Dünya ve Ahiret Dengesi - Günün Sohbeti
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22884 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Dünya ve Ahiret Dengesi, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1872 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Dünya ve Ahiret Dengesi}   Okunma sayısı 1872 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Dünya ve Ahiret Dengesi
« : 08/01/12, 03:02 »
İnsan, kurtuluşa erebilmek için, dünyada iken Allah’ı ve Peygamberi tanımalı, emirlerine samimiyetle ve ciddiyetle riayet etmelidir. İnsanda nefis meydana gelmemeli, ne kadar zengin de olsa gurura kapılmamalı, Allah’ın emirlerine muhalefete kalkışmamalı, kalbi Allah’a bağlı ve kendisi de kalben mahzun olmalı, malını, servetini günah işlerde, Allah’ın razı olmadığı işlerde değil, Allah yolunda, hayırlı işlerde harcamalıdır.

İnsan zengin olduğu nisbette Allah’a yönelmeli, O’na itaatli olmalı, kalbinde merhamet bulunmalı, nefsini kırmaya çalışarak Allah’a daha fazla yaklaşmalıdır. Davranışlarını böyle ayarlayan kimsenin, salihlerden olduğuna, malının hayırlı mal olduğuna, büyük istifadeler meydana geleceğine işaret vardır. Fakat insanın fazla malı olması halinde Allah’a itaatsizliği artarsa, malını dünyanın keyfi ve zevki için harcarsa, malı Allah emirlerine itaatsizliğe sebep oluyorsa, o zaman, o mal sahibine gazap olur, sahibini Allah’ın azabına yaklaştırır, onu Allah’ın azabına duçar kılar.

Aslında dünyasız da olmaz. Zira dünyayı Rabbü’l-Âlemîn halketmiş ve onda maslahatlar yaratmıştır ki insan, içinde salih amel işlemek suretiyle Allah’a yaklaşsın, Allah’a yönelsin. İnsan, dünya işleri, dünya ticareti, dünya menfaatleri için şehre, kasabaya giderse, bir seyahata çıkarsa namazının geçmemesine dikkat etmeli, seyahatinin günaha vesile olmamasına itina göstermeli ki seyahati günaha vesile olup harama dönüşmesin.

İnsan, aklını başına devşirmeli, devamlı olarak kendini gözetmeli, işinden haberi olmalı ve âhiretine itina göstermelidir. Ahiretine bir zarar gelmemesine dikkat etmek şartıyla, insan, dünyasına da çalışmalı, elinden geldiği kadar dünya işlerini de devam ettirmeli, fakat âhiretini terk edip dünyaya sarılmamalı, dünya işlerini de devam ettirmeli, dünyası için de çalışıp yorulmalı, ama kalbini dünyaya bağlamamalı, dünya işlerine kalben sarılarak değil de, bir mecburiyet varmış gibi çalışmalı, dünya çalışmasını bir angarya gibi görmelidir. Zorla yapılan bir iş gibi, cebren çalıştırılan bir iş gibi istemiye istemiye, fakat mecburi bir iş olduğunu kabul ederek çalışmalı, dünyaya kalben bağlanarak, muhabbetle, şevkle sarılarak çalışmamalıdır.

Kalben dünyaya bağlanan, hep dünyayla meşgul olan, bütün sevgisini, muhabbetini dünyaya bağlayan bir kimse, sekeratta da dünyayla meşgul olur. Sekeratta da dünya endişesinde ve dünya muhabbetiyle dolu olur. Böyle olunca da Allah korusun, imanı için tehlike baş gösterir. İmanı elden kaçırma mevzuu bahis olur. Allah dostları arasında da zengin olanlar çok bulunmuş. Ama onların kalbleri dünyaya değil, hep Allah’a bağlı kalmış.

İşte insan da böyle olmalı, kalbini her zaman Allah’a bağlı bulundurmalı dünya muhabbetinin kalbinde yer etmemesine gayret etmeli, dünya malından dolayı gamlı olmamalı, dünya malından bir şeyler kaybettiğinde, bir zarara uğradığında kalben malından bir şeyler kaybettiğinde, bir zarara uğradığında kalben mahzun olmamalı, aynı zamanda, dünya malında bir artma olduğunda, dünya ticaretinde büyük bir kazanç elde ettiğinde kalben şâd olmamalıdır. Bilinmelidir ki mal da Allah’ın, mülk de Allah’ındır. Verse de alsa da O’nun bileceği bir şeydir.

İnsan kendini bir şey zannetmemeli, kendini sadece bir vekilharç olarak görmeli, şu dünya malı içinde kendini, karın tokluğuna çalışan bir rençber gibi mütalea etmelidir.

Hani derler ya, “Bir hırka, bir lokmaya köle olarak rençber olarak çalışan”. İşte insan da kendini bu dünyada bir lokma bir hırkaya çalışan gibi görmelidir. Zira bilmelidir ki mevcut bütün mal da Allah’ın, mülk de Allah’ındır. İnsanın içinde hiçbir şeyi yoktur. Dilerse bir saatte hattâ bir saniyde hepsini alabilir. Ve gene dilerse Rabbû’l-âlemîn, bir saniyede dilediği kadar verebilir. Durum böyle olunca, insanın, sahip olduğu serveti, malı, kendi malı, kendi mülkü sayılmaz.

Gerçek mânâda hiçbir şeye sahip olmadığını bilen kimse ise, kendini bu dünya hayatında bir köle gibi karın tokluğuna çalışan bir rençber olarak görür. Bütün çalışmam kendimin ve ailemin karnını doyurmak içindir, diye düşünür. Gerçekten de öyledir. Zira insan, öldüğünde, dünya malından beraberinde hiçbir şey götürememektedir. Dünya çalışmasından sadece bir karın tokluğu istifadesi olmuştur. Fakat, eğer işlemiş olduğu salih ameller varsa, işte gerçek mal olarak, insan ölünce ona sahiptir. Beraberinde götüreceği, kendisine yoldaş edeceği, arkadaş edeceği malı, işlemiş olduğu salih amelleri olacaktır.

Bir kimsenin, dünya malı olarak milyonları, milyarları, emlâki, bağ ve bahçeleri bulunsa, hiçbirini beraberinde götürmeye gücü yetmez. Öldükten sonra onlarda tasarruf etme imkânı da yoktur. Öyle ise bütün o servetinin hiçbirinin hiçbirisi, kendi malı değildir. Onlara bir lokmaya, bir hırkaya çalışmış ve emek vermiştir. İnsanın öz malı, öz mülkü, hakiki ticareti, işlemiş olduğu salih amelinin semeresidir. İnsana o yoldaş olmaktadır. İnsan onunla zengin sayılıp onunla zevk ve sefa sürecektir. İnsan o malıyla Münker-Nekir’in sorularına cevap verecek, şeytandan yakasını kurtarabilecek, kıyamet gününde, zebanilerin pençesinden kurtulabilecek. Cennetteki köşklerin ve kaşanelerin ücreti, ebedî zevk ve sefa vesilesi o maldır.

Beri yandan dünya malının ise bir karın tokluğundan başka menfaati olmamaktadır. Zira dünya malı insanın malı değildir. İnsan öz malı, öz mülkü olmayan, hep zararını çektiği şeye kalben bağlanmamalı, ona muhabbet etmemeli. Onu kendine maksûd edinmemelidir.

İnsan için maksûd bizzat Allah yolu, Allah dostluğu, Allah sevgisi olmalıdır. İnsanı kalben bunlar meşgul etmeli, insan muhasebesini buna göre yapmalıdır. İnsan Rabbü’l-Âlemîn’e sadık olmalıdır. Gaybe imanı sağlam olmalı, görmediği Rabbini, görmediği Resulünü tasdik etmeli, Rabbû’l-âlemîn’in var olduğuna sağlam bir itikad üzere olmalı, Peygamber (s.a.v)’in O’nun Resulü olduğuna iman etmelidir.

Kim itikadı sağlam ve emirlere itaatli ise; Rabbû’l-âlemîn, kıyamet günü onu çağırır: “Gel, ey kulum, iste benden, bugün her istediğin verilecektir. Madem ki dünyada iken beni görmediğin halde iman etmiştin. Resulümü görmeden tasdik etmiştin. Emirlerimi yerine getirip göstermiş olduğum yoldan yürümüştün. Bugün de iste benden. Her istediğini vereceğim” der, o gün kulunu Rabbû’l-âlemîn çağırarak ona her istediğini verecek: Cennetten köşkler, saraylar, bağlar, bahçeler verecek. İnsan her istediğine orada kavuşacak. Aşık olduğu, görmeden tasdik ettiği Peygamberinin cemaline kavuşacak. Rabbû’l-âlemîn, “Gel, ey kulum, Peygamberimin cemalini gör” diyecek. Bunların da fevkinde Rü’yetullahı nasib edecek, cemâlini görme şerefiyle insanı şereflendirecek.

Evet, orada insan Peygambere kavuşacak, Allah’ın cemâlini müşahede edecek. O öyle bir zevktir ki, Cemalullah’a bir tek nazar etmek, milyarlarca cennet nimetlerinin, köşk ve saraylarının, bağ u bostanlarının, hurilerinin çok daha fevkindedir. İnsana çok daha fazla sürür, çok daha fazla zevk ve lezzet verir. Öyle ise insan bu üç günlük dünya menfati için, onu elinden kaçırmamalıdır. Bu dünyanın insana verdiği, sadece gamdır, kederdir, üzüntüdür.

Bu dünya insana murad aldırmaz. Bu dünyada üzüntüden uzak, gam ve kederden azade, neşeyle dolu, muradına ermiş bir tek kimse bulmak mümkün değildir. Ne kadar zengin olsa insan gene de huzursuzdur. Bir mülke sahip olan, kanaat etmez, bir daha olsun der. Bir türlü dünyaya doymaz insan. Böylece de istediklerine kavuşmadan, maksuduna erişmeden ömrü nihayete erer, ölüp gider. Hem insanın malı fazla olduğu nisbette, malı da artar, kederi de…

İşte dünya, insana son derece gam, keder, üzüntü ve huzursuzluk kaynağı olmakta, aynı zamanda insanı muradına erdirmeden götürmektedir. Öyle ise, dünya insanın gözünde soğuk olmalıdır. İnsan dünyayı kötü olarak görmelidir. Zira dünya mutlak olarak ziyan vericidir. İnsan dünya zenginliği ile, dünya malının çokluğu ile huzura kavuşabileceğini, rahat bir ömür sürebileceğini, kalben mesrur olabileceğini zannetmemeli, böyle bir fikre kapılmamalıdır. Çünkü bu mümkün değildir. Zira dünya malının çokluğu insana huzur vermez. İnsanın gamını dağıtmaz. Zira bunlar dünya malıyla olacak şeyler değildir.

İnsanın kalbini rahata kavuşturan, insanın ruhuna letafet veren, salih ameller ve Allah rızasını tahsile uğraşmaktır. Bunlarla ancak insan kalbi itminana kavuşur, rahatı bulur. Dünya gamı dağılır. Merakı zail olur. İnsan rahata ancak Allah yoluyla kavuşabilir. Hiçbir zaman dünya zenginliği insanı rahata kavuşturucu değildir. Bilâkis o gamı, kederi ve derdi artırıcıdır. Fakat dünyayı terk etmek de olmaz. Onun için de çalışmak gereklidir.

Peygamber (s.a.v), “İnsan bir günlük ömrü kalmış olsa bile, dünyaya çalışmasını terk etmemelidir” buyurmaktadır. Yalnız çalışırken, dünya çalışmasının dine zarar vermemesine, imanına zarar vermemesine dikkat etmek gerekmektedir. Salih amellerde gerileme olmamalıdır. Bunlar gözetildikten sonra dünya malının çok olmasında, milyoner ve milyarder olunmasında bir zarar olmaz.

Dünya malı insana kibir ve gurur vermedikten, insanda nefis meydana getirmedikten, insanı günah ve itaatsizliğe sevk etmedikten sonra, ne kadar çok olursa olsun, zarar vermez. Neden zarar versin, zira mal Allah’ın malıdır. İnsan için büyük müjdeler vardır. İnsanın Allah yolunda yürümesi, salih ameller işleyerek samimi olarak ciddiyetle Allah yoluna yönelmesi, kendisine ebedî saadet gibi, ebedî kurtuluş gibi büyük bir nimetin müjdecisi olur.

Dünyanın ise insana pek faydası yoktur. Zira dünya malı, dünyaya emek vermek, insanı, ölümden, ihtiyarlıktan, hastalıktan kurtaramaz. Aksine dünya insanın bütün emeklerini boşa çıkarır. Öldükten kısa bir zaman sonra insanın adını şanını unutturur. Bir kişi onu anarsa, böyle bir kimse vardı derse, bin kişi de onun varlığını hiç hatırlamaz, hiç kimsenin aklına gelmez, evlâdı, hanımı, hatta babası bile onu hatırlayamaz.

İnsan ölüp de toprağın altına girmesinden onbeş yirmi sene geçince unutulur gider. Kısa zamanda mezarının yeri bile müsait durumda iken, yüzünü Allah’a çeviren, gençliğini, kuvvetini, gücünü salih ameller işlemekle tüketen kimseye, gerçek mânâda mücahid denir. Böyle bir kimseden, daha makbul erkek (rical) kimse olamaz.

Gerçekten salih amel gençlikte yüzünün Allah’a çeviren kendini titizlikle günahtan, muhalif şeylerden alıkoyanın, gençlik yıllarını o aziz ve nazik ömrünü Allah yolunda tüketenin yaptıklarıdır. Kişinin, o güzel, o kıymetli gençlik yıllarını salih amellerle tüketmesi ne kadar hoş bir şeydir. Rabbü’l-Âlemîn’in yanında ne kadar makbuldür. Böyle bir kimsenin, yaptığı amelden Rabbû’l-âlemîn ne kadar hoşnut olur. Sahibini ne kadar sever.

İbadetin makbulü geçlikte yapılandır. Zira insanın yaşlandıktan sonra, ihtiyarlık yıllarında günah işlemeye imkânı olmaz. Yapmak istese de yapamaz. Elinden gelmez. İhtiyar bir şahıs kimsenin malına tecavüz edemez. Hâşâ, zina yapamaz, adam öldüremez. Kötü işleri yapamaz. Neden yapamaz? Çünkü ihtiyarlamıştır. Yoksa bunları, kendi hünerinden, kendi erkekliğinden terketmiş değildir. Rabbû’l-âlemîn ondan, o gücü ve takati aldığı için yapamamaktadır. Böyle olunca da o günahları işlememesinin Rabbû’l-âlemîn’in yanında kıymeti yoktur. O günahları işlememesi pek de makbul bir şey değildir. Zira istese de yapamaz durumdadır.

Fakat insan gençken, güçlü kuvvetli iken, her günahı işleyecek enerjiye sahip iken, meselâ hâşâ, zina yapabilecek durumda iken, başkalarının malına tevavüz edebilecek halde iken, adam öldürebilecek imkâna sahip iken, içki içmeye mani bir durumu yok iken, hülâsa her türlü haram işleri yapmaya, her türlü günahları işlemeye müsait iken, bunlardan kendini muhafaza ederse, Allah’ın razı olmadığı işlerden, bunlardan kendini muhafaza ederse, Allah’ın razı olmadığı işlerden, nefsinin yönünü Allah’a çevirirse, nefsini salih amellere, namaza, oruca, Allah’ın hoşlandığı şeylere yöneltirse, Allah’ın yanında ne kadar makbul olur.

Allah bilir, Rabbû’l-âlemîn böyle bir yönelişten ne kadar hoşnut olur. Böyle bir kimsenin yapmış olduğu salih ameller Allah’ın yanında ne kadar makbul olur. Sahibi yüce makamlar, yüksek dereceler elde eder. Gerçek mânâda mücahid, böyle kimselerdir. Allah yanında makbul, Allah indinde pehlivan böyleleridir. Bunlar Allah’ın aslanlarıdırlar.

İnsan ihtiyarladıktan, yaşlandıktan sonra, elinden ne hayır işler gelir, ne de günah işleri yapacak gücü olur. Böyle kimsenin durumu yaşlanmış, kurumaya yüz tutmuş bir ağaca benzer ki yaprakları olmayan, gölgelik vermeyen, meyveden kesilmiş kuru bir ağacı sahibi ne yapsın? O, yere yatırıp kırmaktan, odun olarak kullanarak ateş yakmaktan başka bir işe yarar mı?

İnsan da aynen böyledir. Yaşlanıp ihtiyar olduktan, hayır ve şer işleri yapacak tâkâtı kalmadıktan sonra o insandan bir menfaat gelmez artık.


Seyyid Abdulhakim El-Hüseyni (ks.)
Sohbetler

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/dunya-ve-ahiret-dengesi-t29477.0.html



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...

Çevrimdışı insirah

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 564
  • Konu: 79
  • Derviş: 12193
  • Teşekkür: 17
Okundu: Dünya ve Ahiret Dengesi
« Cevapla #1 : 12/01/12, 19:55 »
İnsan, aklını başına devşirmeli, devamlı olarak kendini gözetmeli, işinden haberi olmalı ve âhiretine itina göstermelidir. Ahiretine bir zarar gelmemesine dikkat etmek şartıyla, insan, dünyasına da çalışmalı, elinden geldiği kadar dünya işlerini de devam ettirmeli, fakat âhiretini terk edip dünyaya sarılmamalı, dünya işlerini de devam ettirmeli, dünyası için de çalışıp yorulmalı, ama kalbini dünyaya bağlamamalı, dünya işlerine kalben sarılarak değil de, bir mecburiyet varmış gibi çalışmalı, dünya çalışmasını bir angarya gibi görmelidir.

 :X06

X:01


“O gün, ne mal fayda verir, ne de evlâd. Ancak Allâh'a kalb-i selîm ile gelenler müstesnâ. " (eş-Şuarâ, 88-89).


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Gecelerde Bir Büyük Eğitimci: Mus'ab Bin Umeyr (R.A) ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.207 saniyede oluşturulmuştur


Dünya ve Ahiret DengesiGüncelleme Tarihi: 17/09/19, 05:17 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim