Dostluğun Hakikati - Tasavvufi Bilgiler-2016/Dervisler.Net Gönül Kapısı/
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 24.860 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 144.402 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22575 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Dostluğun Hakikati, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1454 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Dostluğun Hakikati}   Okunma sayısı 1454 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Akıncı

  • Üye
  • **
  • İleti: 99
  • Konu: 53
  • Derviş: 1044
  • Teşekkür: 0
Dostluğun Hakikati
« : 22/11/08, 19:51 »
Muhabbet, iki kalb arasında bir cereyan hattıdır. Sevenler, hiçbir zaman sevdiklerini gönüllerinden ve dillerinden düşürmezler. İmkânlarını sevdiklerine cömertçe sunmak sûretiyle, ömür boyu bu fedâkârlıklarının huzûru içinde yaşarlar.

Umûmî mânâsıyla dostluk, şahıslar arasındaki müsbet veya menfî berâberlik ve müşterekliklerden kaynaklanır. Hakîkî dostluk ise, yüksek şahsiyetlerin samimî ruhlarında barınır. Dostluğun zirve seviyede yaşanması da, her hâdise karşısında, iki kişinin aynı duygulara sâhip olması, âdeta iki bedende bir yürek hâline gelmesiyle mümkündür.

İnsan, gönül verdiğine meftun ve hayran olur. Muhabbet akışı netîcesinde, sevilenin her hâli sevene sirâyet eder. Gönüldeki aşk deryâları coşmaya ve sevdâ güneşleri tutuşmaya başlar. Netîcede kendi irâde ve ihtiyârını terk edip sevdiğini taklide yönelir. Bu îtibarla bir mü’min, her husustaki gayretlerinde «muhabbet» iksirini kullanmasını iyi bilmelidir.

Hakîkî bir muhabbet, zahmetleri rahmete inkılâb ettirdiği için, sevilenin kahrı da lutfu gibi hoş karşılanır. Bir kimsenin muhabbetinin hakîkî olup olmadığını anlamak ve seviyesini ölçmek için, sevdiğinin kahrına ne kadar tahammül gösterebildiğine bakmak kâfîdir.
Hazret-i Mevlânâ, hakîkî muhabbet ve dostluğun, ancak dosttan gelen ezâ ve cefâyı dahî hoş karşılamakla, ona rızâ ve teslîmiyet göstermekle mümkün olabileceğini aşağıdaki hikâyede şöyle anlatır:

“Bir efendiye, ziyârete gelen yakın dostları hediye olarak kavun getirmişlerdi. O da sevdiği, gönüldaşı, derin duygulu sâdık hizmetkârı Lokman’ı çağırttı.

Lokman gelince, efendisi kavundan bir dilim kesip, ona ikrâm etti. Lokman o dilimi sanki bal gibi, şeker gibi yedi. Öyle hoşlanarak öyle zevkle yemişti ki, onu görenlerin de iştahları kabarıyor, ona âdeta imreniyorlardı. Efendisi ona ikinci bir dilim daha verdi. Zîrâ efendisi, Lokman’ın duyduğu bu lezzet karşısında huzur buluyordu. Derken kavundan son bir dilim kaldı. O zaman efendisi:

“–Bunu da ben yiyeyim de ne kadar tatlı bir kavun olduğunu anlayayım!” dedi.
Efendisi o dilimi yer yemez, kavunun acılığından ağzını bir ateş kapladı. Dili uçukladı, boğazı yandı. Kavunun acılığından kendinden geçti. Ondan sonra Lokman’a:
“–Ey benim cânım hizmetkârım! Ey benim cihânım!” dedi. “Böyle bir zehri, nasıl oldu da tatlı tatlı yedin? Böyle bir kahrı, nasıl oldu da lutuf saydın? Bu ne sabırdır? Kim bilir, şimdiye kadar ne acılara katlandın ve sabrettin? Yoksa sen tatlı canına düşman mısın? Neden bir şey söylemedin? Neden; «Beni mâzur görün, şimdi yiyemem!» demedin?”
Lokman dedi ki:

“–Ben, siz efendimizin elinden o kadar tatlı yemekler yedim, maddeten ve mânen o kadar nâdide gıdalar aldım ki, size, bunlar için mukâbelede bulunamadığımdan dolayı utancımdan iki büklüm olmuşumdur. Elinizle sunduğunuz bir şeye, nasıl olur da «Bu acıdır, yenilemez.» diyebilirim?!. Hem, sizin elinizle gelen her acı, bana tatlı gelir. Çünkü bedenimin her hücresi, sizin nîmetlerinizle perverde olmuştur.”

Sonra Lokman, heyecan ve muhabbet dolu sözlerle içini dökmeye şöyle devâm etti:

“–Efendim! Sizden gelen bir acıdan feryâd edersem, başıma yüzlerce defa toprak saçılsın. Lutufkâr elinin tadı, bu kavunda nasıl acılık bırakır? Muhabbetten acılar tatlılaşır, muhabbet yüzünden bakırlar altın olur. Muhabbet ile tortular durulur, arınır. Muhabbetten, dermansız dertler şifâ bulur. Muhabbetten ölüler dirilir. Muhabbet yüzünden pâdişahlar kul olur. Muhabbetten zindanlar gül bahçelerine döner. Muhabbet yüzünden karanlık evler aydınlanır, nûrlanır. Muhabbet yüzünden nâr, nûr olur. Muhabbet yüzünden, çirkin bile hûri kesilir. Muhabbetten kederler, üzüntüler neşe olur, sevinç olur. Muhabbet yüzünden, yoldan çıkaran, yol kesen, yol gösterici ve saâdet rehberi olur. Muhabbet yüzünden hastalık, sıhhat ve âfiyete çevrilir. Muhabbetten kahır rahmet olur.”

Muhabbet, yaratılıştan gelen kalbî bir temâyüldür. Ancak kalbdeki muhabbetin seviyesi, muhabbet duyulanın ulviyyetine münâsip derecede olmalıdır. Bu îtibarla, kalbdeki muhabbet istîdâdının nihâî muhâtabı, Allâh -celle celâlühû-’dur. Lâkin kalbin Allâh muhabbeti gibi son derece yüksek bir muhabbete muktedir olabilmesi için, daha önce tâkat getirebileceği bâzı mecâzî muhabbet temrinleriyle merhale kat etmesi îcâb eder.

Varılacak nihâî gâye olan “Hakk’a vuslat”ı unutarak; mal, mülk, mevkî, servet, âile ve evlâd gibi fânî muhabbet merhalelerinden birinde takılı kalmak, gönül âleminin zaafa uğratılıp ziyân edilmesi demektir. Bundan kurtulmak için bütün fânî muhabbetlerin “muvakkat” merhaleler olduğunu hatırdan çıkarmayıp onlara karârınca değer vermek ve onları ilâhî muhabbete vâsıta kılmak zarûrîdir. Esâsen onlar, kalbin Allâh muhabbetini taşıyabilecek bir istîdâd kazanması için gerekli merhalelerdir. Fânî muhabbetlerin ilâhî muhabbete basamak olması, îmânın bir lezzet hâline gelmesine vesîle teşkîl eder. Beşerî endişe ve takıntılarını aşarak kâmil bir îmân ile âkıbetini düşünen her idrak sâhibi kolayca anlar ki; sonsuz isteklere, zevk u safâlara, gel-geç fânî sevdâlara bir sınır çizerek muhabbeti, ilâhî maksada yönlendirmek, yaratılış gâyesinin muktezâsıdır.

Fânî varlığının nefsânî arzularından sıyrılarak ilâhî varlığa râm olan kul, ölümsüzlüğe kavuşur. Böylece fânî varlığının toprak olmasından sonra da ömrü devâm eder. Bunun en tipik misâli, Leylâ’ya duyduğu mecâzî aşkı gönül âleminde tekâmül ettirerek Mevlâ aşkına ulaşan Mecnûn’dur. Eğer Mecnûn, Leylâ’da takılıp kalsaydı, fânî muhabbetlerin binlerce emsâllerinden biri olurdu. netîcede ismi asırlarca anılmaya lâyık olmaz, mâzîde gömülü kalırdı.

Hak ve hakîkatler, sadece satırlardan okunarak değil, sadırlardaki, yâni gönüllerdeki muhabbetle tanınır. Kalb, fânîlere duyulan muhabbet kademelerini aşıp Hak muhabbeti ile dolarsa, işte o zaman bütün sırlar, hakîkatler ve güzellikler gönüllere akseder. Bu bakımdan kişiyi ebedî saâdete götürecek hakîkî dostluk, “Hak ile kurulabilen dostluk”tur.

Aşağıdaki hikâyede, efendi ile köle arasındaki şu mükâleme, Hak ile dostluğun hakîkatini ne güzel ifâde eder:

Adamın birisi bir köle satın almıştı. Köle, dîn ve salâh ehlinden, takvâ sâhibi bir mü’min idi. Efendisi onu alıp evine götürünce, aralarında şöyle bir konuşma geçti:
Efendi:
“–Benim evimde neler yemek istersin?”
Köle:
“–Ne verirsen onu.”
Efendi:
“–Nasıl elbiseler giymek istersin?”
Köle:
“–Nasıl elbise giydirirsen onu giyerim.”
Efendi:
“–Evimin hangi odasında kalmak istersin?”
Köle:
“–Hangi odada kalmamı istersen orada.”
Efendi:
“–Evimin hangi işlerini yapmak istersin?”
Köle:
“–Hangi işleri yapmamı istersen onları.”
Bu son cevâbın ardından, efendi bir müddet tefekküre daldı ve gözlerinden süzülen yaşları silerken şöyle dedi:
“–Keşke, ben de Rabbimle böyle (dost) olabilseydim. O zaman ne mutluydu bana!..”
Bu arada köle dedi ki:

“–Ey benim efendim! Efendisinin yanında, kölenin irâde ve ihtiyârı olur mu?..”

Bunun üzerine efendi:

“–Seni âzâd ediyorum. Allâh için hürsün. Fakat, benim yanımda kalmanı da arzu ediyorum. Tâ ki canım ve malımla sana hizmet edeyim…” dedi.

Kim ki, Allâh’ı hakkıyla tanır ve ona gerçek bir muhabbetle yönelirse onda ne irâde kalır, ne de ihtiyâr. (Bu durumda) o yalnız şöyle der:

“–Allâh’tan istekte bulunmak benim neyime?!.”

Hakk’ı seven bir mü’min, hakîkatte hiçbir şeye mâlik olmadığının idrâk ve şuurunda olmalıdır. Zîrâ sevdiğine her şeyini teslîm etmesi îcâb eder. Muhabbet, fedâkârlık gerektirdiği için mâlikiyet ile imtizâc etmez. Muhabbet, gönülde tabiî olarak maddî ve mânevî bir ikram meyli doğurur. Bu da muhabbetin şiddeti nisbetinde gerçekleşir. Bu sebepledir ki, insanlar en büyük bedelleri, muhabbet duygusu mukâbilinde öderler. Bu, muhabbetin şiddetine bağlı olarak, sevilen uğruna hayat nîmetinden vazgeçmeye kadar varabilen bir fedâkârlık tablosu şeklinde tezâhür eder. Nitekim Yüce Mevlâmız bir âyet-i kerîmede bu husûsu şöyle te’yid eder:

“(En) sevdiklerinizden infak etmedikçe birre (gerçek iyiliğe) ulaşamazsınız!..” (Âl-i İmrân, 92)

Bu bakımdan Rabbini seven ve sevgisinin hakîkatine sâdık olan kişi, “nefsini, her türlü imkânlarını ve âkıbetini” O’na teslîm eder. Zîrâ Allâh ve Rasûlü’nün dostluk ve muhabbeti, her bir mü’minin ona sahip olduğunu iddiâ edeceği kadar kolay kazanılacak bir seviye değildir.

Hakîkî dostluğun ve muhabbetin şartı, sevdiğinin yanında, sevenin hiçbir irâdesinin bulunmamasıdır.






Osman Nuri Topbaş

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/dostlugun-hakikati-t6268.0.html;msg169134



"Tesbih bir bahane, ben seni arıyorum. Herşey senden nişane hep seni anıyorum."

Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.496
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 16
Ynt: Dostluğun Hakikati
« Cevapla #1 : 23/11/08, 01:24 »
İnsan, gönül verdiğine meftun ve hayran olur.
Muhabbet akışı netîcesinde, sevilenin her hâli sevene sirâyet eder.
Gönüldeki aşk deryâları coşmaya ve sevdâ güneşleri tutuşmaya başlar.
Netîcede kendi irâde ve ihtiyârını terk edip sevdiğini taklide yönelir.

 :X06

Allah razı olsun ..




Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı berigel_beri

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 460
  • Konu: 181
  • Derviş: 6330
  • Teşekkür: 6
Cevaplandı: Dostluğun Hakikati
« Cevapla #2 : 02/04/11, 22:46 »
Alıntı
Hakîkî dostluğun ve muhabbetin şartı, sevdiğinin yanında, sevenin hiçbir irâdesinin bulunmamasıdır.



 X:01 XgülllX



Çevrimiçi KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.121
  • Konu: 1806
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 349
Yeni: Dostluğun Hakikati
« Cevapla #3 : 27/11/17, 17:56 »
Alıntı
“(En) sevdiklerinizden infak etmedikçe birre (gerçek iyiliğe) ulaşamazsınız!..” (Âl-i İmrân, 92)


 


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Bir sohbet.. bu sitede 30.000 çözümlü soru var inşAllah faydalanırsınız.. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.08 saniyede oluşturulmuştur


Dostluğun HakikatiGüncelleme Tarihi: 14/12/17, 20:56 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim