Cennet Cehennem - Gönülhanem
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Cennet Cehennem, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1336 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Cennet Cehennem}   Okunma sayısı 1336 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı MaviKaan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 12
  • Konu: 5
  • Derviş: 21802
  • Teşekkür: 2
    • http://mavikaan.com/
Cennet Cehennem
« : 19/10/15, 12:57 »

Ey insanoğlu! Düne kadar yoktun, yarın yine yok olacaksın! Herşey sana ödünç verilmişken bu kibrin kime!


Sonsuza uzanan Hak perdesinde bir düğüm oluşturdun. Düğümün altında bedenin sallanıyor, tam beyninden kenetlenmiş olasılıklar perdesine... Olgunlaşmış bir meyve gibi kopuyor bir anda beden düğümden ve düşüyor karanlık yokluk çukuruna doğru. Düğüm serbest artık... Kısacık hayatta hep beden ile algıladı, ilmek ilmek dokundu her ân, her gün yeni bir motif attı hatırasına ve bilincine. Şimdi serbest ve ne yapacağını bilmiyor. İlk kez doğmuş gibi. Öğrenemiyor da, sadece algılıyor hakikati, ait olduğu tekliği anlıyor. Kendine bakıyor, kendini algılıyor ve neresinde olduğunu anlıyor bu tekliğin. Zaman kavramı olmadığını anlıyor teklikte, zamanın sadece çokluk aleminde izafeten oluşan bir vektör olduğunu idrak ediyor. İşte Ân dasın artık. Ân sonsuzluk demek, evvel ve ahir, zahir ve batın demek. Tek bir gerçekliğin parçasısın artık, mülkün ne peki? Dünyada senin olarak hissettiğin mülk şimdi kimin? Bugün mülk O'nun. Tek gerçek varlık ve güç olan Allah'a ait.

Ne zaman anlayacaksınız bunun bir ceza ve ödül oyunu olmadığını. Ne zaman insanlar idrak edecekler kendilerine ait hiç bir şey olmadığını, ve bu sonsuz sıfatlar okyanusunda bir hiç olduklarını. Ne zaman idrak edecekler, " Peki beni niye böyle yarattın?" sorusunun asılsız olduğunu, O'na ait olanla, O'nun bir parçası olarak, O'na bunu soramayacakları gerçeğini.

Cennette içecekleri şarap ve beraber olacakları hurileri düşünerek, çok arzuladığı şeylerden uzak kalan mümin arkadaşlar. Sanırım hepimizin Cenneti farklı olacak. Bir ödül için arzuları ertelemek kısmı ise Yaradanın takdirine kalacak.

Dünyada yaşayan tüm insanlara sorsanız, "Cennet nasıldır?" diye, o sayıda farklı cevap alırsınız. Tarladaki Hatice nine size hiç sıkıntı çekmeyeceği, ürünü bol tarlalardan, güzel tertemiz sular akan bir evden bahseder. Nobel ödüllü fizikçi John, bingbang'i görmek istediğini, fizikteki bütün kanunları eksiksiz bilmek istediğini tasvir etmeye çalışır. Biraz idrak sahibi bir insan, Kuran-ı Kerim'deki cennet tasvirlerinin temsili ve jenerik anlatımlar olduğunu kavrayabilir. Başka türlü nasıl anlatılabilir ki, tüm insanlığa, tüm çağlarda hitap edilecek bir konu? Zaten bunun temsili tasvir olduğu Kuran'da belirtilmiştir.

"Korunanlara vadolunan Cennetin temsil yollu anlatımı şöyledir: Altından nehirler akar... Yemişi de daimdir, gölgesi de... İşte bu takva sahiplerinin geleceğidir... Hakikat bilgisini inkâr edenlerin geleceği ise, o malûm ateştir." (Rad Suresi - 35)

Bu muazzam yaratılış içinde insan, bazı üstün özellikleri ile yerini alır. Vahşi bir hayvanın özelliklerini de, yaratılışa vasıl olma kuvvelerini de bünyesinde barındırır. Ve bir süreç başlar Vahdet'in (tekliğin) bünyesinde, sanki bir kimyasal reaksiyon gibi. Süreç biter, her bir parça üzerine düşeni gerçekleştirir Hak yelpazesinde. Yaratılışı gereği onda ortaya çıkması gereken kuvveler;

- Vahdet'i (tekliği) idrak...

Tek olan gerçeklikten başka bir varoluş olmadığını, kendisinin de o vahdetin bir parçası olduğu ve bağımsız bir mülke sahip olmadığını idrak. Kişi bu idrake sahip olmaz ise ölüm sonrası teklik hakikatine uyum sağlamakta eziyet yaşar. Kişinin bu idrakten yoksun olması dünya hayatında da, kocaman bir benlik duygusuna, şişkin bir ego ya sahip olmasına özetle kibir'e neden olur. Bu düşüncede olan kişinin ilk vereceği tepki "Neden böyle yaratıldım o zaman?" olur. Oysa varlığı bağımsız değil tamamen Vahdet'in bir parçasıdır. Kendine ait değildir. Bu, bir parmağınızın neden beni kullanıyorsun demesi gibidir. Yaratan ve yaratılan olarak bağımsız varlıklar düşünür. Bu düşünce, ne inançsal ne de varoluşsal hiç bir aklî sisteme zemin hazırlayamaz (insanların büyük bölümü bu şekilde düşünür). Etyopya'ya da açlık çeken de, ABD'deki bir milyoner de O'nun parçasıdır. Biri geçici bir mülk ile diğeri fakirlikle geçer bu süreçten. Bunun sonsuz yaşamda hiç bir ehemmiyeti yoktur ve hatta mülk sahibi için riskler çok büyüktür. Her çeşit durum ve şart bu Vahdet'in parçası, ve Hak yelpazesindeki yerindedir.

"Allâh yanı sıra tanrıya (dışsal güce) yönelme! Allah yoktur, sadece “H۔; Her şey (şey’iyeti itibarıyla) yoktur sadece O’nun vechi (mevcuttur)! Hüküm O’nundur... O’na döndürüleceksiniz!" (Kasas - 88)

- Yaşanan tüm olayların kaynağının Vahdet olduğunu idrak...

Bundan yoksun kişi empati yapmaz, sürekli yargılar, yaratılışı bile. Bu onun kendi niyetini ve kusurlarını sorgulamasında büyük bir perdedir.

- Kaderi idrak...

Tübitak Bilim Teknik Dergisi (Aralık-2011) Evren dev bir bilgisayar mı?

{... Öyle ise evrenin yapısının analog mu, dijital mi olduğunu tespit etmek için kuantum fiziğinin dijital mi analog mu olduğuna bakabiliriz. Analog veri süreklilik arzeden bir dalga formatındadır. Dijital veride ise sinyal Var/Yok 1/0 şeklindedir. Kuantum mekaniğinde hareket ve enrji sürekli değil kesiklidir. Parçacıklar kuantum durumlarını birinden birine kesikli biçimde geçerek değiştiriyorlar. Dolayısı ile Evren dijital şekilde işliyor. Fakat biz göz ile bu kesikliliği algılamıyor ve sürekli gibi görüyoruz. Tıpkı sinema filmi seyrederken olduğu gibi.

"Semâlarda ve arzda ne varsa O’ndan talep eder; “H۔ her “AN” yeni iş ve oluştadır." (Rahman-29)

Kaderi anlamak belki en zorudur. "Yaratıcı bu süreci biliyorsa neden devam ediyor? Özgür irade var mı yok mu?..." gibi bir çok soru ile boğuluruz. Öncelikle şunu iyi anlamalıyız. Zaman kavramı şu anda sadece bizim için geçerlidir. Çünkü biz zamanı görece nesneler (çokluk-kesret boyutu)ve birbirini takip eden olaylar ile belirleriz ve hissederiz. Oysa ki Allah indinde, yani Vahdet (teklik) boyutundan bakarsak, görece başka bir nesne yani çokluk olmadığı için O'nun açısından zaman diye bir kavram işlemez. Bunu anlamak kolay değil, Einstein ve bir kaç kişinin daha anlayabildiğini söylerler zamanın göreliliğini. Bizim bilmemiz gereken Vahid olan Allah için zaman kavramı yoktur. O'nun dûnunda varoluş sadece vardır. Tekliğinde oluşan bizim boyutumuz ise dijital bir şekilde her an yeniden yaratılır. O an ki duruma göre bir sonraki an yaratılmaktadır. Bunda ise belirleyici olan enteresan bir şekilde bizim için niyetimizdir. Yüce Allah tüm dualara icabet ettiğini Kuran-ı Kerim'de belirtmiştir (Mumin-60). En büyük dua niyettir. Her şey bir tercih ile başlar. Yani insanın kaderi üzerinde, seçimleri ve niyeti ile müthiş bir belirleyiciliği vardır. Bir sonraki aşama hep buna göre belirlenir. Bu yola baş koymuş insanlar Vahdet-i Vücud halini yaşamaya başladığında bunu algılar ve bu lezzetten asla vazgeçemezler.

Fakat Hak yelpazesinde, her tür insan ve hayat, her tür fıtrat bu süreçten geçmelidir. Hak bu dur. İşte levhi mahfuz da yani temsili olarak büyük kader kitabında bu süreçten geçecek hayat ve fıtratlar belirlidir.

 

- Ahiretteki yerimiz ve hesap kavramı;

İnsan hayatı boyu yaptıkları ve düşünceleri ile bonus veya günah kazanıp sonrasında başka bir varlık tarafından ödüllendirilip cezalandırılmaz. Bu ianancın en yanlış anlanan konusudur. Bu mitolojik anlatımda saplanıp kalmaktır.

İnsan kısacık hayatında kazandığı güç doğrultusunda, bedeni terkedip, Vahdet'e döndürüldüğünde yerini en küçük detaya kadar kendi belirlemiş olur. Bu sadece bir seçim meselesidir.

"Kesinlikle Allâh, insanlara zerrece zulmetmez! Ne var ki, insanlar kendi nefslerine zulmederler!" (Yunus-44)

Yüce Allah hak yelpazesinde her türlü insanı bu süreçten geçirir, istatistikteki normal dağılım gibi, ve sonunda herkes hakettiği yerdedir. Tüm alıcılarını bu dünyada kazanmaya yöneltmiş bir insan yaratılışsal kuvvelerini bu ilkel ortama göre kullanır ve güçlendirir. Anlamak, idrak etmek isteyen insan ise öncelikle bu muazzam sistemin büyüklüğüne teslim olur (iman eder) ve tüm davranış ve çalışmalarını bu idrak seviyesini yükseltmek üzere gerçekleştirir. İbadet tapmak değil bir çalışmadır.

Sonuçta ne mi olur? Sonuçta merkezinde bembeyaz bir alan bulunan ve her dercesinde biraz daha grileşip en dışında siyaha yaklaşan halkalar gibi bir ortamda yerimizi belirleriz. Beyazlaştıkça yaratılışın kuvvelerine sahibiz. Sonsuz algılanan ân'da o kadar güçlü ve mülk sahibiyiz. Vahdet'in bize tahsis ettiği kuvvelerine sahibizdir artık. Belki dünya benzeri varoluşlar yaratıyoruzdur kendimiz.

Siyaha yaklaştıkça kuvveler azalır. Mahrumiyet duygusu yakıp kavurur bilincimizi. Çünkü biliriz ki bu boyut dünya gibi geçici değildir. 80 yıllık kısacık ömrümüzde elimizden kaçırdığımız o en değerli şey için pişmanlıktan yıkılmışızdır. İşte gerçek mülk budur. Ve biz zamanını bilmediğimiz ölüm bize gelene kadar, yanımıza alamayacağımız, hatta sonunda yok olacağımıza inansak bile bize hiç bir faydası olmayacak dünya çıkarının peşinden koşarak ömrümüzü israf ederiz. En değerli şey olan zamanımızı... İlkellik hayvanilik içinde boş yere yaşamışızdır. Oysa beynimiz, bilincimiz o kadar güçlüdür ki...

Cennet yüce Allah'a yakın olmaktır. Cehennem ise uzak ve mahrum.

Gerisi size kalmıştır. Buyurun tasarımını yapın kendi cennetinizin artık.

"Allâh buyurdu: “Bu, sadıklara, tasdiklerinin (hakikati şüphesiz ve tereddütsüz) sonucunun yaşandığı gündür! İçinde ebedî kalıcılar olarak, altlarından nehirler akan cennetler var onlar için”... Allâh onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı... İşte budur büyük kurtuluş!" (Maide-119)
 

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/cennet-cehennem-t36431.0.html



Bugün mülk kimindir? !!

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.734
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Yorum: Cennet Cehennem
« Cevapla #1 : 19/10/15, 17:04 »
Bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz. Seslendirmek isterseniz onuda  yayınlayabiliriz  burada.


Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Abdullah-i Dehlevi Toprağın altında en fazla ne var ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.201 saniyede oluşturulmuştur


Cennet CehennemGüncelleme Tarihi: 23/09/19, 12:52 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim