Cehaletin Afetleri - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22885 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Cehaletin Afetleri, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2896 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Cehaletin Afetleri}   Okunma sayısı 2896 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Cehaletin Afetleri
« : 28/11/09, 18:59 »
CEHALETİN AFETLERİ

أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِداً وَقَائِماً يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ(Zümer, 9)
‘’ Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çeki­nen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse inkâr eden kimse gibi olur mu? Ey Mu­hammed! De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Doğrusu ancak akıl sahiplen öğüt alırlar. ‘’ (Zümer, 9)
Geceleyin Rabbine gönülden saygı ile ibadet eden, secde eden, ayakta iken Rabbine yalvarıp yakaran, O'nun hesabından çekinen, azabından korkan, rahmetini ümit eden kimse, vasıflan önceki sa­tırlarda anlatılan isyankarlar gibi mi olacaktır?! Hiç mü'min ile kafir, itaat­kâr ile isyankâr bir olur mu?! Asla bir olamazlar! Çünkü hakkı bilen, hakka uyan, hak ile amel eden kimseler; hakkı bilmeyen kimselerle bir tutulamaz­lar. Çünkü bunlar sapıklık yolunda körler gibi yürümektedirler. Dalâlet içe­risinde bocalamaktadırlar. Ancak saf akıl sahibi mü'minler bütün bu anlatı­lanlardan İbret ve öğüt alırlar. (Zümer, 9. Furkan Tefsiri)
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَام مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ(Fatır, 28)

‘’ İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır. ‘’ (Fatır, 28.)

Allah'tan ancak, âlim kulları çok korkarlar. Gerçekten de insanlar içinde onların Allah'tan daha fazla kork­maları gerekir. Çünkü onlar, insanlar içinde Allah'ın kudret ve azametini daha iyi bilen kimselerdirler. İlmi ile amel etmeyen âlimler işte bu nedenle kıyamet gününde insanlar içinde öncelikle azaba uğratılacaklardır.

Kimdir bu âlimler? İbnî Abbas dedi ki: Âlimler, Allah'ın her şeye muk­tedir olduğunu bilen kimselerdir. Hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur: "Allah'ı en çok bilenleriniz, ondan en çok korkanlarınızdır". Adamın biri, Şa'biye şöyle demiş: Âlimin kim olduğunu bana bildir. Şa'bi şu cevabı vermiş: Âlim, Allah'tan korkan kimsedir.

Yukarıdaki ayet-i kerime cümlesiyle nihayete ermiş­tir. Bu da İnsanı Allah'tan korkmaya davet eden bir cümledir. Zira güçlülük ve izzet: isyankârları cezalandırıp kahretmeyi; itaatkârları da sevaplandırıp affetmeyi gerektirir. Cezalandırılan ya da mükâfatlandırılan kimsenin Allah'tan korkması icâb eder. Kur'an-i Kerim, âlimleri araştırma işini bize bırakmamış ve şöyle buyurmuştur: Âlimler, o kimselerdir kî, Allah'ın kitabını okurlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızk olarak verdiğimiz şeyleri gizli ve aşikâr suretlerde, Allah'ın güzel mükâfatını ve eksiksiz ücretiyle fazla lütfünü ümit ederek sarf ederler. Yine âlimler o kimselerdir ki, Allah'ın kitabını okuyup incelerler. O'nu öğrenirler. Ondaki hükümlerle amel ederler. Huşu ve teslimiyet içerisinde namazlarını dosdoğru edâ eder, zekâtlarını ve sada­kalarını elden geldiğince gizlice öderler. Şartlar gerektirdiği zamanda açıkça öderler. Onlar söz ve amellerinde Allah'a karşı ihlâslı olurlar. Allah'tan baş­kasından sevap ve mükâfat beklemezler. Yaptıkları salih amelleri de riya için yapmazlar. Sadece Allah'tan kazanç beklerler ki, bu şekilde yapılan manevi ticaret asla zararla neticelenmez. Bu iyi amellerin sevabı asla boşa gitmez. Bu nitelikteki kimseler Allah'tan fazla sevap ve lütuf talep ederler. O kötü­lükleri bağışlayan, yapılan az işlere ve az amele karşı çok sevap verendir.
   
Kendilerinde bu gibi nitelikler bulunan kimseler ilmi ile amel eden âlim­lerdirler. Allah'tan, bizleri de bu gibi kimselerden kılmasını diliyoruz. (Fatır, 28. Furkan Tefsiri )
خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُربِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ
‘’ Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret ve cahilden yüz çevir. ‘’ (Araf, 199.)
Bu ayette; toplumu insandan hoşnut edecek güzel davranışların ve ol­gun ahlâkın esasları belirtilmektedir. Halkın hoşnutluğu, Allah'ın hoşnutlu­ğudur. Halkın dili, Hakkın kalemidir. Bu esaslara uyulması durumunda nefretleşen kalpler ve her biri bir yöne dağılan insanlar birleşir. Nedir bu esas­lar?

İnsanlardan sana gelen kötülükleri affet. Yapamayacakları zor işleri onlara yükleme. Hoşgörülü ve yumuşak huylu ol.
"Kolaylaştırın, zorlaştırmayım" Hadis-i Şerif.

Şeriatın emrettiği ve müslümanların benimsediği maruf olan her şeyi em­ret. Ma'rûf, her çeşit hayır, taat ve iyiliği kapsayan genel bir kelimedir.






Cahillerden yüz çevir. Evet, ahmak cahillerden yüz çevir. Sanki o hiçbir şey söylememiş, sen de hiç duymamış gibi ol. Genel olarak her sınıf İnsan için bir davranış biçimi vardır. Ama Cenab-ı Allah'ın "Eğer affederseniz, o takvaya daha yakındır" dediğini de unutmayalım.
Bunlar, kapsamlı ve anlamlı sözler: Bağışlama yolunu tut. İyiliği emret. Cahillerden yüz çevir.
Bu sözler, aynı zamanda güzel ahlakı da genel olarak ifade etmektedirler.
Hz. Ayşe (r.anh.): "Onun (Rasulullah'ın) ahlâkı Kur'an idi" derken ne doğru söylemiş.

   Hadis-i şeriflerde Rasulullah s.a.v.: “ İlim öğrenmek her müslüman üzerine farzdır. ”[İbnu Mâce, İlim, I/81, Hadis nu. 224; Suyûtî II/97-98, Hadis nu. 5264; Irâkî, İhyâ, I/2 (Ahmed ve Beyhakî’den naklen). buyurmuş olduğuna göre, acaba öğrenilmesi farz ve gerekli olan ilim nedir? İbadet konusunda kulun mutlaka öğrenmesi gerekli ilmin sınırı nedir? Şimdi bu soruların cevaplarını vermeye çalışalım. Bil ki, öğrenilmesi farz olan ilimler üç kısımdır:

a) Tevhid/akaid ilmi.

b) Sır/Bâtın ilmi, bunlardan kast ettiğim, kalp ve faaliyetleriyle ilgili olan konulardır.

c) Şeriat ilmi.

a) Tevhid/Akaid İlmi

   Bunların her birinden öğrenilmesi gerekli miktar, mesela Tevhid/akaid ilminde öğrenilmesi farz olan miktar; dinin aslını bilebileceğin kadarıdır. Bu da; ilim, kudret, hayat, irade, kelâm, semi‘/işitme, basar/görme sahibi bir Rabb’in olduğunu, ortağının bulunmadığını, kemâl sıfatlarıyla muttasıf, hudûsa/sonradan olduğuna delâlet eden şeylerden münezzeh, sonradan olan şeyler arasında başlangıcı olmayan tek kadîm olduğunu bilmendir.

   Muhammed  (s.a.v.)’in onun kulu ve elçisi olup, Allah Teala’dan getirdikleri, ahiret alemine ait kendi diliyle ifade ettiği hususlarda doğru sözlü olduğunu bilip inanmandır. Sonra, öğrenilmesi vacib konular arasında sünnetin şiarı olan hususlar gelir. Ayrıca Allah’ın dininde, Kitap ve Sünnetin getirmediği bir bid’ate saparak, Allah’a karşı kendini büyük bir tehlikeye atmaktan sakınmalısın.

   Akaidin delillerinin hepsinin de aslı Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur. Âlimlerimiz bunları, akaidle ilgili olarak yazdıkları kitaplarında zikretmişlerdir, Allah onlara rahmet eylesin.

   Özetle; bilmediğin takdirde helak olmaktan kurtulamadığın her şeyi öğrenmen farzdır, onu asla terk edemezsin. Bunu böyle bilmelisin, tevfik Allah’tandır.

b) Sır/Bâtın İlmi

   Sır/kalp ilminden öğrenilmesi farz olan miktara gelince; emir ve yasakları bilebilecek kadar olan kısmıdır. Böylece Allah Teâlâ’yı tazim etmen, ihlâsı, niyeti ve amellerin selametini temin etmen mümkün olabilir.

c) Fıkıh İlmi

   Şeriat/fıkıh ilimlerinden öğrenilmesi gerekenlere gelince: Yapılması farz olan her şeyi, yerine getirebilmen için öğrenmen üzerine farzdır. Bunlar taharet, namaz, oruç vb. konulardır. Hac, cihad, zekât gibi konulara gelince, eğer bunlarla mükellef isen, onları da eda edebilmen için öğrenmen gerekir, çünkü öğrenmezsen yerine getiremezsin.

Evliyânın büyüklerinden Abdullah bin Hubeyk (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine; "Ne kadar ilim tahsil etmeliyiz?" diye soruldu. Cevap olarak; "İyi ile kötüyü birbirinden ayıracak kadar olsun öğreniniz." buyurdular.

   S. Abdülhakim Bilvanis-i ks. Hz.leri de ‘’ Sofi dininin ayakta kalmasını istiyorsa Akaid v e Fıkıh kitaplarını elinden düşürmesin. Akaid ve fıkhı zayıf olan sofinin tasavvufi yaşantısı boşa gider. ‘’ buyurmaktadır.

   Niyetleri Allah için yapmanın en önemli yolu gerçeği öğrenmektir. Bunun genel adı ilimdir. Bu yolun büyüklerinden Mevlana Halid Bağdadi ks. Hz.lerinin müridi ve yeğeni Esad Sahib şöyle der:

‘’ Allahü Teâlâ cahili kendisine dost yapmaz, dost yaptığını ise asla cahil bırakmaz. ‘’

   Tasavvuf terbiyesine girenlere ilkin ‘’ İlimden kaçma! Cahilliğe razı olma. Zamanın çocuğu ol!. Çünkü cahil olan bir mürid, şeytanın maskarası olur, unutma! ‘’ Tavsiyesi yapılır.

   İlk vahyi, ‘Seni Yaratan Rabb’inin ismiyle oku!’ olan bir din, ilimsiz nasıl anlaşılabilir, yaşanabilir?


İmam-ı Gâzâli hz.leri bakınız ne buyuruyor: ‘’ İki şey vardır

   Bütün âlimler, muallim ve hâkimler bu iki şeyi tarif etmek için eserler vermiştir. Tüm semâvî kitaplar onları öğretmek için indirilmiş, bütün peygamberler onları tebliğ ve tatbik için gönderilmiştir. Hatta bütün kâinat o iki şet için yaratılmıştır.

   İşte bu iki cevher, ilim ve ibadettir.

   Dünya ve ahiretin yaratılmasındaki maksat, bu ikisidir. Bir kulun her halükarda onlarla meşgul olması, sadece onlar için yorulması ve ancak onlara dikkat kesilmesi gerekir. Onların dışında herşey boştur.

   Ey Hak yolcusu! Sana emredilen şeyleri yapman ve yasaklardan sakınabilmen için ilim gerekir. Yoksa ne olduğunu, ne için ve ne şekilde yapıldığını bilmediğin ibadetleri nasıl yerine getireceksin?

   Günah olduğunu bilmediğin şeylerden nasıl sakınacaksın? Eğer gereken ilmi elde etmezsen, çoğu kez, senelerce namazlarını bozmuş bir halde ibadet edersin de, haberin bile olmaz. İman ve ibadet konularında bir mesele ile karşılaşırsın: hem bu meseleyi halledecek bir kimse aramazsın hem de şüphe içinde günler geçirirsin. (Cennete Doğru Yedi Geçit (Minhacul Abidin) İmam Gazâlî )

Allah yolunun büyük üstadı Ebû Abdurrahmân es-Sülemî ks. ‘cahil sufi olamaz’ ve ekliyor:

   ‘’ Zahiri hükümleri iyi bilmeyen kimse, batîni hallerini güzelleştiremez. Halleri ilme ters düşen birisine, sufi denilemez. ‘’

   Allâme İbn Abidin (r.ah.) ise, er-Reddü’l-Muhtar adlı meşhur fıkıh kitabında, farz ayn ilimleri anlatırken şunları naklediyor:

   ‘’ İslam’ın beş temel esasını ve ihlâsı bilmenin farz olduğunda hiçbir şüphe yoktur. Aynı şekilde, helal ve haramı bilmek, riyayı öğrenmek de farzdır. Çünkü ibadet ehli bir kimse, riya ile yaptığı amelin sevabından mahrum olur. Bu sebeple haset ve ucub nedir, bunu da bilmesi farzdır.

   Çünkü haset ve ucub, ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi, amelin sevabını yok eder. İnsanı harama ve küfre götüren sözleri bilmek de farzdır. Vallahi bu zamanda bilinmesi gereken en emniyetli farz budur. Çünkü halk çoğu zaman, kendilerini dinden çıkaracak sözler söyler ama farkına bile varmaz. Bunun için, cahilin her gün imanını yenilemesi gerekir. Onun için en güvenilir olanı budur. ‘’

   Bir insan hem cahil, hem de cahil olduğundan gafil olursa, onun kadar kendisine ve etrafına zarar verecek kimse yoktur. Günümüzde,  hak yolunda olduğunu söyleyen öyle insanlar var ki, yaptığı ve konuştuğu şeylerin hükmünü bilmediğinden, doğrusunu öğrenme zahmetine de girmediğinden, şeytanın oyuncağı, dostların yüzkarası, düşmanların maskarası olmuştur.

   Bu yolun büyüklerinden Abdurrahman-i Tahi ks. Hz.leri ‘’ Tasavvuf insanlar arasında dolaşır. Kur’an ve Sünnete bağlı olanın da olmayanın da kalbine girer. Fakat bir süre sonra, Kur’an ve Sünnete bağlı olanda kalır, bağlı olmayandan çıkıverir. ‘’ buyurmaktadır.
İslam’ın ilme ve ilim ehline verdiği önem, sık sık tekrar edilen ve herkesin bildiği bir gerçek. İslam’ın ilk vahyi ‘oku’ erkiyle başlıyor:
‘’ Oku, yaratan rabbinin adıyla. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Ki rabbin sonsuz kerem sahibidir. ‘’ (Alak 96/1-3)
‘Oku!...’ İlim kapısının anahtarı okumak. Bütün kâinat ve kendi varlığın bir kitap. Allah’ın ayetleriyle dolu bir kitap ve Kur’an-ı Hâkim o kitabın özü, ruhu. Yüce yaratıcının Kelamıkadim’i.
‘Oku…’ Âlemlerdeki mükemmel nizam, ilmin ta kendisi ve İslam, o nizamın insanlığa yönelik yüzü. İki dünya mutluluğunun pusulası. İslam, ilmin kendisi. Alemlerin rabbini bilmenin ilmi, yaratılanları bilmenin ilmi, kendini bilmenin ilmi…
İlâhi mesajın doğrudan hitabı Hz. Peygamber s.a.v. ilmin rehberidir. Âlemlerin rabbi, rehbere ‘oku’ diye ferman buyuruyorsa takipçileri okumadan, ilim olmadan nasıl yol bulabilir?





Mısır evliyasından “Fahr-ül Farisî” hazretlerine, talebesinden biri gelip;
- Efendim, ben bir şeyden çok korkuyorum, diye arz edince sordu:
- Hayırdır evladım, neden korkuyorsun?
- Ahirette Cehennemden kurtulabilecek miyim acaba? Bunu düşünüp çok korkuyorum hocam.
- İnşAllah kurtuluruz oğlum.
- İnşAllah efendim, ama nasıl?
Buyurdu ki:
- Ümidimiz odur ki oğul, büyükler bize sahip çıkar ve şefaat ederler de inşaAllah kurtuluruz.
- Ya sahip çıkmazlarsa efendim?
- Merak etme oğlum. Biz bugün onlara sahip çıkarsak, onlar da o gün bize sahip çıkarlar.
Biz onları dinlersek...
- Anlamadım, nasıl yani?
- Demem o ki oğul, biz o büyüklerin sözlerini dinler, nasihatlerine göre yaşarsak, onlara sahip çıkmış oluruz. O zaman onlar da bize sahip çıkarlar.
İmam-ı Şafi hz.leri "Hiç bir vakit yoktur ki, ilim mütâlaası, hüzün ve kederi yok etmesin. İlmî mütâlaa, kalbin en ince ve en gizli noktalarını harekete geçirir, insanda yüce duygular uyandırır." Buyuruyor.
Yaratıcıya layık kul olmakla yükümlü olan bizler, Allah’ın Resûlü ve onun varislerinin rehberliğinde, rabbimizin üzerimizdeki muradını anlamak ve o muradı gerçekleştirmek mecburiyetindeyiz. Kalbimizi O’na teslimiyetle kâmilen doldurmak ve yaratılış gayemizi hayatımızın merkezine koymak zorundayız. Şahdamarımızdan daha yakın olan rabbimizle aramızdaki perdeleri kaldırmak mecburiyetindeyiz. O perdelerin neler olduğunu bilmeden, kalbimize ve hayatımıza nasıl yön vereceğiz?
Yalnızca şu ayet-i kerimler, rabbimizin cehaletten uzak durma ve bilenlerden olma fermanının büyüklüğünü anlatmaya yeter:
‘’ Sakın cahillerden olma. ‘’ (En’âm, 6/35.)

‘’ Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? ‘’ (Zümer 39/9.)

‘’ Kulları içinde Allah’tan ancak âlimler (gerektiği gibi) korkarlar. ‘’ (Fâtır, 35/28)
Ayrıca Cenâb-ı Allah bizi, aklımızı ve bilgi aracı duyularımızı kullanma hususunda da sık sık uyarıyor:
‘Düşünmüyorlar mı?’, ‘Akıl etmiyorlar mı?’, ‘Görmüyorlar mı?’, ‘Bilmiyorlar mı?’
Birçok ayet-i kerimenin sonunda yer alan bu sorulara, her ne ile ilgiliyse ilimsiz cevap verilemeyeceği de çok açıktır.
Düşünen, akıl eden, gören, bilenlere Sahabe’den birkaç misal:

Ebu Musa ile Hz. Ömer’in Geceleri İlmî Sohbetler Yapmaları
      
- Bir gece Ebu Musa el-Eş’arî yatsı namazından sonra Hz. Ömer’in yanına geldi. Hz. Ömer
“Bu saatta ne arıyorsun?” diye sordu. Ebu Musa    
“Seninle konuşmak için geldim” dedi. Hz. Ömer
“Konuşmak için vakit geç değil mi?” deyince de    
“Fıkhî bir meseleyi görüşmek istiyordum” karşılığını verdi. Bunun üzerine oturdular ve uzun bir süre konuştular. Bir ara Ebu Musa
“Ey Mü’minlerin Emîri! Biraz da namaz kılsak” diyecek olduysa da Hz. Ömer    
“Biz zaten şu anda namazdaymışız gibi sevap kazanıyoruz” diyerek konuşmayı sürdürdü.[1] (Kenz V/228 (Abdurrezzak ve İbn Ebi Şeybe, Ebubekir b. Ebi Musa’dan). Muhammed  Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/482.)
   
Ebu’d-Derdâ’nın İlime Teşviki

“Ey Şam halkı! Siz birbirinizin din kardeşi, kapı komşusu ve düşmana karşı yardımcısısınız. Acaba beni neden sevmiyorsunuz? Hâlbuki benim nafakam sizin üzerinize değildir. Görüyorum ki, âlimleriniz azaldığı halde, cahilleriniz ilim öğrenmiyor. Görüyorum ki, Allah’ın kefil olduğu rızık için bütün gücünüzle çalışıyor, fakat size emredilen şeyleri terk ediyorsunuz. Şunu bilin ki, hangi toplum yüksek ve sağlam binaları yapıp servet yığmaktan başka bir şey düşünmez ve sonu gelmeyen emellerin peşinden koşarsa, çok sürmez toplumun evleri harabeye döner, amelleri boşa çıkar ve cemiyetleri dağılır. O halde ilim öğrenin ve öğretin. Çünkü öğreten ile öğrenen sevap açısından eşittir. Bu iki grup dışında kalanlarda ise hayır yoktur” buyurmuştur.[2] (Ebu Nuaym, Hilye, I/28 (Humeyd’den).



- Ebu’d-Derda şöyle dedi: Herhangi bir kimse mescide, bir hayrı öğrenmek veya öğretmek için giderse, ona bir mücahidin ecri yazılır. O mescidden evine ancak ganimet sahibi olarak döner. [5] (İbn Abdilber, Camiu’l-Beyan, I/32 (Abdurrahman b. Mes’ud el-Fezari’den).
   
- Ebu’d-Derda şöyle dedi: Kim ki, ilim için sabah çıkıp akşam dönmek cihad değildir fikrinde ise onun aklı ve fikri eksiktir.[6] (Ebu Nuaym, Hilye, I/31 (İbn Ebi Huzeyl’den).)
Diğer taraftan Resulullah s.a.v. Efendimiz de, ilim konusundaki uyarılarıyla rehberlik vazifesini yerine getiriyor:
‘’ İlim öğrenmek, erkek ve kadın her Müslüman’ın üzerinde farzdır. ‘’ (İbni Mace, Mukaddime, 17; v.s)

‘’ Allah, kime hayır dilerse onu dinde fakih (anlayışlı) kılar. ‘’ Buhâri, Humus, 10; Müslim, İmare, 175; v.s.)
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/cehaletin-afetleri-t17729.0.html;topicseen



� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Yanıt:Cehaletin Afetleri
« Cevapla #1 : 28/11/09, 19:01 »
devami..



Hz. Peygamber’in İlim Öğrenmeye Teşvik Etmesi
      
- Hz. Peygamber bir gün bir suffede oturduğumuz sırada çıkageldi ve

“Hanginiz ister ki, “Buthan” veya “Akîk” denilen iki dereden birine gitsin, hiç bir günah işlemeden ve herhangi bir kimsenin hakkına tecavüz etmeden bedavadan büyük hörgüçlü iki deve getirsin” dedi.

“Ey Allah’ın Rasûlü! Hepimiz bunu isteriz” dedik. Hz. Peygamber
   
“O halde, niçin mescide girmiyor, orada öğretmiyor veya Allah’ın kitabından iki ayet okumuyorsunuz? Ki bu sizin için iki deve getirmekten daha hayırlıdır. Üç okursanız, üçten, dört okursanız, dörtten daha hayırlıdır” buyurdu. [1] (Mişkat, s. 175 (Müslim, Ukbe b. Âmir’den). Ebu Nuaym’ın rivayetinde “öğretmek” yerine “öğrenmek” geçiyor. Hilye, I/341. Muhammed  Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/432.)

    ‘’ İlim meclisinde bulunmak bin rekât nafile namaz kılmaktan, bin cenazeye katılmaktan ve bin hastayı ziyaret etmekten daha faziletlidir. ‘’Allah Resülü (s.a.v)’e, Kur’an okumaktan da daha faziletlimidir? Diye soruldu. Resulullah (s.a.v): ‘’ Kur’an, okumak ancak ilimle fayda verir. ‘’ Diye buyurdu. ‘ Bkz: İbnu Arak, Tenzihü’ş-Şeria, l, 253-54; Suyuti, el-Leali’l-Mesnua, l, 199-200. 

   ‘’ İlim bir hazinedir; anahtarı sormaktır. Bilmediklerinizi ehline sorunuz. Bu durum da dört kişi sevap alır: 1- Soruyu soran, 2- Cevap veren, 3- Dinleyen, 4- Onları seven. ‘’ Taberani, el-Evsat, No:5361; Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, I, 164; 
   
   ‘’ Bir kimsenin hikmetli bir sözü duyması onun için bir sene (nafile) ibadetten hayırlıdır. İlim müzakere edilen bir mecliste bir saat oturmak bir köle azad etmekten hayırlıdır. ‘’ (Kenz-ül ummal)
Bu hadis-i şeriflerden özellikle birincisi, bütün Müslümanların ilimle yükümlü olduğunu yoruma gerek kalmayacak açıklıkta ifade ediyor. İlim, bütün farzlardan önce gelen farzdır. Ve biz bugünün Müslümanları, bize ne oluyor ki ilim ve bilgi bu kadar uzağımızda? Kalbimizin, işlerimizin ve inananlar arasındaki hukukun bilgisinden niçin bu kadar uzağız? Ve bu bilme farziyetini yerine getirmeden nasıl kurtuluşumuzu ümit edeceğiz?
İlim Taleb Etmenin Faziletine Dair
İlim talebi büyük bir fazilet, şerefli bir mertebedir. Hiçbir amel ona denk düşmez. Tirmizî, Ebu'd-Derdâ yoluyla gelen hadisde şöyle dediğini rivayet eder: Ben Resulullah (sav)'i şöyle buyururken dinledim: "Kim bir yolu ilim aramak kastıyla izleyecek olursa, Allah da o kimseyi cennete götüren bir yolda yürütür. Şüphesiz ki melekler, ilim talep edene razı olduklarından dolayı kanatlarını yerlere sererler. Ve şüphesiz âlim kimseye göklerde bulunanlar, yerde bulunanlar ve hatta suyun içindeki balıklar dahi mağfiret dilerler. Ve şüphesiz âlimin âbide olan fazileti, ondördündeki ayın diğer yıldızlara olan fazileti gibidir. Gerçek şu ki, ilim adamları peygamberlerin mirasçılarıdır. Şüphesiz peygamberler ne bir dinar, ne de bir dirhem miras bırakmışlardır. Onlar, ancak ilmi miras bırakmışlardır. Her kim onu alırsa hiç şüphesiz çok büyük bir pay almış olur."  Ebû Dâvûd, İlim 1, Tirmizt, İlim 19;

Evliyânın meşhurlarından ve Hanbelî mezhebinin büyük fıkıh âlimlerinden Abdullah-ı Ensârî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:"Âhirette her incinin bir sedefi vardır. Her şeyin kendi hâline göre bir şerefi, değeri vardır. İnsanoğlu da kendisinde ilim bulunan bir sedeftir. Onun şerefi de ilim iledir. İlmi olmayan kimse, câhillik içinde kalır, muhabbet kadehini içemez, vilâyet libâsını giyemez. Allahü teâlâ câhili kendine dost edinmez."

Abdülkadir Geylânî ks., bir gün mihraba oturmuş zikir ve murakabe ile meşgulken gaipten bir ses geliyor: ‘Ey Abdülkadir kulum! Ben senden bütün amel yükümlüklerini kaldırdım…’ Abdülkadir Geylânî ks. Bu sözü duyar duymaz sesin geldiği yöne elindeki tesbihi kurşun gibi fırlatarak, ‘Defol lanetli şeytan!’ diye haykırıyor. Foyası ortaya çıkan şeytan, ‘Ben bu şekilde nice ağabeydleri, nice zahidleri yoldan çıkardım. Ama sen bir an olsun tereddüt edip tuzağa düşmedin. Nasıl anladın beni?’ diye soruyor. Abdülkadir Geylânî ks., şeytana hepimizin ibret alması gereken şu sözlerle cevap veriyor: ‘Seni iki şeyle tanıdım. Birincisi Akaid ilmi. Bu ilimle biliyorum ki, Allah bir yönden hitap etmez; O her yerdedir. Oysa senin sesin bir yönden geldi. İkincisi fıkıh ilmidir. Buna göre de, peygamber dâhil hiç kimseden amel mecburiyeti kaldırılmamıştır.’

Demek ki ilimsiz amel büyük tehlikelerle doludur. Şeytan her an pusudadır ve riya, kibir, ameline güvenme gibi ilimsiz baş edilemeyecek tuzaklarla yolumuzu kesmeye çalışmaktadır.

Hz. Osman r.a ‘’ Cehalet öyle binektir ki, üzerine binen zelil olur, arkadaşlık yapan yolunu kaybeder. ‘’

Cehalet öyle büyük bir karanlık ki Hz. Ali r.a. ‘Bana bir harf öğretenin kölesi olurum’ diyor. Yani köleliği cehalete tercih ediyor. Kölelikten daha alçaltan bir hayata mahkûm olmak, akıllı ve şahsiyetli bir mümine yakışır mı?
Büyük velîlerden İmâm-ı Ebû Yûsuf (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine karşı bir defâ Hârun Reşîd, Hâşimoğullarından, yâni Peygamber efendimizin mensûb olduğu Kureyş kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan olmakla övündü ve; "Ben kimlerdenim bilir misin?" dedi. Bunun üzerine Ebû Yûsuf; "Sen ancak nesebinle, soyunla iftihâr edebilirsin, ama dünyâda senin gibi Hâşimî soyundan gelen binlerce insan vardır. Fakat ilimde asrının teki, zamânının bir tânesi olan, soyla şerefli olanlar gibi değildir. Cihânı arasalar bir ikincisini bulamazlar." buyurarak halîfenin sözünü kesti. Bunun üzerine halîfe sustu ve nefsini kötüleyip; "Bu kadar malım ve mülküm olacak yerde, ilim öğrenseydim çok daha iyi olurdu." dedi.
Resulullah s.a.v. Efendimiz ise ‘’ Yumuşaklık, lütuf ve yardım gözle görülen bir yaratık olsaydı, Allah’ın yarattıkları içerisinde ondan daha güzeli görülemeyecekti. Cehalet, ahmaklık da gözle görülen bir yaratık olsaydı, Allah’ın yarattıkları içerisinde ondan daha çirkini görülemeyecekti. ‘’

Evet, kurtuluş için ilme sarılmak ve öğrendiğimizi hayatımıza nakşetmek zorundayız. Yüce rabbimizin,
   
‘’ Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında gazab (a sebep olma) yönünden büyüdü’’ (Saf, 61/2-3.) ikazına kulaklarımızı kapamamız mümkün değil. Cum’a suresi 5. ayette de rabbimiz, bilip de amel etmeyenleri kitap yüklü eşeğe benzetiyor.
   
Ümmetimin helaki fena âlimler ve cahil abidlerdendir. En fenası fena âlimler en iyisi iyi âlimlerdir. (darimi)

Tâbiînin meşhûr âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden İbrâhim bin Edhem (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: " İlmi, amel için öğreniniz. Çokları bunda yanıldı. İlimleri dağlar gibi büyüdü, amelleri ise zerre gibi küçüldü."

Evliyânın büyüklerinden İbn-i Semmâk (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine; Amelsiz ilimden sordular, cevaben; "Amelsiz ilim peşinde koşanın misâli şeytandır. Kendisini makam, mevki arzusuna kaptıranın misâlî Firavun´dur. Yâni makam korkusundan îmân etmemiştir." sözleriyle amelsiz ilim sâhiplerini ve makam, mevki peşinde koşanların hâlini haber verdi.
Büyük velîlerden Yakûb Germiyânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) ilim öğrenmek ve öğretmek için çırpınır, buna çok ehemmiyet verirdi. Bu sebeple buyurdular ki: ‘’ Câhillikte ileri olan, sefîhlikte, ahmaklıkta, malını zararlı yerlere harcamakta, vara yoğa sarf etmekte de ileri olur. Câhillikten kurtulmadıkça, sefîhlikten kurtulamaz. ‘’
Cehaletin tanımını bildiren ulemaya kulak vererek sefihlikten ve ahmaklıktan kurtulmaya çalışmalıyız.

Kim bir şeyin ona faydalı veya zararlı olduğunu bilmezse, cehaletini ortaya koyar. İbn-i Nüceyd (k.s)   

Altı şey vardır ki, cahili bunlardan tanırsın. Durup dururken öfkeye kapılır, boş ve anlamsız laflar söyler, yersiz öğüt ve vaazda bulunarak insanı yorar, herkese güvenir, dostunu düşmanından ayırt edemez. Muhammed  B. Mansur Et-Tusi (k.s)

Anlaşılıyor ki, ilim öğrenmeyi hayatımızın en öncelikli meseleleri arasına koymak, edindiğimiz ilmi yaşamak ve cehaletle konuşmaktan sakınmamız gerekiyor. Ancak bu şekilde hem kendimizi hem de etrafımızı helake düşmekten korumuş oluruz.

Rivayet edildiğine göre Süfyan es-Sevrî Askalan şehrine gelir, orada üç gün ikâmet ettiği halde, kendisine hiç kimse gelip de ilmî bir mesele hakkında soru sormaz. İmam buna çok üzülür ve şöyle der: 'Bana ücreti karşılığında binek verin de bu beldeden hemen gideyim. Çünkü bu beldede ilim ölmüş'. Süfyan es-Sevrî bu hareketiyle ilim öğretmenin ne denli büyük bir önem taşıdığını ve ilmin devam etmesinin bu vazifenin yapılmasına bağlı olduğunu ifade etmek istemiş ve kendisinin de bu vazifeye nedenli bağlı olduğunu bu şekilde göstermiştir.
   
S. Muhammed  Raşid ks. Hz.leride ‘’ Ey Allah’ın kulları! Bir talebe yetiştirmek, bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe vârisü’l enbiya olursa! Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük, en müttâki âlimlerden öğreniniz. İlimle meşgul olan kişi ise dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor demektir. Cahilin abidi de sofisi de hüsrandadır. ‘’
Kısacası; Cahil sofi cin ve insan şeytanlarının maskarası olur, kar edeyim derken zarar eder, kaş yapayım derken göz çıkarır, nefsini ve dinini başkalarına ısındırayım derken kaçırır. Âşık Veysel’in dediği gibi
‘’ Cahil insan gül olsa da koklama ‘’

Ashabın İlme Teşvikleri
      
Hz. Ali’nin İlme Teşvik Etmesi ve Kumeyl b. Ziyad’ın Bu Hususta Hz. Ali’den Rivayeti
      
- Ali b. Ebî Talib bir gün elimden tutup beni sahraya doğru götürdü. Sahraya vardığımızda oturdu, derinden içini çekerek

“Ey Kumeyl! Kalpler birer kaptır. Onların en hayırlısı en fazla alanıdır. Sana söylediklerimi iyi öğren. İnsanlar üç sınıftır: Biri, ilim ve ameli tam olan ve her yönüyle Allah yolunda olan âlimdir. Diğeri, kurtuluş yolunu arayan öğrencidir. Üçüncüsü ise, akılsız ve rezil kimselerdir ki, her bağırana tabi olur ve esen yelin peşinden gider. İlmin ışığı ile aydınlanmaz ve sağlam bir kaleye sığınmaz. İlim, servetten hayırlıdır. Çünkü ilim seni korur. Serveti ise sen korursun. İlim sarf ettikçe artar, servet ise, sarf ettikçe azalır. Âlimin sevilmesini, din herkese borç kılmıştır. İlim, sahibine sağlığında yol gösterir, ölünce de ona iyi bir isim bıraktırır. Servetin gücü, servetin elden gitmesiyle yok olur. Nice servet sahipleri vardır ki, daha sağken ölüdürler. Âlimler ise, dünya durdukça hayattadırlar. Bedenleri ortada olmasa bile hatıraları gönüllerde yaşar” dedi. Ali bir daha içini çekip göğsünü işaret ederek
      
“Burada ilim vardır. Fakat ne yazık ki, onu yüklenecek kişiler bulamıyorum. Evet, kabiliyetli ve hızlı kavrayan birisi vardır, ama güvenilir değildir. Dini dünyaya alet eder ve Allah’ın eline verdiklerini, Allah’ın kitabına karşı, Allah’ın nimetlerini de Allah’ın kullarına karşı kullanmaktadır. Bir diğeri de vardır ki, doğru yolda olanlara uyuyorsa da, hakkı yaşatmada basiretli değildir. En küçük bir şeyden dolayı, gönlünde tereddütler oluşur. Böylece ortada kalır. Ne bu tarafı ne de öteki tarafı tercih edemez hale gelir. Kimisi de vardır ki, nefsâni arzu ve isteklerin peşinde olup şehvet duygularının esiri olur yahut da kalbinde dünya sevgisi o kadar yerleşir ki, en büyük zevki dünya malı toplayıp servet biriktirmek olur. Bu tür kimseler, din ve insanlık için yol gösterici olmaktan ziyade, şuursuz hayvanlara benzerler. Böylece de ilim sahiplerinin ölmesiyle, ilim de ölür gider.
   
Ancak yeryüzü, Allah’ın ilim belgelerini elinde tutan kimselerden tamamen yoksun kalmaz ki, Allah’ın delil ve belgeleri işlemez duruma gelmesin. Bu tür insanlar, sayıca azdır, fakat Allah katında değerleri büyüktür. Allah böyle kimseler vasıtasıyla belgelerini korur ki, Allah’ın belgelerini başkalarına aktarsınlar. Bu kimseler, ellerindeki ilim silahıyla hakikat kalelerini açar, mide düşkünlerinin sarp görüp yürümedikleri mânâ yolunda uçarak giderler ve cahillerin ürküp kaçtıkları yücelikleri kucaklarlar. Bedenleri yeryüzünde ise de, ruhen yüce âlemdedir, İşte Allah’ın yeryüzündeki halifeleri ve insanlığın yol göstericileri bunlardır. Ah, ah bunları görmek ve arkadaş olmak ne büyük saadettir” dedikten sonra, bana “Ey Kumeyl, Allah beni de, seni de affetsin. İstersen artık gidelim” dedi.[2] (Ebu Nuaym, Hilye, I/79. Muhammed  Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/433-434.)


Abdullah b. Abbas’ın İlme Rağbeti
      
- İbn Abbas şöyle anlatıyor: Rasûlullah vefat ettiği zaman bir arkadaşıma

“Gelde ashâbın çoğu hayattayken, onlardan Hz. Peygamber’in hadislerini soralım” dedim. Adam

“Sana hayret, ey Abbas’ın oğlu! Sen zannediyor musun ki, sahabilerin içinde şöyle şöyle zatlar olduğu halde, halk sana muhtaç olacaktır?” dedi. Bunun üzerine onu terkettim. Kendim, sahabiden sormaya başladım. Eğer bir kişiden benim kulağıma bir hadis gelirse, onun kapısına varıyordum. O uykuda olduğu zaman saatlerce kapısında beklerdim. Yüzüm gözüm rüzgardan toz toprak içinde kalıyordu. Sonunda o sahabi evden çıkınca, beni görerek

“Ey Rasûlullahın amcazadesi! Seni buraya getiren nedir? Niçin bana haber göndermedin? Ben sana gelirdim” diyordu. Ben de

“Hayır! Ben gelmeye muhtacım” diyerek ondan hadis dinliyordum. Fakat çektiğim bu zorluklar boşa gitmedi. Öyle bir gün geldi ki, halk benim etrafımda toplanıp bana danışmaya başladılar. O arkadaş beni gördükçe “Bu genç benden daha akıllı çıktı” diyordu.[1] (Hakim, Müstedrek, I/106.)

- İbn Abbas şöyle diyor: Medayin fethedildiğinde halk dünyaya yöneldi. Ben ise Hz. Ömer’e yöneldim.[2] (Heysemi, I/161 (Bezzar’dan). Muhammed  Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/438-439.)
 
Hz. Ali’nin “Nefsinizi ve Aile Efradınızı Ateşten Koruyunuz” Âyetini “Onlara Güzel Şeyler Öğretiniz” Diye Yorumlaması
      
- Hz. Ali “Ey iman edenler! Nefsinizi ve aile efrâdınızı tutuşturucusu insanlarla taşlar olan ateşten koruyunuz” (Tahrîm: 66/6) âyet-i kerimesini tefsir ederken “Yani nefsinize ve aile efradımıza faydalı ve hayırlı şeyler öğretiniz” buyurmuştur.[1] (Terğib I/85 (Hâkim’den); Taberi, Tefsir XXVIII/107 (“Onlara iyi ve faydalı şeyler öğretiniz ve kendilerini terbiye ediniz” şeklinde rivayet eder. Muhammed  Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/466.
 






DİKKAT!
İmam-ı Gazali Minhacül-Mbidin (s.32) kitabında müminleri ve aklıselim sahibi insanları ikaz ederek bizi uyarmıştır.
İkaza dikkat edelim.
Resulullah s.a.v den rivayet olunduğuna göre şöyle buyurmuştur.
Miraç gecesi cehenneme muttali oldum ve oradakilerin çoğunun fakirlerden olduğunu gördüm! Dedilerki:
Ya Resulullah! Mal yönünden fakir olanlar mı?
Hayır, ilim yönünden fakir olanlar buyurdu.

İlim öğrenmeyen kimse, ne ibadetin ahkâmını bile bilir ve nede hakkıyla yerine getirebilir.
Şayet bir kimse ilimsiz olarak gökteki meleklerin ibadeti gibi Alla Teâlâ’ya ibadet etse, hüsrana düşmekten kurtulamaz. O halde araştırma, tekrarlama, okuma yoluyla ilim talebi için hemen kolları sıva! Tembellikten ve çabucak usanmaktan sakın. Aksi takdirde Allah Teâlâ korusun dalalet çukuruna yuvarlananlardan olursun.


Hâce Abdülhâlik Gücdevânî’den (K.S.) Saadet Reçetesi
Ey oğul! Bütün hallerinde ilim, edeb ve takva üzere ol.
Geçmiş büyüklerin eserlerini oku, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat yolundan git.
Fıkıh ve hadis öğren. Cehaletten ve cahil kimselerden var gücünle kaç.
Sakın cahil sofi olma! Namazlarını mutlaka cemaatla kıl. Ancak, zaruret yoksa imam veya müezzin olma. Şöhretten kaç; şöhrette afet vardır.
Dünyanın makam ve mevkiine gönül bağlama, fani şeylere gözünü dikme, sevgine yazık olur………….
…………
Asıl sermayen din ilmi olsun. İlmin yoksa kendini zengin sayma.
Evini ibadetsiz bırakıp kabre döndürme. Nafile ibadetleri evinde kıl ve mümkün olduğu kadar çoğalt.
Zikrullah ile arkadaş ol.
 Allah’U Teâlâ’nın sana yakınlığını hisset ve Allah ile huzur bul.



Kaynaklar: Kaynaklarıyla Tasavvuf, Dilaver Selvi, Semerkand Yay. – Hayat Dengemiz, S.Saki Erol, Semerkand Yay. – Allah Dostlarından Yaşayan Sözler,
                      Muzaffer Taş yürek, Hacegan yay. – Furkan Tefsiri, Halil Günenç, - Muhammed  Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları


� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Peygamberimizin Çocuklara Şefkat ve Sevgisi Emre'den gol secdesi.... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.577 saniyede oluşturulmuştur


Cehaletin AfetleriGüncelleme Tarihi: 20/09/19, 22:19 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim