Bir cariye ve bin öğüt - Kıssalar ve Menkıbeler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.167 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 146.016 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 23037 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Bir cariye ve bin öğüt, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1418 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Bir cariye ve bin öğüt}   Okunma sayısı 1418 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1852
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 33
Bir cariye ve bin öğüt
« : 24/03/13, 01:18 »

Muhammed  b. Hüseyin el-Bağdadi rahmetullahi aleyhiden…

Hacca gittiğim bir sene, Mekke sokaklarında dolaşırken, bir ihtiyar gördüm. Zayıf vücutlu, nur yüzlü bir cariyenin elinden tutmuş şöyle bağırıyordu:
- Bu kadını almak isteyen var mı? Ona yirmi dinardan fazla verecek olan var mı? Varsa o kadar paraya satacağım ama hiçbir ayıbına karışmam. Adamın bu sözleri üzerine yanına yaklaşıp:
- Parasını anladım fakat ayıbını anlamadım. Bu cariyenin ne ayıbı vardır? Diye sordum. İhtiyar cevap verdi:
- Bu kadın şaşırmış, delirmiş bir kadındır. Geceleri hiç durmadan ibadet eder ama hiç uyumaz. Gündüzleri de sürekli oruç tutar. Ne bir şey yer ne de bir damla su içer. Nereye giderse gitsin, nerede olursa olsun, hep yalnız kalmak ister.

İhtiyarın kadın hakkında anlattıklarından sonra, kadına kalbim ısındı. İhtiyarın söylediği parayı verip onu satın alıp evime götürdüm. İçeri girdiğimde, kadın bir süre başını yere eğdi. Sonra kafasını kaldırıp bana baktı ve:
- Küçük sahibim sen nerelisin, Allah sana merhamet etsin? Diye sordu.
- Iraklıyım.
- Irak’ın neresindensin, Kûfe’den misin Basra’dan mı?
- Ne Kufe’den ne de Basra’danım.
- Anladım, sen selamet şehri Bağdat’tansın.
- Evet, Bağdat’tanım.
- Ne güzel, zahidlerin ve abidlerin şehri!

Ben şaşırarak, hayretle kadına sordum:
- Sen, o hücreden o hücreye sürülmüş, kapatılmış bir köle kadınsın. Zahidleri, abidleri nereden biliyorsun? Onlardan kimi tanıyorsun? Cariye:
- Malik b. Dinar’ı, Bişr el-Hafi’yi, Salih el-Müriy’yi, Ebu Hatim es-Sicistani’yi, Maruf el-Kerhi’yi, Muhammed  b. Hüseyin el-Bağdadi’yi, Rabia-i Adeviyye’yi, Şa’vane’yi, Meymune’yi (rahmetullahi aleyhim ecmain) gibi pek çoklarını tanıyorum.
- Sen bu zatları nereden tanıyorsun?
- Ey genç! Onları nasıl tanımam! Vallahi bu zatlar, kalplerin, gönüllerin tabipleridirler. Onlar, seven kulları sevgiliye götüren zatlardır. Kadın böyle söyleyince ona:
- Ey cariye ben Muhammed  b. Hüseyin’im, dedim. Kadın:
- Ben Allah’tan senin ile beni karşılaştırması için duada bulunmuştum ey Ebu Abdullah. Senin müridlerini ihya ettiğin ve işitenlerin gözlerini ağlatan sesini duymak ne güzel! Lütfen bana Kur’an’dan bir şeyler oku…

Kadının bu isteği üzerine ben “Bismillahirrahmanirrahim” dedim. Bunun üzerine kadın şiddetle bağırdı ve bayıldı. Ben hemen biraz su alıp kadının yüzüne serptim. Kendine gelip bana:
- Ey Ebu Abdullah, bu O’nun ismi! Sen O’nu nasıl tanıdın? Allah sana merhamet etsin ne olur oku…

Bunun üzerine ben: “Yoksa o kötülükleri yapıp duran kimseler, kendilerini iman edip iyi ameller yapan kimseler gibi yapacağız, hayatlarını ve ölümlerini bir tutacağız mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar.” (Casiye; 21) mealindeki ayet-i kerimeyi okudum. Bu ayet-i kerimeyi işiten kadın:
- Ey Ebu Abdullah! Biz hiçbir puta tapmadık, hiçbir putu kabul etmedik. Oku lütfen… Dedi.

“Ve de ki Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar, imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!” (Kehf; 29) mealindeki ayet-i kerimeyi okudum. Kadında bana:
- Ey Ebu Abdullah! Sen nefsini ümit kesmeye, ümitsizliğe mahkûm etmişsin. Kalbini rahat bırak, her daim korku ve ümit arasında olmalı. Oku, Allah sana merhamet etsin…

“O gün birtakım yüzler parıl parıl güler ve sevinir.”(Abese; 38-39) mealindeki ayet-i kerimeyi sonra da “Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parlayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir.)” (Kıyamet; 22-23) mealindeki ayet-i kerimeyi okudum. Bunun üzerine kadın bana:
 
- Keşke ben de yüce Rabbimizin nurunun veli kullarına tecelli edeceği günü görebilsem! Oku, ne olur oku, Allah sana rahmet etsin… Dedi. Ben de:

“Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır; Main çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle. Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir. (Onlara) beğendikleri meyveler, canlarının çektiği kuş etleri, iri gözlü huriler, saklı inciler gibi. Yaptıklarına karşılık olarak (verilir). Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler. Söylenen yalnızca ‘Selam, selam’dır. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere! Düzgün kiraz ağacı, meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları, uzamış gölgeler, çağlayarak akan sular, sayısız meyveler içindedirler; tükenmeyen ve yasaklanmayan. Ve kabartılmış döşekler üstündedirler. Gerçekten, biz bu hurileri apayrı biçimde yeni yarattık. Onları, bakireler kıldık. Eşlerine düşkün ve yaşıt. Bütün bunlar sağdakiler içindir…” (Vakıa; 17-38) mealindeki ayet-i kerimelerini okudum.

Bunun üzerine kadın bana:
- Ey Ebu Abdullah! Görüyorum ki, sen Huril Ayn denen cennet hanımlarını önemsemiyorsun, onları elde etmek için hiç çaban yok! Onlara mehir olarak vermek üzere hiçbir şeyin var mı? Dedi. Ben:
- Bana bu konu ile ilgili yol göster, ey cariye! (Bu mübarek zat, tevazu ve talebinin fazlalığından böyle söylüyor.) Çünkü ben, müflis biriyim, deyince kadın:
- O halde, gecelerini ibadet ile gündüzlerini de oruç ile geçir, fakirleri sev… Diye nasihatte bulundu. Bunları dedikten sonra, yine baygınlık geçirdi. Ben, ayılması için tekrar yüzüne su serptim. Fakat ayılmadı. İyice yaklaşıp baktığımda, Allah’ın rahmetine kavuşup vefat ettiğini gördüm. Allah ona rahmet eylesin.

Onun vefatıyla çok kederlendim. Kefenlemek için malzeme almak üzere çarşıya çıktım. Çarşıdan geri döndüğümde, kadını kefenlenmiş ve etrafa güzel kokular saçar bir vaziyette buldum. Üzerinde cennet elbiselerinden iki tane yeşil elbise vardı. Kefeninin üzerinde nurdan yazılmış iki satır vardı. Birinci satırda “Lâilahe illallah Muhammedur Rasûllullah” yazıyordu.

İkinci satırda ise: “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerde.” (Yunus; 62) mealindeki ayet-i kerime yazılı idi. Arkadaşlarım ile onu taşıdık ve namazını kıldık. Sonra da defnettik. Kabrinin başında Yasin Suresi’ni okudum.

Ayrılığından ötürü, hüzünlü bir halde evimin yolunu tuttum. İki rekât namaz kılıp uyudum. Rüyamda, onun cennette olduğunu gördüm. Üzerinde cennet elbiseleri vardı. Misk kokulu bir cennet çayırındaydı. Başında inci ve mücevherler ile bezenmiş taç vardı. Ayakkabıları misk ü amber kokusu saçan kırmızı yakuttandı. Yüzü güneşten daha parlaktı. Yanına yaklaşıp ona:
- Hele anlat ey cariye! Seni bu mertebe ve makama ulaştıran amelin nedir? Diye sordum. Kadın:
- Fakirleri (evliyaullahı) sevmek, çok istiğfar, Müslümanların yolundan eziyet edecek her şeyi kaldırmaktır, (Müslümanların sıkıntılarını gidermek için çalışmak) diye cevap verdi.
 

Gülistan Dergisi
 147. Sayı
 Mart 2013


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/bir-cariye-ve-bin-ogut-t32875.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Zindanın Böylesi Temiz Çiçek ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.072 saniyede oluşturulmuştur


Bir cariye ve bin öğütGüncelleme Tarihi: 16/04/21, 20:31 Dervisler.Net © 2008-2021 |Lisans(SMF) |Sitemap | İletişim