Aşk-ı kübra... - Özlü Sözler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.167 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 146.016 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 1 ileti gönderildi.. Toplam : 23037 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Aşk-ı kübra..., konusunu okuyorsunuz... Bu konu 7374 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Aşk-ı kübra...}   Okunma sayısı 7374 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı AŞK-I KÜBR

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 15
  • Konu: 1
  • Derviş: 11993
  • Teşekkür: 0
Aşk-ı kübra...
« : 01/11/10, 20:33 »
Latif bir yazıdan anlaşıldığına göre Tasavvufta şöyle güzel bir adet varmış:
Dervişin biri, yine bir dervişler topluluğu içerisine gelip, selam vererek oturduktan sonra, topluluk gelen dervişe
"Merhaba!!" yerine "Aşk olsun!!" dermiş... Derviş de "Aşkınız cemal olsun efendim!!" diye mukabele edermiş...
Bu sefer topluluk "Cemaliniz nur olsun!!" dediğinde,
derviş"Nurunuz ayn olsun!!"dermiş ve böylece selamlaşma bitermiş....
Tasavvufta aşk o derece içselleştirilmiş, o derece özümsenmiş ki....
Selamlaşma bile aşk üzerine kurulmuş...
Tasavvufta bütün diyalogların böyle kalbi incelikler içerisinde cereyan etmesi ne kadar hoş değil mi?....
Bir de günümüzdeki selamlaşma diyaloglarını düşünün....
" - Nabers lan !!"
" - Selam moruk !!"
Tasavvuftaki aşk anlayışı, elbette "televole aşkı" türünde bir aşk anlayışı değildir...
Günümüzde, bir çok temel kavramda olduğu gibi "aşk" kavramı da "kavram kargaşası" içerisine sokularak, gerçek anlamından kopartılmış ve çok daha farklı anlamlarda kullanılır olmuştur.... Artık yaşanan bazı edepsizliklerin bile "aşk" olarak nitelendirildiği hepimizin malumudur....

Yine bahse konu yazıda; Tasavvufta "
Aşk nedir"diye sorulsa,"Aşk, Maşukun rızasıdır" cevabının alınacağı kayıtlıdır.... Kanaatimce "aşk", en kısa ve öz olarak ancak bu şekilde tanımlanabilirdi...
Maşuk ise, hakiki aşk:

AŞK OLSUN !!ta elbette Allah'tır...

Düşünceler davranışları, davranışlar da düşünceleri etkiliyorsa; ve insan... ki onun ruhi, fikri ve hatta bedeni yapısı böyle bir etkileşim sonucu şekilleniyorsa; Tasavvufun, hayatın her bir anını hiçbir boşluk bırakmadan neden çepeçevre kuşattığını çok daha iyi anlıyorsunuz.... Velev ki, bu bir selamlaşma anı olsa bile.... Boşluğa asla izin yok.... Size atılan "irtibatı koparmayalım" formatı dolayısıyla, siz artık bir pergelsiniz.... Bir ayağınız olması gereken noktada sabit, diğer ayağınız yetmiş iki milleti dolaşmakta.... Ama irtibatı koparmadan... Boşluk bırakmadan ....
Yukarıdaki selamlaşmada dikkatimi çeken en önemli husus, selamlaşmayı sona erdiren "Nurunuz ayn olsun" cümlesidir....

NURUNUZ AYN OLSUN !!! ...
Belki bir kaç farklı anlamda açıklama yapmak mümkündür amma, benim kalbime gelen şudur: Aşkın yüz güzelliği olması ya da yüze yansıması temennisine, yüz güzelliğinin nur olması ve nihayet, nur ile görmek ya da bakışın nur olması temennisi dile getirilmektedir. İşte tam bu noktada hemen, Peygamber Aleyhisselamın " Müminin ferasetinden sakınınız; şüphesiz o,Allah 'ın nuruyla bakar." şeklindeki sözlerini hatırlamamak mümkün değildir....

Hepinizi Allah'ın selamıyla selamlıyor ve diyorum ki!
AŞK OLSUN !!!....
[/size][/color]
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/aski-kubra-t23997.0.html



iran'lı bir şair sadi şirazi diyor ki;

aşk'a uçarsan kanadın yanar..

bu söze cevaben  mevlana hazretleri diyor ki;  aşk'a uçmazsan kanat neye yarar!..  ve en sonunda bu sözlere cevaben Yunus Emre diyor ki ;  Aşkı bulduktan sonra kanadı kim arar...

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Cevaplandı: AŞK-I KÜBRA...
« Cevapla #1 : 01/11/10, 20:36 »
Çok güzel sizmi yazdınız ?
Birde konu başlıklarımızda ufak karekter kullanırsak göze daha hoş gelir.
Dikkat  edilirse sadece bu konunun başlığı büyük :)




Çevrimdışı AŞK-I KÜBR

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 15
  • Konu: 1
  • Derviş: 11993
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: AŞK-I KÜBRA...
« Cevapla #2 : 01/11/10, 20:36 »



Aşk...
Ezelde bir merhaba idi; hâlâ ki odur...
Fatih'in veziri olan şair Ahmet Paşa bir beytinde aşkındaki sadakati ve tutarlılığı anlatabilmek için


Cânıma bir merhaba sundu ezelde çeşm-i yâr
Şöyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim?
deyiverir. Kolay bir söyleyişe göre çok güçlü bir hayal!.. Öyle ki Ahmet Paşa hakkında tezkirelerin "Türk şiirine parlaklık ve güzelliği ilk o vermiştir." hükmünü doğru çıkartır. Günümüz diliyle şöyle demek: "Ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti. O gün bu gündür o bakışın mestliğiyle başka birinin merhabasını hiç tanımadım."
Aşk... Kainatın yaratılış vetiresini özünü ve esasını oluşturmak bakımından başlangıcı ezel gününe dayanan ve ebede kadar süreceğinde şüphe bulunmayan macera... Gönülleri terbiye eden ruhlara derinlik katan dimağlara yükseklik veren bir hüzün ve neş'e. Varlıkla birlikte var olan ve varlıkta en son yok olacak olan. Başlangıcı ta ezel gününde; şöyle: Kur'an'da anlatılır ki (Âraf 171-172) Allah dünyada hiçbir şey yok iken hatta dünya yok iken ruhlar âlemini yarattı.


Orada bütün ruhları bir araya toplayıp sordu: "Elestü bi-Rabbikum?" Yani "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" Ruhlarımız bu soru karşısında "Kâlû: Belâ!" Yani "Dediler ki; -Evet (şüphesiz Sen bizim Rabbimizsin)". Bu meclis (ezel bezmi elest meclisi) varlığın ilk toplantısı idi ve bütün ruhlar orada birbirlerine şahit tutuldular; ta ki dünyaya geldikleri vakit bir bedene girdikleri ete kemiğe büründükleri vakit bu sözlerinden dönmesinler... Dönenler olursa o mecliste rahmet ve merhametiyle kullarına muamele eden Rab Taala'nın rahmet ve merhamet çizgisinin dışına itilsinler...


Ezel bezmi öyle bir meclis idi ki orada yan yana olanlar yakın olanlar birbirlerini görenler birbirleriyle konuşanlar; bu dünyaya geldiklerinde de birbirleriyle yan yana ve yakın olur buluşur veya konuşurlar. İnsanlar arasındaki çağ farkları uzaklık ve yakınlıklar ile biganelik ve âşinalığın temeli işte o ezel gününe dayanır. Bu durumda dünya ezelde kader olarak yazılanın vuku bulduğu (kaza) bir duraktır; o kadar. Bu durakta aşkın ve âşıkın nasîbi de ezel günündeki durumuyla bağlantılı olarak bu dünyada görünürlük ve yaşanırlık kazanır.


Bu durumda ya Hüsn ü Aşk yazarı Galib Dede'nin benzetmesiyle dünyaya ait desenleri ve çizgileri olan kader kumaşları ruhlarımız arasında bölüştürülürken âşıka da sevgi hissesi olarak terzilerin makas artığı kırpıntılar misali paramparça olmuş bir kalb düşecek veya yukarıda Ahmet Paşa'nın dediği gibi âşık ezel gününde öyle bir çift göz ile karşılaşacak ki aşktan pay almayı veya aşktan gayrı pay almayı unutup dünya hayatını öyle yaşayacaktır. Söylediğine göre Ahmet Paşa ezel gününde henüz ruhlar alemindeyken güzellerden bir güzel kendi güzelliğinin farkında olarak (istiğna halinde) göz süzüp de kendisine âşık ararken gözleri bir an yalnızca bir an Ahmed'in canına da değip geçmiştir. Aşk adına Ahmed'e ne olduysa işte o bir an içinde olmuş ve o güzellik karşısında mest ve hayran düşüp kendini kaybedivermiştir.


Bu öyle bir mestliktir ki aradan milyonlarca yıl akıp giderek dünya kurulacak; Adem yaratılıp yine on binlerce yıl insanoğlu dünyada ezel macerasını sürdürecek nihayet Ahmed'in ruhu da bir beden ile dünyaya geldiğinde hâlâ ezeldeki o sarhoşluğu geçmemiş olacaktır. Bunun diğer yönden okunuşu Galib'in dediği gibidir ve Ahmet ezel gününde gördüğü güzelin aşkını kendisine zoraki kader edinerek dünyayı da onun uğrunda her türlü belalara sıkıntılara ayrılık acılarına vs. katlanarak mest ve hayran yaşayıp gider. Yani ki aşkında bu derece sadakat ve doğruluk tıpkı ruhların Allah'a verdikleri söz gibi bir ağırlık ve sorumluluk taşır. Ta ki âşık ruhlar meclisinin sözünde duran yegane kişisi olabilsin.


Öyle ya hemen hepimiz o gün verdiğimiz sözü çoktan unutmuş kendimize (masivadan paradan ihtiraslardan gururlardan maldan mülkten vs.) yüzlerce tanrılar edinmiş durumdayız. Oysa âşık ezelde verdiği aşk sözüne sadakatle sarılmış aşkın bunca ayrılık belasına da katlanarak âşıklıkta bir gömlek daha derece kazanmanın yollarını aramaktadır. Aşkın belası öyle bir tatlı bela ki ezelde başlamış olup ebede kadar uzanacaktır. Nitekim ruhlarımız "Elestü bi-Rabbikum?" sorusuna karşılık olarak "Evet" anlamına gelebilecek pek çok kelime arasından "bela"yı seçmiştir. Kul belayı kendisi istemeyince Allah neden versin ki?!.. Velev aşkın belası da olsa!..


İskender Pala
[/size][/color]


iran'lı bir şair sadi şirazi diyor ki;

aşk'a uçarsan kanadın yanar..

bu söze cevaben  mevlana hazretleri diyor ki;  aşk'a uçmazsan kanat neye yarar!..  ve en sonunda bu sözlere cevaben Yunus Emre diyor ki ;  Aşkı bulduktan sonra kanadı kim arar...

Çevrimdışı AŞK-I KÜBR

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 15
  • Konu: 1
  • Derviş: 11993
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: AŞK-I KÜBRA...
« Cevapla #3 : 01/11/10, 20:38 »
Çok güzel sizmi yazdınız ?
Birde konu başlıklarımızda ufak karekter kullanırsak göze daha hoş gelir.
Dikkat  edilirse sadece bu konunun başlığı büyük :)

Sağolun lakin haddime değil böyle güzel eserler yazabilmek çok sevdiğim yazıları paylaşmak istiyorum bu bölümde uyarınızı dikkate alıp dikkatli olacağım inşaAllah


iran'lı bir şair sadi şirazi diyor ki;

aşk'a uçarsan kanadın yanar..

bu söze cevaben  mevlana hazretleri diyor ki;  aşk'a uçmazsan kanat neye yarar!..  ve en sonunda bu sözlere cevaben Yunus Emre diyor ki ;  Aşkı bulduktan sonra kanadı kim arar...

Çevrimdışı AŞK-I KÜBR

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 15
  • Konu: 1
  • Derviş: 11993
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Aşk-ı kübra...
« Cevapla #4 : 01/11/10, 20:42 »
Diyelim ki, birr'e yani hayra, yani sonsuz güzelliğe, kesintisiz mutluluğa erişmek istiyorsun. Niye erişmek istemeyesin? Öyleyse, sevdiklerinden vereceksin. Bedeli buysa sonsuz güzelliğin, lekesiz sevincin, her şeyi yanında bulduğun mutluluğun niye vermeyesin?
Neleri vereceksin? Neyi vermeye başlayarak çıkacaksın yola? Hangi sevdiğini koparacaksın kendinden? İlk elinden çıkaracağın, ilk harcayacağın hangisi olmalı? En iyisi bir liste yapmalısın. Sevdiklerinin listesi! E, hadi öyleyse.

Biliyorum, canını seviyorsun en çok. En başa yaz. Sonra? Gözlerini gözden çıkarmaya var mısın? Nazlanma, yaz listeye. Varsa, evini de yaz. Saçlarını seviyorsan, onları başında görmekle sevinecek birisi vardır mutlaka. Tel tel saçlarını da ekle listeye. Ellerini de yaz; bir gün olsun senin elinle tutmaya, senin gibi kavramayı özleyen elsizler var. Ayaksızlar da var, sonra! Ayaklarını yaz, koşmayı rüyalarında gören çocuklara vermelisin. Kim bilir nasıl da bayram edecekler senin gibi topa vurdular diye. Hazır ayaklarını yazmışken, yanına ayakkabılarını da tutuştur. Eskittiklerini de, eskiteceklerini de çıkar ayağından. Az kalsın unutuyordum, tabii ya, aklımı seveyim! Aklını da yaz. Seninki gibi aklı başında olsa, itibar görecek, sevinecek, sevindirecek, sevildiğini bilecek o kadar çok zihin akıl fukarası var ki? Biliyorum, çok seviyorsun, sakın bunu da listeye koymamı isteme diyorsun. Ama ayet gayet ciddi! Sevdiklerinden vereceksin! Sevdiklerinden ne kadar çok verirsen, hele de çok sevdiklerinden verirsen, hayra giden yol kısalıyor. Tut ki, nefesini de yazdık listeye.

Rahat bir nefes almaya hasret, nefese daralmış öyle hastalar var ki. Bir saatliğine tut nefesini onlara ver. Atıversinler oksijen maskelerini. Bayram etsin göğüs kasları. Bence, yüzünü de yazmalısın listeye. Madem ki her gün aynalarda seyrederek, kırışıklıklarını aldırarak, lekelerini temizleyerek sevdiğini gösteriyorsun; sevdiklerinin listesine koy yüzünü. Senin yüzünle dolaşmayı özlemiş yüzü yanıklar, suratı dağılmışlar vardır, kesin. Senin yüzünle görününce alacağı selamların, hak edeceği tebessümlerin açlığını çeken, senin yüzün suyu hürmetine gördüğün ikramları özleyen yüzsüzler de vardır bir yerlerde. Başka neleri seviyorsun? Pencereden bakmayı seviyorsun; masmavi denizi, uçsuz bucaksız göğü de seviyor olmalısın. Hemen listeye yaz, göğü de ver bulutlarıyla. Denizleri, boğazları, nehirleri, içindeki balıkları tutabilme ihtimalini, dibindeki incileri boynuna takma imkânını da bağışla hemen. Çok sevdiğin şehrini niye esirgiyorsun? Yoksa sevmiyor musun?

Kaldırımlarında insanların korkusuzca dolaşamadığı, duraklarında kalabalıkların olmadığı, vitrinlerinde seyretmeye değer güzelliklerin bulunmadığı şehir sakinlerine de şöyle güzel bir İstanbul vermek istemez miydin? Başladık bari bitirelim. Listeye yazdıklarının hepsi kesinlikle sevdiklerin olmalı. Son satırına geldiğinde, aklına sevdiğin ne geliyorsa, hepsi listenin içinde olmalı. Bundan sonra aklına ne gelirse, sevmediğin olmalı.
Listenin tamam olduğunu ancak böyle anlarsın.

Şimdi gelelim ikinci listeye, kimlere vereceksin bu çok sevdiklerini. İnfakını kimler öncelikle hak ediyor? Sevdiklerinin en başına koyduğun canını, her halde en çok sevdiğine, en çok sevindirmek istediğine vermek istersin. Kim o? Sen daha iyi bilirsin. Yaz! Peki ya, gözdelerin iki gözün, el üstünde tuttuğun iki elin kimlere gitsin? Her kimse bu talihli, listeye onu da ekle. Yüzünü kime vermeyi düşünürdün? Yüzünü kim hak ediyor en çok? Kim senin yüzünle göründüğünde tanıdık gelir herkese? Kim senin yüzünü giyindiğinde en çok sevinir, en çok sevilir? Kim tuhaf buluyorsa senin suratını, senin yüzünle görünmekten çekiniyorsa, ona yüzünü vermemelisin. Yüzünü en çok seveni tahmin et ve yaz! Nefesini kimlere vermek istersin? Nefessiz kalmana değecek biri var mı listende? Hiç olmazsa, nefes darlığını ferah nefeslerinle takas edeceğin birilerini koy listeye. Şimdi, vermekte en zorlanacağın en sevdiğini yazmaya hazırlan: Çok sevdiğin çocuklarını kime vermeyi tercih ederdin? Onlara senin kadar analık ya da babalık yapacak birini tanıyor musun?

Çocuklarının onun çocuğu olmakla en çok memnun kalacakları, üzülmeyecekleri, ağlamayacakları birisi geliyor mu aklına? Aklını kime vereceksin? O güzelim aklının dediklerini en çok kim beğenir, en çok kim senin aklına güvenir? Aklını doğduğuna pişman etmeyecek kimi tanıyorsun? Çok sevdiğin gökyüzünü kimin üzerinde yükseltmek isterdin? Sokağı seyrettiğin, gün batımını beklediğin, kuş cıvıltılarını dinlediğin, rüzgâra yanağını verdiğin, önünü çiçeklerle süslediğin pencere önünü kime terk etmeyi düşünüyorsun? Yoksa, seviyorum ama vermiyorum mu diyeceksin? Yaz! Güneşi her sabah tap taze penceresine getirmeye lâyık gördüklerinin en başında kim gelir? Yıldızları, ovaları, denizleri, ırmakları, kuş cıvıltılarını en çok kime yakıştırıyorsan ona vermeye hazırlan. Onun da adını yaz listeye. İstanbulu en çok infak etmek istediğin kişi her kimse, martılarından Boğazına kadar, camilerinden Kızkulesine kadar, her semtinin her taşının hakkını vermeli. Duraklarında otobüs beklemesini bile sevsin, trafiğinin uğultusunu bile özlesin. Lalelerini tek tek sevmeye, vapurlarında sabah vakti, ikindi vakti, gün batımında, geceleri bile çay içmeye vakit ayırsın. Kimse o, hemen yaz!


Bu ikinci liste de tamamlandığında, en çok sevdiklerin en başta, en az sevdiklerin en sonda olmak üzere, herkes olsun içinde. Öyle ki, biri geldiğinde aklına, yine listenin içinde bulasın. Sevindirmediğin kimse kalmasın. İhtiyacını gözetmediğin hiç kimse/hiçbir şey liste dışı olmasın. Hatta, ekmek kırıntısı atmak istediğin kuşlar da orada olsun. Okşayarak sevindirebileceğini düşündüğün kedilerin hepsi listede olsun. Hiç tanımadığın, tanısan belki hiç sevmeyeceğin, sevsen belki yeterince ilgilenemeyeceğin milyarlarca insanın muhtaç olduğu nefesleri, vazgeçemedikleri keyiflerini, üzerine titredikleri huzurlarını da sen veriyor olasın. Ellerini bir sevdiğini yitiren her insanın omzuna koyacak halde hazır bekletmelisin.

Bence birlikte pes edelim. Ne verileceklerin listesini bitirebilirsin, ne vereceğin kişilerin sonunu getirebilirsin. İlgilendiğin her şeye ve herkese verilecek bir şeyin olmalı. Kimseyi es geçmeye hakkın yok. Kanadını kırık bildiğin her kuştan sorumlu biliyorsun kendini. Ona da verecek bir şey olmalı sende. Yetim kalmış her çocuğa bir anne ve baba borçlusun aslında. Yürünmemiş yolların bile, uğranmamış dağların bile alacağı vardır senden. Hatta hiç sevmediklerine hiç sevmediğin şeyleri vermek için bile listeye yeni maddeler ekleyeceksin. Firavuna hiç sevmezsin diyelim, ama ona cehennemi vermek senin de istediğin. Zalimlere verilecek bir şeyin yok sanırsın; oysa zalimlere yaptıklarının cezası verilmezse sevinemezsin. Öyleyse, sevmediklerine bile sevmediğin şeylerin verilmesiyle seviniyorsun. Senin yapmayı sevmediğin işleri severek yapanların olması sevimli değil mi? Şimdi her iki listeye sevmediklerini de eklemelisin.

İhtimal ki, şu anda elinden kalemi bıraktın, vazgeçiyorsun liste yapmaktan.
Verilecekler listesini tek maddeye indiriyorsun: her şey.
Verilecekleri vermeyi düşündüklerinin listesi de buna benziyor: başta ben olmak üzere herkes, her şey.
Şimdi kim verecek her şeyi herkese ve her şeye.
Sen değilsin bu? Ben hiç değilim. Yapmaya kalksa mutlaka unuttukları olur, mutlaka ihmal ettikleri çıkar, mutlaka çaresiz bıraktıkları olur, mutlaka aç susuz ve tesellisiz bıraktıkları olur.
Kim olsun ?Veren??
Sana senin kimseye vermek istemeyeceğin kadar sevdiklerini veren kim? Çok sevdiğin canını en sevdiğin kişiye, yani sana, veren kim? Çok sevdiğin çocuklarını tam da onların anne ve baba olarak sevdikleri, en uygun kişiye, sana veren kim? Beğendiğin aklını en çok beğenecek kişiye, sana, veren kim? Senin en sevdiklerini sana en sevdiklerin olarak veren kim?
Herkese ve her şeye senin vermek isteyip de veremeyeceğini veren kim? Çocukların hepsine sen tanımasan da sevdikleri anne babaları veren kim? Ana babaların hepsine tam kendilerince sevdikleri, içlerini ısındıran evlatları veren kim?
Sevmediklerine bile sevmediğin cehennemi veren kim?
Ben değil
diyorsan, birri buldun.
Verirse sadece O verir, başka kimse değil! dediysen, hayra ulaştın.
Listelerdeki her şeyden vazgeçtin, herkesi unuttun; Allah'ı buldun....



iran'lı bir şair sadi şirazi diyor ki;

aşk'a uçarsan kanadın yanar..

bu söze cevaben  mevlana hazretleri diyor ki;  aşk'a uçmazsan kanat neye yarar!..  ve en sonunda bu sözlere cevaben Yunus Emre diyor ki ;  Aşkı bulduktan sonra kanadı kim arar...

Çevrimdışı AŞK-I KÜBR

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 15
  • Konu: 1
  • Derviş: 11993
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Aşk-ı kübra...
« Cevapla #5 : 01/11/10, 20:43 »


Virgülü Kaybettik
Osman Nevres Efendi diyor ki: Önün ardın gözet, fikr-i dakîk et, onda bir söyle / Öğütme ağzına her ne gelirse âsiyâb-âsâ. Şu demek: Sözü söylerken önünü ardını gözet ve on kez düşünüp bir kez söyle. Ağzına gelen her şeyi değirmen gibi hemen öğütüverme.


Sözü söylerken on defa düşünmeyi, onu en güzel ve sanatlı şekliyle söylemeyi nasıl da unuttuk birden. Bir vakitler, konuştuğunda herkesin sustuğu, yazarken kaleminden dimağa lezzetler yayılan söz sultanları yaşardı bu coğrafyada oysa. Galiba bir rüzgar esti üstünden kentin ve sözün efendisi virgülü yitirdi birden. O zaman geniş, sanatlı, bol çağrışımlı, zengin ve tabii olarak zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler, kısa anlatımlar kullanmaya başladı. İfadede bir kargaşayla karşılaşmıyordu gerçi; ama konuştuklarının etkinliği, güzelliği, estetiği ve sanatı kısmen kaybolmuştu. Cümleleri basitleşince gitgide düşünceleri de basitleşti ve bu, gün geldi kişiliğine yansıdı, onu basit, sıradan ve hatta önemsiz kıldı. Efendiliğini mi yitiriyordu ne?!..


Bir başka gün, o rüzgar ünlem işaretini alıp götürdü. Şimdi alçak sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşur olmuştu usta. Artık ne kızıyor, ne seviniyor, ne de heyecanlanabiliyordu. Hayatının renkleri kaybolmuş gibiydi. Yeknesak yaşamaya işte böyle başladı. Ustalığı yoktu artık.


Bir süre sonra, soru işaretini de yitirdiğini gördü. Soru sormaz, soramaz olmak onu kendi içine kapatmıştı. Hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu artık. Kalbinden geçen sevgilerin nedenini, zihnini bulandıran düşüncelerin niceliğini, dış dünyada olup biten olayların gerçeğini anlayamıyordu. Ne evren, ne dünya, ne ülke, ne de kendisi umurundaydı artık. Çocukken merak ettiklerini bile merak etmekten uzaklaştı.


Birkaç yıl sonra sözcü, üst üste iki noktanın anlamını unuttu. Davranışlarının sebeplerini açıklamaktan vazgeçmeye o zaman başladı. Başkaları da onunla ilgilenmez olmuşlardı. Büyük bir yalnızlığın içinde kalmış, kalabalıklar arasında tek başına yaşar olmuştu. Ailesi, çevresi, işi, mesleği, sosyal hayatı var mıydı, yok muydu, unutmuştu. Sözü kaybetti.
Ömrünün sonuna doğru elinde yalnızca tırnak işaretinin kaldığını fark etti. Kendine özgü tek düşüncesi yoktu artık. Kendinden sıyrılmış olarak yaşamak, başka birisinin yerine yaşamak kadar tatsız, boş ve anlamsızdı. Üstelik başkalarının düşüncelerindeki sorumlulukları yüklenme endişesi de iyiden iyiye belini bükmüştü.


Noktaya geldiğinde sıra, düşünmeyi ve konuşmayı da unuttu.
Kaybettiği nokta, son nefesinin sonunda onu beklemekteydi oysa.
Dil bir ayna idi, insanın en gerçek yankısını dışa aksettiren. Ve aynalar ya güzelleşmek ve süslenmek; ya da çirkinliklerimizi görüp gidermek içindir. Aynayı kırmak, çirkinliğimizi başkalarının gözünden değil kendi gözümüzden saklar.


İ. Pala



iran'lı bir şair sadi şirazi diyor ki;

aşk'a uçarsan kanadın yanar..

bu söze cevaben  mevlana hazretleri diyor ki;  aşk'a uçmazsan kanat neye yarar!..  ve en sonunda bu sözlere cevaben Yunus Emre diyor ki ;  Aşkı bulduktan sonra kanadı kim arar...

Çevrimdışı AŞK-I KÜBR

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 15
  • Konu: 1
  • Derviş: 11993
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Aşk-ı kübra...
« Cevapla #6 : 01/11/10, 20:46 »


ey aşk...

Ferhat’ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor...

Ağlama ey aşk, ağlama ki, Leylâ’yı Mecnûn’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnûn’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâm; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı ama Mecnûn’un hatırı hep kaldı.
Yûsuf ile Züleyhâ’dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir şiire sızmadı. Yûsuf’u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf’a canını veren Züleyhâ, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan gözyaşların nice Yâkub’un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandı, Züleyhâ kâr eyledi.

Zavallı Züleyhâ...Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yûsuf’a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden. Bir Mısırlı Züleyhâ varmış desinler diye yapmadı bunu elbet. Senin için yaptı, aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk. Sen ona helali götüremedin. Ona nasip olmadı Yûsuf. Onun sevdası mahşere kaldı.

Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun. Ve aslında yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolaşık olur muydu ayaklarımız senin yolunda. Kimse aşkın ustası olamadı, kimse seni kuşatamadı. Kimse tedirginliğini bırakamadı senin yanında, kimse kalbini sakin kılamadı kucağında. Hep acemi hep acemi olduk yolunda.
Sen aşksın...Sen hem hayal, hem gerçeksin. Hem ırak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar yakıcı, bazan sularca serinsin. Bizi yücelten büyütensin. Sen ateşsin...Sen her şeyi arıtır, temizlersin. Sen suların bile susadığı susun; hiç bitmez serinliksin, hiç bilinmez derinliksin.

Çünkü sen bize ta ötelerden armağansın. Sen güzelsin, sen Allah misafirisin kalbimizin kapılarında. Seninle yıkanmayan gönüller paslı, seninle tanışan yürekler yaslı ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.
En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk...Senin için geldi bahar.. Nisan yağmurları senin için yağıyor şemsiye şemsiye...Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme. Aşıklar senin için baharı bekliyor. Yaseminler, ıtırlar, yaban gülleri senin için desteleniyor ...

Sen aşksın...
Anlamını bilemeyip önümüze kattığımız... Ama çok ucuzladın artık. Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun. Ne Mecnûn’u kaldı dünyanın ne de Leylâ’sı. Öksüz kaldın... Yetim kaldın... Saltanatın bitti.
Sen aşksın ya; tüm dünya sana kurulu sanırdım. Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor. Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.

Sil gözünün yaşlarını ey aşk, sil ki, onların isimleri ayrık otlarına konulacak; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacak!
Demek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce... Sana kör olmuş, sana sağır olmuş, sana lâl olmuş gönüllerden çekiliyorsun, seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Yûsuf’u kuyuya atar gibi. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Ferhat’ı dağın ardında unutur gibi. Aşk haritaları çizemedik kalbimize. Mecnûn ile Leylâ arasında çöller yayar gibi. Sınırlarımızı oluşturamadık. Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık. Kerem’i Aslı’ndan koparır gibi.
Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk... Seni kaldıracak, sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak da öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun. Mecnûn’un çölünden, Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.

Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sensin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen, dağları ovaları aşıran yine sen. Rabb’imizin ruhumuza üfürdüğü musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk... Öyle kaybettik seni ki kaybettiğimizi bile bilemedik. Affet bizi ey aşk...
[/color]


iran'lı bir şair sadi şirazi diyor ki;

aşk'a uçarsan kanadın yanar..

bu söze cevaben  mevlana hazretleri diyor ki;  aşk'a uçmazsan kanat neye yarar!..  ve en sonunda bu sözlere cevaben Yunus Emre diyor ki ;  Aşkı bulduktan sonra kanadı kim arar...

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Cevaplandı: Aşk-ı kübra...
« Cevapla #7 : 01/11/10, 20:47 »
Teşekkür ederim.
1. paylaştığınız konu Dr. Ahmet Levent ' aittir.
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
Üstteki linkte kısmen paylaşılmış, tamamı şöyledir;
Tasavvufta şöyle güzel bir adet varmış:

Dervişin biri, yine bir dervişler topluluğu içerisine gelip, selam
vererek oturduktan sonra, topluluk gelen dervişe "Merhaba!!" yerine
"Aşk olsun!!" dermiş... Derviş de "Aşkınız cemal olsun efendim!!" diye
mukabele edermiş... Bu sefer topluluk "Cemaliniz nur olsun!!"
dediğinde, derviş "Nurunuz ayn olsun!!" dermiş ve böylece selamlaşma
bitermiş....



Tasavvufta aşk o derece içselleştirilmiş, o derece özümsenmiş ki....
Selamlaşma bile aşk üzerine kurulmuş... Tasavvufta bütün diyalogların
böyle kalbi incelikler içerisinde cereyan etmesi ne kadar hoş değil
mi?....



Bir de günümüzdeki selamlaşma diyaloglarını düşünün....



" - Nabers lan !!"



" - Selam moruk !!"



Tasavvuftaki aşk anlayışı, elbette "televole aşkı" türünde bir aşk
anlayışı değildir... Günümüzde, bir çok temel kavramda olduğu gibi
"aşk" kavramı da "kavram kargaşası" içerisine sokularak, gerçek
anlamından kopartılmış ve çok daha farklı anlamlarda kullanılır
olmuştur.... Artık yaşanan bazı edepsizliklerin bile "aşk" olarak
nitelendirildiği hepimizin malumudur....



Yine bahse konu yazıda; Tasavvufta "Aşk nedir" diye sorulsa, "Aşk,
Maşukun rızasıdır" cevabının alınacağı kayıtlıdır.... Kanaatimce "aşk",
en kısa ve öz olarak ancak bu şekilde tanımlanabilirdi... Maşuk ise,
hakiki aşkta elbette Allah'tır...



Düşünceler davranışları, davranışlar da düşünceleri etkiliyorsa; ve
insan... ki onun ruhi, fikri ve hatta bedeni yapısı böyle bir etkileşim
sonucu şekilleniyorsa; Tasavvufun, hayatın her bir anını hiçbir boşluk
bırakmadan neden çepeçevre kuşattığını çok daha iyi anlıyorsunuz....
Velev ki, bu bir selamlaşma anı olsa bile.... Boşluğa asla izin yok....
Size atılan "irtibatı koparmayalım" formatı dolayısıyla, siz artık bir
pergelsiniz.... Bir ayağınız olması gereken noktada sabit, diğer
ayağınız yetmiş iki milleti dolaşmakta.... Ama irtibatı koparmadan...
Boşluk bırakmadan ....



Yukarıdaki selamlaşmada dikkatimi çeken en önemli husus, selamlaşmayı sona erdiren "Nurunuz ayn olsun" cümlesidir....





NURUNUZ AYN OLSUN !!! ...



Belki bir kaç farklı anlamda açıklama yapmak mümkündür amma, benim
kalbime gelen şudur: Aşkın yüz güzelliği olması ya da yüze yansıması
temennisine, yüz güzelliğinin nur olması ve nihayet, nur ile görmek ya
da bakışın nur olması temennisi dile getirilmektedir. İşte tam bu
noktada hemen, Peygamber Aleyhisselamın " Müminin ferasetinden
sakınınız; şüphesiz o,Allah 'ın nuruyla bakar." şeklindeki sözlerini
hatırlamamak mümkün değildir....



Hepinizi Allah'ın selamıyla selamlıyor ve diyorum ki:



AŞK OLSUN!...



Dr. Ahmet Levent
-----
2. Paylaştığınız konun linki


Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  


İçinizdeki paylaşma isteğini anlayışla karşılıyorum lakin daha önce paylaşım yapan kardeşlerimize haksızlık yapılmaması
daha şık ve hoş olurdu.
Teşekkür ediyorum.



Çevrimdışı AŞK-I KÜBR

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 15
  • Konu: 1
  • Derviş: 11993
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Aşk-ı kübra...
« Cevapla #8 : 01/11/10, 20:49 »


Göz kalbin elçisidir

Göz kalbin elçisidir...Onun tarafından görevlendirilir. Güzel ve manzaralı bir şey bulmuşsa memnuniyet duyar. Fakat göz çoğu defa kalbin başını belaya sokar. Zira öyle güzelleri haber verir ki ne hepsini elde etmeye ne de ayrılıklarına tahammüle kalbin gücü yeter...

Bakışlarını Allah' ın izni haricinde salıverenlerin hasretleri devamlı olur. Çünkü bakmak sevgiyi doğurur ve kalp bir alakaya sahip olur. Sonra bu alaka kuvvetlenir; vurgunluk derecesine varır. Ve kalbi kaplar. Göz bakmaya devam ettikçe vurgunluk hali kalpten ayrılmayacak bir sevgi halini alır. Artık kalp köle olmutur ve layık olmayana kulluk yapmaya başlar. Bütün bunlar bakmanın cinayetleridir...
Bir kral iken şimdi bir esirdir o...

Kalp düştüğü haller için gözden dert yanar. Göz ise: "Ben senin memurundum. Bana görev veren sendin." der...
Bütün bunlar Allah'ın sevgi ve bağlılığından boş kalan kalplerin belasıdır...Kalp Allah'ı sevmek için yaratılmıştır. Bu yüzden sevgilisi "O" değilse kulluğu başkasınadır...

İbn-i Cevzi



iran'lı bir şair sadi şirazi diyor ki;

aşk'a uçarsan kanadın yanar..

bu söze cevaben  mevlana hazretleri diyor ki;  aşk'a uçmazsan kanat neye yarar!..  ve en sonunda bu sözlere cevaben Yunus Emre diyor ki ;  Aşkı bulduktan sonra kanadı kim arar...

Çevrimdışı AŞK-I KÜBR

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 15
  • Konu: 1
  • Derviş: 11993
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Aşk-ı kübra...
« Cevapla #9 : 01/11/10, 20:52 »
uyarınız için tekrar teşekkür ederim forumda bulunan bütün paylaşımları okuyamam ki keşke bu paylaşımın daha önce paylaşılmış olduğunu belirten yahut uyaran bir yazı olsaydı


iran'lı bir şair sadi şirazi diyor ki;

aşk'a uçarsan kanadın yanar..

bu söze cevaben  mevlana hazretleri diyor ki;  aşk'a uçmazsan kanat neye yarar!..  ve en sonunda bu sözlere cevaben Yunus Emre diyor ki ;  Aşkı bulduktan sonra kanadı kim arar...

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Cevaplandı: Aşk-ı kübra...
« Cevapla #10 : 01/11/10, 21:11 »
İletiyi göndermeden forum sistemi bunu tanımlayamazki. Ancak paylaşacağımız konuyu forumda arama yaparak bulabiliriz, veya google arama motorundan bakabiliriz.
Örneğin;
  Ezelde bir merhaba idi; hâlâ ki odur site:dervisler.net  
google arama çubuğuna yapıştırdığımızda konu çıkacaktır. aranılacak konu (boşluk) site:dervisler.net yazıp arıyoruz.
veya
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

   linkine tıkladığınızda Dervişler Mekanı Forum İçi Arama Yapabilirsiniz iletisinin altına aranılacak iletiyi yazıp ara butonuna tıklayıp sonuçları görebiliriz.



Çevrimdışı Nuryolu

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.198
  • Konu: 132
  • Derviş: 774
  • Teşekkür: 2
Cevaplandı: Aşk-ı kübra...
« Cevapla #11 : 02/11/10, 00:54 »
İletiyi göndermeden forum sistemi bunu tanımlayamazki. Ancak paylaşacağımız konuyu forumda arama yaparak bulabiliriz, veya google arama motorundan bakabiliriz.
Örneğin;
  Ezelde bir merhaba idi; hâlâ ki odur site:dervisler.net  
google arama çubuğuna yapıştırdığımızda konu çıkacaktır. aranılacak konu (boşluk) site:dervisler.net yazıp arıyoruz.
veya
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

   linkine tıkladığınızda Dervişler Mekanı Forum İçi Arama Yapabilirsiniz iletisinin altına aranılacak iletiyi yazıp ara butonuna tıklayıp sonuçları görebiliriz.

Teknik Servis Harika çalışıyor..
Allah c.c Razı olsun..
Yazılarınızdan bizde istifade ediyoruz.. :X42 :X42

:) :) :X42





Çevrimdışı La tahzen

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 27
  • Konu: 5
  • Derviş: 19447
  • Teşekkür: 0
Aşk olsun..
« Cevapla #12 : 03/01/13, 20:51 »
Tasavvufta şöyle güzel bir adet varmış:
Dervişin biri, yine bir dervişler topluluğu içerisine gelip, selam vererek oturduktan sonra, topluluk gelen dervişe "Merhaba!!" yerine "Aşk olsun!!" dermiş... Derviş de "Aşkınız cemal olsun efendim!!" diye mukabele edermiş... Bu sefer topluluk "Cemaliniz nur olsun!!" dediğinde, derviş "Nurunuz ayn olsun!!" dermiş ve böylece selamlaşma bitermiş....

Tasavvufta aşk o derece içselleştirilmiş, o derece özümsenmiş ki.... Selamlaşma bile aşk üzerine kurulmuş... Tasavvufta bütün diyalogların böyle kalbi incelikler içerisinde cereyan etmesi ne kadar hoş değil mi?....

Bir de günümüzdeki selamlaşma diyaloglarını düşünün....

" - Nabers lan !!"

" - Selam moruk !!"

Tasavvuftaki aşk anlayışı, elbette "televole aşkı" türünde bir aşk anlayışı değildir... Günümüzde, bir çok temel kavramda olduğu gibi "aşk" kavramı da "kavram kargaşası" içerisine sokularak, gerçek anlamından kopartılmış ve çok daha farklı anlamlarda kullanılır olmuştur.... Artık yaşanan bazı edepsizliklerin bile "aşk" olarak nitelendirildiği hepimizin malumudur....

Yine bahse konu yazıda; Tasavvufta "Aşk nedir" diye sorulsa, "Aşk, Maşukun rızasıdır" cevabının alınacağı kayıtlıdır.... Kanaatimce "aşk", en kısa ve öz olarak ancak bu şekilde tanımlanabilirdi... Maşuk ise, hakiki aşkta elbette Allah'tır...

Düşünceler davranışları, davranışlar da düşünceleri etkiliyorsa; ve insan... ki onun ruhi, fikri ve hatta bedeni yapısı böyle bir etkileşim sonucu şekilleniyorsa; Tasavvufun, hayatın her bir anını hiçbir boşluk bırakmadan neden çepeçevre kuşattığını çok daha iyi anlıyorsunuz.... Velev ki, bu bir selamlaşma anı olsa bile.... Boşluğa asla izin yok.... Size atılan "irtibatı koparmayalım" formatı dolayısıyla, siz artık bir pergelsiniz.... Bir ayağınız olması gereken noktada sabit, diğer ayağınız yetmiş iki milleti dolaşmakta.... Ama irtibatı koparmadan... Boşluk bırakmadan ....
(alıntı)



La tahzen..innAllahe meana...(üzülme ...Allah bizimle..)

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: Aşk olsun..
« Cevapla #13 : 03/01/13, 21:31 »
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.683
  • Konu: 1927
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 378
Okundu: Aşk-ı kübra...
« Cevapla #14 : 03/01/13, 21:43 »


Allah razı olsun

 


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Yeni: Her Güne Bir Âyet Başka Şeyler... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.157 saniyede oluşturulmuştur


Aşk-ı kübra...Güncelleme Tarihi: 12/04/21, 20:09 Dervisler.Net © 2008-2021 |Lisans(SMF) |Sitemap | İletişim