Azizüddin Nesefî K.s.’den - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.552 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 2 ileti gönderildi.. Toplam : 22879 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Azizüddin Nesefî K.s.’den, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3622 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Azizüddin Nesefî K.s.’den}   Okunma sayısı 3622 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Azizüddin Nesefî K.s.’den
« : 30/06/12, 00:38 »

Şeriat, tarikat, hakikat
 
Allah seni iki dünyada da aziz etsin; bil ki, şeriat peygamberlerin sözü, tarikat peygamberlerin yaptıkları, hakikat ise peygamberlerin gördüğüdür. “Şeriat sözlerim, tarikat yaptıklarım ve hakikat ahvalimdir.” Sâlik olanın, önce şeriat ilminden zorunlu olanı öğrenmesi gerekir. Tarikatte zorunlu olanı amel edip yerine getirirse, hakikat nurları onun çalışma ve gayreti ölçüsünde yüz gösterir.
 
Ey derviş! Peygamberin söylediğini kabul eden herkes şeriat ehlinden, peygamberin yaptığını yapan herkes tarikat ehlinden, peygamberin gördüğünü gören herkes de hakikat ehlindendir. Herkes bunlardan hangisine sahipse, o kadar nasibini almıştır.
 
Ey derviş! Her üçüne birden sahip olan taife kâmil kimseler olup, yaradılmışların önderleridir. Bu üçüne sahip olmayan taife, noksanı olan kimselerdir.
 
Kemalât yolu ve engeller
 
Allah seni iki dünyada da aziz etsin, bil ki, insanlar bu süfli âlemde yolcudurlar. Çünkü, semavî meleklerin ruhundan olan insan ruhu, yüce bir aleme aittir. Kendi kemâllerini bulmak gayesiyle kemâl aramak için bu süflî âleme gönderilmişlerdir. Kendi kemâlini bulunca, onun döneceği yer, semavî meleklerin cevheri olacak, ulvî aleme kavuşacaktır. Kemâli vasıtasız bulamaz. Çünkü insan ruhu külliyatı biliyordu ama cüz’iyatı bilmiyordu. Âlemin cüz’iyatını da bilmesi için ruha süflî alemden vasıta verdi­ler. Böylece külliyat ve cüz’iyattan deliller arayıp yaradanını tanıdı. İşte o vasıta, (beden) kalıbıdır. O halde insan, ruh ve bedenden oluştu. Onun ruhu yüce alemden , bedeni ise süflî alemdendir. Ruhu emir aleminden , bedeni halk alemindendir.
 
Bu giriş bilgisini anladıysan, şimdi bil ki, bazı insanlar, bu süflî âlemde yolcu ol­duklarını, kemâl aramak için geldiklerini bilmezler. Bilmedikleri için kemâl aramakla meşgul değildirler. Batın, ferc ve oğlan (yeme-içme, cinsî münasebet ve evlat sahibi olma) şehvetleri onları aldatmı ş, kendileriyle meşgul etmiştir. Bunların hepsi halkın putlarıdır. Bazı insanlar, bu süflî âlemde misafir olduklarını ve kemâl aramaya geldiklerini bilirler. Ama kemâl aramakla meşgul değillerdir. Küçük put olan dıştaki güzelliği sev­mek, büyük put olan mal sevgisi ve en büyük put olan mevki sevgisi onları aldatmış ve kendileriyle meşgul etmi ştir. Bu her üçü de hasların putlarıdır. Bunların tümü dünyanın dalları olup, dünya lezzetleri bundan fazla değildir.
 
Ey derviş! Sondaki üç dal kuvvetlenip galip gelince, ilk üç dal zayıflar ve mağlup olur. O halde insanların putları, hakikatte yedi olur. Biri nefsi sevmektir. Diğer altısı da nefsi sevmek içindir. Nefsi sevmek son derece büyük bir puttur. Diğer putlar onun vasıtasıyla meydana gelirler ve hepsi kırılabilir. Ama son derece büyük bir put olan nefis sevgisi kırılamaz.
 
Bazı insanlar bu süflî alemde yolcu olduklarını, kemâl aramaya geldiklerini, kemâl aramakla meşgul olduklarını bilirler. Bazısı kemâle ermişlerdir ve başkalarını kemâle er­dirmekle meşguldürler. Bazıları kemâle erdikleri halde kendileriyle meşguldürler. “Onların içinde öz canına zulmedenler bulunduğu gibi, içlerinde orta yolu tutanlar, hayır işlerinde Allah’ın izniyle ileri gidenler de vardır.” (Fâtır 32) İnsanlar bu üç taifeden fazla değillerdir. Bunlardan bazısı insan olduğu halde, bazıları da insana benzerler.
 
Sözü uzatıp, maksadımızdan geri kalmayalım. Ey derviş! Kemâle ulaştıran yol bir tanedir. O yol da, önce tahsil ve tekrar, sonra mücahede ve zikirdir. Önce medreseye git­meleri, sonra medreseden dergâha gelmeleri gerekir. Böyle yapan herkesin maksada ulaşması mümkündür. Böyle yapmayan kimse hiçbir zaman maksada ulaşamaz.
 
Ey dervi ş! Medreseye gitmeyip, doğruca dergâha giden kimsenin Allah’a doğru se­yirden nasibini alması ve Allah’a ulaşması mümkündür. Ancak, Allah’ta seyir ( seyr fillâh ) hususunda nasipsiz kalır.
 
Rahatlık ve sıkıntı
 
Ey derviş! Dünya ve dünya nimetlerine gönül vermemeli, hayat, sıhhat, mal ve mev­kie itimat etmemelisin. Çünkü “ay feleği”nin altında olup, üzerinde feleklerin döndüğü her şey bir halde kalmaz. Kendi hallerinden de çıkarlar. Yani bu süflî alemin hali tek bir şekilde kalmaz; sürekli dönüş halindedir. Her an başka bir şekle bürünür, her saat başka bir biçim alır. Daha ilk biçimi tamamlanmayıp istikametini bulmadan başka bir biçime bürünür ve ilk şeklini kaybeder. Dünyanın işi tıpkı deniz dalgasına benzer. Akıllı olan kimse hiç bir zaman deniz dalgası üzerine bina yapıp, oturma niyetinde olmaz.
 
Ey derviş! Kesin olarak bil ki, bizler yolcularız. Kuşkusuz saat saat göçeceğiz. Her birimizin hali yolcu gibi olduğundan, herkes saat saat göçmeye devam edecektir. Rahatlık varsa geçer; mihnet varsa, o da geçer. Makam ve rahatlığın varsa, fazla güvenme. Çünkü bir saat sonra ne olacağı belli değildir. Mihnetin varsa canını sıkma. Çünkü bir saat sonra ne olacağı belli değildir. Başkasını incitme peşinde olma, elinden geliyorsa ona rahatlık ver.
 
Bağımlılık ve hürlük
 
Ey derviş! Pek çok ilim ve hikmet okuduktan sonra kendini alim ve bilgin sanma. Yine bol ibadet ettikten sonra kendine âbid ve şeyh adını verme. Çünkü bunlar büyük bela ve azaptır. İlim ve hikmette ihtiyacın kadarıyla yetin. Faydalı olanı elde et. Yeteri kadar ibadet et. Yapılması zorunlu olanı yerine getir. Allah’ı tanıdıktan sonra nefs te­mizliği elde etmeye, incitmeyen, rahatlık veren biri olmaya çalış. Çünkü insanın kurtu­luşu bundadır.
 
Ey derviş! Nefs temizliğini elde edemeyen kimse şehvetin esiri, mal ve mevkinin kölesidir. Şehvet düşkünlüğü öyle bir ateştir ki, sâlikin din ve dünyasını yakıp yok eder. Onu dünya ve ahirette de hüsrana uğratır. Mal ve mevki sevgisi insan yiyen bir tim­sahtır. Bu timsah binlerce kişiyi yemiş, yutmu ştur. Şehvet düşkünlüğünden, mal ve makam sevgisinden kurtulan kimse tam ve serbest bir insandır. Kesin olarak serbest (hür) olan biri yoktur, mümkün de değildir. Ancak nisbeten serbest olan vardır.
 
Ey derviş! Bütün insanlar bu âlemde zindandadırlar. Peygamber, veli, sultan, melik ve başkaları, tümü bağlıdırlar. Bazısının bir, bazısının iki, bazısının on, bazısının yüz, bazısının da bin bağı, zinciri vardır. Bu dünyada hiç kimse bağsız değildir. Ama bir bağı bulunan, bin bağı olana nisbetle daha serbesttir. Onun azap ve sıkıntısı daha az olur. Bağı çoğaldıkça, azap ve sıkıntısı da çoğalır.
 
Yukarıdaki bölümler, Dergah Yayınları’nca 1990 yılında İstanbul’da basılmış olan Tasavvufta İnsan Meselesi: İnsan-ı Kâmil (çeviren: Mehmet Kanar) adlı kitaptan küçük değişiklikler yapılarak alınmıştır.


Semerkand Dergisi | Temmuz 2005
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/azizuddin-nesefi-ksden-t31202.0.html




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Azizüddin Nesefî K.s.’den
« Cevapla #1 : 02/07/12, 18:44 »

Seyr u sülûk
 
Allah seni iki dünyada da aziz etsin, bil ki sülûkun sözlük mânası , mutlak olarak git­mektir. Yani gidenin dış veya iç alemde seyretmesi mümkündür. Tasavvuf ehlinin görüşüne göre sülûk , özel olarak gitmekten ibarettir. O da “ seyr ilallah ” (Allah’a doğru seyir) ve “ seyr fillâh ” (Allah’ta seyir) dir .
 
Ey derviş! Bizden önceki şeyhler sülûk hakkında pek çok kitap yazmışlardır. Bu hu­susta “ sülûk , seyr ilallah ve seyr fillâh’tır ” demişlerdir. Ben de birkaç risalede aynı şekilde söyledim. Şimdi bu risalede başka bir ifade ile bir şey söyleyeceğim.
 
Ey derviş! İnsanın mertebeleri vardır. İnsanın sıfat ve ahlâkı insan zerrelerinde bulu­nur. Her mertebede bir şey zahir olur. İnsan mertebeleri tamamen belirince, insanın sı­fatları ve ahlâkı da tamamen zahir olur ve küçük alem tamamlanır. Küçük alemi ta­mamlayan bu sâlik, büyük alemde Allah’ın naip ve halifesi oldu. Onun dediği Allah’ın dediği, onun yaptığı Allah’ın yaptığı olur. Bu en büyük tecellidir. Çünkü ahlâkın ve il­min zuhuru burasıdır.
 
Ey derviş! İlim pek çok yerde zuhur eder. Ama ilim burayı ihata eder. Burada kendini tanımış ve burada her şeyi olduğu gibi görüp bilmiştir. O halde sülûk , sâlikin (gidenin) kendi mertebelerine yönelmesi, kendi mertebelerini tedricen tamamlayarak küçük alemi oluşturmasından ibarettir. Küçük alem tamamlanmadıkça, onun büyük alemde Allah’ın naip ve halifesi olması imkansızdır. Onun alemler üzerinde kudreti oluşur. Kendisine gücü yetmeyenin başkalarına nasıl gücü yetebilir? Bazıları burada hata edip çeşitli azap­lara uğramışlar, murad ve maksada ulaşmamışlardır. Sâlikin mertebeleri tamamen beli­rince, sülûk da tamamlanmıştır.
 
Ey dervi ş! Anlaşılmıştır ki, yolcu da, yol da, menzil de sensin! Sâlikin mertebeleri ta­mamen belirince, seyr fillâh mertebesinin başına gelinir. Bu seyir hiçbir zaman son bul­maz.
 
Niyet ve talep
 
Ey derviş! Sâlikin ibadet ve riyazetlerindeki niyeti “Allah’ı talep ediyorum” şeklinde olma­malıdır. Yine “arınma ve iyi ahlâk talep ediyorum”, “ilim ve marifet talep ediyorum”, “sırların keşfi ve nurların zuhurunu talep ediyorum” olmamalıdır. Çünkü bunların her biri insanlık mertebelerinden birine mah­sustur. Sâlik o mertebeye ulaşmadıkça, o mertebeye mahsus olan şeyin zahir olmasına imkan yoktur. Eğer o mertebeye ulaşırsa, istesin veya istemesin, biri söylesin veya söylemesin, o mertebeye ait olan bir şeyin zahir olmamasına imkan yoktur. Çocuğa “şehvetin zevki nedir?” diye sorulsa, çocuk bilmez. Ama çocuk o mertebeye gelirse, söylenilsin veya söylenilmesin kendi anlar.
 
Ey derviş! İnsanın, ağaçta olduğu gibi mertebeleri vardır. Ağacın her mertebesinde ne meydana geleceği açıktır. Şu halde bahçıvanın işi zemini yumu şatmak, taş ve çakılları temizlemek, zamanında su vermek, ağaca zarar gelmemesi ve olgunlaşmasının tamam­lanması için onu korumaktır. Sâliklerin işleri de aynı şekildedir. Sâlikin riyazet ve ibadetlerdeki niyeti, insan olmak ve insanlık mertebelerinin kendisinde tamamen zahir ol­masıdır. İnsanlık mertebeleri tamamen zahir olunca, sâlik istesin veya istemesin, temizlik ve iyi ahlâk, ilim, marifet, sırların keşfi, nurların zuhuru… her biri kendi vak­tinde zahir olur. Sâlikin adını hiç duymadığı, hatırından geçmediği şeyler zahir olur. Bu işte bulunmayan kimse bu sözleri asla anlamaz. Sözü uzatıp, maksadımızdan ayrılmayalım. Sâlik yüce himmetli olmalı, yaşadıkça çalışmalı, uğraşı ve çabayla meşgul olmalıdır. Çünkü Allah’ın ilim ve hikmetinin sonu yoktur.
 
Ey derviş! Ağacın tüm mertebeleri, ağaç tohumunda mevcuttur. Usta bahçıvan, ter­biye ve eğitim gerekir ki, hepsi zahir olsun. Aynı şekilde arınma, iyi ahlâk, ilim, mari­fet, sırları keşfetme, nurların zuhuru, hepsi insanın zâtında mevcuttur. Ârifle sohbet, terbiye ve eğitimle bunların hepsi zahir olabilir.
 
Yakınlık (sohbet)
 
Bil ki, manevi yakınlığın (sohbetin) kuvvetli tesirleri ve önemli özellikleri vardır. Maksada ulaşmayan sâlikin maksadının hasıl olmamasının sebebi, bir ârifin yakınlığına nail olmamasıdır. Bir şeyler elde edebilen kimse, bunu ancak ârifin manevi yakınlığından elde etmiştir. Bunun dışında kalan tüm ibadet ve riyazetler, sayısız âdâb ve şartlar, sâlikin bir ârifin yakınlığına ulaşması içindir. Sâlik bir ârifin yakınlığına lâyık olunca, onun işi tamamlanır.
 
Ey derviş! Sâlik, bir gün, hatta bir an için bir ârifin manevi yakınlığına ulaşıp, ondan yararlanır ve ârifin yakınlığına layık olursa, yüz yıl, hatta bin yıl ibadetle meşgul olmasından daha hayırlı olur. “Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.” ( Hacc , 47). Bir kimse, ne kadar istidatlı olsa, çokça ibadetle meşgul olsa da, ârifin manevi yakınlığı olmaksızın maksada ulaşması ve maksadın hasıl olması imkansızdır.
 
Ey derviş! Pek çok kimse vardır, bir ârifin yakınındadır, ama ondan hiç faydalanamaz. Ya istidadı yoktur ya da maksadı yoktur. İstidadı olmayan, yakınlık ehlin­den değildir. İstidadı olup da maksadı olmayan yakınlık eri sayılmaz. Çünkü yakınlık eri­nin ortak maksadı vardır; iki veya daha çok kimse birlikte olur, maksatları da aynı olur­sa, bunlar yakınlık arkadaşıdırlar. Maksatları bir olmazsa yakınlık arkadaşı sayılmazlar.
 
Yakınlığın (sohbetin) manasını anladığına göre, şimdi şunu iyi bil ki, dervişlerin sohbetine katıldığın zaman az konuşmalı, sana sorulmadıkça cevap vermemelisin. Sana sorulan sorunun cevabını bilmiyorsan, hemen “bilmiyorum” demeli ve utanmamalısın. Cevabı biliyorsan, özlüce söylemeli ve sözü uzatmamalısın. Tartışmaya girmemeli ve dervişler arasında kibirlenmemelisin. Otururken baş köşeye geçmemeli, tevazu göstermelisin. Sohbet arkadaşları hazır olup da, arada yabancı bulunmazsa, edepte mübalağa etmemeli, fazla resmi olmamalısın. Çünkü birkaç yer dışında resmî olunmaz.
 
Ey derviş! Edepsizlik her zaman ve her yerde yasaktır. Onun için edepsizlik etmeyesin. Ama bizim maksadımız, yalnızken, yani arada yabancı yokken, serbest ve samimi yaşamalısın. Çünkü resmi davranacak olsan, diğerlerinin de resmi olması gerekir; der­vişler de ağırlaşırlar. Yakınlığın zevki kalmadığı gibi, onun sebebi sen olursun. Putperest olmamalı, bir şeyi kendine put yapmamalısın. Başkalarının yaptıklarını sen de yap.
 
Ey derviş! Yapılması ve yapılmaması zorunlu olmayan her işte arkadaşlarla uyum sağlamak kerem ve mürüvvettir. Muvafakat etmezsen mürüvvetsiz olursun. Hangi işe alışırsan o iş senin putun olur; arkadaşlar arasında da putperest olursun.
 
Ey derviş! Zorunlu olmayan ve arkadaşların rahatlamasına sebep olmayan bir işi adet edinme. Adet edinirsen, o iş senin putun olur. Alışkanlığı terketmek ve putu kırmak, mert olanların işidir.


Semerkand Dergisi | Ağustos 2005 |



Çevrimdışı Derviş

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 993
  • Konu: 15
  • Derviş: 18535
  • Teşekkür: 0
Okundu: Azizüddin Nesefî K.s.’den
« Cevapla #2 : 13/08/12, 11:01 »
Allah (cc) razı olsun inşâAllah. 



Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez, gafil olma, ilme çalış, geçen günler geri gelmez...
Bizim şöhretimiz ''MÜSLÜMANLIĞIMIZDIR''

Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.548
  • Konu: 1902
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 362
Yeni: Azizüddin Nesefî K.s.’den
« Cevapla #3 : 22/05/16, 18:01 »


 


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Cimcik (Kütahya) National Geographic - Evrenin Ucuna Yolculuk ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.205 saniyede oluşturulmuştur


Azizüddin Nesefî K.s.’denGüncelleme Tarihi: 22/08/19, 21:58 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim