Bir Günah’ın Anatomisi: Osmanlı Padişahları Ve Kardeş Katli - Kitap Tanıtım
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.022 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.504 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22867 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Bir Günah’ın Anatomisi: Osmanlı Padişahları Ve Kardeş Katli , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3143 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Bir Günah’ın Anatomisi: Osmanlı Padişahları Ve Kardeş Katli }   Okunma sayısı 3143 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İlay-ı Kelimetullah

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 46
  • Konu: 10
  • Derviş: 673
  • Teşekkür: 1
Bir Günah’ın Anatomisi: Osmanlı Padişahları ve Kardeş Katli


Çok sorulan bir soru:

“Padişahlar, taht uğruna kardeşlerini, hatta oğullarını katlederler miydi?”
Cevap: Evet, ama taht uğruna değil, belki baht uğruna; devletin bekası için…

Olayı, alelade bir “katl” şeklinde mütalâa etmek son derece yanlış olur. Meseleyi değerlendirirken mutlak surette dönemin şartlarını, yönetim anlayışlarını, işin önünü ve sonunu hesaba katmak, muhtemel neticelerini düşünmek, buna bağlı olarak da şu soruyu sormak lâzım gelir: “Acaba devletin bekası mı mühimdir, yoksa bir şehzadenin hayatı mı?”

Hem devlet beka bulsun, hem de şehzadeler hayatta kalsın; elbette güzel olanı, ideal olanı budur. Fakat ideali bulmak her zaman mümkün olamamıştır. Ve devletin birliğine, bütünlüğüne şehzadeler kurban verilmiştir.

Tarafsız tarihçiler, şehzade katlinin bir gaddarlıktan değil, devletin bütünlüğünü her şeyin üstünde tutma zaruretinden gelen cebrî bir fedakârlıktan kaynaklandığı yolunda hüküm vermişlerdir.

Gerçekten de padişahları evlât ve kardeş katline sevk eden sebep ne şahsî kin duygusudur, ne de menfaat hissi… Bu fiiller tamamıyla din ve devlet kaygısından doğan hazin, hazin olduğu kadar da feci tedbirlerdir.

Zira günün birinde tahta geçmek üzere yetiştirilen her şehzadenin gönlünde padişahlık aslanı yatmaktadır. Devleti en iyi kendisinin idare edebileceği düşüncesi âdeta fikr-i sabit halinde kafalara yerleşmiştir.

Şehzadelerin böyle yetiştirilmesi ise ayrı bir zaruretin icabıdır. Bu düşünce gücüne güç katmakta, mücadele azmini bilemekte, kendine güven duygusunu kuvvetlendirmektedir.

Açıkçası, tahta geçemeyen her şehzade isyan etmeye, kargaşa çıkarmaya namzettir.

Ortada çok olumsuz örnekler de mevcuttur. Meselâ Sultan I. Murad’ın oğlu Savcı Bey, babasına karşı isyan etmiş (1385), Anadolu’da Timur istilâsıyla başlayan Fetret Devrinde (1402-1413) Yıldırım Bayezid’in evlâtları arasında baş gösteren mücadelede binlerce mazlumun kanı akmış, bu yüzden Bizans’a nice tavizler verilmiş, daha önce alınmış bazı topraklar iade edilmiştir.

Musa Çelebi bir ara İstanbul’u sıkı şekilde muhasara etmişken, kardeşinin (Mehmed Çelebi) ordusuyla üzerine gelmesi yüzünden mecburen muhasarayı kaldırmış, daha sonra Bizans’a âlet olan Yıldırım oğullarından Mustafa Bey (nam-ı diğer Düzmece Mustafa) isyanlarıyla devlet yeni bir fetretle yüz yüze gelmiş; nihayet Fatih’in babası II. Murad zamanında padişahın kardeşi Şehzade Mustafa (Düzmece Mustafa’dan ayırt edilebilmesi için tarihlerimiz bu şehzadeyi “Küçük Mustafa” olarak yazar.) Bizans, Germiyan ve Karaman kışkırtmaları sonucu ayaklanmış, bunun üzerine Sultan II. Murad tıpkı Musa Çelebi gibi, İstanbul muhasarasını kaldırarak küçük kardeşinin üstüne yürümek durumunda kalmıştır (1423).

Bundan sonraki isyan örnekleri ise sayılamayacak kadar çoktur. Şüphesiz her birinde devlet büyük yaralar almış, bir şehzadenin yerine binlerce insan ölmüştür.

Öte yandan evlâtlar arasında bölüştürülmüş imparatorlukların akıbeti de malûmdur. Bir Cengiz Han, bir Timur imparatorluklarının, kardeşler arasında bölüştürülmesi sonucu bir insan ömrü kadar bile hayatta kalamadıklarını herkes bilir.

Ama Osmanlı Devleti altı yüz küsur sene ayakta kalmış, bu sürenin en az dört yüz senesinde dünyanın hemen hemen üçte birine hükmetmiştir.

Fransız düşünürü Fernand Grenard’ın da dediği gibi, “Osmanlı Devleti, gücünü devamlılığından alır.”

Yani uzun soluklu oluşunu, hiç bölünmeden yürümesine borçludur. Yek vücut, imanlı bir kitlenin önünde, bölünmüş Avrupa ve saltanat ortakları arasında taksim edilmiş bir Bizans, elbette dize gelmeye mahkûmdu. Ve öyle oldu.

Osmanlı hanedanı ve devlet adamları, devletin bölünmez bir bütün olduğu gerçeğine gönülden bağlıydılar. Mülkü taksim teklifiyle kendisine elçi gönderen Cem Sultan’a, ağabeyi Sultan II. Bayezid’in verdiği cevap meşhurdur:

“Bu kişver-i Rûm bir ser-i pûşide-i arûs-i pûr namustur ki, iki dâmad hutbesine tâb götürmez” (Osmanlı Devleti öylesine namuslu bir gelindir ki, iki damat istemez).

Osmanlı hanedanı ve devlet adamları daima “birlik” şuuruna, “nizam-ı âlem” düşüncesine ve “Fitne katilden daha şiddetlidir” mealindeki İlâhî hükme inanıyorlardı.

Peygamber müjdesine mazhar olmuş Fatih Sultan Mehmed, bir saltanat endişesi ve rakibi bulunmadığı hâlde, meşhur “Kanunnâme”sine malûm hükmü kovmuştur:

“Her kim neye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı âlem içün katletmek münasibdür. Ekser ulema dahi tecviz etmişdür, bununla âmil olalar.”

Ne yazık ki şartlanmış kafalara ve okul kitaplarına, bu sebep ve gerekçelerin hiçbiri girmemiştir. Olay öyle bir şekilde takdim edilmiştir ki, bundan, padişahların sadece kendilerini düşünerek, ikballeri uğruna oğullarını, yahut kardeşlerini öldürttükleri sonucu çıkmaktadır.

Oysa Yıldırım Bayezid, kardeşi Yakup Bey’in “tahtını tabuta” çevirmeseydi, devlet param parça olmaz mıydı?

Fatih, kardeşini sağ bıraksaydı, kardeşi zaman içinde isyan çıkartmaz mıydı (çünkü hep böyle gelişti), bu isyan sebebiyle acaba İstanbul fethi aksamaz mıydı?

Sultan II. Bayezid, Cem Sultan’in teklifini kabul edip devleti kardeşiyle bölüşseydi Yavuz ortaya çıkabilir, “Halife” olabilir miydi?

Ve Yavuz, üzerlerine gelen kardeşleri Ahmed ve Korkud’u bağışlasaydı, toparlanır toparlanmaz birleşip yeniden saldırmazlar mıydı? Bu da Yavuz Padişah’m en büyük ideali olan “İttihad-ı İslâm”ı (Müslümanların birliği) gerçekleştirmesini engellemez miydi?

Tabii Hilafet de Osmanlılara geçmezdi.

Nihayet şunu sormak lâzım: Cengiz Han, Timur Leng ve Hülâgü Han gibi cihangirlerin kurdukları devletler, neden acaba bir Osmanlı Devleti olamamış, yüzyıllar boyu yaşayamamıştır? (Tarihçiler bunun sebebi olarak, imparatorlukların oğullar arasında bölüşülmesini gösteriyorlar.)

Bunların üzerinde kafa yormadan, şartlan hiç nazara almadan, o günlerin devlet telâkkisini anlamaya çalışmadan masa başında hüküm vermek insafsızlıktır.

Olayı tarih, şartlar ve insaf ölçeğinde ortaya koyduktan sonra, hâlâ “günah” hükmü vermek de mümkündür. O takdirde günahların ve sevapların değerlendirileceği “Mahşer Günü” hatırlanmalı ve olay yargı merciine havale edilmelidir.

Osmanlı padişahları gerek yabancı, gerekse yerli yazarlar tarafından o kadar hırpalanmıştır, öylesine akla hayale sığmayan iftiralara maruz bırakılmıştır ki, mevcut bazı hata ve kusurlarından ziyade faziletlerinin üstünde durmak, neredeyse insanlık borcu hâline gelmiştir.

Eminiz hiçbir millet, kendi ecdadını böylesine hırpalamamıştır, tarihine böylesine yabancılaşmamıştır; kendi kokunu, kendi tırnaklarıyla böylesine duygusuz ve duygusuzca yolmamıştır.

Artık taşları yerli yerine koymak lâzım…

Sonuçta herkes Allah’a hesap verecek, herkes kendi günahlarının kefaretine katlanacaktır.

Yavuz Bahadıroğlu, Biz Osmanlıyız


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/bir-gunahin-anatomisi-osmanli-padisahlari-ve-kardes-katli-t6739.0.html




Çevrimdışı Lahin

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 2
  • Konu: 0
  • Derviş: 3206
  • Teşekkür: 0
Selamün aleyküm Allah dostları

Devletin bekası için insan boğazlamanın İslam'da bir gerekçesi yoktur. Yıldırım'a, Fatih'e gelinceye kadar saltanat sürenlerin aklına niçin böyle birşey gelmedi? Kaldı ki Yakup Bey örneğinde saraya yakınduran herkes padişahlığın Yıldırım'dan önce Yakup Beye uygun olduğu yönünde bir tutum içindeydi. Yakup Bey in saltanat davaı güdeceğine dair bir belirti de yoktu. Babalarının ani ölümüyle ikisinin de padişah olma "hakkı" eşitti. Yakup Beyin görevde olması, ölümden haberdar olmamasını Yıldırım Beyazıt fırsat bildi.Yakup Beyi bir bahane ile çağırtıp bablarının çadırında boğazlattı. Burada düpedüz harislik var, buna devlet bekası bahanesi uyduranlar minarenin girmeyeceği kılıf uyduruyorlar.Yıldırım Beyazıt miraç olarak adına uygun birisiydi.Fevri hareket eden birisiydi, olmadık anlarda cahil cesur olur türünden davranışlarda bulunduğu vaklar vardır şans yardım etmiştir.Fakat Timur un eline düşünce gurur yaparak intihar etmiştir, intihar ederken devletin bekasını niçin düşünmemiştir? Ne yazık ki tarihi bilgileri hep padişah perest yazarlardan, kaba güce tapan, ceberrütlukta gizli bir ilahi güç gören o yüzdende kim üstün gelmişse olayları hep onun haklı çıkacağı şekilde yazan kişilerin kaleminden okumak zorunda kalıyoruz.



Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Paylaşımlar için Allah razı olsun!...Vesselam!..




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Ebu Derda (r.a) Yürürken cep telefonu şarj edecek bot yaptı ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.084 saniyede oluşturulmuştur


Bir Günah’ın Anatomisi: Osmanlı Padişahları Ve Kardeş Katli Güncelleme Tarihi: 17/06/19, 02:59 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim