Çalişmanin Fazileti ve Gerekliliği - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.059 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.636 yorum yapıldı. Bugün 3 konu ve 4 ileti gönderildi.. Toplam : 22906 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Çalişmanin Fazileti ve Gerekliliği, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3885 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Çalişmanin Fazileti ve Gerekliliği}   Okunma sayısı 3885 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Çalişmanin Fazileti ve Gerekliliği
« : 16/11/09, 15:15 »
Elhamdulillahi Rabbil âlemîn.
Vesslâtü vesselâmü alâ  seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

ÇALIŞMANIN FAZİLETİ ve GEREKLİLİĞİ

     Bu konuda Allahü Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘’ Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık. ‘’ (Nebe, 11)

     Bir başka âyet-i celile de ise ‘’ Doğrusu, sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar az şükrediyorsunuz. ‘’ (Araf, 10)

     Bu ayette geçim vasıtası, karşılığında şükredilmesi gereken bir nimet olarak sayılmaktadır. Bu hususta Efendimiz s.a.v şöyle buyurmuştur: ‘’ Günahlar içinde öyleleri vardır ki; onları ancak geçim derdi için çekilen sıkıntılar temizler, affettirir. ‘’ (Taberânî, el-Evsat, No:102; el-Müttakî, Kenzul Ummal, No:16640; Heysemî, ez-Zevaid, IV, 63.)
     ‘’ Kim nefsini dilencilikten korumak, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmek ve fakir komşularına yardım etmek için helâlinden kazanırsa, o kimse kıyamet gününde Allah'ın huzuruna yüzü ayın on dördü gibi parıl parıl parladığı halde varır. ‘’ (Ebu Şeyh, Ebu Nuaym ve Beyhakî, (Ebu Büreyde'den))
Enes b. Mâlik ra. Şöyle dediği rivayet edilir. Resulullah s.a.v. sordum:
   
       - Ya Resulullah! Sana göre, bir ekmek sadaka vermem mi daha iyidir yoksa yüz rekât nafile namaz kılmam mı?

Şöyle buyurdu:

‘’ Bir ekmek sadaka vermen, iki yüz rekât nafile namazdan bana daha sevimlidir. ‘’

- Ya Resullullah! Bir müslümanın işini görmek mi iyidir yoksa yüz rekât nafile namaz kılmak mı sana göre daha sevimlidir?

‘’ Bir müslümanın işini görmek, bana göre, bin rekât nafile namaz kılmaktan daha sevimlidir. ‘’

- Ya Resulullah! Sana göre, bir lokma haramı bırakmak mı daha iyidir yoksa bin rekât nafile namaz kılmak mı?
   
‘’ Bir lokma haramı bırakmak, bana göre, iki bin rekât nafile namaz kılmaktan daha iyidir. ‘’
   
- Ya Resulullah! Sana göre, gıybeti terk etmek mi iyidir yoksa iki bin rekât nafile namaz kılmak mı?
   
‘’ Bana göre, gıybeti terk etmek, on bin rekât nafile namaz kılmaktan daha iyidir. ‘’

- Ya Resulullah! Sana göre, yetimlerin ihtiyacını görmek mi iyidir yoksa on bin rekât nafile namaz kılmak mı?

‘’ Bana göre, yetimlerin ihtiyacını görmek, otuz bin rekât nafile namaz kılmaktan daha iyidir. ‘’

- Ya Resulullah! Sana göre çoluk çocukla oturmak mı iyidir yoksa mescitte oturmak mı?

‘’ Bana göre, çoluk çocukla bir saat oturmak, bu mescitte itikâfa girmekten daha iyidir. ‘’

- Ya Resulullah! Sana göre, aile fertleri için yapılan harcama mı iyidir yoksa Allah yolunda yapılan harcama mı?

‘’ Aile fertleri için yapılan bir dirhemlik harcama, bana göre, Allah yolunda cihad için yapılan bin dinarlık harcamadan daha iyidir. ‘’

- Ya Resulullah! Sana göre, ana babaya iyilik mi daha iyidir yoksa bin senelik ibadet mi?
   
‘’ Ya Enes! Hak geldi, batıl son buldu. Şüphesiz batıl her zaman zeval bulucudur.  Bana göre, ana babaya iyilik, iki bin yıllık nafile ibadetten iyidir. ‘’ (Tenbîhü’l-Gâfilîn, Bostanü’l-Ârifin)
     Rasûlullah'ın ashâbı, karada ve denizde ticaret yaparlardı. Hurmalıklarında çalışırlardı. Onlara uymak elbette bir müslümanın gereken vazifelerindendir ve elbette ki, ancak onlara uyulur. Gerisi boş laftır.
     Sehl b. Abdullah Tüsteri ks. Hz.leri ise ‘’ Tevekkül Resulullah s.a.v.’in halidir, çalışmak ise sünnetidir. O’nun hali ile hâllenemiyorsan bari sünnetinle hallen ‘’ buyurmuştur…
     Ebu Kulabe ise bir kişiye 'Seni maişetini temin etmek için çabalarken görmem, seni mescidin köşesinde görmemden daha sevimli gelir' demiştir.
     İbnu Muhayriz r.ah ise şöyle demiştir: ‘’ Selef-i salihin, ailesinin geçimini sağlamak için çalışan kimseleri Allah’u Teâlâ’nın yolunda cihad eden kimseler gibi sayarlardı. Aynı zamanda bu kimselerin başka kimselerden faziletli olduğunu söylerlerdi. ‘’
Hz. Peygamber (s.a) günün birinde ashabıyla beraber oturuyordu. Ashâb-ı kirâm güçlü, kuvvetli ve sabahın erken saatlerinde çalışmaya giden bir genç görürler ve şöyle derler: 'Bu gence yazık! Keşke gençliğini ve kuvvetini Allah yolunda sarfetseydi'. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurur:
Böyle söylemeyin! Eğer bu genç nefsine yardım etmek, nefsini dilencilikten korumak ve insanlara muhtaç olmamak için çalışıyorsa, onun bu çalışması Allah yolundadır. Eğer düşkün ebeveyninin nafakası veya zayıf olan çoluk-çocuğunun nafakası için çalışıp onları kimseye muhtaç etmemek ve dilenmekten korumak gayesini güdüyorsa bu da Allah yolundadır. Eğer böbürlenmek ve servetinin çokluğuyla arkadaşlarına karşı gururlanmak için çalışıyorsa, onun çalışması şeytan yolundadır. (İbnu Ebu Şeybe, el-Musannef, Büyu’, 2/29; Hatîb, Tebrizî, el-Mişkât, No:5207; el-Müttaki, Kenzul Ummal, No: 9245.)
     İbnu Mesud r.a. şöyle der: ‘’ Ben, ne bir dünya işiyle ve ne de bir ahiret işiyle uğraşmadan, boş duran insan gördüğümde ondan nefret ederim! ‘’
     Hz. Ömer b. Hattâb r.a.’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: ‘’ Bana, ailemin geçimini sağlamak için ticaret yaptığım mekânda veya alış-veriş için yolculuk yaptığım yerde ölmekten daha sevimli gelen bir yer yoktur. ‘’
     Seleften biri ‘’ Kulun helâlinden yediği ilk lokma ile geçmiş günahları affolunur. Kim helâli talep etme hususunda zillete katlanırsa, günahları, tıpkı yapraklar gibi dökülür ‘’ buyurmuştur.
     Âlimlerden birisi çoluk-çocuk sahibi bir adamın işsiz-güçsüz dolaştığını görünce, onu şöyle uyardı: ‘’ Çalış, bir meslek edin; eğer bir kazancın olursa ailen, dünyandan yer; ama bir kazancın yoksa dininden yerler. ‘’
Anlatıldığına göre, Hz. İsa (a.s) bir kişiyi görür ve ona şöyle sorar.
-Ne yapıyorsun?
-Allah'a ibadet ediyorum.
-Senin geçimini temin eden kim?
-Kardeşim.
-O halde senin kardeşin senden daha fazla Allah'a ibadet ediyor. (İbrahim el-Harbî, (Ebu Nuaym b. Abdurrahman'dan)
Dostlarımdan biri, Ebu Cafer el-Fergânî’nin şöyle dediğini bana naklettiler: ‘’ Cüneyd-i Bağdâdî’nin yanında bulunuyorduk. Bu sırada, mescitlerde oturup kendilerini sufilere benzetmeye çalışanların bahsi geçti. Bunlar mescitlerde oturanların uyması gereken hususlarda kusurlu davrandıkları gibi, çarşı-pazara giden insanları da ayıplıyorlardı. Bu hal üzerine Cüneyd-i Bağdâdî r.ah şöyle dedi:
‘’ Çarşı pazarlarda öyle insanlar vardır ki, onlar mescide girerek orada bulunanlardan bazılarını kulaklarından tutup çıkararak yerlerine oturacak derecededirler! Ben, çarşı esnafı içinde günlük virdi üç yüz rekât namaz ve üç bin tesbih olan kişi tanıyorum. ‘’
HELAL HARAM DENGESİ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُواْ لِلّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ(Bakara, 172)
     Meal: ‘’ Ey iman edenler! Size kısmet ettiğimiz rızıkların hoş ve temiz olanlarından yiyin ve Allah'a şükredin, eğer yalnız O'na kulluk ediyorsanız. ‘’ (Bakara, 172)
Tefsir: Bu âyeti kerime, helâl olan şeylerden istifâde ederek bunları ihsan buyuran çokça rızık veren kerem sahibi Yüce Allah'a şükretmemizi emretmektedir. Şöyle ki:
(Ey mü'minler!..) Ey İslâmiyet'e nail olmuş Allah'ın birliğine inanan kullar! (Sizlere rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz olanlarından) her bakımdan helâl, tertemiz bulunanlarından (yiyiniz.) Ve bu nimetlerin kadrini biliniz. (Ve) bunlardan dolayı (Allah Teâlâ'ya şükrediniz.) Onun ne cömert bir nimet verici olduğunu düşününüz. (Eğer siz hakikaten ona ibâdette) kulluk göstermede (bulunuyorsanız.) Bunun tersine hareket, meselâ helâl ve haram nedir bilmemek, Cenâb-ı Hakkın nimetlerine şükretmemek ise kulluğa aykırıdır. Maddî manevî sorumluluğu gerektirir. Artık uyanık bulunmalı. (Bakara, 172, Elmalılı Tefsiri)

وَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلاَلاً طَيِّباً وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِيَ أَنتُم بِهِ مُؤْمِنُونَ(Maide, 88)
     Meal: ‘’ Allah'ın size verdiği rızıktan temiz ve helâl olarak yiyin. İnandığı­nız Allah'tan sakının. ‘’ (Maide, 88)
Tefsir: Şüphesiz ki Allah, israf edenleri sevmez."Allah'ın size rızık olarak verdiği şeyleri; içinde faiz, rüşvet ve haramlık olmaması durumunda yeyin. Faiz, rüşvet ve haram olan şeyler günahtır, fasıklıktır. Yiyecek, içecek ve giyecekler konusunda Allah'tan sakının. Yaptığınızın iyi bir iş olduğun sanarak helâli haram, haramı da helâl kılmayın. Bu, Allah ve Resulünün razı olmadığı “dinde zorluk çıkarma" ahmaklığıdır. Keza, nimetten yararlanma konusunda israf etmeyin. Midesinin iştihasını ve tenasül organının şehvetini en büyük amaç edinenler, şeytanın kardeşleri olan israfçılardır. Malî gücünden üstünde harcamada ve infakta bulunan, borç edip iktisatlı davranmayan kimse savurgandır. Allah kendisine bol rızık verdiği halde nefsine karşı cimrilik yapan kimse, kınanmış ve yerilmiş mütecavizlerdendir.(Maide, 88, Furkan Tefsiri)
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/calismanin-fazileti-ve-gerekliligi-t17425.0.html;topicseen



� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Yanıt:Çalişmanin Fazileti ve Gerekliliği
« Cevapla #1 : 16/11/09, 15:18 »
Devami..



İbadete Hazırlık
   
     Farz olsun, fazilet olsun, bütün ibadetlerden önce bir hazırlık şarttır. Her ibadetin kendine has edepleri ve hazırlık şekli vardır. Ancak, bazı vazife ve hazırlıklar vardır ki, onların her ibadetten önce yapılması gerekir. Bu hazırlıklar şunlardır:
   
     İbadetin ilmini öğrenmek: Buna farz-ı ayın ilim denir. İbadet yapmakla yükümlü olan erkek-kadın her müslümanın yapacağı bir ibadetin dışındaki ve içindeki vazifeleri öğrenmesi gerekir. Bunu ihmal etmek, geciktirmek, önemsememek, ibadeti zayi etmek demektir. Cahil kimsenin yaptığı ibadet ya bozuk, ya eksik olur; kârı zararını kurtarmaz.

     Helal yemek ve giyinmek: Yapılış şekliyle ibadetler dört kısımdır: Kalple, bedenle, malla ve hem beden, hem de mal ile yapılan ibadetler. Bir müminin, kendisiyle ibadet yaptığı bütün azalarının ve mallarının temiz olması gerekir. Allah’u Tealâ temizdir ve ancak temiz olan amelleri kabul eder.
   
Haram gıda ile beslenen bir beden, huşu ve huzur içinde namaz kılamaz, hakkıyla oruç tutamaz. İçine haram, haksızlık ve zulüm karışan malla yapılan işler de hayır olmaz.
   
Haram maldan zekât verilmez. Haram mal ile hacca gidilmez; gidilse kabul edilmez. Haram elbise içinde kılınan namaz kabul olmaz. Harama bulaşan ağzın yapacağı zikirden gerekli fayda hâsıl olmaz, duası kabul edilmez. Resulullah s.a.v. Efendimiz’in belirttiği gibi, yalanı, gıybeti ve çirkin sözleri terk etmeyen kimsenin orucu aç kalmaktan başka bir şey değildir. O kimsenin aç kalmasına Allah’u Tealâ’nın ihtiyacı yoktur (Buharî, Ebu Davud, Tirmizî)
    Sehl et-Tüsterî şöyle buyurmuştur; ‘’ Kim sıddîkların alâmetleriyle bilinmek istiyorsa, ancak helâlinden yesin ve sünnet-i seniyye'den ayrılmasın. ‘’
     Bunun için arifler: “Midesine girene dikkat etmeyenin, hiçbir hali güzel olmaz.” demişlerdir.
 
     Kalbi manen öldüren şeylerden çekinmek: İbadet için en önemli hazırlık, ibadetin merkezi olan kalbi günah kirlerinden temizlemektir. İbadetlerin başında, haramdan kaçmak gelir. Günahla kirlenen bir kalp Yüce Allah’ı hakkıyla sevemez, tadıyla zikredemez. Hakkıyla kılınan namaz insanı kötülüklerden uzaklaştırır. Ancak kötülükler de insanı ya namaz kılmaktan uzaklaştırır veya namazdaki huşu ve huzurdan uzaklaştırır. Gaflet, gafleti davet eder. Kötülük, kötülüğü çeker. Bizlere günahın peşinden hemen tevbe ve iyi amel yapmamız emredilmiştir. Fakat günahla temizliğini kaybeden bir kalple güzel ibadet yapmak, mesela huşu içinde bir namaz kılmak oldukça zor ve zevksizdir.
   
Yalan, gıybet, alay ve boş sözlerle meşgul olan bir dil, nasıl hikmetten bahsedebilir, ne derece zikir çekebilir? Kin, kibir, haset ve nefretle kararmış bir kalp ne kadar ahreti düşünebilir, nasıl Allah sevgisiyle zikre geçebilir?
   
     Kalbi hazır hale getirmek: Ne yaptığını bilmeyen kalp sarhoş kabul edilir. Sarhoşun ameline kıymet verilmez. İbadet, şuur ve sevgiyle yapılmalıdır. Yoksa adet olur. İnsan her ibadetin evvelinde, onu niçin ve kim için yaptığını bilmelidir. Buna niyet denir. Allah için niyet edilmeyen işler ibadet olmaz.

Bu konuda da Gavs-i Sani k.s. hz.leri şöyle buyurmuştur:  ‘’ Her ne iş yaparsanız yapın, önce niyetinizi kontrol ediniz. ‘’

‘’ Her ne iş yaparsanız yapın, niyetiniz Allah (c.c) olsun. ‘’

‘’ Niyet olmazsa, amel olmaz. ‘’

     Kendini kontrol etmek: Bütün ibadetler Allah’u Tealâ’yı zikretmek içindir. Bütün ibadetlerle varılacak sonuç, güzel ahlâka ulaşmak ve edebi elde etmektir. Bunun için her ibadetin evvelinde kalbimizi, sonunda da halimizi kontrol etmeliyiz. Eğer kalbimiz önceki halinden biraz daha uyanık ve Yüce Rabbine karşı sevgi yüklü ise bu, önceki ibadetlerin güzel yapıldığını gösterir. Eğer her gün davranışlarımız biraz daha güzele gidiyorsa, bu, ibadetlerimizin kabul edildiğinin alametidir.
   
Arifler, hep şunu derler:
   
Bir insanın ibadeti, ilmi, zikri, hizmeti ve hayır türü işleri artar da edebi artmazsa, bu onun yaptıklarının taklitten öte geçmediğini gösterir.
 
     Öncelikle şu unutulmamalıdır. Rızk Allah indinde tayin edilmiştir. Kullara düşen ise onu arayıp bulmak helale ve harama dikkat etmektir bu hususta Sehl b. Abdullah Tüsteri (k.s.) demiştirki: ’’Eğer kul Allah’tan kendisine rızk vermemesini isterse, Allah onun duasını kabul etmez ve ona,’’ey cahil kulum! Ben seni yarattım, artık ebediyyen rızkını vermek bana aittir. ’’ der. (Ateşin Yakmadığı Aşık, Syf:165)
Ebû Saîd Mîhenî'nin büyüklüğünü inkâr edenlerden biri, Ebû Saîd'in; "Âlemde hiç kimse helâl lokma bulamayıp haram yese, biz haram yemeyiz." sözünü duymuştu. Kendisini imtihân etmek istedi.
Helâl para ile bir oğlak satın aldı. Haram para ile de, birincisine çok benzeyen başka bir oğlak aldı. Bunları kızarttırıp, hizmetçisi ile Ebû Saîd'e gönderdi. Kendisi de önden gidip, onların bulunduğu yerde oturdu. Hizmetçi kızarmış oğlakları getirirken karşısına iki sarhoş çıkıp, haram para ile alınan oğlağın bulunduğu tepsiyi alıp yediler. Hizmetçi, elinde kalan ve helâl lokma ile alınmış olan oğlağı, Ebû Saîd'in önüne koydu. Oğlakları gönderen kimse durumu öğrenip anlayınca, sarhoşlara çok kızdı. Fakat bu hâlini açıktan belli etmedi. Sonra Ebû Saîd dönerek;
"Kendini boşuna üzme! Haram olan köpeklere gider, helâl olan da helâl yiyenlere gelir." buyurdu. O kimse çok mahcûb olup hâline tövbe etti ve bu hâdiseden sonra bir daha aleyhinde bulunmadı.
     Ailesini geçindirmekle yükümlü olan bir mü’minin rızkını helâlinden kazanması farzdır. Bunun için, meşgul olduğu mesleğin ve kazancının içine haram karıştırmamak da farzdır. Hepsinden evvel, bir işe veya ticarete girecek bir mü’minin o iş ve ticaretle ilgili dini hükümleri öğrenmesi farzdır. Bu öyle bir mühim konudur ki, haram mal her türlü ibadeti etkilemektedir. Öyle ki, midesinde haram gıda, üzerinde haram eşya bulunan bir insanın kıldığı namaz, çektiği zikir, gittiği hac, verdiği sadaka ve yaptığı duâ hiç bir fayda vermeyecektir.
     Sa'd b. Ebî Vakkas 'Ya Rasûlallah! Dua et de Allah dualarımı kabul eylesin' diye dua talebinde bulunduğu zaman, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘’ Helâlinden ye! Böyle yaptığın takdirde duan kabul olunur. ‘’ (Taberânî, Evsat)
     Sehl et-Tüsterî şöyle buyurmuştur: ‘’ Haramdan yiyen kimsenin âzaları isyan eder. İster bilsin, ister bilmesin; haramdan yemeyi ister dilesin, isterse dilemesin, durum değişmez. Kimin yiyeceği helâlinden olursa, âzaları ona itâat eder ve o kimse hayırlar yapmaya muvaffak olur. ‘’
Hz. Ebu Bekir r.a. bir gün kölesinin getirdiği sütü içti. Sonra da ona 'Bu sütü nereden aldın?' diye sordu. Köle 'Bir kavme kâhinlik yaptım. Onlar da bana bu sütü verdiler' dedi. Bunu duyan Hz. Ebubekir, parmaklarını mübarek ağzına soktu ve kusmaya başladı; öyle ki neredeyse ölecekti. Sonra da 'Damarlarımda kalan ve bağırsaklarıma karışan kısımdan dolayı senden af dilerim ya rabbi' dedi.
Hz. Ebubekir'in bu hareketi nakledildiği zaman Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: 'Siz onun, midesine helâlden başkasını sokmadığını bilmiyor musunuz?'
     Eğer gerçekleri idrak etmek istiyorsak İbrahim b. Edhem ks. Hazretlerinin şu uyarısı dikkate almak zorundayız. ‘’ İdrâk edilebileni, ancak midesine gönderdiği şeyleri bilen kimse idrâk eder. ‘’
Bu konunun önemini Hz. Rasûlullah s.a.v. şöyle belirtmiştir:
     “Helâli aramak, her müslümana farzdır.” (Tabarânî, Beyhakî, Heysemî)
   
     Gavs-ı Sanî Hz.leri de bu hususta şöyle buyurmuştur: ‘’ Helal kazanmak, başlı başına bir ibadettir. ‘’

     Abdullah b. Mesut’tan rivayet edildiğine göre; Resulullah s.a.v. helal kazanç konusunda şöyle buyurmuştur:
‘’ İslamın farz olan temel ilimlerini öğrendikten sonra, rızkını helalinden kazanmak da farzdır. ‘’ (Tabarani, el-Kebir, No:9994; Beyhaki, Sünen-i Kübra, VI, 128;)
     Allah Resûlü s.a.v., farz olması noktasında, ilimle helal kazanmayı bir tutmuş; her ikisinin de aranmasını gerekli görmüştür. Cahil için ilim farz olduğu gibi; yemek için de helal kazanç farzdır. Farzlar, din tarafından emredildiği zaman, kıyamete kadar sabit olur, devam eder. Helal kazanç emredildiğine göre, bu onun mevcut olduğunu gösterir. Çünkü olmayan bir şeyi aramak bize emredilmemiştir.

     Şu halde, helal kazanç mevcuttur; çünkü helal kazanmak ve onu aramak bize farz kılınmıştır. Fakat helal rızk yolu dardır; ona ulaşma yolları gizlidir, o yollarda bu rızkın peşine düşmek oldukça meşakkatlidir; helal yoldan onu temin etmek yorucudur ve ele geçen azdır. Bunlarla birlikte, ona yönelenler azdır ve peşine düşenler halk içinde garip/yalnız durumdadır. Bunlar, nefislerin hoşlanmadığı yollardır. Ayette geçtiği gibi; sizin hoşlanmadığınız şeyler, belki sizin için daha hayırlıdır. (Bkz: Bakara 2/216.)

     Sonra, farzlara ait bir takım ilim ve hükümler vardır. Kim, bu farzın ilimlerini tam olarak bilmez ve hükümlerini yerine getirmezse, sanki onları hiç bilmemiş gibi olur. Hz. Ömer r.a., kendi zamanında esnaflar için şu talimatı yayınlamıştır: “ Bu çarşı ve pazarımızda, ancak (alış-verişle ilgili) dinî hükümleri iyi bilen kimse ticaret yapsın. Aksi takdirde, isteyerek yahut istemeyerek faiz yer, harama girer.” (el-Mekkî, Kûtu’l-Kulüb, I, 129-130)
     Hz. Peygamber s.a.v. ise şöyle buyurmuştur: ‘’ Ben sizi cennete yaklaştırıp ateşten uzaklaştırıcı olan her ne biliyorsam muhakkak onu yapmanızı size emrettim. Yine sizi cennetten uzaklaştırıp cehenneme yaklaştırıcı bildiğim her şeyden sizi nehyettim. Rûhu'l-Emîn (Cebrâil) benim kalbime vahyetti ki, herhangi bir nefis dünyadaki rızkını sonuna kadar almadıkça ölmez. Her ne kadar o rızık, bazen gecikse bile... Bu bakımdan Allah'tan korkunuz! Rızk ararken güzel ve helâl yollardan arayınız. ‘’ (İbn Ebî Dünya ve Hâkim, İbn Mes'ud'dan)
     Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber (s.a) burada güzel ve helâl yollardan rızk aramayı emir buyurmaktadır. 'Rızk aramayı bırakınız' demiyor. Sonra hadîsin sonunda şöyle buyurmuştur:
     Sakın rızkın herhangi bir kısmının gecikmesi sizi Allah'a isyan ederek rızık aramaya sevk etmesin. Zira günah ile Allah'ın nezdinde bulunan rızka asla erişilmez.
     Hz. Peygamber s.a.v. helal rızk arama konusunda çekilen meşakkatin faziletine dair ise şöyle buyurmuştur: ‘’ Helâl rızık temin etme uğrunda yorgun ve bitkin olarak akşamlayan kimse, günahları affolunduğu halde akşamlamış ve Allah Teâlâ kendisinden razı olduğu halde sabahlamış olur. ‘’ Taberânî, (İbn Abbâs'tan)
     ‘’ Çoluk çocuğunun nafakasını helâlinden temin etmek için çırpınan kimse, Allah yolunda cihad eden kimse gibidir, iffetini koruyarak dünyayı helâlinden elde etmeye çalışan kimse de şehidler derecesinde olur. ‘’ Taberânî, Evsat
     Ebu Süleyman ed-Dârânî ve diğer âlimler şöyle demişlerdir: ‘’ Helal rızk ararken utanan kimse, iflah olmaz/kurtuluşa eremez. ‘’
     Yeme'nin dindeki mevkii, binaların temeline benzer. Binaların temeli sağlam ve kuvvetli olursa, üzerindeki bina da müstakim olup yükselir. Temel, zayıf veya yamuk olursa bina yıkılır ve mahvolur! Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
     ‘’ O halde (dininin) binasını sağlam bir temel (olan Allah korkusu ve rızası) üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır, yoksa çökecek bir yar kenarına kurup da onunla beraber cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah zâlimler topluluğunu hidayete erdirmez. ‘’ (Tevbe/109)
     Yahya b. Muaz şöyle buyurmuştur: ‘’ Tâat, Allah'ın hazinelerinden bir hazinedir. Onun anahtarı duadır. Bu anahtarın dişleri de helâl lokmalardır. ‘’
     Allahü Teâlâ başka bir ayet-i celile de ise şöyle buyurmuştur: ‘’ Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helal olanlarından yiyin ‘’ (Bakara, 172.) görüldüğü gibi Allah’u Teâlâ, Salih amelden önce, helal yemeyi emretmiştir. Bu konuda âlimlerin birisi şöyle demiştir: ‘’ Amellerin temiz ve güzel olması, helal yemeğe bağlıdır. Kulun yiyeceği ne kadar helal olursa, ameli de o derece temiz ve faydalı olur. ‘’
     Ebu Bekr-i Dükki ks. Hazretleri de; ‘’ Mide, yenilen şeylerin toplandığı yerdir. Oraya helal lokma koyarsan, azalardan Salih ameller meydana gelir. Şüpheli lokma koyarsan, azalar Allah yolunda amel etmekte şüpheye düşer. Eğer, haram lokma koyarsan, o lokma seninle Allah’u Teâlâ arasında bir perde olur da, bu yolda yürümen mümkün olmaz. ‘’ buyurmuştur.
     Süfyân-ı Sevrî ks. ise ‘’ Kişinin dindarlığı ekmeğinin helâlliği nispetindedir. ‘’ buyurmuştur.


Birgün kendisine:

- Efendim! Namazı birinci safta kılmanın fazîletini anlatır mısınız? dediklerinde de helâl lokmaya dikkat çekmiş ve:

- Kardeşim! Sen ekmeğini nereden kazanıyorsun ona bak! Kazancın helâl olduktan sonra hangi safta dilersen orada namazını kıl; bu hususta sana güçlük yoktur. Cevabını vermiştir.
     İbrahim b. Edhem ve Fudayl b. İyaz hz.lerinin şöyle dedikleri rivayet edilir: ‘’ Büyük ve şerefli olanlar, hac, cihad, oruç, namaz ile büyük olmadılar, bize göre şerefli olan kimse, karnına ne girdiğinin farkında olan, yani ekmeğini helalinden yiyen kimsedir. ‘’
Hz. Ömer de birgün yanlışlıkla zekât devesinin sütünden içer ve ardından parmağını ağzına sokarak istifra eder.
Mûsâ Efendi -kuddise sirruh- şu hâdise ile anlatırdı:

Gayr-i müslim bir komşumuz vardı. Sonradan müslüman olmuştu. Bir gün kendisine hidâyete eriş sebebini sorduğumda şunları söyledi:

- Acıbadem'de tarla komşum Rebî Molla'nın ticâretteki güzel ahlâkı vesilesiyle müslüman oldum. Molla Rebî süt satarak geçimini temin eden bir zâttı. Bir akşam vakti bize geldi ve:

- Buyurun bu süt sizin! dedi.

Şaşırdım:

- Nasıl olur? Ben sizden süt istemedim ki! dedim.

O hassas ve zarif insan:

- Ben farkında olmadan hayvanlarımdan birinin sizin bahçeye girip otladığını gördüm. Onun için bu süt sizindir. Ayrıca o hayvanın tahavvülât devresi (yediği otların vücudundan tamamen izâlesi) bitinceye kadar sütünü size getireceğim... dedi.

Ben:

- Lâfı mı olur komşu? Yediği ot değil mi? Helâl olsun!.. dediysem de Molla Rebî:

- Yok yok öyle olmaz! Onun sütü sizin hakkınız!.. deyip hayvanın tahavvülât devresi bitene kadar sütünü bize getirdi.

İşte o mübârek insanın bu davranışı beni ziyâdesiyle etkiledi. Neticede gözümdeki gaflet perdelerini kaldırdı ve hidâyet güneşi içime doğdu.

Kendi kendime:

- Böyle yüce ahlâklı bir insanın dîni muhakkak ki en yüce bir dîndir. Böylesine zarîf hak-şinâs mükemmel ve tertemiz insanlar yetiştiren dînin doğruluğundan şüphe edilemez! dedim ve kelime-i şehâdet getirip müslüman oldum.
     Kısacası Abdül Vâhid b. Zeyd k.s hz.lerinin dediği gibi ‘’ Midesini koruyan, dinini korumuştur. ‘’
Kaynaklar: Kûtu’l-Kulûb, 4. Cilt, Ebû Talib El-Mekkî, Semerkand Yay. - Ateşin Yakmadığı Aşık, Dr. Dilaver Selvi, Semerkand Yay. - Allah Dostlarından Yaşayan Sözler,
                     Muzaffer Taşyürek, Hacegan yay. – Furkan Tefsiri, Halil Günenç - İhya-u Ulumiddin, İmam-ı Gazali, Bedir Yay. –  Tenbîhü’l-Gâfilîn, Bostanü’l-Ârifin, Bedir
                     Yay. – Elmalılı Tefsiri -


� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Yanıt:Çalişmanin Fazileti ve Gerekliliği
« Cevapla #2 : 16/11/09, 15:20 »
Maalesef biz çalişamiyoruz :( Eve kitlemiş gibiyiz kendimizi.Dua buyrun Rabbül Alemin rizasi için bize çalişmayi,insanlara Rizasi için hizmet etmeyi nasip eylesin insaallah :(


� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı sofihan

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 746
  • Konu: 404
  • Derviş: 6024
  • Teşekkür: 0
Yanıt:Çalişmanin Fazileti ve Gerekliliği
« Cevapla #3 : 16/11/09, 15:22 »
Eğer gerçekleri idrak etmek istiyorsak İbrahim b. Edhem ks. Hazretlerinin şu uyarısı dikkate almak zorundayız. ‘’ İdrâk edilebileni, ancak midesine gönderdiği şeyleri bilen kimse idrâk eder. ‘’
Bu konunun önemini Hz. Rasûlullah s.a.v. şöyle belirtmiştir:
     “Helâli aramak, her müslümana farzdır.” (Tabarânî, Beyhakî, Heysemî)
   
     Gavs-ı Sanî Hz.leri de bu hususta şöyle buyurmuştur: ‘’ Helal kazanmak, başlı başına bir ibadettir. ‘’

Rabbim razı olsun,helal kazanıp helal rızık yemeyi hepimizin rızkı yapsın inşaAllah



"Dünya fani, Ölüm ani,Ahiret yaklaşıyor, Secde yapın yani "

Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.891
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 9
Yanıt:Çalişmanin Fazileti ve Gerekliliği
« Cevapla #4 : 16/11/09, 21:35 »
Allah (c.c) razı olsun..  :X06



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Cevaplandı: Çalişmanin Fazileti ve Gerekliliği
« Cevapla #5 : 23/08/10, 04:31 »
 X:01




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

En Besleyici 5 Sebze Ve Meyve İstanbul İlahi Grubu - Can-u Dilden Aşık Oldum ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.463 saniyede oluşturulmuştur


Çalişmanin Fazileti ve GerekliliğiGüncelleme Tarihi: 15/11/19, 15:10 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim