Bitenler hep can acıtır..... - Kişisel Gelişim ve Psikoloji
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.061 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.638 yorum yapıldı. Bugün 2 konu ve 2 ileti gönderildi.. Toplam : 22908 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Bitenler hep can acıtır....., konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2177 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Bitenler hep can acıtır.....}   Okunma sayısı 2177 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kusva

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.083
  • Konu: 379
  • Derviş: 244
  • Teşekkür: 8
Bitenler hep can acıtır.....
« : 16/08/08, 02:19 »
Bitenler hep can acıtır… neden…?
…çünkü bitenlerin hep bitmemesi gerekenler olduğu düşünülür de ondan…
Bazen de bitenler sevindirir… neden…?
…çünkü bitenlerin hep hayatımızdan gitmesi gerekenler olduğu düşünülür de ondan…

Halk arasında bilinen bir tabir vardır. “Her bitiş, yeni bir durumun başlangıcıdır” şeklinde.
Psikolojide de böyle bir ilke var sevgili okurlar… her ulaşılmak istenen hedef, aslında başka bir şeyin sonudur. Ve aynı durum farklı bir sürecin başlangıcıdır da…
İlk duyulduğunda biraz karışıkmış gibi geliyor.
Diyelim ki hayatımız boyunca bir takım idealler ve hayaller uğrunda koşturduk durduk. Gece demeden, gündüz demeden çalıştık. Kendimize ulaşılacak bir standart belirledik. Bu standart için, aradan geçmesi gereken zaman sürecini hesapladık. Derken yıllar geçti… günler, aylar su gibi akıp gitti… ve… ve sevindirici sonuç…! “Nihayet oldu…!” işte tam da istediğimiz yerdeyiz…
İnsan organizması ve yaşamın kurulum mantığı çok ilginç. Bir yandan üretiyoruz, uğraşıyoruz, koşturuyoruz, didiniyoruz, yoruluyoruz… ama… ama üretirken aslında başka şeyleri de tüketiyoruz.
Üretirken tüketen bir varlık olmak, kaygan bir zeminde düşmeden ayakta durmaya çalışmak gibi bir durum aslında… çünkü ulaşılması hedeflenen her amacın, bizden alıp götüreceği bir çok şey olabilir. Bu normaldir de.
Okulumuzdan mezun olmayı hedefleriz… aradan yıllar geçer… mezun oluruz… üreten kişi oluruz… ama diğer yandan kendi içimizde tükettiğimiz başka süreçler vardır. Sahip olduğumuz “zaman” gibi…”ömür” gibi…
Koşturup dururuz bir sıkıntıdan kurtulmak için… kurtuluruz da nitekim… bir şeyleri ele geçiririz belki evet… ama neleri tüketerek…?
…
Son günlerde aldığım bir mail dikkatimi çekmişti. Benzerleri de zaman zaman geliyor doğrusu… herkes bir şeylerin peşinde… herkesin kendisine göre bir yaşam planı var. Kişinin kendi hayatını planlamasından, kendi igi-beklenti ve ihtiyaçlarına göre kurgular geliştirmesinden daha doğal hiçbir şey olamaz bence.

…peki doğal olmayanı ne…? Ya da tüm bunların arasında gözden kaçan…?

BU GÜNÜMÜZ…!

…
Kimileri geçmişe takılarak, sürekli geçmişten çekip aldıklarını bugüne taşıyarak, kendi elleriyle, kendi hayatlarını yaşanmaz hale getiriyor.
Kimileri de gelecekteki yaşanacaklar uğruna, bugününden vazgeçiyor…
Doğru olanı ne…?
Her ikisini de harmanlayarak, sağlıklı bir biçimde yaşamaya gayret etmek.
…şöyle ki… geçmişte yaşananlar “geçmiştir”. Yani adı üzerinde “geçmişte kalmış”tır. Onları alıp alıp getiren, bugüne yerleştiren bizleriz. Herhangi bir olay, durum, sıkıntı, zorluk, öfke, kızgınlık,…vs. her duygu, yaşandığı zamana aittir. O gün, o günkü ruh hali, o günkü anlama ve algılama süreçleri, o günkü sosyal ve ekonomik koşullar içinde anlamlı ve önemlidir. Yaşanan ve o günkü şartlarla anlamlandırılan bir olayın, bugünümüze taşınması ve bugün de geçmişteki gibi bizi etkilemesi olanaksız görünüyor doğrusu. Fakat bir çok kişi, falanca zamanda yaşadığı olumsuzluğu niçin taptazeymiş gibi hissedebiliyor…?
Çünkü bilinçaltı onu beslemeye ve büyütmeye devam ediyor. Kişilik yapısı, yetiştirilme şekli, olaylarla baş etme yeteneği gibi bireysel süreçler devreye giriyor. Böylece benzer durumlara, birbirinden farklı tepkiler veren insanlar ortaya çıkıyor.
Geçmiş vardır… ama yaşananlar artık orada kalmıştır. Temel prensip bu olmalı sevgili okurlar… geçmiş kendi kendine atlayıp da şu anımıza gelmez… gelemez… onu olduğu yerden itina ile alıp getiren bizlerin patolojileridir tamamen. Demek ki geçmiş vardır… ama olayın gerçekleştiği yaşam dilimi içinde anlamlı ve önemlidir. Ve geçmiş, geleceğimize ışık tutmak için hafızalarımızda yer almalıdır. Halihazırda yaşadığımız hayatı burnumuzdan getirmek için değil. Sürekli ramazan pilavı gibi ortaya dökmek, olayları parmağımıza dolamak, ruhsal açıdan takıntıları olan insanların yaptığı bir tavırdır. Sağlıklı bünye bu ve benzeri durumlarda, yoluna devam etmeyi sever. Geçmişte olanı bir kenarında bulundurur ama, ondan bilgi almak ve olası benzer sıkıntıları yaşamamak için tecrübelerden istifade etmeyi seçer.
…ve gelecek…
Gelecek ise, adı üzerine inşaAllah bir gün “gelecek”… yani henüz ortalıkta yok… zaman ilerledikçe gelecek de bir gün gelecek J
Tam da bu nedenle gelecekle ilgili abartılı duygular yaşamak, abartılı planlar yapmak, gelecek için günümüzü zorlayan yatırımlar yapmak, zaman içinde ruh sağlığımızı bozmaya başlıyor.
…derken her iki uç noktada yanlışlık yapan insanların sayısı artıyor. Ve bu kişilerden gelen maillerin sayısında da artışlar olmaya başlıyor.
Kimisi geçmişine takılmış… bir türlü ordan çıkıp da bugüne gelemiyor….
Kimisi de geleceğe takılmış… her şey gelecek için… nefes almasının anlamı bile gelecek olmuş… bugünü yaşayamıyor…
Sonuç…?
Her iki halde bulunan insan da aynı ortak sorunu paylaşıyor… BU GÜNÜ YAŞAYAMAMAK…!

Oysa ki –ilginçtir- geçmişimizden ve geleceğimizden sorumlu değiliz. Geçmişte hatalar yapmış olabiliriz… türlü hatalar… bugün bu yanlışların farkına varmışsak ve benzer sıkıntıları yaşamamaya özen gösteriyorsak, geçmişin bizi rahatsız etmemesi gerekir. Ve geçmiş gelip de öyle arabesk içerikli Türk filmlerinde olduğu gibi yakamıza yapışmaz. Diyelim ki yapıştı… o zaman da “Evet… bir dönem o söylediğiniz hatayı yapmıştım… artık yapmıyorum…” diyerek yolumuza devam etmemiz gerekir.

Bununla birlikte geleceğin bize neler getireceğini de bilemeyiz. Çünkü “gayb”dır. Elimizde küre yok ki başımıza ne geleceğini bilelim. Ortalama doğru olduğuna inandığımız ve aklımızı devrede tutarak, güvendiğimiz insanlardan da destek aldığımız kararlarla yolumuza devam ederiz. İyi ve güzel bir sonuçla karşılaşırsak seviniriz. Olumsuz bir durumla karşılaşırsak da “Hayyy Allah… demek ki seçtiğim yolun böyle de bir getirisi oldu… neyse bunu düzeltmek için ne yapabilirim acaba…?” diye yine yolumuza devam etmeye çalışırız.
Aksi halde “arada derede kalan bir psikoloji”yle hareket etmiş oluruz ki, son derece sinir bozucu bir durumdur.
…
Ortalama gelen sorular şöyleydi sevgili okurlar… “…geçmişte falanca gibi bir zorluğum oldu… aslında olaylar düzeldi ama ben hala aradan 10 yıl geçmesine rağmen unutamadım….”
Veya… “…bütün gücümle gelecek için çalışıyorum ama yine de mutlu olamıyorum…”
…
Geçmişte yaşayıp da, aşağıdaki marketten aldığı bir külah dondurmanın keyfini çıkaramamak ne kadar büyük bir yanlışsa; kendisini, daha ne olacağı belli bile olmayan geleceğine kilitleyip, karnının acıktığının dahi farkında olmadan aç acına deliler gibi çalışıp, bir çikolatayla “Ohhh be işte hayat bu…” diyememek de bir o kadar yanlışlıktır...
Sevgiyle kalın… bugününüz için bir şeyler yapmayı unutmayın :X32 :X06…

Mehtap Kayaoğlu

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/bitenler-hep-can-acitir-t3518.0.html




Çevrimdışı Gönül Mihmanım

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.810
  • Konu: 230
  • Derviş: 4163
  • Teşekkür: 28
Cevaplandı: Bitenler hep can acıtır.....
« Cevapla #1 : 29/05/11, 19:42 »

Bitenler hep can acıtır... neden?...


... çünkü bitenlerin hep bitmemesi gerekenler olduğu dü­şünülür de ondan...

Bazen de bitenler sevindirir... neden?...

... çünkü bitenlerin hep hayatımızdan gitmesi gerekenler olduğu düşünülür de ondan...

Halk arasında bilinen bir tabir vardır. "Her bitiş, yeni bir durumun başlangıcıdır" şeklinde.

Psikolojide de böyle bir ilke var sevgili okurlar... her ula­şılmak istenen hedef, aslında başka bir şeyin sonudur. Ve aynı durum farklı bir sürecin başlangıcıdır da...

İlk duyulduğunda biraz karışıkmış gibi geliyor.

Diyelim ki hayatımız boyunca bir takım idealler ve hayal­ler uğrunda koşturduk durduk. Gece demeden, gündüz deme­den çalıştık. Kendimize ulaşılacak bir standart belirledik. Bu standart için, aradan geçmesi gereken zaman sürecini hesap­ladık. Derken yıllar geçti... günler, aylar su gibi akıp gitti... ve... ve sevindirici sonuç!... "Nihayet oldu!..." işte tam da is­tediğimiz yerdeyiz...

İnsan organizması ve yaşamın kurulum mantığı çok ilginç. Bir yandan üretiyoruz, uğraşıyoruz, koşturuyoruz, didiniyo­ruz, yoruluyoruz... ama... ama üretirken aslında başka şeyle­ri de tüketiyoruz.

Üretirken tüketen bir varlık olmak, kaygan bir zeminde düşmeden ayakta durmaya çalışmak gibi bir durum aslında... çünkü ulaşılması hedeflenen her amacın, bizden alıp götüre­ceği bir çok şey olabilir. Bu normaldir de.

Okulumuzdan mezun olmayı hedefleriz... aradan yıllar ge­çer... mezun oluruz... üreten kişi oluruz... ama diğer yandan kendi içimizde tükettiğimiz başka süreçler vardır. Sahip oldu­ğumuz "zaman" gibi... "ömür" gibi...

Koşturup dururuz bir sıkıntıdan kurtulmak için... kurtulu­ruz da nitekim... bir şeyleri ele geçiririz belki evet... ama ne­leri tüketerek?...


Son günlerde aldığım bir mail dikkatimi çekmişti. Benzer­leri de zaman zaman geliyor doğrusu... herkes bir şeylerin pe­şinde... herkesin kendisine göre bir yaşam planı var. Kişinin kendi hayatını planlamasından, kendi ilgi-beklenti ve ihtiyaç­larına göre kurgular geliştirmesinden daha doğal hiçbir şey olamaz bence.

... peki doğal olmayanı ne?... Ya da tüm bunların arasında gözden kaçan?...

BUGÜNÜMÜZ!...

Kimileri geçmişe takılarak, sürekli geçmişten çekip aldıkla­rını bugüne taşıyarak, kendi elleriyle, kendi hayatlarını yaşan­maz hale getiriyor.

Kimileri de gelecekteki yaşanacaklar uğruna, bugününden vazgeçiyor...

Doğru olanı ne?...

Her ikisini de harmanlayarak, sağlıklı bir biçimde yaşama­ya gayret etmek.

... şöyle ki... geçmişte yaşananlar "geçmiştir". Yani adı üzerinde "geçmişte kalmış"tır. Onları alıp alıp getiren, bugüne yerleştiren bizleriz. Herhangi bir olay, durum, sıkıntı, zorluk, öfke, kızgınlık... vs. her duygu, yaşandığı zamana aittir. O gün, o günkü ruh hali, o günkü anlama ve algılama süreçleri, o günkü sosyal ve ekonomik koşullar içinde anlamlı ve önem­lidir. Yaşanan ve o günkü şartlarla anlamlandırılan bir olayın, bugünümüze taşınması ve bugün de geçmişteki gibi bizi etki­lemesi olanaksız görünüyor doğrusu. Fakat bir çok kişi, falan­ca zamanda yaşadığı olumsuzluğu niçin taptazeymiş gibi his­sedebiliyor?...

Çünkü bilinçaltı onu beslemeye ve büyütmeye devam edi­yor. Kişilik yapısı, yetiştirilme şekli, olaylarla baş etme yetene­ği gibi bireysel süreçler devreye giriyor. Böylece benzer du­rumlara, birbirinden farklı tepkiler veren insanlar ortaya çıkı­yor.

Geçmiş vardır... ama yaşananlar artık orada kalmıştır. Te­mel prensip bu olmalı sevgili okurlar... geçmiş kendi kendine atlayıp da şu anımıza gelmez... gelemez... onu olduğu yerden itina ile alıp getiren bizlerin patolojileridir tamamen.

Demek ki geçmiş vardır... ama olayın gerçekleştiği yaşam dilimi için­de anlamlı ve önemlidir. Ve geçmiş, geleceğimize ışık tutmak için hafızalarımızda yer almalıdır. Halihazırda yaşadığımız hayatı burnumuzdan getirmek için değil. Sürekli ortaya dök­mek, olayları parmağımıza dolamak, ruhsal açıdan takıntıları olan insanların yaptığı bir tavırdır. Sağlıklı bünye, bu ve ben­zeri durumlarda, yoluna devam etmeyi sever. Geçmişte olanı bir kenarında bulundurur ama, ondan bilgi almak ve olası benzer sıkmaları yaşamamak için tecrübelerden istifade et­meyi seçer.

... ve gelecek...

Gelecek ise, adı üzerine inşaAllah bir gün "gelecek"... yani henüz ortalıkta yok... zaman ilerledikçe gelecek de bir gün gelecek.

Tam da bu nedenle gelecekle ilgili abartılı duygular yaşa­mak, abartılı planlar yapmak, gelecek için günümüzü zorla­yan yatırımlar yapmak, zaman içinde ruh sağlığımızı bozma­ya başlıyor.

... derken her iki uç noktada yanlışlık yapan insanların sa­yısı artıyor. Ve bu kişilerden gelen maillerin sayısında da artış­lar olmaya başlıyor.

Kimisi geçmişine takılmış... bir türlü oradan çıkıp da bugü­ne gelemiyor...

Kimisi de geleceğe takılmış... her şey gelecek için... nefes almasının anlamı bile gelecek olmuş... bugünü yaşayamı­yor. ..

Sonuç?...

Her iki halde bulunan insan da aynı ortak sorunu paylaşı­yor. .. BUGÜNÜ YAŞAYAMAMAK!...

Oysa ki -ilginçtir- geçmişimizden ve geleceğimizden so­rumlu değiliz. Geçmişte hatalar yapmış olabiliriz... türlü ha­talar... bugün bu yanlışların farkına varmışsak ve benzer sı­kıntıları yaşamamaya özen gösteriyorsak, geçmişin bizi rahat­sız etmemesi gerekir. Ve geçmiş gelip de öyle arabesk içerikli

filmlerde olduğu gibi yakamıza yapışmaz. Diyelim ki yapıştı... o zaman da "Evet... bir dönem o söylediğiniz hatayı yapmış­tım... artık yapmıyorum..." diyerek yolumuza devam etme­miz gerekir.

Bununla birlikte geleceğin bize neler getireceğini de bile­meyiz. Çünkü "gayb"dır. Ve bilinmeyeni bilmek sadece Allah'a (c.c.) mahsustur. Elimizde küre yok ki başımıza ne geleceğini bilelim. Ortalama doğru olduğuna inandığımız ve aklımızı devrede tutarak, güvendiğimiz insanlardan da destek aldığı­mız kararlarla yolumuza devam ederiz. İyi ve güzel bir sonuç­la karşılaşırsak seviniriz. Olumsuz bir durumla karşılaşırsak da "Hayyy Allah... demek ki seçtiğim yolun böyle de bir geti­rişi oldu... neyse bunu düzeltmek için ne yapabilirim aca­ba?..." diye yine yolumuza devam etmeye çalışırız.

Aksi halde "arada derede kalan bir psikoloji"yle hareket et­miş oluruz ki, son derece sinir bozucu bir durumdur.

Ortalama gelen sorular şöyleydi sevgili okurlar... "... geç­mişte falanca gibi bir zorluğum oldu... aslında olaylar düzel­di ama ben hala aradan 10 yıl geçmesine rağmen unutama­dım..."

Veya... "... bütün gücümle gelecek için çalışıyorum ama yi­ne de mutlu olamıyorum..."

Geçmişte yaşayıp da, aşağıdaki marketten aldığı bir külah dondurmanın keyfini çıkaramamak ne kadar büyük bir yanlış­sa; kendisini, daha ne olacağı belli bile olmayan geleceğine ki­litleyip, karnının acıktığının dahi farkında olmadan aç acına deliler gibi çalışıp, bir çikolatayla "Ohhh be işte hayat bu..." diyememek de bir o kadar yanlışlıktır...

Sevgiyle kalın... bugününüz için bir şeyler yapmayı unut­mayın...


Yazar: Mehtap Kayaoğlu


Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.578
  • Konu: 1902
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 363
Cevaplandı: Bitenler hep can acıtır.....
« Cevapla #2 : 29/06/11, 13:59 »


Bitenler hep can acıtır… neden…?

…çünkü bitenlerin hep bitmemesi gerekenler olduğu düşünülür de ondan…
Bazen de bitenler sevindirir… neden…?
…çünkü bitenlerin hep hayatımızdan gitmesi gerekenler olduğu düşünülür de ondan…

Halk arasında bilinen bir tabir vardır. “Her bitiş, yeni bir durumun başlangıcıdır” şeklinde.
Psikolojide de böyle bir ilke var sevgili okurlar… her ulaşılmak istenen hedef, aslında başka bir şeyin sonudur. Ve aynı durum farklı bir sürecin başlangıcıdır da…
İlk duyulduğunda biraz karışıkmış gibi geliyor.
Diyelim ki hayatımız boyunca bir takım idealler ve hayaller uğrunda koşturduk durduk. Gece demeden, gündüz demeden çalıştık. Kendimize ulaşılacak bir standart belirledik. Bu standart için, aradan geçmesi gereken zaman sürecini hesapladık. Derken yıllar geçti… günler, aylar su gibi akıp gitti… ve… ve sevindirici sonuç…! “Nihayet oldu…!” işte tam da istediğimiz yerdeyiz…
İnsan organizması ve yaşamın kurulum mantığı çok ilginç. Bir yandan üretiyoruz, uğraşıyoruz, koşturuyoruz, didiniyoruz, yoruluyoruz… ama… ama üretirken aslında başka şeyleri de tüketiyoruz.
Üretirken tüketen bir varlık olmak, kaygan bir zeminde düşmeden ayakta durmaya çalışmak gibi bir durum aslında… çünkü ulaşılması hedeflenen her amacın, bizden alıp götüreceği bir çok şey olabilir. Bu normaldir de.
Okulumuzdan mezun olmayı hedefleriz… aradan yıllar geçer… mezun oluruz… üreten kişi oluruz… ama diğer yandan kendi içimizde tükettiğimiz başka süreçler vardır. Sahip olduğumuz “zaman” gibi…”ömür” gibi…
Koşturup dururuz bir sıkıntıdan kurtulmak için… kurtuluruz da nitekim… bir şeyleri ele geçiririz belki evet… ama neleri tüketerek…?
…
Son günlerde aldığım bir mail dikkatimi çekmişti. Benzerleri de zaman zaman geliyor doğrusu… herkes bir şeylerin peşinde… herkesin kendisine göre bir yaşam planı var. Kişinin kendi hayatını planlamasından, kendi igi-beklenti ve ihtiyaçlarına göre kurgular geliştirmesinden daha doğal hiçbir şey olamaz bence.

…peki doğal olmayanı ne…? Ya da tüm bunların arasında gözden kaçan…?

BU GÜNÜMÜZ…!

…
Kimileri geçmişe takılarak, sürekli geçmişten çekip aldıklarını bugüne taşıyarak, kendi elleriyle, kendi hayatlarını yaşanmaz hale getiriyor.
Kimileri de gelecekteki yaşanacaklar uğruna, bugününden vazgeçiyor…
Doğru olanı ne…?
Her ikisini de harmanlayarak, sağlıklı bir biçimde yaşamaya gayret etmek.
…şöyle ki… geçmişte yaşananlar “geçmiştir”. Yani adı üzerinde “geçmişte kalmış”tır. Onları alıp alıp getiren, bugüne yerleştiren bizleriz. Herhangi bir olay, durum, sıkıntı, zorluk, öfke, kızgınlık,…vs. her duygu, yaşandığı zamana aittir. O gün, o günkü ruh hali, o günkü anlama ve algılama süreçleri, o günkü sosyal ve ekonomik koşullar içinde anlamlı ve önemlidir. Yaşanan ve o günkü şartlarla anlamlandırılan bir olayın, bugünümüze taşınması ve bugün de geçmişteki gibi bizi etkilemesi olanaksız görünüyor doğrusu. Fakat bir çok kişi, falanca zamanda yaşadığı olumsuzluğu niçin taptazeymiş gibi hissedebiliyor…?
Çünkü bilinçaltı onu beslemeye ve büyütmeye devam ediyor. Kişilik yapısı, yetiştirilme şekli, olaylarla baş etme yeteneği gibi bireysel süreçler devreye giriyor. Böylece benzer durumlara, birbirinden farklı tepkiler veren insanlar ortaya çıkıyor.
Geçmiş vardır… ama yaşananlar artık orada kalmıştır. Temel prensip bu olmalı sevgili okurlar… geçmiş kendi kendine atlayıp da şu anımıza gelmez… gelemez… onu olduğu yerden itina ile alıp getiren bizlerin patolojileridir tamamen. Demek ki geçmiş vardır… ama olayın gerçekleştiği yaşam dilimi içinde anlamlı ve önemlidir. Ve geçmiş, geleceğimize ışık tutmak için hafızalarımızda yer almalıdır. Halihazırda yaşadığımız hayatı burnumuzdan getirmek için değil. Sürekli ramazan pilavı gibi ortaya dökmek, olayları parmağımıza dolamak, ruhsal açıdan takıntıları olan insanların yaptığı bir tavırdır. Sağlıklı bünye bu ve benzeri durumlarda, yoluna devam etmeyi sever. Geçmişte olanı bir kenarında bulundurur ama, ondan bilgi almak ve olası benzer sıkıntıları yaşamamak için tecrübelerden istifade etmeyi seçer.
…ve gelecek…
Gelecek ise, adı üzerine inşaAllah bir gün “gelecek”… yani henüz ortalıkta yok… zaman ilerledikçe gelecek de bir gün gelecek J
Tam da bu nedenle gelecekle ilgili abartılı duygular yaşamak, abartılı planlar yapmak, gelecek için günümüzü zorlayan yatırımlar yapmak, zaman içinde ruh sağlığımızı bozmaya başlıyor.
…derken her iki uç noktada yanlışlık yapan insanların sayısı artıyor. Ve bu kişilerden gelen maillerin sayısında da artışlar olmaya başlıyor.
Kimisi geçmişine takılmış… bir türlü ordan çıkıp da bugüne gelemiyor….
Kimisi de geleceğe takılmış… her şey gelecek için… nefes almasının anlamı bile gelecek olmuş… bugünü yaşayamıyor…
Sonuç…?
Her iki halde bulunan insan da aynı ortak sorunu paylaşıyor… BU GÜNÜ YAŞAYAMAMAK…!

Oysa ki –ilginçtir- geçmişimizden ve geleceğimizden sorumlu değiliz. Geçmişte hatalar yapmış olabiliriz… türlü hatalar… bugün bu yanlışların farkına varmışsak ve benzer sıkıntıları yaşamamaya özen gösteriyorsak, geçmişin bizi rahatsız etmemesi gerekir. Ve geçmiş gelip de öyle arabesk içerikli Türk filmlerinde olduğu gibi yakamıza yapışmaz. Diyelim ki yapıştı… o zaman da “Evet… bir dönem o söylediğiniz hatayı yapmıştım… artık yapmıyorum…” diyerek yolumuza devam etmemiz gerekir.

Bununla birlikte geleceğin bize neler getireceğini de bilemeyiz. Çünkü “gayb”dır. Ortalama doğru olduğuna inandığımız ve aklımızı devrede tutarak, güvendiğimiz insanlardan da destek aldığımız kararlarla yolumuza devam ederiz. İyi ve güzel bir sonuçla karşılaşırsak seviniriz. Olumsuz bir durumla karşılaşırsak da “Hayyy Allah… demek ki seçtiğim yolun böyle de bir getirisi oldu… neyse bunu düzeltmek için ne yapabilirim acaba…?” diye yine yolumuza devam etmeye çalışırız.
Aksi halde “arada derede kalan bir psikoloji”yle hareket etmiş oluruz ki, son derece sinir bozucu bir durumdur.
…
Ortalama gelen sorular şöyleydi sevgili okurlar… “…geçmişte falanca gibi bir zorluğum oldu… aslında olaylar düzeldi ama ben hala aradan 10 yıl geçmesine rağmen unutamadım….”
Veya… “…bütün gücümle gelecek için çalışıyorum ama yine de mutlu olamıyorum…”
…
Geçmişte yaşayıp da, aşağıdaki marketten aldığı bir külah dondurmanın keyfini çıkaramamak ne kadar büyük bir yanlışsa; kendisini, daha ne olacağı belli bile olmayan geleceğine kilitleyip, karnının acıktığının dahi farkında olmadan aç acına deliler gibi çalışıp, bir çikolatayla “Ohhh be işte hayat bu…” diyememek de bir o kadar yanlışlıktır...
Sevgiyle kalın… bugününüz için bir şeyler yapmayı unutmayın…


Mehtap Kayaoğlu



Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.736
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Cevaplandı: Bitenler hep can acıtır.....
« Cevapla #3 : 29/06/11, 14:12 »
Öylemiymiş...
:)

 X:33X X:33X X:33X


Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .

Çevrimdışı Sabikun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.779
  • Konu: 671
  • Derviş: 14575
  • Teşekkür: 2
Cevaplandı: Bitenler hep can acıtır.....
« Cevapla #4 : 29/06/11, 14:21 »
Geçmişini bilmeyen, geleceğe güvenle bakamaz,yaşadıklarımız bizim için gelecek için referanstır...
Allah razı olsun paylaşımınız için emeğinize sağlık  :X06


Alperen: İmzanızdaki resim adresi görüntülenemiyor. Yeniden yükleyiniz...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

İlginç Kaza :) Niyâzımın Arzı... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.4 saniyede oluşturulmuştur


Bitenler hep can acıtır.....Güncelleme Tarihi: 18/11/19, 22:44 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim