Din, Dünya ve Hayatın Anlamı - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.061 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.638 yorum yapıldı. Bugün 2 konu ve 2 ileti gönderildi.. Toplam : 22908 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Din, Dünya ve Hayatın Anlamı , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1691 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Din, Dünya ve Hayatın Anlamı }   Okunma sayısı 1691 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı berigel_beri

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 460
  • Konu: 181
  • Derviş: 6330
  • Teşekkür: 6
Din, Dünya ve Hayatın Anlamı
« : 29/07/11, 23:31 »

Din, Dünya ve Hayatın Anlamı


“Dünya hayatı”, içinde yaşadığımız, bize fiziken yakın olan hali, ortamı, mekânı ifade eder. “Din” ise bu ortamda nasıl yaşamamız, nasıl davranmamız gerektiğini bize öğretir. Bu yüzden dünya işlerinin tabi olduğu kurallarla din işlerinin tabi olduğu kurallar aynıdır.

Modern seküler bir dünyada inançlı kalabilmek ve erdemli bir hayat sürebilmek kolay bir iş değil. Dünya hayatı, “Hakikat benim, benim ötemde bir şey yok!” diye haykırıyor, ilim ve irfandan yoksun insanlar da buna kanıyor. Müslüman olmak, hayatımıza yön veren bir ilke değil, bu dünyada yaptığımız “işlerden biri” haline geliyor. İşte gerçek sekülarizm, din-dünya ayrımı, ayrışması, çatışması burada başlıyor.

Dünya kelimesinin kök anlamlarından biri “algılarımıza yakınlaştırılmış olan şey” demek. Beş duyu ile algıladığımız dünya, bize ahiretten daha yakın görünüyor. Çünkü ahireti, öte dünyayı çıplak gözle görmüyoruz. Onu hissetmiyoruz. Ona sadece iman ediyoruz.

Oysa biz dünya hayatının içindeyiz. Onu yaşıyoruz, hissediyoruz, görüyoruz. Bize fiziken yakın olan şeylerin daha hakiki, daha doğru, daha gerçek olduğunu zannetmek, insan aklının yaptığı en büyük hatalardan biri. Ama sekülarizm tam da bu hata üzerine inşa edilmiş bir dünya görüşü.

İnsanların fizikî, maddi olarak duyduğu, gördüğü, dokunduğu şeyleri tek ya da en büyük hakikat olarak kabul etmesi, pozitivist-materyalist ideolojinin temel kabullerinden biridir. Modern sekülarizm bu varsayım üzerine bir dünya görüşü inşa etti ve “Hakikatte işte bu gördüğümüz, dokunduğumuz fizik alemden başka bir şey yok!” dedi.

Buna göre fizik-madde ötesindeki varlıkların bir hakikati yok. Onlar bizim zihnimizin ürettiği bir takım düşünce ve duygulardan ibaret. Böyle olunca insanın hakikati, iyiyi, doğruyu ve güzeli araması gereken yer de bu dünya olmalıdır. Bu yüksek değerlerin tamamını bu dünya içinde aramak gerekir.

Her şey bu dünyadan mı ibaret?

Fakat sekülarizm, sadece bir “dünya felsefesi” değil. O aynı zamanda “dünyevî bir felsefe”. Yani gerçeği ve hakikati dünyevî bir bakış açısıyla tanımlamaya çalışan bir ideoloji. Bu yüzden bize “Her şey bu dünyada. Ne arıyorsan, onu da bu dünyada bulabilirsin.” diyor. Dinden sanata, ahlâktan felsefeye, maneviyattan bilime, kimlikten medeniyete aradığın her ne varsa hepsi bu dünyanın içinde, diyor.

Ve ekliyor: Dünyada akıp giden güzel, hatta mükemmel bir hayat var. Orada herkese, her tür insana, her çeşit ruha hitap eden şeyler var. Kişisel huzuru, mutluluğu, kemali bu hayatın akışında aramalısın. Onun dışında, kavranması zor, elle tutulup gözle görülmeyen bir takım metafizik inançlara ihtiyacın yok. Aradığın her şey burada var.

Modern sekülarizm, modern kapitalizmle ittifak etmiş durumda. Bunun ortaya çıkardığı dünya hayatı algısı o kadar derinlere işliyor ki, inancı kuvvetli olan insanlar dahi bunun etkisinde kalabiliyor. İnancın özel bir iş olduğu, kul ile Allah arasında kalması gerektiği, din ile dünya işlerinin birbirinden farklı olduğu, insanın dünyadan nasibini alması gerektiği... sıkça duyduğumuz laflar.

Asıl dikkat gerektiren husus şu: Modern seküler yaşam biçimi, insanların önüne dinden, ahlâktan ve ahiret hayatından daha cazip, daha “somut”, daha “gerçekçi” kısacası daha “yakın” hedefler koyuyor: Bilim, teknoloji, para, makam, mevki, kariyer sahibi olmak, başarılı olmak, dünya şampiyonu olmak, vs. vs... Uhrevî meseleler uzak ve ulaşılamaz konular iken “bu dünyada bir şeyler yapmak”, “bir yerlere gelmek” asıl hedef haline geliyor. Bunlar için mücadele ettiğimizde insan oluşumuzun gayesine ulaşmış kabul ediliyoruz. Dünya hayatının belirlediği standartlara göre hareket etmek, mutlu, huzurlu ve başarılı olmak için yeterli görülüyor.

Ahiret, uzak ve ulaşılamaz mı?

Yanlış anlaşılmasın: Biz bu dünyayı küçümsüyor değiliz. Dünya hayatından kopalım, kendimizi bir odaya kapatalım demiyoruz.

Bizim dikkat çektiğimiz nokta şu: Dünyaya, kendimize ve ahirete bakışta çok temel hatalar yapıyoruz. Dünyanın yakın ve gerçek, ahiretin uzak ve ulaşılamaz olduğunu zannediyoruz.

Her gün biraz daha hızlanan, kalabalıklaşan, yoğunlaşan, sıkışan gündelik hayatın içinde bunun farkına bile varmıyoruz. Parçalı hayatlar yaşıyoruz. İmanın nuruyla ve firasetiyle dünyaya ve dünya hayatına bir bütün olarak bakamıyoruz.

Oysa Kur’an ve Sünnet bize dünyaya da hayata da bir bütünlük içinde bakmamız gerektiğini söylüyor. Zira nasıl insan bütün uzuvları, bedeni, aklı, nefsi ve ruhuyla bir bütünse, insanın dünyaya ve hayata bakışı da bir bütünlük arzetmek durumundadır. Aksi halde kendi iç tutarlığını oluşturamamış, her şeyi bölüp parçalayan ama bütüne hiç bir zaman ulaşamayan bir insan çıkıyor karşımıza.

Nitekim modern insanın çıkmazı işte burada ortaya çıkıyor. Cenneti dünyaya getirmek adına insanlık tarihinin görmediği büyük işlere girişiyoruz. Mega şehirler kuruyoruz. Dünyayı uzaydaki uydulardan yönetiyoruz. Hayatımızı gece ve gündüze göre değil, saat ve dakikalara göre tanzim ediyoruz. Dünyanın her yeriyle irtibat halindeyiz. Dünyada bir cennet kurmak için elimizdeki bütün imkanları seferber ediyoruz.

Ama sonuçta ne huzura, ne mutluluğa ne de kemale erişebiliyoruz. Stres altında erken yaşlanıyoruz, hastalanıyoruz, ruh dengemizi kaybediyoruz. Kabalaşıyoruz, hırçınlaşıyoruz. Yapmaktan çok yıkıyoruz, oldurmaktan çok öldürüyoruz. Ve bütün bunları dünyada modern, seküler, yani sahte bir cennet kurmak adına yapıp, meşru görüyoruz.

Dünya ve ahiret dengesi

Din ve dünyayı, iman ile dünya hayatını, dünya ile ahireti birbirinden bu kadar uzak gördüğümüz için ne dünya hayatının ne de imanımızın hakkını verebiliyoruz. Dinimiz bize dünya hayatından kaçın, uzaklaşın demiyor. Tersine Allah’ın size bir emanet olarak verdiği dünyayı imar edin, orada adaleti tesis edin, size orada verilen nimetlerin şükrünü eda edin, paylaşın, diyor.

Müslümanlık dünyaya böyle baktığı için o muhteşem İslâm medeniyeti Avrupa’nın güneyinden Anadolu’ya, Ortadoğu’dan Asya’ya kadar tarihin en nezih, estetik ve insancıl eserlerini ortaya koyabildi.

Ama Kur’an bize aynı zamanda şunu söylüyor: Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Dünyada yiyin, için, kazanın, harcayın ama asıl hakikati, gerçek hedefi hiçbir zaman unutmayın. Yani dinin ve imanın da, dünya hayatının da hakkını tam olarak verin. Dünyada başarılı olmak, kariyer yapmak, vs. adına imanınızdan taviz vermeyin. Ne de imanlı olmak adına dünyadan kaçın.         

Dokuzuncu yüzyılda yaşamış müslüman düşünürlerden Câhız, el-Me’âş ve’l-Me’âd adlı eserinde bu dengeyi çarpıcı bir şekilde ortaya koyar ve şöyle der:

“Bil ki âdâb, dinde ve dünyada kullanılması faydalı olan araçlardır. Âdâb, doğal halin kurallarına göre konulur. Şüphesiz din ve dünya işlerinin tedvir edilmesinin ilkeleri aynıdır. Din alanında kullanılması fâsit olan bir şey, dünya alanında da fesada götürür. Dünya muame­latında uygun olmayan herhangi bir şey, dinde de uygun değildir.”
Yani din ile dünya arasında zannedildiği gibi keskin, kategorik ayrımlar yapmak doğru değildir. Dünya hayatı, içinde yaşadığımız, bize fiziken yakın olan hali, ortamı, mekânı ifade eder. Din ise bu ortamda nasıl yaşamamız, nasıl davranmamız gerektiğini bize öğretir.

Câhız devam ediyor:

“Din ve dünya arasındaki fark, dünya ve ahiret diyarları arasındaki farktan ibarettir. Oradaki hüküm ile buradaki hüküm aynıdır. Eğer böyle olma­saydı ne bir yönetim (memleke) ortaya çıkar, ne bir devlet sabit olur ve ne de siyaset vücut bulurdu. Bu yüzden Cenab-ı Hak dedi ki: ‘Bunda [burada] kör olan, ahirette daha kör ve daha sapkındır.’ Bunu tefsir eden İbn Abbas r.a. şöyle der: ‘Akıldan nasibi olmayan kişi, dünya işlerinin nasıl çevrildiğini bilmez.

Bu kişi din alanına geçtiğinde, bu aklıyla geçiş yapar. Dünya hakkındaki cehaleti miktarınca ahiret hakkındaki ceha­leti daha fazla olur. Çünkü bu [dünya] müşahede edilebilmekte, öteki [dünya] ise gayb halinde bulunmaktadır. Gözle görülen bir şey hakkın­da cahil olan kişi, kendisi için gaybette olan bir şey hakkında daha bü­yük bir cehalet içindedir.”

Demek ki din ile dünyanın, dünya ile ahiretin birbirinden mahiyet olarak farklı olması, onların farklı kurallara, farklı ilkelere tabi olduğu anlamına gelmiyor. Bu son derece açık seçik bir durum aslında.

Zira evrensel ilkeler, zaman ve mekâna göre değişiklik arzetmez. Tersine zaman ve mekânı tanzim ederler. Bu yüzden dünya işlerinin tabi olduğu kurallarla din işlerinin tabi olduğu kurallar aynıdır.

Modern seküler kapitalist yaşam tarzı bize bunun tam tersini söylüyor. Söylemekle de kalmıyor; bunu bir yaşam felsefesi olarak empoze ediyor. İmanın nuruyla bakıp “Dur!” dememiz gereken yer işte burası.

Yakîne dayanan imanımızın bizi doğru yola ulaştıracağından en ufak bir şüpheniz olmasın.


Halil AKGÜN

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/din-dunya-ve-hayatin-anlami-t27641.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Şampuan şişmanlatıyor Kısmette dayak yemek varsa ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.586 saniyede oluşturulmuştur


Din, Dünya ve Hayatın Anlamı Güncelleme Tarihi: 18/11/19, 20:30 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim