Borcumuz var - Edebiyat Kültür Sanat
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22884 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Borcumuz var, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1665 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Borcumuz var}   Okunma sayısı 1665 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Borcumuz var
« : 13/12/08, 12:33 »
Bergama….İlkler şehri…Bergama…İlkler şehri…Sayın dediler…Saydım: İlk Parşömen (deriden kağıt yapımı)..İlk Asya Kütüphanesi (200.000 ciltlik) ..İlk Büyük Hastane (Asklepion) ..İlk Telkinle Tedavi (psikoterapi ) ..İlk Doğal Tedavi (müzik, tiyatro, spor, güreş, su ve çamur ile) ..İlk Farmakoloji (bitkisel ilaçla) ..İlk afyon maddeli ilaç ..İlk kent hijeni (sağlık aktyapısı) ..İlk tıp eczacılık simgesi (yılan) …İlk mühendislik , “U” borusu yöntemiyle trigonometri …İlk kent imar yasası …İlk kent çarşı-pazar yasası ..İlk komün devleti …İlk dört tiyatrolu kent …İlk grev ve toplusözleşme (M.Ö. 248’DE ücretli askerlere, 1.Eumenes haklarını verdi.) …İlk ve en dik tiyatrolu kent …İlk meslek sendikaları ve konferederasyonu …İlk üç dereceli öğretim (ilk, orta, lise) …İlk ve en büyük sunak …İlk kazı müzesi (arkeoloji deposu ve sonra müze) …İlk ahşap sahneli tiyatro …İlk Hiristiyan kilisesi (yedi kiliseden biri )…İlk Batı Türkçe grameri (Bergamalı Kadri Efendi’nin Müyesseretü’l Ulum adlı yapıtı) …İlk işgali kıran kent (15 Haziran 1919) …İlk festival yapılan şehir (Kermes 1937)

Uzun gecemin huzurlu uykusu ilginç bir düşle bitti. İlk Batı Türkçe grameri (Bergamalı Kadri Efendi’nin Müyesseretü’l Ulum adlı yapıtı)… Bergama’da birçok kişi bu “ilk”in farkında değildir belki.Ben de bilmiyordum. Nereden aklıma düştü de düşüm oldu onu kestiremiyorum.Kermes zamanlarında şehrin önemli yerlerine Bergama’yı dosta düşmana tanıtan övünç dolu listelerden biriydi bu liste.Onu okuduğumda gururlandım, onurlandım.Listenin asılı olduğu yerde Türkçe yazılı tek bölüm buydu belki de.Oktay Sinanoğlu’nun “Bye Bye Türkçe” adındaki hafif veya ağır yergiler içeren kitabı beni böyle düşündürmüş olabilir.Düşümde listedeki “Bergamalı Kadri” vitrinlere sözcükler fırlatıyordu:Bizim olan, bizden olan sözcükler. Sözcükler; camekanlarda, duvarlarda ne kadar yabancı sözcük varsa hepsini ait oldukları yerlere gönderiyor, yerlerine kendileri oturuyordu.Sözcükler, tamlamalar en anlamlı güçleriyle zafer kazandılar.Bu ilginç düşle biten gecem düşünceli bir sabahla başladı.

“Çağları çınlatan ayak seslerimiz: Şiirlerimiz, öykülerimiz, masallarımız, destanlarımız, geleneğimiz ve biz. Yazılarda, sözlerde gizlidir nice hatıramız…Kitaplarımız, hafızamız; sözlerimiz, ellerimizdir. Ellerimiz temiz değilse, beni ‘’ben’’, bizi ‘’biz’’ yapan değerleri hafızamız tek başına kaldıramaz.Hafızamıza sözlerimizle can verebiliriz.Sözlerimizdeki anlamı çalarlarsa kendimizi nasıl ifade edebiliriz? Evet, sözlerimizi çalmaya başladılar. Sözümüze özümüzü katmıştık, yoksa onu da mı aldılar?” Bu düş çiğnenip giden emeğin haykırışı mıydı, kim bilir?

Bergamalı Kadri’nin düşüme girmesi beni bir hayli düşündürmüştü. Ben nasıl dilimden ayrı olurum? Biz nasıl Türkçe’mizden uzak kalabiliriz? Çünkü sesimizle Türkçe’yiz, Türkçe de sesimiz… Siz fark etseniz de, etmeseniz de köklü diliniz sarsılmaya, kültürünüz yavaş yavaş yozlaşmaya başladı.. Yılların meydana getirdiği Türk kültürünün soluklanmasını sağlayan dili koruyabildiniz mi? Şimdi size sormak istediğim de bu aslında. Size seslenebileceğim bir dil bırakabildiniz mi bana? Yanıtınız ‘’evet!’’ ise bu sizin en büyük başarınız olur. Dilinizi ne derece koruyabildiniz? Bilimde, teknolojide ileride olanların dilini kendi diliniz bellemek mi kolay olandı sizin için? Dilinize sinsice sokuluveren o yabancı kelimeleri neden görmezden geldiniz? Türk Dil Kurumu başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın bir makalesinde “Herhangi bir dilde yazılmış bir romanın Türkçe’ye çevirisi yapılabiliyorsa, felsefe eserleri Türkçe’ye çevrilebiliyorsa, Türk yazarlarının eserleri yabancı dillere çevrilebiliyorsa; Türkçe bir kültür, sanat ve edebiyat dilidir. Bilim eserlerinin yazılabildiği, çevrilebildiği, yeni terimlerin türetilebildiği ve her aşamada öğretimin yapılabildiği Türkçe, bir bilim dilidir. Türkçe’nin bilim dili olmadığı, olamayacağı konusundaki sözler bir iddiadan öte gidemez.”diyor.

Türkiye’min Türkiye, Türkçe’min de Türkçe olduğu dönemlere, tarihin nice medeniyetine ev sahipliği yapmış olan Anadolu’nun atalarına bir danışmaya karar verdim. Öyle deryalara daldım ki kendimi zavallı bir balık gibi hissettim.Bir balıkmışım da ne büyük denizlerde yüzdüğümü bilmezmişim.Hepimizin olan dili bozanlara gücendim.Artık suçlayıcı gözlerle bakıyordum, dilime hoyrat davrananlara.Batı demek, teknoloji ve gelişimdi size göre. Haklıydınız, ülkeniz gelişmekte olan bir ülkeydi. Ülkeyi “muasır medeniyetler seviyesine” çıkarmak için çalışıyordunuz. Ama bilir misiniz ki o gelişmiş ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, kendi kültürlerine sahip çıkmalarıyla orantılıydı. Fransa’nın kendi diline nasıl da sahip çıktığını bilir misiniz? Evet, bilimde gelişmiş, yani Atatürk’ün kastettiği muasır medeniyetlerden biri olan Fransa’nın, İngilizce kelimeleri kendi diline katmaya karşı olduğunu bilir misiniz? Bir dil, bir insan; iki dil, iki insandır, öyle değil mi? Konuşacaktınız elbette, kendi dilinizi öğrendikten sonra başka dilleri de öğrenecek, konuşacaktınız. Gelişime, gün geçtikçe küçülen dünyaya ayak uyduracaktınız. Ama bir yere kadar olacaktı bu. Yabancı dilleri öğrenirken, kendi dilinize zarar vermeyecek, yabancı kelimelerin Türkçe’nizi istilâ etmesine izin vermeyecektiniz. Dünyaya hükmetse de “tek dişi kalmış canavar”, siz onun getirdiklerinden faydalanayım derken kendi medeniyetinizi hiçe saymayacaktınız …

Atatürk, “Bir ulus, dili ve kültürü ile var olur’’ demedi mi size, anne babalarınıza? Sonra onlar da çocuklarına, torunlarına iletmedi mi bu sözü? Ata’nın “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.” öğüdünü duymadınız mı hiç? Peki sonra? Tutabildiniz mi bu öğüdü? Türkçe’nize, ses bayrağınıza ne oldu böyle? Ne yaptınız ona? Bir ağacın kökleri gibi toprağı dört bir yandan saran dilimizi neden sulamadınız? Neden başka ağaçlardan kopan parçalarla yamamaya çalıştınız onu? Belki biraz sevseydiniz, biraz ilgi gösterseydiniz, yeniden yeşertebilirdiniz onu. Ama yapmadınız. Neler mi yaptınız? Hızlı iletişim derken sesli harfleri atmayı çabukluk mu sandınız? Dilimize yüzyıllar içinde kazandırdığımız sözcükleri hiçe saymak niye? Köpük köpük nehirleriniz varken, niye bir bardak suyla yetindiniz?

Divan-ı Lugat’it-Türk’ü duyanınız oldu mu? Hani ilk Türkçe sözlüğümüzü…11. yüzyılda dil aşkıyla yazılan kitap. Hangi biriniz sözlüğe ihtiyaç duyuyor şimdi? Kendi kendinize bir dil inşa etmişsiniz, ne sözlüğe ihtiyacınız var ne Türkçe’ye belki de... Ali Şir Nevai’yi duyanınız var mı? Kaşgarlı Mahmut’un yaptığı Türkçe-Arapça karşılaştırmasını onun da 15.yüzyılda Muhakemetü’l Lugateyn eseri ile Türkçe- Farsça için yaptığını biliyoruz. Türk dilinin hazine değerinde olduğunu onlardan duyduk. “Bugünden geru, divanda,dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır." diyen Karamanoğlu Mehmet Bey’i duyduk mu? Türkçe’yi yüceltenleri ne çabuk unutabildiniz? Sizi “siz” yapan değerlerin Türkçe’de gizli olduğunu unutalı ne kadar oldu? Öz benliğinizi, dilinizi korumak ve geliştirmek için yıllar önce çalışmış bu kişileri tanımaz mı oldunuz? Yoksa “Türk kültürü” denen kavramdan hiç haberiniz yok mu?

Şaşırdığında “kal gelen’’ bir milletin evladıymış benim büyükannem. Rahmetli anlatırdı: “Ailemizin büyükleri az uğraşmadı bizimle Türkçe’yi doğru kullanmamız için. Ama dinlemedik biz. Eğlenirken ’’koptuk, araya yabancı kelimeler ekleyiverdik bir anda… Teknolojiye sahip olmaya çalışırken, teknolojinin dilimize sahip olmasına nasıl da izin verebildik? Dükkanına Türkçe isim koyanı nasıl da hor görüverdik!

Piyasaya sürüldüğü ilk günden itibaren televizyona kilitlendik. Evimizin baş köşesine kurulmasına izin verdik. Evimizin direği, köyümüzün ağası ettik sanki onu. Reklâmlarda duyduğumuz her yabancı kelimeyi büyük bir misafirperverlikle içeri buyur ettik. Ama düzgün konuşanı hiçbir zaman ödüllendirmedik… Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar hesabı, dilimizi korumazsak sonumuzun hiç de iyi olmayacağını bize söylemeye çalışan büyüklerimizi dinlememeye ve onları hor görmeye devam ettik. Kitap nedir bilmedik. Kitap okuyabilirdik, ama inanın, okumaktan başka her şeye vaktimiz vardı. Okumadık, öğrenmedik, tartışmadık. Bizi “biz” yapan değerlere sahip çıkmadık. Onun yerine başka başka şeylerle ilgilendik. Evet bunları yapan bizdik… Zamanında tarihin nefes alıp verdiği bu coğrafyada, o eşsiz Türk kültürünü yaşayarak büyütenlere borcumuz var.

Dil nedir sizin için? Sadece, konuşmaya yarayan bir araç mı? Kelimelerden örülmüş bir iletişim ağı mı? Dil nedir, bilir misiniz? Dil, kültürdür. Dil, bağdır; hattâ dil, bizi birbirimize bağlayan bir ağdır. Yalnızca anlaşmaktan ibaret mi sanırsınız dili? Anlaşmaktan ibaret olsaydı, işaretler de yeterdi anlaşmaya. Onun için dil, kültürdür diyoruz. Dil, atalarımızdan bize yadigâr kalandır. Bizi “biz” yapan bayraktır. Tüm bunları duyarak, öğrenerek yetiştiniz, öyle değil mi? İlk sözcüklerinizi anne babanızla paylaştınız. Okula gittiniz, sınavlara girdiniz. Türklüğü öğrendiniz büyüdükçe. Kültürünüzü öğrendiniz. Kahraman atalarınızdan miras kalan dilinizi konuştunuz özgürce.Peki ne derece özgürce? Özgürlük derken, dilin kıvamını fazla mı kaçırdınız yoksa? Ezdiniz ve üzdünüz mü cümleleri? Dilimin tadı tuzu türkülere, gümbür gümbür destanlara, kuş tüyünden masallara, gönül dostu şiirlere borcumuz var.

Gençleriniz argo kalıplardan kendilerine has bir dil inşa ederken onlara gülüp geçmeyecektiniz. Belki de biraz dikkât etseydiniz, gizlice dilinize yerleşiveren o anlamsız sözlere, dilinize saldıran yabancı sözcükleri fark etmek zor olmayacaktı sizin için. Her biri anlam hazinesi atasözlerine borcumuz var.

Bugünleri gördükçe içimin sızlamasına engel olamıyorum. Dilini korumanın önemini bilmeyen, öz benliğini çoktan kaybetmiş insanları gördükçe utanıyorum. Ülkemin birçok şehri yabancı isimle anılıyor şimdi. Dükkânlardan birkaç tanesi Türkçe ada sahip. Ne acı ki, onlara da “yabancı’’ gözüyle bakılıyor. Kardeşlerim kendilerine daha iyi bir gelecek sağlamak için yurdu terk edeli yıllar oluyor. Karma bir kültürün içindeyiz. İyi mi, yoksa kötü mü bilinmez… Aslında buna “kültür” mü denir o da bilinmez! Yaşıyoruz ya, o yeter bize! Öyle de içim sızlıyor dilimin kirlenmesine.Sesleniyorum size! Eğer sadece ‘’yaşamak’’ değilse amacınız; eğer kendiniz ve daha sonraki nesiller için bir şeyler yapmak istiyorsanız, hâlâ vaktiniz var. Soluk alıp verdiğiniz bu coğrafyanın değerini iyi bilin. Bırakın özgürce gelişsin, gelişirken korunabilsin diliniz. Gelecekte, torunlarınız şimdiki sitemlerin yerine bu sefer teşekkür etsin size. Sizinle aynı dili konuşarak teşekkür edebilsinler yıllar boyu! Size sesleniyorum, ses bayrağı dilimize borcumuz var!

IŞIL TOP
11 A FEN 96
BERGAMA AKİF ERSEZGİN ANADOLU LİSESİ
BERGAMA-İZMİR
İstanbul Fatih Belediyesince düzenlenen “ Kültürümüzün gelecek kuşaklara aktarılmasında Türkçe’nin rolü” Konulu Kompozisyon yarışması Türkiye Üçüncüsü
alınıtı: dilimdilim
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/borcumuz-var-t6867.0.html




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Borcumuz var
« Cevapla #1 : 02/08/11, 19:39 »
Alıntı
“Herhangi bir dilde yazılmış bir romanın Türkçe’ye çevirisi yapılabiliyorsa, felsefe eserleri Türkçe’ye çevrilebiliyorsa, Türk yazarlarının eserleri yabancı dillere çevrilebiliyorsa; Türkçe bir kültür, sanat ve edebiyat dilidir. Bilim eserlerinin yazılabildiği, çevrilebildiği, yeni terimlerin türetilebildiği ve her aşamada öğretimin yapılabildiği Türkçe, bir bilim dilidir. Türkçe’nin bilim dili olmadığı, olamayacağı konusundaki sözler bir iddiadan öte gidemez.”

 :aro2:




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Fırtına Çıktığı Zaman Uyuyabilir misiniz? Belediye Hizmet Klavuzu: İşyeri açma ve çalıştırma ruhsatı.. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.16 saniyede oluşturulmuştur


Borcumuz varGüncelleme Tarihi: 19/09/19, 10:29 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim