Bu Ahir Zamanda Ne Kaldı ki? - Günün Sohbeti
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.065 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.661 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22916 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Bu Ahir Zamanda Ne Kaldı ki?, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1779 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Bu Ahir Zamanda Ne Kaldı ki?}   Okunma sayısı 1779 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Bu Ahir Zamanda Ne Kaldı ki?
« : 24/02/12, 03:24 »
Eskiden insanların ekseriyeti Allah yolundaydılar. Allah yolundan gidenler Peygamberin (s.a.v) şeriatına aykırı hareket etmezlerdi.

Âlimleri bozulmamış hakiki âlimlerdi. Âlimleri boldu. Şeyhleri de boldu. Her bölgede, samimi olarak Allah için çalışan, niyetlerinde samimi, maksudları Allah olan, dünya peşinde koşmayan, Allah’tan (c.c) başkasıyla ilgili olmayan şeyhler vardı. Dünya böyle mutena kişilerle doluydu. Yanlarına, içlerine karışan kimseler de Allah’a kavuşurlardı.

Meselâ Hazret (k.s) gece gündüz devamlı olarak Allah’tan (c.c) bahsederek sohbet ederdi. Sohbetine giren kimse sohbetinin dalgalar gibi coştuğunu görürdü.

Bir cuma akşamı Hazret’in sohbetinde bulundum. Benim için en büyük zevk okumaktı.

Okumaktan daha tatlı hiçbir şey yoktu yanımda. Hazret sohbete başlayıp anlatınca okuma bile gözümde kalmazdı. O, Allah’tan bahsetmeye başlayınca insanın içine öyle bir Allah muhabbbeti dolardı ki, gözü artık hiçbir şeyi görmezdi. Benim okumayı unuttuğum, okumadan soğuduğum gibi.

Şimdi artık o zatlar pek kalmadı. Eksildiler hep. İnsanın yüzünü Allah’a çeviren, insanı dünyadan koparıp Allah’a bağlayan şeyhler pek kalmamış şimdi. Bu âhir zamanda ne kaldı ki? Gerek dünya ve gerekse âhiret işlerinde insanın niyeti, insanın maksudu Allah (c.c) olmalı. Eğer maksud Allah olmazsa yaptıklarının hepsi boşa gider.

Rabbû’l-âlemîn’in vermiş olduğu bütün dünya nimetleri için sual vardır insana. Rabbû’l-âlemîn: Soracak, “Ben, sana bu kadar nimet verdim. Bunca iyiliklerde bulundum.

Sen ne yaptın. Helâla da hesap var harama da. Bir farkla ki, haram işler için azâb var, ceza vardır.

Bazan insanın, “bu zamanda dünyaya gelmeseydik” diyesi geliyor. Ama ne fayda bir sefer gelmişiz dünyaya. Çaresi yok. Bu durumda insanın yapacağı tek şey kalıyor: Yüzünü Allah’a çevirmek. Peygamberin şeriatına uygunsuz hareket etmemek. Gerek dünya, gerekse âhiret için de insanın niyeti Allah için, maksudu Allah olursa, o zaman kurtuluşu için ümit edilebilir. Elde bundan başka kurtuluş çaresi kalmamıştır.

İnsanın muhiti, çevresi de çok mühimdir. İyilerle oturup kalkan, iyilerle arkadaşlık eden kimse, iyi olmasa bile iyilerle bulunduğundan dolayı iyi sayılır. Fakat insan iyi bir kimse olsa bile kötülerle dolaşır, kötülerle bulunursa, bozulur, kötülerden olur.

Hazret (k.s.a) bir sohbetlerinde: “Hayatta hırsızlık yapmayan, hırsızlık yapmayı aklının kenarından bile geçirmeyen bir tüccar, şayet birkaç günlük bile olsa hırsız kimselerle dolaşsa onlardan bir şeyler kapar. O da günün birinde hırsızlık yapar” buyurmuştu.

Zamanımız artık nihayettedir. Onun için zahmet zamanıdır. Onun için imanı kurtarmaya çok gayret etmelidir.

Bugün için insanların çoğu Allah’tan yüz çevirmiş. Ekseriyette ne namaz, ne oruç ne de Allah’ın emrine itaat var. Tam aksine, gece ve gündüz, gıybetle, fesatlıkla, dedikodu ve söz gezdirmeyle vakitlerini geçirmektedirler. Allah’ın emirlerine itaatsizlik yaygın bir hale gelmiş.

“Ben Allah’ı seviyorum,” diyen kimse, onun gösterdiği yolda gitmiyorsa yalancıdır. Allah’ı seven Onun yolunda gider.

Allah’ı seviyorum diyen kimse gerçekten Allah’ı seviyor, gerçekten Allah’a dostsa Peygamberinin şeriatına uygun hareket eder. Öyle olması lâzım gelir.

İmanın aslı akideye (inanç esaslarına) dayanır. Akidesi olmayanın imanı da yoktur. İmanda da kemalât makbuldür.

Kâmil imanın işareti şudur: Bir kimse her hangi bir günahı işleyeceği zaman, imanı ona mani oluyorsa, işte o iman kâmil imandır, kemâle ulaşmıştır.

Meselâ bir kimse yabancıya bakacakken bakmazsa yahut gıybet edilirken iştirak etmez, kendini muhafaza ederse veya zulüm, hakaret yapacağı zaman yapmazsa, kısaca çeşit çeşit günahların herhangi birini yapacak durumda iken yapmazsa, işte o kimseyi men eden iman kâmil imandır, kemâle ulaşmış imandır.

Gerçekten insan Allah’ı seviyorsa, Allah’ın muhibbi ise, emrine katiyetle itaat etmelidir. Ben falancayı seviyorum, diyen kimse, onun sözünü kırıyorsa samimiyetsizdir. Allah’ı sevdiğini söyleyen, iddia eden kimsenin de, Allah’ın emirlerine mutlaka uyması lâzımdır. Aksi halde yalancıdır. Şayet değilse, yalancı olmadığını isbat etmesi gerekir.

İnsanın ömrü çok kısadır, kısacıktır. Bugün için vasat olarak altmış sene kabul edilmektedir ömür. Bunun onbeş senesi çocukluk devresi. Yarısı da gece geçer. Geriye çok az bir kısmı kalır ömrün. Bunun da ekseriyetini dünya işi, dünya meşgalesi işgal eder ve eli boş olarak bu dünyadan giderse, yazık olur o insana.

İnsanın çok az olan ömrünün, istifade edebileceği çok az kısmını da gaflet, gıybet, fesatla yahut maksud olmayan bir şeyle geçirmesi hiç yakışmaz.

İnsan yapacağı işleri, Allah için yapmaya dikkat etmeli. Şayet bir amel yaparken, niyetini düzeltip Allah için yapmazsa, yaptığı boşa gitmiş olur. Allah yolunda olmayan işlerin hepsi boştur. Temelinden boştur. Allah yolunda yapılan işlerde de, niyet Allah için olmazsa, maksud Allah olmazsa o da boştur.

Şâh-ı Hazne (k.s.a), “Yaptığım her işte, niyetimi Allah rızasına uygun olarak düzeltmeden o işi yapmam. Yaptığım her işi muradı İlâhî’ye uydurur, ondan sonra yaparım” diyor, yeminle bunu söylüyordu. Bu ne yüce bir makamdır. Ne büyük bir iştir. İnsanın yapacağı her işte rızay-ı İlâhîye olmalı. Niyetini maksudla birleştirmesi insan gücünün üzerinde bir muvaffakiyettir.

Bu zamanda çok gayret lâzımdır. Maalesef o da çok zordur. Bazen dünya işi o kadar ağırlaşıyor ki, insanın altından kalkamayacağı, altında ezileceği zannediliyor. Peki Peki bu insanın hali ne olacak? Melek değil, asumanda (gökte) değil insan. Dünyada insanlar arasındadır. Onun için çok gayret lâzımdır.

Hazret-i Ali (r.a) gibi bir zat ki Peygamberin amcaoğlu, Peygamberin damadı halifesi, dünyada iken cennetle müjdelenmiş bir zattı. Biz onu anlatmaktan aciziz. Böyle bir zat bile “Keşke annem beni doğrumamış olsaydı” diyor.

Çünkü dünyada fısk ve fesattan, zulüm ve hakaretten, kötülükten gıybetten, fesattan ve günahtan başka bir şey yoktur ki. Onun için insan bozulmadan imanıyla kurtulması için Allah’a (c.c) çok iltica etmeli, çok yalvarıp yakarmalı İnsanın çok gayret göstermesi, çok vird çekmesi, çokça ibadet etmesi, Allah bahsini, dilinden düşürmemesi lazımdır. İmanına zarar gelmemesi için insanın kötü bilinen kimselerden uzaklaşması gerekir.

Parası olan kimse çalınmaması için nasıl ki onu sandıklarda gizli yerlerde saklıyorsa, imanını da öyle saklaması, muhafaza etmesi, kendi kendini hep kontrol etmesi lazımdır.

İnsan için imandan daha makbul, daha şerefli, daha kıymetli bir şey yoktur. Çünkü iman ebedî kurtuluşun anahtarı, ebedül ebed saadetin vasıtasıdır. Allah’ın huzuruna çıkmaya, cennete girmeye, ihsanlara nail olmaya hep iman sebebdir. Öyle ise imanını iyi muhafaza etmeli, hırsızlara çaldırmamaya dikkat göstermelidir.

İnsan çok kıymetli, çok makbul bir eşyasının çalınmaması için, zarara, ziyana uğramaması için muhafaza edip koruduğu gibi, en kıymetli, en makbul şey olan imanını da muhafaza etmelidir. Rabbû’l-âlemîn, imandan daha makbul, daha faydalı, daha kıymetli bir şey halk etmiş değildir.

İnsan kurtuluşu için, imanını çaldırmaması için, Allah’ın askerlerinden de yardım istemelidir. Evliyaullah Allah’ın askeridir. İnsan Allah’ın velîleriyle irtibat kurmalı, devamlı onlara yönelmeli, onları çağırmalı, onlara ricada bulunmalı, feryat ve figan etmeli ki evliyanın, dolayısıyla Peygamberin insandan haberi olsun.

Bir de insan yaptığı işlerde niyete dikkat etmelidir. Dünya işi için olsun, âhiret işi için olsun niyetini halis tutmalıdır. Amelin kökü niyettir. Köksüz ağaç olmayacağı gibi, niyetsiz amel de olmaz. Niyetteki gaye de Allah için işlemektir.


Ahiret için yapılan bir amelde dünya niyeti de varsa hepsi boşa gider. Onun için bütün hayırlı işlerde niyet Allah için olmalı ki boşa gitmesin.

Bir zamanlar Şahh-ı haznenin tekkesinde bir adam vardı. Dört seneden beri oradaydı. Bir iş ve güç görmeden, dünyaya ve âhirete çalışmadan bütün gün oturuyordu. Virdini bile çekmiyordu.

Bir gün Şeyh: “Bu adam burada tembel tembel ne oturuyor. Bir iş gömmüyor, ne dünyaya ne de âhirete çalıştığı var. Boşu boşuna Sâdâtın ekmeğini yiyip oturmak olmaz. Söyleyin kendisine, gitsin başka yere” der. Adama söylerler, birkaç defa tekrar ederler. Adam hiç oralı olmaz, gitmez, hiç yerinden kıpırdamaz. Bir gün Şâh-ı Hazne fikrini değiştirerek der ki, “Sakın karışmayın bu adama, bırakın kalsın. Ben boşuna tekkenin ekmeğini yiyor tembel tembel oturuyor diyordum. Ondan dolayı gitsin, diyordum. Halbuki Allah’ın âdetini düşününce hatalı olduğumu anladım. Onun için karışmayın, bırakın kalsın”, Malûm Şâh-ı Hazne her işinin Murad-ı İlâhi’ye uygun olup olmadığına bakardı.

Amelin sermayesi niyettir. Niyette ise Allah rızasından başka hiçbir şeyin kalbde olmaması lâzım. Yalnız âhiret işlerinde değil, dünya işlerinde de niyetini Allah’a çevirmeli insan. İnsan yaptığı her işte, sürdüğü çiftide, yaptığı ticaretinde, işlettiği mağazasında, dükkânında, hülâsa her işinde Allah rızasını gözetmeli. “Yaptığım işte, çoluk ve çocuğumun rızkını temin için çalışıyorum. Onların karınlarını doyurmak için, elbiselerini temin etmek için, onları kimseye muhtaç etmemek için, bu işi yapıyorum” diye niyetini düzeltmeli. Çünkü insanın çalışarak ailesinin geçimini temin etmesi vacibdir. Allah’ın emridir. Rızası da emrine bağlıdır.

Böylece insan, yaptığı bütün işlerde ailemin geçimini temin etmeye, onları yetiştirmeye, yüzlerini Allah’a döndürmelerine çalışıyorum, diye güzel niyet etmelidir.

Şayet insan, dünya için çalışırsa, dünya sevgisi kendisine galip gelirse yazık olur. Fakat Allah sevgisi galip ise o kimse kârdadır. (Allah sevgisi, Allah rızası demektir.)

İnsan Allah yolunu elinden kaçırmamaya dikkat etmelidir. Şayet elden kaçarsa, bir daha kolay kolay elde edilemez. Allah’ın yolu dünyaya benzemez. Dünya kaybedilirse tekrar kazanılabilir. Dünya için Allah yolunu kaybetmek günahtır. Günahların başıdır. İnsanı Allah’tan Allah yolundan, cennetten, Peygamber (s.a.v) ve Allah dostlarının komşuluğundan uzaklaştıran, insanı şeytanın komşusu, şeytanın yakını yapan dünya sevgisinden daha kötü ne olabilir?

Allah yolunda amel etmek, dünya rahatını düşünmekle, bedeninin rahatını düşünmekle, boş şeylerle uğraşmakla olmaz. Allah yolunda amel yapmak isteyenler için bunlar büyük hatadır. Büyük zarardır.

Bir veli ne kadar büyük olsa da, bir peygamberin ayağı altından kalkan toz kadar bile olamaz, Rabbû’l-âlemîn Peygamberlerini işte bu derece büyük ve kıymetli yaratmış. Evet Süleyman (a.s) bir Peygamberdi. Fakat dünya malı ve servetine sahip bir Peygamberdi. Dünya malı ve zenginliği olduğu için diğer Peygamberlerden kırk sene sonra cennete girebilecek. Bütün Peygamberler cennete girdikleri halde o kırk sene daha haşirde kalacak. İşte dünya böyledir. Bir Peygambere bile bu derece zararlı olan dünyanın insanlara nasıl olur da zararı dokunmaz?

Dünyada çok keyf süren kimse âhirette çok zarar, çok eziyet görür.

Dünyada tâât ve ibadette, Allah yolunda yürümekte, Allah’a kulluk etmede, Allah rızasını tahsil etmede ve Allah’a yaklaşmada zahmet çeken kimse, âhirette de zahmeti nisbetinde rahat eder.
Demek ki dünyada keyf ve zevk yapan kimse âhirette yaptığı keyf ve zevkle orantılı olarak zahmet çeker. Dünyada zahmet ve meşakkat çeken ise, o nisbette âhirette rahat eder.

Dünya çok güzeldir. Ama kimlere? Dünyayı Allah’la (c.c) kendisi arasında vasıta yapanlara çok güzeldir. Böylelerinin çok kârı, çok menfaati olur. Dünya sevgisi ise büyük günahların başıdır. Zararı da sonundadır.

İmam Hüseyin’in oğlu Zeynelâbidin’e bir şey istemek üzere bir fakir geldiğinde çok güzel karşılar, geldiği için memnun olur, iltifat eder, “Merhaba sana!” “hoş geldin, safa geldin!” “Bana âhireti kazandırmaya geldin” derdi.

Böyle hareket edebilmek erliktir aslında.

Güçlü, kuvvetli, gücünü, kuvvetini herkese kabul ettiren, halkı yıldıran, halka eziyet, zulüm, hakaret eden, kötülük yapan, yiğit değildir. Asıl yiğit, Allah’a dostluk peydah eden kimsedir. Yaptığı işlerle zarar meydana getiren kimse değildir.

İnsan yaptığı işlerde kâr gözetmeli. Cebine para koyup ticarete çıkan bir tüccar, hiçbir zaman zarar edeceği belli olan bir mala para yatırmaz. O malı almaz. Zarar edeceğini bilerek bir malı satın alan tüccar ahmaklık etmiş olur. Çünkü iflâsa gider. Sürümü olmayan, satışı yapılamayacak bir malı satın alan tüccarın zarar edeceğini bilmesi gibi insanın da günah işlemekle zarara uğrayacağını bilmesi lâzımdır. Günahın gerçekten zarar olduğunu herkes bilmelidir artık.

Bile bile zarar edeceği bir malı alıp da zarara uğrayan tüccara ahmak nazarıyla bakıldığı gibi, bile bile günah işleyerek meydana gelecek zararı kabullenen kimse de ahmaktır. Çünkü günah en büyük zarardır. Dünyada çalışan, dünya ticaretiyle uğraşan akılı bir tüccar, nereden para kazanacağını biliyor. Dolayısıyla yatırımını da hep orada yapıyor. Allah yolunun tüccarları, Allah talipleri de böyle olmalı, Müslümanlar böyle hareket etmeli, manevî kârın peşinde koşup zararlarından kaçınmalıdır.

Dünya ticaretiyle uğraşan tüccar kendini zarardan koruyor da manevî ticaretin kazancı peşinde olan kimse niçin kendini korumuyor?

Meselâ bir kimseye gel yarım saat çalış, mukabilinde sana ellibin lira verelim dense, o kimse ne yapar. Böyle bir ticareti bulan bir kimse hiç kaçırmak ister mi? O ellibin liraya sahip olmak için, gece uykularını bile kendine haram etmez mi? Yeter ki bu büyük ticareti, büyük kazancı kaçırmayayım, diye düşünmez mi?

İşte Allah yolunda da böyle büyük kazanç var. Meselâ beşbin vird çeken kimsenin ellibin vird sevabı alması ne kârlı bir iş. Çünkü Peygamberin (s.a.v) ümmeti için bu kâr vardır. Mükâfatı bire ondur. Böylece beşbine ellibin sevap alır. Kim bu kazancı elinden kaçırmak ister. Yarım saatte ellibin. Allah yolunun kazancı işte böyle boldur.

Bir tüccara yarım saat çalışması karşılığı ellibin lira alan işçinin sevincini, neşesini, düşünün. Ne kadar keyifli olur. Keyfinden uykusu bile kaçar. Bu bir gerçekken, yarım saatlik çalışma karşılığı ellibin kazanç veren Allah yolunda çalışması neden küçümseniyor. İnsan biraz düşünecek olsa, ne kadar akılsız, idraksiz olduğunu anlar.

Yarım saatte ellibin kâr iyidir değil mi? Güzel bir kârdır. Peygamber (s.a.v) bu müjdeyi vermiş. İnanmayan Müslüman değil. Müslüman olan inanır buna. Gerçek böyledir. Yarım saatte ellibin kâr vardır.

Halbuki insanlar bu büyük ticareti bırakıp beş kuruş değeri olmayan şeylerle uğraşıyorlar. Ya dünyanın işinin ardı sıra koşuyor, yahutta daha fenası gıybet, fesatlık, günah şeylerle Allah’ın emrine aykırı işlerle uğraşıyorlar. Çok büyük ticaret veren ameli elden kaçırıyorlar. İnsana böyle bir ticaret kapısı açıkken boş oturması caiz mi? Nefsi öldürmek için bile olsa bu ticarete devam etmelidir.

Meselâ iki arkadaşa bir zat gelip yarım saat çalışırsanız size ellibin vereceğim dese, çalışmayı kabul eden ellibini aldığı zaman, kabul etmeyenin durumunu düşünün. Ne kadar pişman olur. Ne kadar ye’se kapılır. Çünkü göz göre göre ellibini kaçırdı.

İnsan da bir gün pişman olacak ama kefene sarıldıktan sonra, kabre konulduktan sonra. Fakat o zaman iş işten geçmiş olacak. Pişmanlığın da faydası olmayacak. Allah yolu insana ağır geldiğinden, tembellik etmektedir. İnsan, ağır davranmaktadır.

Bir hasta doktora gittiğinde, doktor Allah’ın emirlerine aykırı hareket eden bir kimse bile olsa, hasta adam onun sözlerini harfiyyen tatbik eder, tavsiyelerine uyar. Yağlı yeme, tuzlu yeme, şunu yapma, bunu yapma dediğinde hepsine riayet eder. Doktor muteber bir kimse olmasa bile, sözlerine harfiyen riayet edilir.

Beri taraftan bir âlim, bir molla Allah yolu şöyledir Allah yolu böyledir, şöyle yaparsanız böyle olur, dediğinde, sözlerine hiç kulak asılmaz, dinlenmez sözleri. Doktorun sözüne daha çok kıymet verilir.

İnsan akıllı olmalı. Deli olmamalı. Allah’ın büyüklüğünü bilmeli. Dinini korumalı. Yüzünü Allah’a çevirmeli. Yalancılığa, hıyanete, tembelliğe sapmadan, dosdoğru olarak gayret etmeli.

İnsan bu kadar sevdiği, en güzel yiyeceklerle beslediği, en güzel elbiselerle süslediği nefsine, merhamet etmeli. İnsan kendisine düşman olan nefsine merhamet edip onu ateşten korumalı.




Seyyid Abdulhakim El-Hüseyni (ks)
Sohbetler

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/bu-ahir-zamanda-ne-kaldi-ki-t29996.0.html



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Balıklar Tehlikenin Kokusunu Alıyor Ahirzaman Hadisleri ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.209 saniyede oluşturulmuştur


Bu Ahir Zamanda Ne Kaldı ki?Güncelleme Tarihi: 13/12/19, 09:12 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim