Çocuklarımızın Bilinçaltına Gül Fidanları Yakışır - Ailem
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22885 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Çocuklarımızın Bilinçaltına Gül Fidanları Yakışır , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1873 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Çocuklarımızın Bilinçaltına Gül Fidanları Yakışır }   Okunma sayısı 1873 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı gürcan

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 216
  • Konu: 32
  • Derviş: 7323
  • Teşekkür: 0

Çocuklarımızın Bilinçaltına Gül Fidanları Yakışır 

Harun Reşid, veziri ile birlikte tebdil-i kıyafet dolaşırken bahçesinde hurma fidanları diken bir ihtiyar görür. Selam verir ve aralarında şu konuşma geçer:
-Kolay gelsin, ne yapıyorsun böyle?
-Hurma fidanları dikiyorum.
-Peki bu diktiğin hurma fidanları ne zamana kadar büyür ve meyve vermeye başlar?
-Kimbilir, belki on, belki yirmi sene sonra yetişir ve meyve vermeye başlar.
-Peki onların meyvelerini görebilecek misin?
-Bu yaşlı halimle belki göremem. Ama bizden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini biz yedik. Biz de bizden sonrakilerin istifadeleri için bu hurma fidanlarını dikiyoruz.
Bu cevap Harun Reşid’in hoşuna gider ve bir kese altın verir. İhtiyar Allahü Teala’ya hamdeder ve:
-Baksana, diktiğim ağaçlar hemen meyve verdi. Der. Bu söz üzerine Harun Reşid bir kese daha altın verir ve ihtiyar yine Allah’a hamdeder ve:
-Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa mahsul verir, benim diktiğim fidan hem hemen meyve verdi, hem de senede iki defa ürün vermeye başladı. Der.
Hikayedeki ihtiyar fidan ekmenin önemini kavramıştı. Fidanları ihtiyarlığın verdiği bitkinliğe rağmen ekmeyi başardı. O onları ekerken hiçbir karşılık beklemiyordu. Varsın hurma fidanlarının verdiği meyveleri görmesin! Bundan ne çıkardı ki.! O ötelere yatırım yapmanın derdindeydi.
Ama Allahü Teala çok merhametli ve cömerttir. Bu ihtiyarın emeğini karşılıksız bırakmadı. Harun Reşid’in eliyle ona iki kese altın nasip etti.
Ektiğimiz tohumlar veya diktiğimiz fidanlar var mı?
Bazen bir tebessüm tohumdur. Şefkatten mahrum kalmış bir çocuğa gösterdiğiniz ilgi ve tebessümünüz onun yüreğine ekilmiş bir tohumdur. Yüreğinde o tebessüm yeşerir, boy verir. Hiç ummadığınız bir anda bakarsınız o tohum fidan olur.
Çocuklar kendilerine yapılan iyiliği ve gösterilen ilgiyi asla unutmazlar. Onlar bir kayıt cihazı gibi bütün olayları bilinçaltlarına kaydederler. Bilinçaltı farkında olalım veya olmayalım her şeyi kayıt altına alır. Bu bir kameranın sorgusuz sualsiz her şeyi kayıt etmesine benzer. Gözümüz de bir kameradır aslında. Saniyede 17 kare fotoğraf çeker. Bu yüzden çocuklarımızın dimağlarına her ekilene dikkat etmek mecburiyetindeyiz. “Ne ekersen onu biçersin” diye bir söz vardır. Eğer çocuklarımızın masum dimağlarına diken ekersek mahsulümüz dikenden başkası olmaz. Yok eğer gül fidanı dikmişsek; diktiğimiz fidan er geç yeşerecek ve mahsulümüz gül olacaktır.
Geçirilen bütün yaşantılar bilinçaltında depolanır. Bilinçaltı kendisine gönderilen her şeyi kabul eder. Bunu yaparken akıl yürütmez. Gönderilen ne olursa olsun doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sorgusuz sualsiz kaydeder. İşte bu noktada çocuklarımızın bilinçaltına neler yüklediğimizi veya neler yüklendiğini sorgulamak durumundayız. Çünkü bilinçaltına yerleşen bilgiler insanın tüm yaşamını etkiler, o insanın davranış ve alışkanlıklarına yön verir. Burada bu konuyla ilgili yaşanmış bir olayı aktaralım:
Güneydoğu’daki bir doktor anlatıyor;
Yeni evli ve henüz bir çocukları var. Anne baba çalışıyor, çocuk henüz kreş yaşında, mesai saatleri arasına sıkışmış anne babanın tek istediği çocuklarına bakacak iyi bir bakıcı bulmak. Yaşadıkları bölgede kreş olmadığı için genç bir kızı bakıcı olarak tutar anne baba.
Bir zaman sonra genç anne ve babayı büyük bir sürpriz beklemektedir. Gün boyu özlemekle geçirdikleri çocukları akşam evde yürüyememektedir. Annenin iki gözü iki çeşme, dener olmaz, kocaya sorar olmaz, eşe dosta telefonla akıl danışır ama nafile. Çocuk yürüyemiyor. Alır çocuğu doktora götürürler. Doktor bütün testleri, filmleri (röntgenleri), muayeneleri yapar, ancak bir şey çıkmaz.
Çocukta herhangi bir anormal durum olmadığı gibi fazlasıyla da sağlıklıdır. Gelgelelim yürümeye gelince, bir ayağı aksayarak neredeyse koltuk değneği desteğiyle yürüyebilecek durumdadır. Doktor elle muayene eder.
-Buraya dokunduğumda herhangi bir yerin ağrıyor mu?
-Yok doktor amca ağrımıyor.
-Ayağını böyle tuttuğumda, ya elimle bastırdığımda?
-Yok doktor amca.
-Ya böyle?
-Yok doktor amca.
-Peki şimdi.
-Yok doktor amca.
Doktor da şaşkın, anne baba da…“Bir yerden düştün mü? Oynarken ayağını bir yere çarptın mı?” diye sorarlar, cevap hep aynıdır; “Yok, yok.”
Annenin iki gözü iki çeşme, doktor teskin etmeye çalışır. Doktor için son bir çözüm, psikolojik olabileceği yönündedir. Baba doktoru onaylar. Babaya göre de çocuğu gün içinde anne babasını çok özlemekte ve böylece belki de, bir şekilde dikkat çekmek istemektedir. Bu kez de psikiyatri testleri yapılmaktadır. Ancak, çocuk çok sağlıklı olduğu gibi, çok da akıllı ve psikolojisi de sağlam çıkar. Anne ağlamaya başlamıştır.
 “Hepsi benim yüzümden” der. “Çocuğuma bakamadım”. Anneninki içgüdüsel bir iç muhakemedir şüphesiz.
Doktor:
“Neden çocuğuma bakamadım diyorsunuz?” diye sorar. Anneye göre, çocuğunu bakıcıya bırakması, yanında olamaması, tamamen kendi suçudur ve bu düşüncelerini doktorla paylaşır.
Doktorun aile dostları olması, yaşadıkları şehrin de, doğunun küçük bir yeri olması, annenin gözyaşlarına dayanamayan doktoru, işin izini sürmeye yönelmiştir ve sorunu çözmeye kararlıdır. Anneyi çocukla birlikte eve gönderir, doktor ve baba. Ardından doktor, çocuğun bakıcısının yanına gelmesini ister. Amacı, bakıcıya birtakım sorular sorarak, sorunu çözmeye çalışmaktır.
Ve sıkı durun, olanlar olur. Doktor, meslek hayatının en unutulmaz anlarından birine şahit olacak, baba da çocuğunun yaşamındaki yerini ve önemini, en kalıcı ve canlı bir örnekle tadacaktır. Baba ve doktorun beyin fırtınası ve durum değerlendirmesi süredursun, kapı çalınır ve hemşire içeri girer.
“Doktor bey, küçüğün bakıcısı geldi” diye haber verir.
Baba ve doktorun gözleri kapıya çevrilmiştir ve işte o zaman olanlar olur.
Bakıcı bir ayağı aksayarak, güçlükle içeri girer. Baba ve doktor, akıllarına daha önce gelmeyen bu manzara karşısında, her ikisinin de şimdi aynı şeyi düşünmenin verdiği şaşkınlıkla, birbirlerine bakakalırlar.(Yaşamın kara kutusu , Tuba Çelik , Ares Kitap)
Bu alıntıladığımız hikâye olayın vehametini ne kadar güzel açıklıyor. Başta kendi çocuklarımız olmak üzere çevremizdeki bütün çocuklarımızın bilinçaltlarına gönderdikleri fotoğraflara dikkat edelim. Çocuklarımız bazen çevrelerindeki insanların davranış ve hareketlerini, bazen de izledikleri sinema veya çizgi filmlerdeki karakterlerin davranışlarını kopyalarlar. Bu önce basit bir taklit gibi görünse de zamanla bu hareketler; alışkanlık haline gelip kişiliklerini oluşturan harca katılırlar. Kaydedilen fotoğraflar bazen bir gül ağacına dönüşürken bazen de bir dikene veya bir canavara dönüşebilir. Çocuklarımızın karakterleri bu fotoğraflardan etkilenecek ve ona göre şekillenecektir.
Bediüzzaman Hazretleri’nin çok güzel bir sözü var: “Güzel gören güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır. Güzel görebilmek için bilinçaltımızda var olan görüntülerin de güzel olması gerekir. Geçenlerde, yarısı maymun yarısı insan şeklinde olan, bir insan yüzünün resmini gördüm. Aklıma ilk gelen uydurulmuş evrim teorisi oldu. Bu düşünce bilinçaltımdan geldiği için buna engel olamadım. Daha resmin altındaki yazıyı okumadan kafamda farklı düşünceler oluştu. Sonra çocukluğuma döndüm ve o yıllarda izlediğim maymunlar cehennemi adlı film aklıma geldi. Sonra bilinçaltımda bu konuyu hatırlatan pek çok saçma sapan görüntülerin olduğunu anladım. Demek ki izlenen filmler aradan yıllar geçse bile bilinçaltında kirlilik oluşturuyor. Saf düşünceye erişebilmek için bilinçaltını kapatarak bilinci temizlemek gerekiyor. Bilinçüstü denen alan bu oluyor. Bu alandan bakmak başlı başına bir ilimdir. Bu ilmin bazı sırları Kur’an-ı Kerim’in Kehf suresinde Musa aleyhisselamla Hızır Aleyhisselam arasında geçen kıssayla anlatılmaktadır.
İzlenen filmler konusuna gelmişken, ülkemizde yeni yeni bilinmeye başlayan bir kavram olan subliminal mesaj ve 25. kare konusuna da kısaca değinmek istiyorum.
Subliminal Mesaj Ve 25. Kare

Subliminal mesaj, “kişinin bilinçaltına gönderilen gizli mesajlar, telkinler” demektir. Gizli telkinler, bilinçaltına ses, görüntü, elektrik, koku ve dokunma gibi çeşitli yollarla gönderilebiliyor. Gizli yapılan bu telkinler açık telkinden daha tehlikelidir. Çünkü açıktan olan telkinlere bilincimiz direnç gösterebilir ama gizli telkinler hiçbir dirence maruz kalmadan doğrudan bilinçaltına akar. Sanki buraya atılan zehirli bir tohum gibidir. Siz farkında olmazsınız. Zamanla yeşerir ve boy atar. Böylece sizin bilincinizi etkilemeye başlar. Eğer bilinçaltına sizin haberiniz olmadan akan telkinlere karşı onları bertaraf edecek bir direnciniz veya gücünüz yoksa ( ruhun sahip olduğu manevi güç) bu telkinler bilinç tarafından kolayca uygulanabilir. O halde çocuklarımızın bilinçaltını Kur’anı Kerim’le, dualarla, hadisi şeriflerle kısaca maneviyatla doldurmalıyız. Tohumlar sağlam olursa mahsul de sağlam ve bereketli olur. İşte o zaman ekilen tohumların meyveye durması çok yakındır.
Televizyon ve sinema ekranında görülen bir saniyelik görüntü, aslında 24 karelik arka arkaya çekilmiş resimden oluşur. Gözümüz saniyede 24 kare algılayabiliyor. Fakat işin içine bir 25. kare eklendiğinde bilinç bunu fark edemiyor ve bu kareyle verilen bilgi doğrudan bilinçaltına akıyor. Bu, neye benziyor biliyor musunuz? Siz bir gül bahçesi oluşturmak istiyorsunuz. Bunun için elinizden geleni yapıyor, gül fidanlarını dikiyor, zamanı gelince çapalıyor ve suyunu veriyorsunuz. Ama zalim bir yabancı geliyor ve diktiğiniz fidanlara gizlice bir zehir döküyor. İşte 25. kare ile bu yapılıyor.
Bir örnekle açıklayalım: Fight Club( Dövüş Kulubü) adlı filmde toplumun bilinçaltına eşcinsellik mesajı verilmiş. Bu filmden sonra Türkiye’de bu sapık ilişki ciddi bir patlama göstermiş. Özel cihazlar 25. kareyi yakalayabiliyor ama seyreden kişiler bu kareleri fark etmiyor ve bu karelerdeki gizli mesaj telkinleri bilinçaltına akıyor. Maneviyat kalkanına sahip olmayan insanlar bu mesajlardan etkilenebiliyor. Bu filmde cihazlar 22 tane 25 kare bulmuşlar.
Bazen çocuklarımıza çizgi film izletiriz. Canım ne olacak çizgi filmden zarar gelmez diye düşünürüz. Oysa sizin masum ve faydalı zannettiğiniz o çizgi filmlerde bile 25. kare olabiliyor. Çok uyanık olmak zorundayız. Aldığımız veya izlettiğimiz çizgi filmlerin kaynaklarına dikkat etmeliyiz. Çocuklarımızın körpe dimağlarına böyle sapık veya müstehcen 25. kare veya normal kare görüntülerinin zarar vermesine müsaade etmeyelim. Çocuklarımız ve gençliğimiz bizim geleceğimiz. Gerçi anneler kendilerini, uygunsuz dizilerden ve magazinlerden kurtarabiliyor mu? Kendini kurtaramayan başkasını nasıl kurtarır değil mi ya?
Çocuklarımıza henüz anne karnında iken Kur’an-ı Kerim, cevşen, dualar, salavatı şerifler dinletelim. Sonra yaşı ilerledikçe kendisine sureler, dualar ezberlettirip bunların tekrarını yaptıralım. Başta peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere peygamber hayatlarını, sahabeyi kiramın hayatından ilgisini çekecek kısımları, şanlı tarihimizden kahramanlık örneklerini onlara anlatalım. Ama öyle bir aşkla öyle bir şevkle anlatalım ki tarih sanki canlansın. Bu konularla ilgili hazırlanmış çok güzel resimli kitap ve dergiler var. Bunlardan istifade edelim. Bu tür faydalı yayınları yavrularımızın okuması için onları teşvik edelim. Anlattıklarımız onların bilinçaltına aksın. Yavrularımızın yüreklerine yer etsin.
Ayrıca yavrularımıza Allah’ın varlığını, iman esaslarını daha küçük yaşlarda iken anlatmalıyız.“Herkese derecesine göre davranılmasını”  emreden Hz. Peygamber, ayrıca, “İnsanlara anlayabilecekleri seviyede konuşunuz” tavsiyesinde bulunmaktadır. Öte yandan, her hususta prensip olarak kabul edilebilecek, “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” hadisinin de, iman esaslarının öğretiminde göz önünde tutulması gerekir.
Allah'a iman öğretiminde tedricilik prensibine örnek olması bakımından Sehl b. Abdullah et-Tüsterî'nin bir hatırasını nakledebiliriz. Ayrıca bu hikâye yavrularımızın bilinçaltına yüklenen mesajların nasıl etkili olduğuna da bir örnektir. Ünlü mutasavvıf şöyle anlatır:
“Henüz üç yaşlarında idim. Gece kalkıp, dayım Muhammed  b. Sivar'ın namaz kılışını seyrederdim. Bir gün dönüp bana şöyle dedi:
- Seni yaratan Allah'ı hiç anmaz mısın? Ben de:
- Nasıl anayım, dedim. Bunun üzerine dayım:
- Gece yattığın zaman, dilini hareket ettirmeden kalbinle üç defa “Allah şahidimdir, benimle beraberdir ve beni görüyor, de!” dedi. Ben de bu güzel söze bir kaç gece devam ettim, sonra durumu dayıma bildirdiğimde bana:
- Onu her gece yedi defa söyle diye tavsiyede bulundu. Dediği şekilde bir süre daha devam ettikten sonra durumu kendisine bildirince, bu defa,
- Onu, her gece on defa söylemeye devam et, dedi. Devam ettim. Bu sözün tatlılığını kalbimde hissetmeye başladım. Bir yıl geçtikten sonra dayım bana:
- Sana öğrettiğim o sözü hafızanda tut ve kabre girinceye kadar devam et; şüphen olmasın ki, o sana, dünyada da, ahirette de fayda verir dedi. Ben de yıllarca devam ettim. Bu defa onun tatlılığını iç âlemimde iyice hissetmeye başladım. Sonra, bir gün dayım:
- Ey Sehl! Allah'ın beraber olduğu, şahidi bulunduğu ve nazar ettiği bir kimseye, hiç günah işlemek yakışır mı, dedi.”(Bu hatıra Mehmed Emin Ay’ın“Çocuklarımıza Allah’ı Nasıl Anlatalım?” adlı makalesinden alıntıdır)
Bahçevan gül dikme ve yetiştirme sevdasındadır. Onu eline batan dikenler, bahçedeki taşlar sevdasından vazgeçiremez. Varsın dikenler elini kanatsın, yarasını bastıracak mendili yanındadır. Taşları yüklenip bahçeden uzaklaştırmak ona zor değildir. Taşları yüklenecek, un ufak edecek gücü Rabbinden alır. Bunu yaparken hiç karşılık beklemez. Çünkü onun istediği sadece Hakk’ın rızasıdır. O görüyor ya başka göz görmesin ne çıkar. O ekilen tohumların, dikilen fidanların elbet bir gün yeşerip boy vereceğini bilir. Belki neticeyi görür belki de göremez ama geleceğe yaptığı yatırımın mutluluğunu yüreğinde hisseder ve Rabbine kendisine böyle bir hizmeti nasip ettiği için şükreder.
Rabbim bizlere, çocuklarımızın eğitimi ve yetiştirilmesinde uyanık ve gayretli olmamızı nasip etsin. Yavrularımızı şer güçlerin, yabancı ideolojilerin, kötü çevrenin tesirinden; gizli veya açık olarak yapılan zehirli bilinçaltı telkinlerden muhafaza eylesin. Âmin! ALINTI
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/cocuklarimizin-bilincaltina-gul-fidanlari-yakisir-t25989.0.html



“on derviş bir kilime sığar da iki sultan bir saraya sığmaz”

Çevrimdışı duha

  • Üye
  • **
  • İleti: 68
  • Konu: 0
  • Derviş: 9611
  • Teşekkür: 0
 X:01 faydalı bilgilendirme için


dil kalbin tercümanıdır,insanın içinde ne varsa dili daima onu söyler..


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Erzurum... Ynt: Selamün Aleyküm ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.384 saniyede oluşturulmuştur


Çocuklarımızın Bilinçaltına Gül Fidanları Yakışır Güncelleme Tarihi: 19/09/19, 16:32 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim