Dert dediğin nedir ki? - Kişisel Gelişim ve Psikoloji
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.065 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.656 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22914 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Dert dediğin nedir ki?, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2598 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Dert dediğin nedir ki?}   Okunma sayısı 2598 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Gavsın Gülleri

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 291
  • Konu: 73
  • Derviş: 3198
  • Teşekkür: 2
Dert dediğin nedir ki?
« : 25/06/09, 18:15 »
Dert dediğin nedir ki?...

“Dert...” Evet belki de hemen hemen her birimizin uzağında kalmayı yeğlediği, ağır hasarlı yıkıcı izler bırakan bir illet. Karşılaştığımızda pek çoğumuzun yenildiği hatta sicim sicim eridiği yaman bir düşman. “Dert” sözcüğü bile içinde ne çok şey saklar değil mi?.. Oysa insan hayatı efsunlu bir karışımsa “içindekiler” kısmında “dertler, musibetler ve zahmetler” de vardır. Hem de pek çok çeşitleriyle.

Dertler pek çok insanda fiziki hastalıklara bile kapı açar. Victor Hugo “dert insanı uyutmaz.” Derken ne kadar haklıdır. Hani derler ya “ağacı kurt, insanı dert yer.” Doğrudur. İnsanı dert bitirir, bir kurt gibi girer ve yavaş yavaş kemirir. İçten içe yakar, Çaktırsak da yakar, çaktırmasak da...

Hayatın da bir başka gerçeğidir aynı zamanda dertler. Zira insan hiçbir şeyden acı ve ıstırap duymasaydı herhalde hayat çekilmez ve monoton olurdu. Verilenlerin kıymeti nasıl anlaşılabilirdi ki... Aşık Veysel bu hakikate bir cümlelik bir not düşer; “Anlatmam derdimi dertsiz insana; dert çekmeyen dert kıymeti bilemez.”

Dertsiz ve tasasız bir hayat hepimizin özlemidir ama şu da bir gerçektir ki dünya hayatı dertsiz ve tasasız olmaz bir türlü. Bu isteğimizin karşılık bulacağı en güzel yer de dolayısıyla cennettir, ebedi saadettir. Yani dünya bize bir bakıma der ki; “aradığın şeyin adresi bende değil, boşuna yorulma, boşuna zahmet çekme. Bende dert var, meşakkat var, imtihan var.“

Oysa insan garip bir mahluktur, hırslıdır, acelecidir. Dünyada da arar rahatını, bu alemde de dolu dolu yakalamaya çalışır durur meşakkatsiz bir hayatı. Fakat bilmez ki dünya rahat yeri değildir. Ya da bilse bile bir süre sonra unutur. Unuttukça hatırlatılır, hatırlasa da unutur. Ne zamana kadar, kim bilir?...

Böylece fani dünyanın dertleri kiminin inançlarını yeşertip filizlendirirken, kimininkini ise daha da güçlendirir. Kimininkini de zayıflatır, isyan ettirir hatta ve hatta öldürür.

Bu açıdan baktığımızda her birimizin macerası ve hayatın içinde yaşananlar bir yere kadar birbirine benzese de bir yerden sonra benzemez.

Her birimiz önümüze konulan dertleri bir şekilde yorumlarız. Elbette herkes kendine göre yorumlama hakkına da sahiptir fakat şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz ki hayatı önüne çıkan dertlerle beraber yorumlamak farklı bir şeydir, hayatta derdin içinde kaybolmak ise daha farklı bir şey...

Biri parçanın içinde kaybolmak iken diğeri ise bütünün içinde parçanın yerini kavrayarak onu bütünün içinde anlamlandırmak gibi bir şeydir. Hayata bütüncül bakabilmekse “hayatın gerçek sahibinin biz olmadığımız” gerçeğidir ki “dertlerin” hayatın “içindekiler” kısmına dağıtılma hikmetlerinden biri de bu gerçeğin iliklerimize kadar anlaşılması içindir.

Yani her bir dert der ki; “hiçbir şeyi hakiki anlamda sahiplenmeye çalışma çünkü her şeyin sahibi kimse, senin de sahibin odur. Sen şu dünyaya malik olarak değil misafir olarak gelmişsin.”

Ve her bir musibet, her bir dert sana acizliğinle beraber hakiki sahibini ve sultanını hatırlatmak içindir, hakikatte misafir olduğunu hatırlatmak için... O öyle bir Rabb-i Rahimdir ki seni gerçek hayatta sınırsızlaştırmak için bu dünyada sınırlarını hatırlatır. Bu dünyada sınırlarını anlamakla, sınırsızı anlarsın. Sonsuz olana kapılar açılır ve sınırlarını bilmen seni sınırsız bir kudretle tanıştırır. Ve onunla tanışman, her şeye Onun adıyla bakman sana ebedi saadetin lambasını yakar, sonsuz güzelliklerin anahtarı olur.
Böylece her derdin içinde dermanı, her zahmetin içinde rahmeti görürsün. Manevi bir ameliyat olur. Görünüşte neşter keser, acıtır, zahmet ve sıkıntı verir fakat neşterin arkasındaki kudret elini, rahmet elini görebilirsen şifayı yüreğinde hissedebilirsin. Bedenin yanarken gönlün gül gülistan olur.

Ve... ve dert küçülür, değişir, başka, yüksek bir anlam ifade eder, manasını bırakır ve gider.
Hikmet makası bir model gibi keser, biçer. Şikayet etmezsin, hatta memnun olursun. Bilirsin ki bu esnada yaşadıkların ebedi bir saadetin provasıdır. 

İnsan olarak her birimiz şu fani dünyada dertlere müptelayız. Dertsiz insan neredeyse yok gibi. Kiminin derdi hayırsız evlat iken, kiminin kocası kumarbaz, kiminin ortağı sahtekar. Kimi genç şefkatsiz, sorumsuz bir babadan, kimi de birbiriyle geçinemeyen ailesinden dertli. Kimi ötelerdeki evladını özlerken bir diğeri de yaban ellerde kalmanın ezikliğini yüreğinde saklar gizlice. Velhasıl kimi ÖSS’yi kazanamamaktan, kimi geçim sıkıntısından, kimi de sevgisiz kalmaktan dertlidir.

Hem madem dertlerimiz ihtiyaçlar kadar, istek ve arzularımız kadar sınırsız. Hem madem kainatta boşluk yok. Öyleyse dertlerimiz hiç bitmeyecek, zengin de kalsak, fakirleşsek de... genç de kalsak, yaşlansak da...

Dolayısıyla dertler hayatın bir gerçeği, tıpkı aynanın arka yüzü gibi. Madem ki dert var, dertsiz insan yok şu dünyada öyleyse öyle bir dertle dertlenmek gerek ki başka derde dert dedirtmesin.

Hakikat-i halde ise dert dediğimiz şey; Onun hoşnutluğunu, Onun muhabbetini kazanmak için bekâya ulaşmak üzere, önümüze serilen problemlerin hepsidir. Zira her bir dert, sahibini, sahibine yaklaştıran vazifeli bir memurdur.

Rabbini tanımayan dertlere tiryaki olur. Derdi rıza olmayanın “derdi” dert olur. Rızayı arayanın hayat çayına, “derdi” tomurcuk olur.

Hem şu fani dünyanın fani işleri arasında, Onun rızasını yakalayamadıktan sonra dert dediğin nedir ki?...

Yani derdin bile asil olanı var.

Hasılı; dert vereni bulduktan sonra, dert vereni bildikten sonra...

Dert dediğin nedir ki?...

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/dert-dedigin-nedir-ki-t12725.0.html;topicseen



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Hadîs ve fıkıh âlimi Şemseddîn Nakîb Mektûbât-ı Rabbâni 219.Mektup ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.194 saniyede oluşturulmuştur


Dert dediğin nedir ki?Güncelleme Tarihi: 08/12/19, 14:15 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim