Asıl İşimiz - Günün Sohbeti
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.065 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.662 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 1 ileti gönderildi.. Toplam : 22916 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Asıl İşimiz, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1786 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Asıl İşimiz}   Okunma sayısı 1786 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Asıl İşimiz
« : 08/03/12, 02:37 »
“Ben bütün cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyat, 56) buyuran Yüce Rabbimiz, bizlere en temel iş olarak ilim ve ibadeti seçmiştir. Kulluk, ilimle olacağı için onu ibadetin önünde zikrettik. İlmin özü O’nu tanımak, ibadetin aslı O’nun için yaşamaktır. Buna kısaca güzel kulluk ve özel dostluk diyebiliriz. Bizler de bize layık görülen bu güzel işe razı olmalı, onu tanımalı, sevmeli ve gereğini yapmalıyız.

Yüce Allah’ı tanımaya marifet denir. Marifet, muhabbeti, muhabbet edebi kazandırır. Dinimiz her şeyi ile edeptir. Edep, Yüce Allah’ın razı olduğu halde olmak ve O’nun istediklerini yapmaktır. Edebin dışındaki her şey boştur, vebaldir, zarardır.

Yüce Allah’ı tanımak ve O’nun razı olduğu sıfatı bulmak, hayatın gayesidir. Bütün aşıklar ve akıllı insanlar buna can atmışlar, bu uğurda canlarını vermişlerdir. Bu aşıklardan birisi de Hz. Ali’dir (r.a). O demiştir ki: “Küçük çocukken ölüp cennetin en yüksek yerlerine ulaşmak beni fazla sevindirmez. Beni sevindiren O’nu tanıyarak ölmemdir. Bunun için yüce Allah’tan beni uzunca yaşatıp kendisini tanıtmasını isterim.”

Büyük veli Malik b. Dinar da (rah), bu konuda insanlık adına üzüntüsünü şöyle dile getirmiştir:

“Âh, âh. İnsanların çoğu şu dünyada bir ömür yaşadı, yedi içti, gezdi, gördü fakat asıl işten bir tat almadan, kokusunu koklamadan ölüp gitti.” Kendisine,

“Nedir o hiç tadını almadıkları şey?” diye sorulunca:

“Marifetullah/Yüce Allah’ı tanımak” dedi ve sonra şu manadaki şiiri okudu:

Yüce Rabbi tanımak, bir şeref, sevinç ve sürurdur;

O’nu sevenlerde gözüken, ancak heybet ve nurdur.

İlahî, seni tanıyanların gözü aydın olsun;

Vallahi onlar bütün hayat boyu mesrurdur. (el-Mekki, Kûtu’l-Kulûb, 1/312)

“Allahu Teala, cahili kendisine dost yapmaz; dost yaptığını da cahil bırakmaz.” diyen ârif, tek cümle ile, bu konuda söylenecek her şeyi özetlemiştir.

İlk vahyi: “Seni yaratan Rabbinin ismiyle oku!” (Alak 96/1) emriyle başlayan bir din, ilimsiz nasıl anlaşılır ve nasıl yaşanır? Dini yaşamadan  Yüce Allah’a dostluk nasıl yapılır?

Huccetü’l-İslâm İmam Gazâlî (rah) der ki:

“İki şey var ki, bütün alim, muallim, yazar ve hikmet sahipleri onları tarif için eser vermiş, bütün semâvî kitaplar onları öğretmek için indirilmiş, bütün peygamberler onları tebliğ ve tatbik için gönderilmiş, hatta bütün kâinat o iki şey için yaratılmıştır. İşte bu iki cevher, ilim ve ibâdettir. Dünyâ ve âhiretin yaratılmasından maksat, bu ikisidir. Bir kula, her şartta onlarla meşgul olması, sâdece onlar için yorulması ve ancak onlara bakması gerekir. Bil ki, onların dışındaki şeyler boştur; hiçbir hayır yoktur.” (Gazâlî, Minhâcu’l-Âbidîn, 67-68.)

Sırf ilim ve ibâdetle meşgul olmak sözü yanlış anlaşılmasın. Bununla, hiçbir dünyâ işine bakmadan bir kenara çekilip devamlı ilim ve ibâdetle meşgul olmak ve bu halde ömrü bitirmek kast edilmiyor. Bundan maksat, Allah rızâsını hedefe alıp, uyku ve oyun dâhil her işini, ilmin öğrettiği edebe göre yaparak ibâdete çevirmektir. Bunun için de, her mükellefe gerekli ilmi öğrendikten sonra, ölene kadar amele devam etmesi gereklidir. Allah için okunan ve kullanılan her türlü ilim Hak katında övülür, sevilir, sahibine sevap getirir.

İmam Gazâlî (k.s), Yüce Allah’a dost olmak isteyenleri şöyle uyarır:

“Ey Hak yolcusu! Sana, emredilen şeyleri yapman ve yasaklanan şeylerden sakınman için ilim gereklidir. Yoksa, ne olduğunu, ne için ve ne şekilde yapıldığını bilmediğin ibadetleri nasıl yerine getireceksin? Yâhut, günah olduğunu bilmediğin şeylerden nasıl sakınacaksın? Eğer gereken ilmi elde etmezsen, çoğu kez, senelerce tahâretini ve namazlarını ifsat eden bir durumda ibâdet edersin de, haberin bile olmaz. Yâhut, iman ve ibâdet konularında bir sorun ile karşılaşırsın fakat, onu sorup halledecek bir kimse aramazsın, şek ve şüphe içinde yaşarsın.

Ayrıca, işin temeli ve ibadetlerin hedefi olan güzel ahlakları bilmek gerekir. Yüce Allah’a güvenme, O’nun hükümlerine rıza, başa gelen sıkıntılara sabır, işlenen kusurlara tövbe, her işte Allah rızasına niyet etmek, yani ihlas gibi kalbe ait amel ve ahlakları bilmek gerekir. Ayrıca, bu ahlakların zıddı olan kötü ahlakları da tanımalıyız. Onlar ilâhî takdire kızma, insanlara gösteriş yapma, kendini beğenme, kibir, uzun emel gibi kötü ahlaklardır. Bunlardan sakınmak için ne olduklarını bilmek gerekir. Çünkü, Allahu Teala, yüce Kitabında namazı ve orucu farz kıldığı gibi; güzel ahlaklara ulaşmayı ve kötü ahlaklardan kaçınmayı da farz kılmıştır. Bu durumda senin, sadece namaz ve oruca yönelip bu farzları terk etmen doğru değildir.

Hiç şüphesiz, kulluğun esası ve Allahu Teala’ya ibadetin temeli ilim üzere kuruludur. İlimsiz taat olmaz. Bunun için, ilme öncelik verilmesi gerekir.” (Gazâlî, Minhâcu’l-Âbidîn, 70-73)

 
İkinci bin yılın müceddidi İmam Rabbânî (k.s) her mümine gereken asıl işi şöyle özetler:

“Dinimiz, dünya ve âhiretin bütün saâdetini garanti etmiştir. Ancak, bunun gerçekleşmesi için, sahih bir imandan sonra, herkese şu üç temel vazife düşmektedir:

1-İlim,
2-Amel,
3-İhlas.

Bu üç şey, tam olarak elde edilmeden, dinin hakikati anlaşılamaz ve kul, müjdelenen ilâhî lütuflara ulaşamaz. Sûfilerin özel olarak üzerinde durduğu tasavvuf  ve hakikat ilimleri, dinin hizmetçisidir ve bütün seyr u sülûk ameliyeleri, dinin üçüncü mertebesi olan ihlasın elde edilmesi için yapılmaktadır. İhlas da rıza makamı için gereklidir. Bunların dışındaki bütün manevî haller, cezbe ve benzerî şeyler, asıl maksat olmayıp, ihlas ve rıza makamının tahakkuku için bir başlangıç ve hazırlıktır.” (İmam Rabbânî, Mektûbât, I, 36. Mektub.)

Büyük veli Ebû Abdurrahmân es-Sülemî (k.s), cahil sufi olamaz diyor ve ekliyor:

“Zâhirî hükümleri iyi bilmeyen kimse, bâtınî hallerini güzelleştiremez. Hâlleri ilme ters düşen birisine, sûfî ismi verilemez.” (Sülemî, Menâhicü’l-Ârifîn, 11)

Âriflerin kutbu Cüneyd el-Bağdâdî (k.s) anlatır: “Bir gün, Şeyhim Seriy es-Sakatî (rah.) bana:

“Yanımdan ayrılınca kiminle oturup kalkıyorsun?” diye sordu. Ben de :

“Hâris el-Muhâsibî ile.” dedim. Bana:

“Evet, onun ilminden ve edebinden al; kelamla ilgili sözlerine takılma, onları kelamcılara havâle et!” dedi. Yanından ayrılıp giderken benim için şöyle duâ ediyordu: “Allah seni, hadis ehli bir sûfi yapsın; önce sûfi sonra hadis ehli yapmasın!”

Alimler bu sözü şöyle açıklar:

“Kim önce hadis ve ilim tahsil eder sonra tasavvuf terbiyesi alırsa, kurtuluşa erer. Kim de hiç ilim öğrenmeden tasavvuf yoluna girerse, işi zor, tehlikesi çok olur. Kendisine lazım olan ilmi öğrenmeden amele ve ibadete başlayan ve bu halde kalan kimseler, usul ve edepleri  bilmedikleri için dengesiz ve ölçüsüz sözler sarf ederler, doğru ile yanlışı birbirine karıştırırlar, zarar ederler, zarar verirler.” (El-Mekki, Kutu’l-Kulub, I, 323-324; Gazâlî, İhyâ, I, 35; Zebîdî, İthâfu’s-Sâde, I, 28-282.)

Büyük arif Abdurrahmân-ı Tâhi Hz.leri, bu gerçeğe şöyle dikkat çekmiştir:

“Tasavvuf terbiyesi ve muhabbeti, insanların arasında dolaşır; dine bağlı olanın da olmayanın da kalbine girer. Fakat, bir süre sonra, dine ve ilme bağlı olanda kalırken, ilahi hükümlere bağlı olmayandan çıkıverir. Gavsu’l-A’zam Seyyid Sıbğatullah el-Ervâsî k.s zamanında din ilmini bilen ve ona göre hareket eden bir kadın sûfiye vardı. Diğer kadınlar onun hâlini beğenmeyip: “Onda aşk ve muhabbet yoktur.” derlerdi. Gavs (k.s) vefat ettikten sonra, işleri sırf muhabbete dayalı kadınlar söndü gitti, ama bu kadın eski hâlini koruduğu gibi, çevresine de faydalı oldu.

Ayrıca, o bölgede bulunan halifeler, büyük sâdât-ı kirâmdan olmadıkları halde, dinin hükümlerine bağlılıkları sayesinde, tasavvuf terbiyesini ve edebini devam ettirmişlerdir. (Abdurrahmân-ı Tâhî, İşâretler, 115.)

Ariflerden Ebû Hafs Haddâd (k.s) bu işi söyle özetlemiştir:

“Biz, işlerini, sözlerini ve hallerini Kitap ve sünnet terâzisinde ölçmeyeni Allah adamı saymayız!” (Câmî, Nefahâtü’l-Üns, 185)

Hangi ilim öncedir? Sorusuna İmam Rabbânî (k.s), şu cevabı verir:

“Kulu Allahu Teala’ya yaklaştıran ameller iki çeşittir:

1-Farzlar,

2-Nâfileler.

Esasen, farz ibadetlerin yanında, nafilelerin pek önemi yoktur. Öyle ki, herhangi bir zamanda, ihlasla bir farzı edâ etmek, bin senelik nafile ibadetten daha faziletlidir. Manevi hâller amellerin neticesidir. Bu ilimler, amellerin sağlam itikad ve ölçüler içinde yapılmasıyla hâsıl olur. Bu da, yapacağı ameli hakkıyla bilmeyi gerektirir. Bunlar dinin temel ilimleridir. Her mükellefin bunları bilmesi gerekir.” (İmam Rabbânî, Mektûbât, I, 29. Mektup.)

“Bilmiş ol ki, zikrin faydası ve tesiri, dinin hükümlerini yerine getirmeye bağlıdır. Şu hususlara çok dikkat etmek gerekir:

1-Farzları ve sünnetleri güzelce yerine getirmeye.

2-Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmaya.

3-Az veya çok, bütün işlerde âlimlere mürâcaat edip, onların verdiği fetvaya uygun amel etmeye.” ( İmam Rabbânî, Mektûbât, I, 190. Mektup.)


İki önemli derdimiz var: Gaflet ve cehalet. Çaremiz, ilacımızı içmektir. Bu ilaç ilimdir. İlim, kadın/erkek her müslümana farz kılınmıştır. Farz demek, hava-su, yemek-içmek gibi lazım demektir. İlmin lazım kısmını herkesin tek tek öğrenmesi gerekir. Farz amellerin ilmini öğrenmek de farzdır. Farz, yerine başkasını kabul etmez. Yani, bu farzı terk edeyim de yerine şu işi yapayım demek olmaz. Farzın bizzat kendisi bilinmeli ve yapılmalıdır.

Farz, binanın temeli ve onu taşıyan direkleri gibidir. Temelsiz ve direksiz bina durmaz, eğreti olur; şiddetli bir rüzgarda dağılır, başa yıkılır. Farz ilimler ve ameller dini ayakta tutar; farzı öğrenmeyen ve yerine getirmeyen kimse, dinini ayakta tutamaz, Yüce Allah’a kulluğun tadını tadamaz.

Kendimizi seviyor, dinimizi düşünüyor ve cenneti özlüyor isek, kitabı, dersi, hocayı, okulu, dershaneyi, okumayı sevmeliyiz. Bu yoldaki bütün çabaların bir ibadet olduğunu bilmeliyiz. Dini bilenler öğretmek için, bilmeyenler öğrenmek için yeni bir gayrete gelmeliyiz. Hepimiz canlar verilerek bize kadar getirilen bu güzel Peygamber emanetini taşımak için biraz vaktimizi vermeli, azıcık başımızı yormalıyız. Bunun için, çok zamana gerek yok. İş için ayırdığımız süreden kısmak da gerekmez. Boş vakitlerimizde oyalandığımız boş işleri terk edelim yeter.

Rehberimiz önümüzde, bu yolda bir adım atma sırası artık bizde. Hz Peygamber’in (s.a.v) varisi olan Allah’a aşık alimlerin asıl işi müminleri gaflet ve cehaletten kurtarmaktır. Onlarla bu yola baş koyanlara Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz cenneti müjdeliyor. Dahası var: Rahmet Peygamberimiz (s.a.v) yuvasındaki karıncaya varana kadar yerdeki ve gökteki bütün varlıkların ilim talebelerine dua ve istiğfar ettiğini haber veriyor. Birazcık aklı ve aşkı olana bu müjdeler yeter.



Dilaver SELVİ

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/asil-isimiz-t30079.0.html



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...

Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.587
  • Konu: 1902
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 365
Okundu: Asıl İşimiz
« Cevapla #1 : 08/03/12, 22:36 »

Allah razı olsun

 :X06


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Efendimize Peygamberlik Vazifesinin Verilmesi Az televizyon seyret uzun yaşa ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.447 saniyede oluşturulmuştur


Asıl İşimizGüncelleme Tarihi: 13/12/19, 09:43 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim