) Suffe ehlinin ihtiyaçlarıyla Peygamberimiz, kendi ailesinin ihtiyaçlarından daha çok ilgilenirdi. Bir defasında, değirmen çekmekten yorgun düştüğü için bir hizmetçi isteğinde bulunan kızı Fâtıma'ya peygamberimiz: "Kızım! sen ne diyorsun? Ben, daha henüz Ehli Suffe'nin ihtiyaçlarını temin edebilmiş değilim. " demişti.

Ashab-ı Suffe hayatlarını Peygamber medresesinden ilim ve irfan tahsil etmeye adamış seçkin kimselerdir. Bunlar daima Mescid-i Nebevî'de bulunurlar, kendilerini ilim ve ibadete verirler, hep oruçlu olurlar, Kur'an tahsil ederler, Hz. Peygamber'in vaz ve irşâdını dinlerler, onunla beraber savaşlara iştirak ederlerdi. Onların geçimleriyle bizzat Hz. Peygamber ilgilenir ve ashabın zenginlerini de onla ra yardım etmeye teşvik ederdi.

Gücü kuvveti yerinde olan Suffeliler, dağdan sırtlarında odun taşımak dahil olmak üzere ellerinden gelen işleri yapıyor, mümkün mertebe ihtiyaçlarını sağlamaya çalışıyorlardı. Yoksa Suffe, bir tembeller yuvası değildi. Son derece ihtiyaç ve zaruret içinde olsalar da, iffet ve vakarları onlara, başkalarından bir şey istemeye izin vermiyordu. Şu ayetin onlar hakkında indirildiği rivayet edilir. (Kurtubî, el-Câmi'u li Ahkâmi'l-Kur'an, III, 340)

"Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara; hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin sandıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın; yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir Şeyi, Allah Şüphesiz bilir. " (el-Bakara, 2/273)

Peygamberimize bir şey ikram edildiği zaman Efendimiz, ne maksatla getirildiğini sorardı. Sadaka olduğu söylenirse kendisi kabul etmez Ashabı Suffe'ye gönderirdi. Şayet hediye olduğu söylenirse, bir kısmını ailesi için alıkor, bir kısmını yine Ashab-ı Suffe'ye gönderirdi.

Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifde Resulullah (s.a.s.): "İki kişilik yiyeceği olan, Ashab-ı Suffe'den bir üçüncüsünü, dört kişilik yiyeceği olan, bir beşincisini, yahut da altıncısını alıp birlikte götürsün" buyurmuş ve bizzat kendisi on tanesini evine götürmüştür. Ebû Bekir (r.a.) da üç tanesini götürmüştür. (Tecrid-i Sarih Tercümesi, II, 540)

Suffede sadece, kimsesiz sahabîler değil, zaman zaman, sevgili peygamberimizi görmek için gelen ve kalacak başka bir yeri olmayan misafirler de kalıyordu. Bunun yanında, evlenip ev-bark sahibi olarılar da Suffe'den ayrılıyordu. Bunun için, Ehli Suffe'nin sayısı daima aynı kalmamıştır. Kaynakların bildirdiğine göre Suffeliler'in sayısı;10-30-70-90-400 arasında değişmektedir. Bu rakamlar da, sayılarının zaman zaman değiştiğini göstermektedir.

Peygamberimiz Suffe ehlinin sadece maişetiyle değil, ibadet ve ilim hayatıyla da yakından ilgileniyordu. Şu hadise bunu göstermektedir: "Bir gün Resulullah (s.a.s.) evinden çıkarak mescide girdi. Mescidde iki halk ile karşılaştı. Bunlardan biri Kur'an okuyor ve Allah'a dua ediyor, diğeri ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Bunları görünce "İkisi de hayır işliyorlar.

Bunlar Kur'an okuyor ve Allah'a dua ediyorlar. Allah, dilerse verir, dilerse vermez. Ama şunlar, ilim öğreniyor ve öğretiyorlar. Şüphesiz ben bir muallim (öğretmen) olarak gönderildim" buyurdu ve ilimle meşgul olanların yanına oturdu." (Dârimî, İbni Mâce)

Bu iki topluluk da Ehli Suffe'den idi. Çünkü onlar, gündüzleri mescidde ilim ve ibadetle meşgul olur, Suffe'yi yatakhane ve ilmî müzakere yeri olarak kullanırlardı. (Ebû Dâvud, Büyû', 36) İlimle meşgul olan Suffe ehline başta Kur'an-ı Kerîm olmak üzere; yazı, hadisler, çeşitli dînî bilgiler öğretiliyordu. Öğretmenleri ise; başta sevgili Peygamberimiz olmak üzere, Abdullah b. Mes'ud, Übey b. Ka'b, Muaz b. Cebel, Ebu'd-Derdâ, Ubâde b. es-Sâmit gibi bilgin sahabîler idi. Ehli Suffe ilme son derece düşkündü. Dünyevî meşgaleleri de olmadığı için zamanlarının çoğunu, ilmî müzakerelere ve Peygamberimizle beraber olmaya verebiliyorlardı. Belki de Peygamberimiz, böyle bir imkânın doğması için onların ihtiyaçlarını gidermeye bu kadar ihtimam göstermiştir.

Ashab arasında,1000'den fazla hadis rivayet edenlere "Müksirûn*: Çok hadis rivayet edenler" denir ve bunların hepsi yedi sahabîdir. Bu yedi sahabînin de üçü; Ebû Hüreyre, Abdullah b. Ömer, Ebû Saîd el-Hudrî idi. Bu sahabîlerden Ebû Hüreyre şöyle der:

"Benim fazla hadis rivayet etmem çok görülmesin! Muhacir kardeşlerimiz çarşıda, pazarda ticaretle, Ensar kardeşlerimiz de tarlada bahçede ziraatle uğraşırken Ebu Hüreyre, boğaz tokluğuna Peygamber'in mübarek nasihatlarını ezberliyor, onların şahit olmadığı olaylara şahit oluyordu." (Buhârî)

ilme ve Hz. Peygamber'in yanında olmaya düşkünlüğünden olsa gerek ki, Hz. Ömer'in oğlu Abdullah, Suffe'de kalmayı, Mescid-i Nebevî'ye hayli uzak olan baba evine tercih etmiş ve ilimle, hadis öğrenme ile daha fazla meşgul olmuştur.

Peygamber Efendimiz Suffe'de yetişen bu elemanları, bilgi ve kabiliyetlerine göre çeşitli hizmetlerde kullanıyordu. Meselâ;

Yeni müslüman olan kabilelere Kur'an ve diğer dînî bilgileri öğretmek, onları İslâmî yönden eğitmek için Ehli Suffe'den muallim ve mûrşidler görevlendiriyordu. Raci' ve Bi'ri Maûne* vak'alarında kalleşçe şehit edilen yetmiş kurrâ, böyle bir göreve giderken müşrikler tarafından şehit edilmişti. İslâm'ı öğrenmek için kısa bir süre Medine'ye, Hz. Peygamber'in yanına gelenler; bir taraftan sevgili Peygamberimiz'le görüşürken, öbür taraftan, bilhassa Suffe ehlinden olan muallimlerden çeşitli İslâmî bilgileri öğreniyorlardı. Peygamberimiz, Suffe ehlinden olan Bilâl-i Habeşi ve Abdullah b. Ümmü Mektûm'u müezzinlikle görevlendirmişti.

Kısacası Suffe; leylî-meccânî (parasız-yatılı) bir eğitim ve öğretim yuvası, çeşitli hizmetler için de hazır bir kuvvet idi.

Ehli Suffe'den olan ve yukarıda ismi geçen sahabîlerden başka, bu babda Ebû Zerr el-Gıfârî, Huzeyfe, Ammar, Habbâb, Ebû Hüreyre, Selmân-ı Fârisî, Suheybi'r-Rûmî, Ukbe b. Âmir, Ükkâşe, Abdullah b. Mesud, Berâ b. Mâlik gibi önemli sahabileri sayabiliriz.

Akif KÖTEN

Durak PUSMAZ



Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Müridin Uyması Gereken Edepler Abdestli Yatana 7 Haslet Verilir ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.615 saniyede oluşturulmuştur


Asahab-ı Suffe ve Eğitim MetoduGüncelleme Tarihi: 22/11/19, 17:56 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim