Biz Osmanlıya İmamlık Yapamayız - Tarih Sayfalarından
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.059 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.636 yorum yapıldı. Bugün 3 konu ve 4 ileti gönderildi.. Toplam : 22906 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Biz Osmanlıya İmamlık Yapamayız, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1314 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Biz Osmanlıya İmamlık Yapamayız}   Okunma sayısı 1314 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Biz Osmanlıya İmamlık Yapamayız
« : 27/01/11, 21:21 »
Burkina Faso’lu Hoca’dan Türkiyeli gönüllülere... “Biz Osmanlıya İmamlık Yapamayız”

Müslüman coğrafyasının yalnızlığı karşısında günümüz Müslümanlarının çalışmaları, imanla karışık cehtlerinin hepsi bir iftihar abidesi olmaya layıktır… Bizler, yitirilmiş bir cennet iklimine benzeyen bu coğrafyalarda hasbelkader dolaşırken, din kardeşliğinin ne kadar büyük bir kaynak olduğunu fark ettik. Kendi dertlerine, zevklerine dalarak buraları unutanların sadece kendilerine değil bir Müslüman coğrafyaya nasıl zarar verdiğinin farkına varmak bizim için dehşet verici bir uyarıcı ses gibi kabul edilmelidir…

Bu yıl kurban münasebetiyle Aziz Mahmud Hüdâyi Vakfı adına Afrika’nın huzur ülkesi Burkina Faso’ya gittik. Daha önceden hazırlıkları tamamlanmış bir su kuyusunun açılışını yapmak ve kuyunun bulunduğu bölgedeki Müslümanları ziyaret edeceğiz. Yol uzun ve zor. Saatler alıyor yolculuğumuz. Kasabaya birkaç kilometre kala bir arabaya takılıyor gözlerimiz… Rehberimiz, bu arabanın bizi karşılamak için geldiğini bildiriyor. Kasabaya bir kilometre kala mahşeri bir kalabalıkla karşılanıyoruz. Kendi kültürlerince sesler çıkararak, iki ellerini bir araya getirip saygı ve bağlılık ifadesi göstererek, kimileri yere değecek kadar eğilerek… Kültürlerin farklılığına rağmen yüzlerindeki ve seslerindeki sıcak ifade bize yabancı bir diyarda olduğumuz hissini vermiyor asla… Diller, elbiseler, tavırlar, renkler farklı ama bir şey aynı: Samimiyet… Bu samimiyete ancak din kardeşliği cevap olabilir. Bu güne kadar görmediğimiz bir karşılama ile karşılanıyoruz. Beraberimdeki arkadaşlara bakmak istiyorum; ama ağlamaktan bakamıyorum onlara. Onların da ağlama seslerini duyuyorum canhıraş bir şekilde… İşte bu ağlayışlar yitik bir coğrafyaya bunca zaman duyarsız kalmanın kefareti olabilir…

Bu mahşeri kalabalık motosikletlerine ve bisikletlerine biniyor, önümüzde, ardımızda bir bayram varmışçasına çevrili, hep birlikte kasabaya doğru gidiyoruz. Sayılarını kestirmek mümkün değil, en az bin kişi… Diğer tarafı çölde kalkmış bir toz bulutu, kasabaya varıyoruz. Orada da bizi yaşlılar, çocuklar ve kadınlar karşılıyor. Yolun her iki tarafına dizilmiş uzun bir insan seli, bizi selamlıyorlar. Şehre muzaffer bir komutan edasıyla değil hazinelerini kaybetmiş bir fakir gibi giriyoruz oysaki… Uzun bir karşılama sırasını aştıktan sonra bizi davet eden hoca efendinin evine ulaşıyoruz. Öyle bir sarılıyoruz ki birbirimize -öz kardeşimle dahi birbirimize böyle sarıldığımı hatırlamıyorum- bu sarılmanın sekiz dakika sürdüğünü daha sonra görüntülerden anlıyoruz. Eve sadece biz misafirler alınıyoruz. Hepimiz ağlıyoruz. Türkiye’den gidenler olarak ancak içeri girdikten sonra bakabiliyoruz birbirimizin yüzüne. Afrika’nın o yoksulluğunda belki de kendilerinin bir ayda yiyecekleri bir sofra hazırlanmış. Bu karşılamaya gerek olmadığını, sofra için neden zahmet ettiklerini soruyoruz mahcup bir edayla. Ev sahibi hoca efendi -Çevre ülkelerde de tanınan saygın, devletten üstün hizmet madalyası almış gayretli bir insan. Eğitimini Şam’da yaptığı için Türkiye’yi ve Osmanlı’yı çok iyi tanıyor şunları söylüyor:

“Siz daha fazlasını hak ettiniz. Hem getirdiğiniz kurbanlarla bize gerçek manada kurban bayramını yaşattınız, hem açılışını yapacağımız kuyuyla Afrika’nın bu kavurucu sıcağında susuzluğumuzu giderdiniz. Ama en önemlisi siz, bugün bizi ziyaret etmekle hep bükük olan boynumuzu kaldırarak kendi yurdumuzda gezebilmemizi sağladınız.” Devam ediyor: “Hristiyanlar yani beyaz insanlar bu mıntıkada yirmiden fazla kuyu açtı, çok az sayıda Hristiyan aile olmasına rağmen defalarca ziyaretlerine geldiler. Biz ne zaman onların kuyusuna su almaya gitsek boynumuz büküktü… Artık kendi kuyumuz oldu. Artık bizi de ziyaret eden beyaz Müslümanlar oldu, dolayısıyla bu bizim için büyük bayram. Müsaade edin de bu bayramı yaşayalım.”

“Hatta çıkışta size zahmet olmayacaksa halkım sizinle tek tek musâfaha yapmak, bir beyaz Müslümana el sürmek istiyorlar.” dedi. Beyaz Müslümanla el sıkışmak talebi farklı ve tuhaf geldi bize. Hoca efendi anladı hemen: “Benim halkım bütün beyazları Hıristiyan olarak bilir. İlk defa bir beyaz Müslüman görüyorlar.” dedi.

Mecburen kabul ettik teklifini. Dışarı çıktık ki sıraya dizilmiş kalabalığın sonu görünmüyor. Bir tarafta kadınlar ve çocuklar diğer tarafta erkekler. Başladık el sıkışmaya. Dikkatimi çekti, önden birileri ellerin nasıl uzatılacağını tarif ediyor halka. Aman yanlış yapmayın dercesine… Düz bir şekilde elleri uzatmaları gerektiğini telkin ediyor. Sebebini soruyorum tercümana. Büyüklerin eli böyle tutulur, bir ihtiram ifadesidir diyor.

Çocuk her yerde çocuk… Bakıyorum bazı çocuklar sıraya tekrar giriyor. El sıkıştıktan sonra da büyük bir sevinçle bir şeyler söylüyorlar. Soruyorum, “ben beyaz Müslümanla iki defa el sıkıştım, ben hepsinin eline el sürdüm gibi” ifadelerle birbirlerine karşı övünüyorlarmış.

Bazı yetişkinleri de ikinci defa sırada görünce bunun sebebini sordum. Onların cevabı daha da calib-i dikkat… Hanımlarla musafaha yapamadığımızdan hanımı: “Kendin beyaz Müslümanla el sıkıştın, tekrar sıraya gir, bir de benim için onların elini tut!” diye tembihlemiş.

Uzun süren bu selamlaşmadan sonra kuyuya ulaştık. Hoca efendi: “Hoş geldiniz Abdulhamit’in çocukları.” diye başladı sözlerine. Sonra İstanbul’un fethi ile ilgili Hadis-i Şerifi okuyarak “dedeleriniz o kutlu müjdeye nail oldu, sizler de bu gün burada bizlerin gönüllerini fethettiniz” şeklinde iltifatlarla devam etti. Türk arkadaşlara baktım göz ucuyla, “biz Abdulhamit’ten sonra neden bu kadar geciktik” dercesine, kendilerini bu gecikmenin “yegâne suçlusu” sayarcasına mahcup ve mahzun bir edayla ağladıklarına şahit oldum.

Sonra öğle namazını kılmak üzere mescide geçiliyor. Hoca efendi namazı bizden birinin kıldırmasını istiyor. Seferi olduğumuzu, dolayısıyla kendisinin kıldırmasının daha uygun olacağını ifade ediyoruz. Çok enteresan bir cümleyle karşılaşıyoruz: “Siz Osmanlısınız, biz Osmanlıya imamlık yapamayız.” Bir kez daha utanıyoruz. Kendi ecdadımıza bizden daha fazla hürmet ettiklerini görünce gözlerimize, bedenlerimize cam kırıkları doluyor, paramparça oluyoruz adeta… Karşılıklı ısrarlardan sonra bir emir olarak telakki edip imamlığa geçtiğini söylüyor ve namazı kıldırıyor hoca efendi.

Vedalaşırken “İyi ki geldiniz, kurban getirmeseniz de kuyu açmasanız da ne olur yine gelin.” ifadeleriyle uğurlandık. Geç kalınmışlığın pişmanlığıyla boynumuz bükük bir şekilde daha gidilecek nice köyler olduğu için oradan ayrıldık.



Altınoluk dergisi
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/biz-osmanliya-imamlik-yapamayiz-t25161.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Bir Söz Bin Anlam Yeni: Photoshopta gif hazırlarken dikkat etmemiz gerekenler.. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.335 saniyede oluşturulmuştur


Biz Osmanlıya İmamlık YapamayızGüncelleme Tarihi: 15/11/19, 12:53 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim