Bir Tekkeye Vardın İse... - Semerkand Aile
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.053 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.599 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 1 ileti gönderildi.. Toplam : 22897 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Bir Tekkeye Vardın İse..., konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2581 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Bir Tekkeye Vardın İse...}   Okunma sayısı 2581 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Bir Tekkeye Vardın İse...
« : 11/03/14, 08:25 »
Tekkeler paylaşıldığı yerlerdi; ekmeğin, suyun, hayatın…
Hani bir kilime dokuz abdal sığardı ya! Bir kilimin, toprağın paylaşıldığı yerlerdi. Bir tas çorbanın, o çorbanın sıcaklığının; bir ocak başının, o ocak başının sıcaklığının paylaşıldığı yerlerdi.
Tekkelerin geçmişi Asr-ı Saadet Dönemi’nde Ashab-ı Suffa’ya kadar götürülüyor. O dönemden itibaren tekkeler paylaşımın, kanaatin, insanlar arası eşitliğin, yardımseverliğin, tevazuun simgesi oluyor. Anadolu’da özellikle Selçuklular ve Osmanlı dönemlerinde çok parlak zamanlar geçiren tekkeler müesseseleşmelerinin de getirisiyle aynı zamanda dönemlerinin kültür merkezleri oluyorlar. Spordan el sanatları ve zanaatlarına, kitaplar ve kütüphanelerden yemek kültürüne kadar hayatın her noktasına kültürel ve sosyal alanlarda katkı sağlıyorlar. Bu yazımızda biz bir zamanlar Anadolu tekkelerindeki yemek kültüründen çeşniler sunmaya çalışacağız. Kim bilir belki bugün bir dergahta pişen bir çorbada, bir dergahta tüten bir ocakta o zamanlardan bir tat o zamanlardan bir sıcaklık buluruz. O zamanlar bu zamanlara karışır gelir…

TEKKENİN SOFRA ADABI

Tekkeler aslında İslami yaşantının müesseseleştiği, din her neyi emrediyorsa onun toplu olarak yaşandığı yerlerdir. Bir sofraya otururken tekkelerde gözetilen esaslar da dinin emir ve yasakları, adap ve erkanıdır. Tekkelerde yemek yerken ve sofrada dikkat edilmesi gerekli edepler şöyle sıralanmıştır:
Yemek helal olmalıdır, sofra hazırken namaz vakti girse bile önce yemek yenmelidir. Yemeğin başında ve sonunda eller yıkanmalıdır. Yemeğe besmele ile başlanmalı, yemek Allah’a hamd ile bitirilmelidir. Yemek sağ elle yenmelidir. Yemeğe tuz ile başlanmalı ve yemek yine tuz ile bitirmelidir. Yiyecekler kötülenmemelidir. Lokmaları küçük tutmalı ve iyice çiğnemelidir. Yemek yiyen kişilerin yüzüne bakıp yedikleri gözetlenmemelidir. Yaslanarak veya yatarak yenmemelidir. Sol ayak üzerine oturup sağ diz dikilerek yenmelidir.  Büyüklerden önce yemeğe başlanmamalıdır. Mide tam dolmadan yemek bırakılmalıdır. Sofrada tamamen susulmamalı, hikmetli konular konuşulmalıdır. Yemeğin ardından su içilmelidir. Bir bardak su üç defada içilmelidir. Yemekten sonra İhlas ve Kureyş sureleri okunmalı, ayrıca Allah’a şükür manası taşıyan dualar edilmelidir. Sofradan kalkınca dişler temizlenmelidir. Gördüğümüz gibi burada saydığımız sofra ve yemek adabı Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) sünnetinden alınmış olan her Müslümanın uyması gereken edeplerdir.

YEMEĞİ PİŞİRİRKEN ABDESTLİ OLMALI VE ZİKRİ BIRAKMAMALI

Tekkelerdeki diğer adap ise şöyledir: Müritler diğer arkadaşlarından izin almaksızın yemek yememelidir. Sofra başına edeple oturmalı ve gaflette olmamalıdır. Aceleyle yememeli, önce sofrada varsa şeyhin ya da en büyük kimsenin başlamasını beklemelidir. Diğerlerinin eline ve kasesine bakmamalıdır. Bir mürit diğer müritlerden önce sofradan kalkmamalıdır. Yemeği pişirirken abdestli olmalı ve zikri bırakmamalıdır. Yemeği kazandan kaseye dökeceği sırada da besmele çekmelidir. Sofrayı sol koltuğu altında, tuzluğu sol elinde ve kaseyi de sağ elinde tutarak getirmelidir. Yemek arasında su içmemeli, mutlaka içmesi gerekirse de bardağı yemeğe bulaşmayan parmaklarıyla tutarak içmelidir. Yemek sonrası hizmet eden kişi ibriği sol, sabunu sağ eliyle tutarak getirmelidir. Herkes elini kendi mendiliyle kurulamalıdır. Hizmet eden omzundaki havluya işaret ederse onunla da kurulamalıdır.

TEKKEYİ BEKLEYEN…

Sabrı anlatır, sebatı, beklemeyi… Yansın diye beklemeyi, ısınsın diye beklemeyi, kaynasın diye, pişsin diye… O bekleyişle derviş, odunun yanmasını, çorbanın pişmesini değil kendisinin pişmesini bekler aslında. Tekkeyi bekler, çorbayı içer. Bu söz mecazi ifadesi kadar gerçeğin de anlatımıdır zira tekkelerde çorba ünlüdür.
Bursa’da Kadiriyye Tarikatı’nın Eşrefiye koluna mensup Numaniye Dergahı’nda Ramazan ve Kurban bayramlarının ikinci gününde “köfteli çorba” yapılırdı. Bu çorbanın hem yapılması hem ikramı ve yenilmesi de merasimle olurdu. Cemaatle kılınan sabah namazından sonra Kadiri evradı da eskiden tekkelerde zikir ya da merasim esnasında hep bir ağızdan dua ya da ilahi söylemekti. İnilen “taamhane”de sofralar etrafında toplanılır, herkes ayakta hürmetle şeyh efendinin duasını beklerdi. Bu bekleyişte eller çaprazlama göğüs hizasında, sağ ayağın başparmağı sol ayağın başparmağı üzerinde, başlar hafifçe kalbin üstündedir ve hafiften “Allah Allah” zikri devam etmektedir. Şeyh efendi gülbang denen duasına başlar:
“Allah Allah eyvallah!
Hayırlar feth ola, şerler def ola.
Bu meydan-ı ışka revan olalım…
Gelin ey ihvanı ba-safa, bu vesile-i hasene ve hatıra-i müstahsene ile köfteli çorba nuş eyleyelim, göçenleri yad edelim.”

TEKKELERDEN HU GELİR!

Kış mevsiminde çok soğuk geçen aralık ayının dokuzundan ocak ayının on yedisine kadarki kırk günlük süreye erbain denilirdi. “Kış müminin baharıdır” diyor ya Efendimiz (s.a.v) işte baharı bahar gibi yaşamak isteyen bazı sufiler bu dönemde halvete girerlerdi. Erbainin bitiminde, halvetten çıkıldığında da bazı merasimler yapılırdı. İstanbul’daki Tophane Kadiri Asitanesi’nde de erbain helvası pişirme geleneği vardı. Bu merasim şöyle olurdu: Akşam namazından sonra dervişler beraberce “hamdiyye” okurlar, yatsıya bir saat kala da cüzleri paylaşarak Kur’an-ı Kerim’i hatmederlerdi. Bu bir saat içinde hem hatim hem de helvanın pişirilmesi tamam olurdu. İrmik, tahin ve balla hazırlanan helvayı “etvar-ı seb’a” yani tasavvufta nefsin yedi mertebesine atıfla dergahtan yedi kişi kelime-i tevhid okuyarak pişirirdi. Pişen helva ocaktan indirilerek demlenmeye bırakılırdı. Bu arada yatsı namazı kılınır ardından yetmiş bin kelime-i tevhid ile ilahi okunurdu. Akabinde şeyh efendi ile müritler tekkenin tevhidhanesinden mutfak kısmına inerler, sofralara taksim edilen erbain helvasını yerlerdi. Anadolu’daki pek çok tekkede de kandil gecelerinde helva pişirme
geleneği vardı.

YİYENLERE İMAN NURU…

Mevlevi tekkelerinde de pirinç, et, soğan, kişniş ve fıstıktan hazırlanan bazen pazartesi bazen de cuma geceleri merasimle pişirilen bir pilav vardır. Bu pilavın ismi lokmadır. Pilavın piştiği gümüş gibi parlak olan bu kazan özeldir ve bu kazanda başka bir şey pişmez. Kazan beze sarılarak kendine mahsus bir dolapta muhafaza edilirdi. Mutfakta bunun için mevcut ocağa “ateşbaz-ı veli” ocağı denirdi. Mevlevi tekkelerindeki mutfak dervişlerin terbiyesine mahsus bir yerdi. Lokma pişerken mutfağın kapısı kilitlenir, mutfakta kazancı dede ile mutfakta görevli dervişlerden başkası bulunmazdı. Lokmanın harcı yiyecek kişilerin sayısına göre kazancı dede tarafından belirlenirdi. Lokma pişerken mutfakta bulunanlar niyaz eder vaziyette dururlardı. Lokma pişirmeye “lokma basmak” da denirdi. Lokma pişince kazancı dede kazanın kapağını açar, mutfaktaki görevli dervişler kazanı yere indirir, kazancı da şu gülbangı çekerdi:
“Tabhı (pişirilen, pişirmen) şirin ola
Hak berekatın vere
Yiyenlere nur-i iman ola
Dem-i Hazret-i Mevlana
Sırr-ı Ateşbaz-ı Veli
Hu diyelim hep beraber Hu…”
Yemekler kaplara dökülünce yemeğe çağırmakla görevli derviş “Hu lokmaya sala” diye nidada bulunurdu. Hücrelerinden çıkanlar mutfağa gelir hep birlikte sofraya otururlardı. Aynı zamanda kurban bayramlarına mahsus taze kurban etinden yapılan kavurma lokması da gelene gidene ikram edilir de bitip tükenmek bilmezdi.

İÇİLEN BİR BARDAK SÜT MÜDÜR?

Bildiğimiz gibi Peygamber Efendimiz (s.a.v) Allah Teala tarafından bir gece miraca yükseltilmiştir. O gece yani Recep ayının 27. gecesi Miraç Kandili olarak kutlanır. Miraç gecesinde Cebrail (a.s) Efendimiz’e  (s.a.v) bal şerbeti ve süt ikram etmiştir. Efendimiz de (s.a.v) sütü tercih etmiştir. Bunun üzerine Cebrail (a.s) de Efendimize “Tabiatına uygun olanı seçtin” demiştir. (Buhari, Eşribe, 12)
Osmanlı döneminde de Miraç Kandili’nde tekke ve dergahlarda  miraciye okunması ve süt ikram edilmesi bir gelenek olmuştur. Bu gelenek Mevlevi dergahları başta olmak üzere başka pek çok dergah ve tekkede sürdürülmüştür. İçilen bir bardak süt değildir. Bir miracı, bir duayı yüklenmektir. Bu günlerde “O söylemişse doğru söylemiştir” demektir. İnanmaktır…

O GÜNLERDEN BU GÜNLERE…

Bazı Nakşibendi tekkelerinde Pazar ve Perşembe günleri Hatme-i Hacegan’dan sonra şeker, üzüm, hurma ve helva yenirdi. Cuma geceleri yatsı namazının akabinde icra edilen salavat hatminden sonra ise şerbet içilirdi. Mevlevi tekkelerinde Kur’an-ı Kerim okunmasının akabinde yapılan “ayn-ı cem” merasiminden sonra -Bu merasim bir dergahta bulunan dervişlerin katılımıyla ve teklif üzerine yapılır- kuru ve yaş yemiş şerbetleri ile tarçın şerbeti içilirdi. Halvetiye’nin Sivasiyye kolunda halvetten çıkan mürit için sofralar kurulur, müritlere kesilen kurbanın ciğeri ile bal şerbeti ikram edilirdi.
Bütün bunlardan başka: garip ve seyyahlar için hazırlanan Özbek pilavı, yine kandil geceleri herkese bol miktarda dağıtılan fıstıklı, sütlü irmik helvası, Merkez Efendi Tekkesi’nde bol pilav üzerine verilen limon, portakal veya karadut peltesi, Muharrem ayının onundan Safer ayının sonuna kadar her tekkede tertiplenen aş cemiyetleri, sekiz kulplu muazzam kazanlarda pişirilen aşure, aşurenin konu komşuya, fukaraya ve civar halka, güğümler, leğenler içinde günlerce dağıtılması, kadir geceleri mahalle halkı arasında karşılıklı olarak ikram edilmesi…
Bu güzel ve anlamlı liste uzar gider. Bugün bir dergahta diz çöküp içtiğin bir çorbaya, bölüp yediğin bir arpa ekmeğine gelir. O çorbada ve o ekmekte tüm o helvalardan, lokmalardan, pilavlardan tat vardır. Asla eksilmeyecek bir tat. İçtiğin bir bardak çayda o günlerden bereket vardır. O bir bardak çayın her bir şekeri tek tek besmeleyle konuluyorsa şekerliğe ki o bereket ve tat vardır ve olacaktır.


Zehra KORKMAZ
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/bir-tekkeye-vardin-ise-t34887.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Dilekler dualaşır, dualar gerçekleşir... Bardağı yere bırakın bugün ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.619 saniyede oluşturulmuştur


Bir Tekkeye Vardın İse...Güncelleme Tarihi: 22/10/19, 21:07 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim