Ateşe dayanacağın kadar günah işle - Kıssalar ve Menkıbeler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.056 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.632 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22906 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Ateşe dayanacağın kadar günah işle, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 9513 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Ateşe dayanacağın kadar günah işle}   Okunma sayısı 9513 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« : 13/08/12, 20:22 »
Zikir, İslamiyet’e uymaktır
Said bin Cübeyr “kuddise sirruh” hazretleri, ilmiyle amil olan büyük Velilerdendi.

Günahlarını düşünüp çok ağlamasından, gözlerinin görmesi azalmıştı.

Gece, Kur’an-ı kerim okurken bir azab ayetine rastlasa, onu tekrar tekrar okur, hıçkıra hıçkıra ağlardı.

Bazen sabaha kadar sürerdi bu ağlaması.

Bir gece de; (Ey mücrimler! Bugün sevdiklerimden ayrılınız!) âyet-i kerimesini okumuş, sabaha kadar ağlamıştı.

Bu zat, kimsenin yüzüne karşı nasihat etmez, ortaya söylerdi.

Bir gün Ona;
- Zikir nedir efendim? dediler.

Cevaben;
- Zikir, İslamiyet’e uymaktır, buyurdu.

Ve açıkladı:
- Yani İslamiyet’e tam uyan bir kimsenin her hareketi zikirdir. Eğer böyle değilse, eline tesbih alıp, binlerce Allah Allah Allah… dese de zikretmiş sayılmaz.

En mühim vazifemiz

Bir gün de mahallenin gençleriyle sohbet ediyordu ki, bir ara;
- Bu gün Müslümanların en mühim vazifesi nedir biliyor musunuz? diye sordu.

- Bilmiyoruz efendim, dediler.
- En mühim iş, unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak ve İslamiyet’i yaymaktır, buyurdu. Allahü teâlânın ve Resulullahın “aleyhisselam” rızası bu iştedir.

Sordular:
- Yani İslamiyet’i öğrenmek ve başkalarına öğretmek mi hocam?
- Evet. Hadis-i şerifte mealen; “Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehit sevabı vardır” buyuruldu.

Sordular yine:
- Burada Sünnet’ten kasıt nedir hocam?
- Allahü teâlânın emir ve yasaklarıdır. Bunları önce kendimiz öğreneceğiz. Sonra da aile efradımıza öğreteceğiz.

- Ya öğretmezsek efendim?
- Öğretmezsek, çok pişman oluruz ahirette.







Menkıbeler
Abdullatif Uyan
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/atese-dayanacagin-kadar-gunah-isle-t31633.0.html;topicseen




Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #1 : 13/08/12, 20:22 »
Yetiş ya Seyyid Ahmed!
İmam-ı Şarani hazretleri “rahmetullahi aleyh” anlatıyor:

Bir kimse ticari bir seferden dönüyordu ki, haramiler, onun kıymetli mallarla döndüğünü öğrenip kestiler yolunu.

Tüccar, çaresizlik içinde açtı ellerini ve;
- Yetiş ya Seyyid-i Ahmed Bedevi! dedi.

O anda nurlu bir zat belirdi yanında.
Beyaz bir at üzerindeydi.

Bu nurlu zat Ahmed-i Bedevi hazretlerinin kendisiydi.
Ve tek başına kaçırttı haydutları o bölgeden.

Merkebim gelmedikçe

Bir Müslüman da merkebini kaybetmişti o devirde.
Çok aradı, bulamadı.

Son çare Ahmed-i Bedevi hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” türbesine gelip yardım istedi bu büyük Veli’den.

Şöyle ki;
Yâ Seyyid hazretleri! “rahmetullahi aleyh” Ahdolsun ki merkebim buraya gelmedikçe buradan gitmeye niyetim yoktur, dedi.

Ve beklemeye başladı.
Yardım edeceğine güveni çoktu.

Aradan birkaç dakika geçmemişti ki, kapı önünde sesini duydu merkebinin.
İmdat yetişmişti.

Bir Fatiha daha okuyup gönderdi mübarek ruhuna.
Ve merkebine binip evine gitti.

Namazın mânâsı

Bir gün de;
- Namazın kelime mânâsı nedir efendim? diye sordular bu zata.
- Namaz, dua demektir, buyurdu.

Ve ilave etti:
- Âkıl ve balig olan her Müslümanın, beş vakit namaz kılması farzdır.

- Ya kılmazsa efendim?
- Özürsüz namaz kılmayanın imanının gitmesinden korkulur, buyurdu.

Ve daha açıkladı:
- Yani namaza önem vermez, kılmadığına hiç üzülmez, kaza etmeyi düşünmez, azabından da korkmazsa, imanı gider.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #2 : 13/08/12, 20:23 »
Tüylü kanat
Seyyid Abdülkadir “rahmetullahi aleyh”, Hindistan’da yaşamış büyük Evliyadandır.

O devirde hasta olan, Ona başvurur, duasını alarak sıhhate kavuşurdu.

Nitekim şöyle anlatılır:
Bu zatın yaşadığı Mültan şehrinde bir kemik hastalığı yayılmıştı bir zaman.

Öyle ki, bu derde yakalanan kimse, ölüyordu.

Bu zatın talebesinden Gıyaseddin adında bir genç, ekseri Cuma geceleri, Resulullah efendimizi “aleyhisselam” görürdü rüyasında.

Yine bir Cuma gecesi gördü Efendimizi “aleyhisselam”.

Peygamberimiz “aleyhisselam”, ona bir tüylü kanat verip;
- Bu kanadı, seyyid Abdülkadir'e ver. Hasta olan bir uzva bunu dokundurur ve o hastaya on İhlas-ı şerif okursa, Hak teâlâ elbette şifa yaratır, buyurdu.

Uyandığında elindeydi

Gıyaseddin uyandığında, Resulullahın “aleyhisselam” verdiği o tüylü kanat elindeydi.

Seyyid Abdülkadir hazretleri “rahmetullahi aleyh” de böyle bir rüya gördü o gece,

Resulullah efendimiz “aleyhisselam” ona da;
- Ey oğlum! Sana Gıyaseddin’le bir tüylü kanat gönderiyorum. Onu, tarif üzere hastalara tatbik edersen Hak teâlâ onunla şifa verir, buyurdu.

Gerçekten o kanadın öyle çok faydası oldu ki, kısa zaman içinde hastaların sayısı azaldı ve hiç kalmadı.

Ve artık o hastalık görülmedi o beldede.

Kardeşim Ömer

Bu zat bir sohbetinde şunu anlattı sevdiklerine:

Bir gün Peygamber efendimiz “aleyhisselam”, hazret-i Ömer’e radıyallahü anh;
- Ey kardeşim Ömer, bana da dua et, buyurmuştu.

Hazret-i Ömer radıyallahü anh;
- Ben bu Kardeşim sözünden daha güzel, daha tatlı bir kelam duymadım, demiştir.

Eshabı kiram;
- Yâ Resulallah, sizin de duaya ihtiyacınız var mı? diye sordular.

Cevaben;
- Siz dua edin, faydası edene mi, yoksa edilene mi olur, o belli olmaz, buyurdu.

Bunu anlattıktan sonra;
- Bir Müslümandan dua almak, altın lira almaktan hayırlıdır, buyurdu.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #3 : 13/08/12, 20:23 »
Tatlısını bulursam yerim
İbrahim Havvas hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir gün, tepsi içinde nar görmüştü bir dükkanda.

Sorup, ekşi olduğunu öğrendi hepsinin de.
Ama Onun canı tatlı nar istiyordu.

Yemedi onları.
“Sabredeyim. Tatlısını bulursam, o zaman yerim” dedi kendi kendine.

Bu tatlı nar düşüncesiyle ilerlerken, çok hasta birisini gördü yol kenarında.

Çok zayıf ve halsizdi.
Eli ve ayağı da yoktu üstelik.

Onu böyle görünce çok üzüldü.
Dikkat etti, yaralıydı vücudunun çok yeri de.

Hatta yaraların üzerine yabani arılar üşüşmüştü.

Bu kişi, muhakkak Evliyadır diye düşünerek;
- Sen bu dertten şifa bulmak istemez misin? diye sordu.
- İstemem, dedi adamcağız.

- Peki istemeyişinin hikmeti nedir acaba?
- Bu dertten kurtulmak, nefsimin arzusudur. Bunu ise, Rabbim istiyor, işte hikmet bu.

Sen arıları bırak da…

Ve ilave etti:
- Benim hasta olmamı istemeseydi, ben de böyle olmazdım. Hak teâlâ bir dert verirse, kula düşen, buna razı olmaktır.

- Yaralarını arılar sarmış. Kovayım mı onları?
- Hayır, kovma. Bırak dursunlar.

- Neden efendim?
- Senin de kalbine tatlı nar düşüncesi üşüşmüş. Sen benim arıları bırak da, kendi kalbindeki tatlı nar fikrini kovmaya bak.

Mümin neden güzeldir?

Bu zat, bir gün cemaatine;
- Müminin güzelliği ne ile ölçülür, biliyor musunuz? diye sordu.

- Bilmiyoruz efendim, dediler.
- Müminin güzelliği, ne namaz kılmasıyla, ne de orucuyla belli olmaz, buyurdu.

- Ya neyle belli olur hocam?
- Kalb kırmamasıyla belli olur.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #4 : 13/08/12, 20:23 »
Şikâyet edecekti, ama..
Kadib-ül ban “rahmetullahi aleyh”, Musul’da yetişen Velilerdendir.

O zamanlar Musul’da bir kişi vardı ki, hasedinden dolayı bu zatı sevmez, büyüklüğünü inkâr ederdi.

Bir gün;
“Bu zat işi ilerletti, talebesi çoğaldı. Nereye gitsem, bir talebesi çıkıyor karşıma” diye düşündü.

Sonra da;
“En iyisi, gidip sultana şikâyet edeyim. Musul'dan sürgün etsin, ben de rahat edeyim” dedi kendi kendine.

Ve bu niyetle çıktı evden.

Dur, nereye gidiyorsun?

Henüz birkaç adım atmıştı ki, biri çıktı karşısına.
- Dur bakalım, nereye gidiyorsun?
Cevap veremedi.

- Kadib-ün ban hazretlerini “rahmetullahi aleyh” sultana şikâyet edeceksin değil mi?
Yine sustu.

- Söyle bakalım, ne suçu var ki şikâyet edeceksin Onu sultana?
Yine cevap veremeyince, o kişi ayrılıp gitti.

Bir mânâ veremedi bu olana.
Çok da şaşırmıştı.

Çünkü bu niyetini kimseye söylememiş, kalbinden düşünmüştü sadece.
Ama dönmedi niyetinden.

Dur bakalım, nereye?

Saraya doğru birkaç adım atmıştı ki, başka biri çıktı karşısına.
- Dur bakalım, nereye gidiyorsun?
Sustu yine.

- Sultana gidip hocamızı şikâyet edeceksin değil mi? İyi de, ne suçu var ki şikâyet ediyorsun?

Şaşkınlığı iyice artmıştı adamın:
- Evet ama, ben bu niyetimi kimseye söylemedim. Bunu kendi kendime düşünüp karar verdim, siz ne biliyorsunuz bu fikrimi? diye sordu.

- Bizi o büyük zat gönderdi, dedi. Allah’ın Veli kulları kalbden geçenleri anlarlar. En iyisi vazgeç bu fikirden.

Zaten vazgeçmişti adam.
İstese de gidemezdi artık.

Çünkü kalbine, bu zata karşı inanılmaz bir sevgi dolmuştu.
Geri dönüp, huzuruna gitti bu Allah dostunun.

Özür diledi.
Ve talebesi olmakla şereflendi.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #5 : 13/08/12, 20:24 »
Sofra ve yemekler
Macid-ül Kürdi hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” oğlu Süleyman şöyle anlatıyor:

Babamla aynı evde kaldığımız zamanlarda kapımıza kim gelse, karnını doyurur ve giderdi sevinerek.

Bir gün, yine bir çok fakirler gelip çok aç olduklarını söylediler babama.

Babam bana dönüp;
- Gir şu küçük odaya. Oradaki sofrayı alıp buraya getir! dedi.

Çok şaşırdım.
Zira o odada yemek olmadığını çok iyi biliyordum.
Hatta az önce o odadaydım ve yerdeki kilimden başka bir şey yoktu odada.

Ama yine de itiraz etmedim babama.
- Peki, deyip odaya girdim.

Bir de ne göreyim. Mükellef bir sofra duruyor odanın ortasında.
Üzerinde çeşit çeşit yemek ve meşrubat vardı üstelik.

Getirip koydum fakirlerin önüne.
Oturup bir güzel yediler.
Ve Allah'a şükredip, babama da teşekkür ederek ayrıldılar.

Otuz fakir daha geldi

Az sonra, otuz fakir daha geldi evimize.

Babam, aynı şekilde emretti bana:
- Git şu odadaki sofrayı buraya getir!

Tereddütsüz girdim odaya.
İkinci sofrayı da kucaklayıp getirdim misafirlerin bulunduğu yere.

Onlar da yemekleri yiyip, geri gittiler.
Ben alışıktım bunlara.
Hiç yadırgamıyordum artık.

Rahat etmek için

Bir gün sohbetinde;
- Kardeşlerim, dünya ve ahirette rahat etmek, İslamiyet’e uymaya bağlıdır, buyurdu.

Ve açıkladı bunu:
- Görünen görünmeyen bütün iyilikler, Resulullah efendimize “aleyhisselam” tâbi olmaya bağlıdır. Fakat bu iş bilgi ister. İslamiyet ilim dinidir. Bilmeden Müslümanlık olmaz. Resulullaha “aleyhisselam” uyabilmek için Onun dinini iyi bilmek gerekir. Bilmezsek nasıl uyacağız?



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #6 : 13/08/12, 20:24 »
Setrederdi kendini
Abdurrahim İstahri hazretleri “rahmetullahi aleyh”, üstün bir Veliydi.
İlim öğrenmek için pek çok seyahat yaptı.

Kalbi, hüzünle dolu iken, insanlara neşeli görünürdü yine.
Bazen av elbiselerini giyip, tek başına avlanmaya giderdi dağlara.

Ama Onun niyeti av değildi esasen.
O, kendisini böyle setrediyordu.

Bir gün, av köpeğini alıp ava çıkmıştı yine.
Bir kişi de, gizlice takib etti onu arkasından.

Dağ eteğine varınca, köpeğini salıp kendini zikre verdi hemen.
O, Rabbinin ismini söylediği zamanda, dağlar da söylüyordu onunla aynı anda.

Öyle ki, dağlarda olan cümle ağaç, taş ve vahşi hayvanlar, Ona iştirak edip, hep zikre başladılar.

Öyle oldu ki, yer gök Allah sesleriyle inliyordu.

Gökten para yağdı

Halk içinde, Hak ile bulunur, dünyaya zerre kadar itibar etmezdi.
Yirmibin akçe kalmıştı babasından.

Onbinini, dağıttı şehrin fakirlerine.
Kalan onbin akçeyi de bir torbaya doldurup dama çıktı.

Sonra, o akçeleri torbadan avuç avuç alıp saçtı dört bir tarafa.
İnsanlar sabah uyanınca, şaşırdılar.

Zira yerler para ile dolmuştu.
- Bu gece, gökten para yağmış, dediler gayri ihtiyari.

En mühim şey

Bu zata, bir gün bazı gençler;
- Hocam, İslamiyet’te en mühim şey nedir? diye sordular.

Cevaben;
- En mühim şey, iman sahibi olmaktır, buyurdu.

- İmandan sonra nedir efendim?
- İslamiyet’i öğrenmektir. Hadis-i şerifte mealen; “Nerede ilim varsa, orada İslamiyet vardır” buyuruldu.

- O hangi ilim efendim?
- Fen ve din ilimleri. Mesela gözün yapısı, ilahi sırlarla doludur. Bunu öğrenmek, Allahü teâlâyı tesbih etmektir. Ama ilmihalini öğrenmek daha önce gelir.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #7 : 13/08/12, 20:24 »
Sakın yardım istemeyesin!
Sâlim adında bir Müslüman, başından geçenleri şöyle anlatıyor:

Küffâr memleketinde esirdim bir zamanlar.
Bir nöbetçi asker de, bekliyordu başımda.

Bu asker, birinden; Müslümanlar darda kalınca, Seyyid Ahmed Bedevi adındaki bir Evliyadan yardım ister, O da gelip onları kurtarır diye duymuş.

Bir gün bana;
- Sakın ha! dedi. Sen de, Seyyid Ahmed Bedevi denen Evliyadan yardım istemeyesin.

Ve ekledi:
- Eğer bunu sezersem pişman ederim seni, ona göre!

Yetiş ya Seyyid Ahmed!

Bununla da kalmadı.
Soktu beni bir sandığın içine.

Kapağını kilitleyip, kendi de uzandı üzerine.
Ben, o sandığın içinde; Yâ Seyyid Ahmed! Allah’ın izniyle yetiş, bana yardım et! dedim içimden.

Seyyid Ahmed ismini der demez yardım geldi.
Şöyle ki, o sandığı, üstündeki nöbetçi askerle birlikte alıp, bilinmeyen bir yere koyuverdi mübarek zat.

Sonra beni sandıktan çıkarıp kayboldu gözden.

Asker de uyanıp, beni dışarıda görünce;
- Bize ne oldu? dedi. Şu anda neredeyiz?

Neler oluyor? Yoksa…

Etraftan insanlar başımıza toplanmışlardı.
- Burası, Mısır’a tam iki aylık yoldur, dediler.

Asker bunu duyunca;
- Neler oluyor? dedi. Yoksa?!

- Evet, dedim. Seyyid Ahmed Bedevi hazretleri “rahmetullahi aleyh” getirdi bizi buraya. O ve Allah dostu Veliler “rahmetullahi aleyhim”, darda kalan kullara işte böyle yardım ederler.

Merakla sordu:
- Sen yardım istedin mi?
- Evet. Ahmed Bedevi hazretlerine hâlimi arzettim. Gelip, kurtardı beni senin elinden.

Asker o anda insafa geldi.
Kelime-i şehadeti söyleyip imanla şereflendi.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #8 : 13/08/12, 20:25 »
Riya ve gösteriş
Abdullah-i Mürteiş hazretleri “rahmetullahi aleyh”, Allah adamlarındandır.
Her Veli gibi riya ve gösterişten hiç hoşlanmazdı.

Bir Ramazanda itikafa girmişti camide.
Yani vaktini ibadetle geçirecekti orada birkaç gün.

Fakat ikinci günde itikafı bırakıp çıktı camiden.
Bir daha da gitmedi.

Yakınları Onu görüp;
- İtikafa girmiştiniz efendim, dediler. Niçin yarıda bırakıp çıktınız?

Cevaben;
- Camide ibadet yapanların gösteriş ve riya yaptıklarını görünce çıktım, buyurdu.

Ve ekledi:
- Halbuki ibadet Allah için yapılır. İnsanlara gösteriş olursa, hiç kıymeti olmaz o ibadetin.

- Bunun için mi çıktınız?
- Evet, onların halinden kalbim sıkıldı ve çıktım.

Su bile istemezler

Bir gün, genç evlilere nasihat ederken;
- Nice Evliyalar var ki, hanımlarından su bile istemez, kendileri kalkar içerlermiş, buyurdu.

- Neden efendim? dediler.
- Belki kul hakkı geçer, diye korkarlarmış da ondan. Anlıyorsunuz değil mi?

- Evet efendim.
- Kul hakkı çok mühimdir dinimizde. Bunun içindir ki herkesle sık sık helallaşmak lazım.

Sordular:
- Hanımla da mı helallaşalım?
- Elbette. Hanımla her gün helallaşmalı, hatta helallaşmadan evden çıkmamalıdır.

Ehil, na ehil, beraber

Bir gün de sohbetinde;
- Ahirette bir topluluğun içinden bir kişi kurtulunca, onun hürmetine o topluluktaki herkes kurtulup rahmete kavuşur, buyurdu.

Sordular:
- Öbürleri günahkâr olsalar da mı efendim?
- Evet. Bu ehildir, şu değildir diye ayırım yapılmaz. O bir kişinin hürmetine, ehil, na-ehil hepsi kurtulur.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #9 : 13/08/12, 20:25 »
Niçin gizleniyordu?
Da'lec bin Ahmed hazretleri “rahmetullahi aleyh” büyük hadis âlimidir.
Zengin olup, malı, parası ve serveti pek çoktu.

Ama dünya sevgisi hiç yoktu kalbinde.
İhtiyacı olana cömertçe dağıtır, fakirler çekinmeden gelip ihtiyaçlarını arzederlerdi kendisine.

Bir gün camiye girdi mübarek zat.
Tam namaza duracaktı ki, birini mahcub bir halde görüp merak etti.

Elbisesinin içine bürünmüş, birinden gizleniyor gibiydi sanki.

Yanına yaklaşıp;
- Böyle gizlenmenize sebep nedir? diye sordu.

Adamcağız utanarak;
- Size beşbin akçe borcum var efendim, deyiverdi.

Değer mi üzülmeye

Mübarek zat çok üzüldü.
- Bunun için mi sıkılıyorsun kardeşim?
- Evet efendim.

- Öyleyse helal ettim, onu düşünme artık. Değer mi para için böyle üzülmeye?

Sonra koluna girip;
- Haydi gel, bize yemek yemeye gidelim, buyurdu.

Beraberce eve gittiler.
Birlikte çok çeşitli leziz yemekler yediler.

Ayrıca, beşbin akçe hediye edip;
- Seni üzdüm, hakkını helal et, buyurdu.

Adam ne diyeceğini şaşırmıştı.
- Siz helal edin, dedi. Allahü teâlâ mükafatını kat kat ihsan eylesin.

İki şey çok mühim

Bir gün nasihat istediler bu zattan.

Cevabında;
- İki şey çok mühimdir, buyurdu.

- Onlar nedir efendim? dediler.
- Okumak ve okutmak, buyurdu.

Sonra izah etti bunları:
- Okumaktan maksat, İslamiyet’i öğrenmek, okutmaktan maksat da öğrendiğini başkalarına öğretmektir. Öğretmek, öğrenmekten daha sevaptır.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #10 : 13/08/12, 20:25 »
Namazda kendinden geçerdi
Müslim bin Yesar “rahmetullahi aleyh”, tabiin-i izamdan olup, çok ibadet yapardı.

Kalbini Allah sevgisi sarmış, kul olmanın tadına varmıştı.
Dünyadan soğumuş, ibadete vermişti kendisini.

Namazı öyle güzel kılardı ki, görenler hayran olur, ibret alırlardı bu büyük Veli’den.

O, namaza durduğunda her şeyi unutur, sanki bu dünyadan çıkar, etrafında olan hadiselerden habersiz olurdu.

Bir gün Basra'da bir camide namaza durmuştu ki, zelzele oldu birden.
O sarsıntı ile bir direk yıkıldı ve kubbe çöktü.
Cemaat can havliyle dışarı kaçtılar.

Hayrola, bir şey mi oldu?

Müslim bin Yesar hazretleri ise duymadı olanları.
Devam etti namazına.

Daha sonra cemaat, kendisini kurtarmaya geldilerse de sağ ve sâlim namaz kılarken gördüler kendisini.
Şaşırdılar:

Namazdan selam verince;
- Geçmiş olsun efendim, dediler.

O hayretle sordu.
- Neden, bir şey mi oldu?
- Zelzele oldu, direk yıkıldı, kubbe çöktü, duymadın mı bunları?

- Hayır, ne zaman oldu bunlar?
- Az önce.

- Hiçbir şey duymadım.

En üstün haslet

Bir gün bazı sevenleri;
- Efendim, insandaki en üstün haslet nedir? diye sordular bu zata.

Cevabında;
- En üstün haslet, kâmil akıldır, buyurdu.

- O yoksa efendim? dediler.
- Güzel edeptir, buyurdu.

- O da yoksa efendim?
- Kendisiyle istişare edilecek şefkatli bir arkadaştır.

- O da yoksa efendim?
- Sükut etmektir.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #11 : 13/08/12, 20:26 »
Mühim olan, gönüldür
Ebu Bekr-i Şibli hazretleri “rahmetullahi aleyh”, nefsinin bir tek arzusunu yapmaz, yaşayan ölü gibi bulunurdu bu hayatta.

Bir gün, yeni elbisesini giyip çıktı dışarı.
Baktı ki, kimin üstünde kıymetli elbise varsa, herkes onlara kıymet veriyor, eski elbiseli olanları adamdan saymıyorlar.

Bu hale çok üzüldü.
Oradan acele döndü eve.

Eski elbisesini giyinip çıkıyordu ki, hanımı;
- Niçin yeni elbiseni çıkardın? diye sordu.

Cevabında;
- İnsanların haline baktım, çok üzüldüm, buyurdu. Zira herkes insanların zahirine bakıyor, ona göre değer veriyorlar. Halbuki Rabbimiz zahire bakmaz.

- Ya neye bakar efendim?
- Mühim olan, kalbdir, gönüldür. Allahü teâlâ kalbe bakar. Kulun niyetine, ihlasına göre hüküm verir.

Ve sordu ona:
- Kalbi bozuk bir kişi, çok kıymetli bir elbise giyse, Hak teâlâ indinde kıymet kazanır mı?
- Kazanmaz tabii.

- Ama kalbi temiz olan çul giyse, Allah katında makbuldür. Zira cenâb-ı Allah kalblere nazar eder. Onun için asıl hüner, kalbi ihlas ile süslemektir.

Allah’ı seviyor musun?

Bu zat bir gün tanıdığı bir gence;
- Sen Allahü teâlâyı seviyor musun? diye sordu.

Delikanlı;
- Elbette efendim, dedi.

- Peki Onun emirlerine uyuyor musun?

Genç büktü boynunu:
- Tam uyamıyorum hocam.
- Bak evladım, buyurdu. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymayan bir kimsenin Allah’ı seviyorum demesi doğru olamaz.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #12 : 13/08/12, 20:26 »
Kâbe’yi görünce
Müslim bin Yesar hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir sohbetinde;
- Kâbe’yi ilk görünce yapılan dua kabul olur, buyurdu.

- Hikmeti ne efendim? dediler.
- Çünkü Kâbe-i şerif çok kıymetli bir yerdir. Ama müminin kalbi daha kıymetlidir. Zira Kâbe kul yapısıdır, kalb ise, Allah’ın kudretiyle var olmuştur.

Ve ekledi:
- Bir mümini görünce yapılan duayı da Allahü teâlâ kabul eder.

Sordular:
- Nasıl dua edelim?
- En güzel dua, selamdır. Selam verince ona dua edilmiş olur. O da selamı alınca, selam verene dua eder.

Korku ve ümit

Bir gün de sohbetinde;
- Mümin hem ümitli olmalı, hem de korkmalıdır, buyurdu.

Ve izah etti bunu.
- Mesela Cehenneme bir kişi gidecek denilse, “Acaba o kişi ben miyim?” diye korkmalı, “Bir kişi Cennete gidecek” dense, “O kişi ben olabilirim” diye ümitlenmelidir.

Ve ekledi:
- Büyüklerimiz; (Ümit ile korkuda müsavi, yani eşit olmalıdır) buyuruyorlar.

En kıymetli iş

Bir gün de sohbetinde;
- Gayemiz, bir kimseyi ateşten kurtarmaktır, buyurdu. Bundan daha kıymetli iş yoktur.

Ve ekledi:
- Değil ki insan, bir yılanı veya bir akrebi yanarken görsek, kurtarmaya çalışırız, öyle değil mi?

- Elbette efendim, dediler.

Buyurdu ki:
- Halbuki Cehennem insan için yaratılmıştır. Şiddeti de bu dünya ateşinden binlerce defa daha şiddetlidir.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #13 : 13/08/12, 20:26 »
İmdat istedim
Seyyid Ahmed Bedevi hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” kerametleri çoktur.
Herbiri yazılıp anlatılacak olsa, ciltleri doldurur.

Biri şöyle:
Bir gün, bu zatın kabri başında elleri kelepçeli birine rastladı insanlar.
Şaşkın bir vaziyette etrafına bakıyordu.

Yanına yaklaşıp;
- Senin bu halin nedir? diye sordular.

Şöyle anlattı:
Ben, bir iş için küffâr memleketine gitmiştim. İşimi halledip dönüyordum ki, düşman askerleri beni esir alıp kelepçeye vurdular.

Türlü eziyetlere duçar oldum.
Ahmed-i Bedevi hazretlerini “rahmetullahi aleyh” hatırlayıp imdat istedim ruhaniyetlerinden.

O anda nurlu bir zatı gördüm yanımda.
Mübarek eliyle tuttu elimi.

Bir de baktım ki buradayım.
Bir şaşkınlık içinde etrafıma bakıyordum ki, siz beni görüp yanımda toplandınız.

En son şunu söyledi:
- Anladığım tek şey varsa, Seyyid Ahmed Bedevi hazretleri, Allah’ın sevgili bir kuludur.

Huzurlu olmanın sırrı

Bu zat, bir gün sevdikleriyle sohbet ediyordu ki;
- Efendim, huzurlu olmanın sırrı nedir? diye sordular kendiseine.

Cevaben;
- Huzurlu olmanın yolu, İslamiyet’e uymaktır, buyurdu. İnsan, İslam’a uyduğu nisbette huzurlu olur, rahat eder. Dünyayı düşündükçe de huzuru kaçar, asabı bozulur.

Ve ekledi:
- İslamiyet bir reçetedir. Tatbik eden görür faydasını.

Sordular:
- Bu, her insan için böyle midir efendim?
- Evet. İster Müslüman olsun, ister kâfir, böyledir.

- Kâfirler için de mi efendim?
- Evet. Onlar da İslam’ın hükümlerine uydukları nisbette huzura kavuşurlar bu dünyada.

- Ya ahirette efendim?
- Ahirette saadete kavuşmak, imana bağlıdır. İmandan mahrum olanlar, Cennetin kokusunu bile duymayacaklar.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Ateşe dayanacağın kadar günah işle
« Cevapla #14 : 13/08/12, 20:27 »
İmanın esası nedir?
İbrahim Havvas hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” huzuruna bir gün birisi gelip;
- İmanın esası nedir efendim? diye sordu.

Cevabında;
- Bu, sözle ve anlatmakla olmaz, buyurdu. Bunun cevabı yaşamakla verilir ancak.

Ve ekledi:
- Ben Mekke’ye gidiyorum. İstersen sen de gel. Yolda cevabını öğrenirsin.

Adam;
- Peki geliyorum, dedi.

Ve ikisi birlikte yola çıktılar.

Ben de sizinle geleyim mi?

Yemekleri, gaibden geliyordu her öğün.
Derken önlerine bir çöl çıktı.

Bu çölde ilerlerken karşıdan bir atlı gelip İbrahim Havvas hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” önünde durdu.
- Selamün aleyküm.
- Aleyküm selam.

İkisi bir şeyler konuştular.
Sonra o atlı geri dönüp hızla uzaklaştı oradan.

Adamcağız merakla sordu:
- Efendim, bu hâl nedir?
- Bu, sorduğun sualin cevabıdır işte.

- Bağışlayın efendim, hiçbir şey anlamadım.
- O zat, Hızır aleyhisselamdı. Ben de yanınızda geleyim mi? dedi. Kabul etmedim. O da Peki deyip geri gitti.

Niçin kabul etmediniz?

Adam şaşkın vaziyette sordu:
- Aman efendim, Hızır gibi bir nimeti neden kabul etmediniz ki?
- Eğer kabul etseydim, Rabbime itimadımın azalacağından korktum.

Ve açıkladı:
- Şöyle ki, Hızır'a güvenerek kalbim rahat olur ve Rabbime tevekkülüm bozulabilirdi. Zira hazret-i Hızır, her imdat isteyene Allah’ın izniyle yetişip yardım eder ve sıkıntıdan kurtarır, öyle değil mi?
- Evet efendim.

- Böyle biri yanımızda olunca, Ona güvenir, Allahü teâlâya tevekkül ve bağlılığımız gevşerdi. Bu da Allah’tan başkasına güvenmek olur ve imanın esasına zarar verirdi. Şimdi anladın mı?

- Evet efendim, iyi anladım.




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

İffetli evler,çıplak evler.... Kalp sevmekten yorulmaz ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.776 saniyede oluşturulmuştur


Ateşe dayanacağın kadar günah işleGüncelleme Tarihi: 13/11/19, 13:03 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim