Ehl-i Hayr İle Beraberlik - Günün Sohbeti
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.061 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.643 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22909 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Ehl-i Hayr İle Beraberlik, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1894 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Ehl-i Hayr İle Beraberlik}   Okunma sayısı 1894 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Ehl-i Hayr İle Beraberlik
« : 07/01/13, 23:28 »

Tarikat-ı âliyyede¸ müridi Allah (c.c.)'a ulaştıran tasavvuf okullarının her biri "hizmet" ve "sohbet" gibi iki temele dayanır. Tasavvuf büyükleri¸ salihlerin sohbetinin gereği¸ ehl-i hayr ile beraberliği ve kötülüklerden uzak durmayı emreden şu ayet-i kerimeleri¸ konunun esası olarak zikretmişlerdir.
 
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun."[1]
 
Ashab-ı kiram¸ cehalet karanlıklarından yüce makamlara¸ Rasûlullah (s.a.v.)'ın sohbetlerine devam ederek ulaşmışlardır. Onlardan sonra gelen Tabiîn de¸ bu sohbetleri dinleyenlerin meclisinde ve yanında bulundukları nisbette yüce mertebelere nâil olmuşlardır.
 
Tarihler¸ Hicrî 401/Miladî 1010'u gösterirken¸  Tûs şehri yakınlarındaki Fârmed Köyünde bir er dünyaya gelir. O merdane¸ ileride maneviyat dünyasında Ebû Ali Fârmedî Hazretleri olarak anılacaktır.  İlk tahsilini doğum yerinde gerçekleştirdikten sonra Nişâbur'a gidip meşhur sûfî müellif Abdülkerim Kuşeyrî'nin medresesinde öğrenim görür. Fârmedî (k.s.)'yi tefsir ve hadis gibi dinî ilimlerde yetiştiren Kuşeyrî¸ onu aynı zamanda vaaz ve irşad konusunda da eğitir. İrşad ve nasihat üslubundaki incelik¸ hâl ve tavırlarındaki mükemmellik sebebiyle devrinde büyük bir sevgiye mazhar olan Ali Farimedî Hazretleri (h. 477/m. 1084)'de fani âlemden bekâ âlemine irtihal eder.[2]
 
Kuşeyrî'nin meclisinde fıkıh¸ hadis ve tasavvuf eğitimini gerçekleştiren Fârmedî¸ Nişâbur'a gelen Ebû Said-i Ebü'l-Hayr'ı ziyaret eder. Daha ilk görüşmelerinde onun kuvvetli bir şekilde tesirinde kalarak büyük bir iştiyakla kendisine bağlanır.
 
Ehl-i Hayr Vefakârdır

Ebû Said'in sohbet ve semâ meclislerine devam eden Fârmedî'ye¸ Ebû Saîd¸ onun büyüklerin diliyle bülbül gibi konuşacağı ve kendisine mânâ âlemlerinin açılacağı müjdesini verir.
 
Şeyhi Ebû Said ile birlikte Mihene'ye gider. Ebû Said ve kendisine eşlik eden kalabalık bir topluluk¸ Mihene'ye giderken bir dağın eteklerine varırlar. Önlerine yabanî ve yırtıcı bir hayvan çıkar. Kafiledeki herkesin yüzünde şafak atar ve hemen oradan kaçışırlar. Ebû Said ise olduğu gibi atının üzerinde durur. Yabanî hayvan yaklaşınca¸ Ebû Said atından iner. Hayvancağız önünde yuvarlanmaya ve kıvrılmaya başlar. Bir süre sonra Ebû Said¸ yabanî hayvana: "Zahmet ettin¸ artık dön." demesi üzerine¸ hayvan geri döner ve oradaki dağa yönelir. Dervişlerin hepsi Ebû Said'in huzuruna gelip: "Efendim¸ ne oldu?" diye sorarlar. Şeyh: "Bu dağda yıllarca birbirimizle arkadaş olmuş¸ her ikimiz de birbirimizin (feth ve) feyizlerine tanık olmuştuk. Buradan geçeceğimizi haber alınca geldi¸ ahdini tazeledi. Zaten ahde vefa imandandır. Her kimde ahlâk varsa her şey onun yanına o ahlâkla (huy¸ tabiat) gelir. Bakınız İbrahim (a.s.) bir ahlâk yolunu tuttuğundan ister istemez ateş onun huyuyla karşıladı." şeklinde cevap verir.[3]
 
Hulûsi Efendi (k.s.) bir sohbetlerinde şöyle buyurmuşlardır: "Bir gün Hacı Hasan Akyol Ağabeyin evinde sohbette idik. Bir ara Hacı Hasan Ağabeyin hanımı evin damına çıkarak¸ silah sıktı. Sohbette bulunan arkadaşlar hep kaçtılar. Hacı Hasan Ağabeyle ikimiz kalmışız. O bana: "Seyyid sen de git¸ şimdi jandarma gelir¸ bizi götürür." dedi. Ben de: "Hacı Hasan Ağabey biz sizinle bu günler için arkadaş olduk. Bir yere gitmem." dedim. Bir müddet sonra jandarmalar geldi¸ bizi karakola götürdüler. Mahkemede bana yaşım küçük olduğu için üç ay¸ Hacı Hasan Ağabeye de altı ay ceza verdiler."[4]
 
Bir beyitte hazret şöyle buyurur:

Vefâlı ol¸ vefâ insana layık bir meziyyettir
 
Vefâsızlık edersen âşinâya pek eziyettir

 
Bir başka beyitlerinde ise¸ vefaya işareten kulun Allah'a verdiği söze sadık kalması gerektiğini şu şekilde hatırlatır:

"Elest" hitâbındaki "belâ"yı lâ'ya sa'y etme

Ol hükmü unutma olan ahd ü vefâyı tut[5]

 
Gönül Duvarlarındaki Günah Tozlarını Temizlemek
 
Fârmedî Hazretleri¸ Ebû Bekir Abdullah Derâverdî ile Ebû Said-i Ebü'l-Hayr'ın huzurunda iken¸  Şeyh Ebû Said¸ müridlerinden Hasan Müeddib'e emir buyurup onlara birer bez vermesini söyler. Sonra Fârmedî'ye bu bezle duvardaki tozları silmesini emreder. Ebû Bekir Abdullah'a da dervişlerin ayakkabılarını temizleme görevi verir. Üç gün Ebû Said'in hankâhında kalıp görevlerini yerine getirirler. Dördüncü gün Ebû Said¸ şeyhleri Ebü'l-Kâsım'ın yanına dönmeleri gerektiğini söyler ve onlar da şeyhlerinin yanına varırlar. Fârmedî akıcı bir üslûba¸ güçlü bir hitabete ve nezih bir konuşma yetisine sahip olur. Etrafı mürid kitleleri ile dolup taşar. Geniş kesimler tarafından büyük bir kabul görür. Ünü ve ismi cihanın her tarafını kaplar. Olanca saygın ve seçkin konumuna rağmen yoldaşı Ebû Bekir Abdullah'ın ise halk arasında ne ismi ne de şöhreti yayılır. Tanınan ve anılan birisi olmaz. Bunun sebebi kendisine sorulduğunda Ebû Bekir Abdullah bu durumu şu şekilde yorumlar:

"Şeyh Ebû Said¸ Ebû Ali el-Fârmedî'ye bezle duvardaki tozları silmesini emretti. Yani ömür boyu Hak kullarının gönül duvarlarındaki günah tozlarını söz beziyle temizlemesini emretti. Bana ise dervişlerin ayakkabılarını temizlememi emretti. Bu da sıradan biri olmama¸ anılan ve ünlenen biri olmayacağıma işaret ediyordu."[6]
 
Hulûsi Efendi Hazretleri bir sohbetlerinde¸ Peygamberimizin temizliğe verdiği önemden bahsettikten sonra: "Oğul sizlerin gönüllerindeki ne kirleri temizliyoruz biliyor musunuz? Sizler iyilikte¸  temizlikte¸ iyi niyette örnek olacaksınız ki¸ menhiyatı önleyesiniz." buyurur.  Divan'ındaki bir beyitte şunu öğütler:

Cân zevkine yet nefsi bırak tâlib-i Hakk ol
 
Her derdine dermânın ola merhem-i sohbet[7]

 
Nefsi beşerî pisliklerden ve kirliliklerden arındıran¸ nefsi tezkiye ve geliştirenlerin en hayırlısı muhakkak ki Cenab-ı Hakk'tır. Nefsi gözetleyen¸ terbiye eden ve kurtuluşa eriştiren yine O'dur. Nefsi bırakan daha doğrusu terbiye eden¸ temizleyenler kurtuluşa erip can zevkine ererler. Tek talepleri Hakk'tır. İşte o sohbet meclisi gönül tavsiyesinin yapıldığı¸ gönül dertlerine dermanın bulunduğu hakikat meclisleridir. Salik dertlerinin ıstırabını sohbet ilacıyla dindirebilir. Büyüklerin sohbetine katılanlar¸ gönüllerini temizler¸ kirlerden arındırırlar.
 
Nakşbendî silsilesinin önemli simalarından olan Ebü'l-Hasan el-Harakânî (k.s.)'den de faydalanan Fârmedî (k.s.)¸ Harakânî'den istifadesini şu sözleri ile beyan eder:

"Kalbimde hâsıl olan aşk ve şevk ziyadesiyle artmıştı. Bu arzumun çokluğu sebebiyle Ebü'l-Hasan-ı Harakânî Hazretlerinin sohbetine kavuştum. Hizmetinde bulundum. Nihayetsiz feyizlere ve mânevî zevklere eriştim."[8]
 
Manevî güzellikleri¸ gönül parlaklığını yakalayabilmek için bütün dünya kıymetlerinden ve maddî varlıklardan vazgeçmek lazımdır. Çünkü gönül parlaklığının yakalandığı sohbet zamanları feyiz ve mürşid iştirakinin olduğu zamanlardır. Divan'daki bir beyit¸ mürşidin sohbette bulunmasının önemine işaret buyurur: 

Her bir edebin mektebidir gir taleb eyle
 
Ger âkıl isen âdem eder âdemi sohbet[9]

 
(Sohbet ortamında her türlü edep kurallarına riayet edilir. Onun için en güzel huylar¸ en güzel alışkanlıklar orada öğrenilir. Sen de sohbet okuluna gir öğrenci ol. Akıllıca düşünen insanları kâmil sıfatlarla insanî yüceliklere eriştiren yine sohbettir.)
 
Hizmet Anlayışındaki Yücelik
 
Ebû Saîd Nişâbur'dan ayrılınca¸ Fârmedî Hazretleri¸ üstadı Kuşeyrî'nin huzuruna çıkarak kendisinde meydana gelen rûhî gelişmeleri anlatır. Fakat Kuşeyrî ona ilim öğrenmeye devam etmesini tavsiye eder. İlimde derinlik ve marifette rüsûh kesbeden Fârmedî (k.s.)¸ üstadının izniyle medreseden ayrılarak¸ Kuşeyrî'nin dergâhına taşınır. Bir süre mücâhede ve riyazetle meşgul olduktan sonra Fârmedî¸ bir gün şahidi olduğu muazzam bir tecelli ile sarsılır. İlimle meşgulken¸ elindeki kalemi hokkaya batırarak yazı yazmaktadır. Kalemi hokkaya daldırdığında kalemin ucunu bembeyaz olarak görür. Hâlbuki hokka mürekkeple doludur. Kalemi tekrar hokkaya sokup çıkarır¸ fakat yine değişen bir şey yoktur. Büyük bir dehşete kapılıp hocası Kuşeyrî'nin yanına gider. Fârmedî'nin anlattıklarını dinleyen Kuşeyrî: "Artık senin işin benim sınırlarımı aştı. İlim senden el çektiğine göre sen de ondan el çekip ruhunu erdirmeye ve içindeki ateşi söndürmeye bak." der.[10] Sonra ondaki olgunluğu ve inceliği gören üstadı: "Sen bu feraset ve hizmet anlayışınla bizlerin yetmiş yılda elde ettiğini bir defada edindin. Allah (c.c.) seni yüceltsin."[11] diye dua eder.

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri de¸ bir sohbetlerinde bir arkadaşa: "Sana bir hizmet verildiği zaman¸ küçük bir hizmet dahi olsa¸ bu bana dostumun bir lutfu ihsânı diyeceksin ve nefsine minnet ederek o hizmeti yapacaksın. Aksi takdirde¸ o hizmeti dosta minnet edersen¸ başa kakmış olursun. Buna ne dost râzı olur¸ ne de Allah razı olur. Onun için nefsine minnet edip hizmeti yerine getirmek gerekir." buyurur.[12]
 
Hulûsi Efendi (k.s.) 1990 yılında¸ hastanede tedavi oldukları sırada bir gün şöyle anlatır: "Geçenlerde Sanat Okulunun toplantısı vardı. Ben gidemediğim için evladım Hamid'imi gönderdim. Beş yüz bin lira da para verdim. Herkesten önce verirsin¸ teşvik olur dedim. O toplantıda biz bulunamadığımız için evladımızı başkan seçmişler. Bunu duyunca çok memnun oldum. Çünkü bizim hizmetlerimizi o devam ettirecektir. Hamid'imin yetişmesini istiyorum." diye buyurur.
 
Hulûsi Efendi (k.s.)'den devraldığı hizmet bayrağını en zirvelere taşıyan H. Hamidettin Efendi Hazretleri'nin hizmet hususundaki buyurduğu kelamlarıyla yazımızı bitirelim:

Hizmeti Omuzlanan Gönüllüler
 
"İnsanlığa hizmeti gaye edinen¸ hayatını bu uğurda feda eden yüce şahsiyetler¸ yaptıkları iş ve götürdükleri hizmet karşılığından insanlardan bir karşılık beklemez¸ sadece Cenab-ı Hakk'ın rızasını talep ederler. Allah rızası için yapılan işler de güzel ve başarılı olur. Bu tür gönül hizmetlerinde dünyevî hesaplar ve beklentiler devreye girecek olursa¸ engel teşkil eder¸ hedeften sapmalara sebep olur. Menfaat temini¸ meşru çizgiyi aşmadan yapılsa bile¸ ulvî duyguları asgarî seviyeye düşürür.
 
İnsan¸ içinde yaşadığı topluluğa ve mensubu bulunduğu aziz milletine faydalı olduğu nispette ve yararlı işler gördüğü müddetçe değer kazanır.
 
Hizmet ehli insanlar¸ sıkıntı çeken¸ dertlerin içinde kıvranan¸ çare arayan¸ ağlayan kardeşlerinin gözyaşını dindirmek için¸ insanlığa ve hatta diğer bütün canlılara hizmet götüren hiçbir ayırım yapmadan herkesi kucaklayan kimselerdir.  Cenab-ı Allah'ın hizmet fırsatını sunduğu bahtiyar insanlar¸ çalışmalarını sürdürürken çok dikkat göstermeli ve bu imkânlardan dolayı Allah'a şükretmelidir. Zira böyle bir vazife¸ ilâhî bir tensip olmaktadır. "Allahu Teâlâ'nın insanların işlerini görmeye tahsis ettiği birtakım kulları vardır. Halk¸ bazı ihtiyaçlar için onlara iltica edercesine varıp işlerinin görülmesini talep ederler¸ Bu kimseler¸ Allah'ın azabından emin bulunanlardır." hadis-i şerifi¸ bu hususun bir delili olmaktadır. Toplumun faydasına olan hizmetleri omuzlarına yüklenen vakıf gönüllü kimselerin merhametleri engin¸ hoşgörüleri geniş¸ sabırları çok¸ hizmet anlayışları beşeriyeti kuşatacak kadar ihatalı olmalıdır."[13]
 
--------------------------------------------------------------------------------

[1] Tevbe¸ 119.
[2] Kadir Özköse-H.İbrahim Şimşek¸ Altın Silsileden Altın Halkalar¸ s. 127¸ Nasihat Yay.¸ Ankara¸ 2009.
[3] İbn Münevver¸ Tevhidin Sırları¸ s. 184-185.
[4] S.B.A.K.M. Arşivi¸ Röportajlar Dosyası¸ nr. 9/223.
[5] Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ s¸ 24
[6] İbn Münevver¸ Tevhidin Sırları¸ s. 182.
[7] Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ s¸ 26
[8] Komisyon¸ Evliyâlar Ansiklopedisi¸ s. 95.
[9] Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ s¸ 25
[10] Câmî¸ Nefahâtü'l-üns¸ s. 514; Yılmaz¸ "Ebû Ali Farmedî"¸ Allah Dostları¸ c. VII¸ s. 28.
[11] İbn Münevver¸ Tevhidin Sırları¸ s. 134; Câmî¸ Nefahâtü'l-üns¸ s. 514; Yılmaz¸ Altın Silsile¸ s. 73.
[12] S.B.A.K.M. Arşivi¸ Röportajlar Dosyası¸ nr. 9/11.
[13] H. Hamidettin Ateş¸ Vakıf Bülteni Takdimi¸ 2011.

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/ehli-hayr-ile-beraberlik-t32434.0.html




Çevrimdışı insirah

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 564
  • Konu: 79
  • Derviş: 12193
  • Teşekkür: 17
Okundu: Ehl-i Hayr İle Beraberlik
« Cevapla #1 : 08/01/13, 08:51 »
 


“O gün, ne mal fayda verir, ne de evlâd. Ancak Allâh'a kalb-i selîm ile gelenler müstesnâ. " (eş-Şuarâ, 88-89).


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Konya denizinde gemi karaya oturdu Ama önce siz başlattınız.. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.158 saniyede oluşturulmuştur


Ehl-i Hayr İle BeraberlikGüncelleme Tarihi: 23/11/19, 04:46 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim