Ehl-i Sünnetin Özellikleri - İslami İçerikli Yazılar
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.061 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.638 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22908 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Ehl-i Sünnetin Özellikleri, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1629 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Ehl-i Sünnetin Özellikleri}   Okunma sayısı 1629 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Ehl-i Sünnetin Özellikleri
« : 14/12/11, 03:15 »
Yüce Allah, insanların tek inanç, görüş ve çizgide toplanmasını istememiştir. Cennet ve cehenneme gideceklerin sebepleri oluşsun diye ihtilafa imkan verilmiştir.
 
Kulun yaptığı her işi, yaratan Allahu Teala’dır. Kulun fiileri o işe muhabbet, meyil, tercih, niyet, azim, karar ve kazanç olarak kula âittir. İnsan, kader önünde cansız varlıklar gibi değildir. Allahu Teala insanı bir derece irade, ilim, tercih ve güç sahibi yapmıştır. Buna “irade-i cüziyye” denir. Asıl olan Allah’ın iradesidir. Yüce Allah’ın iradesine “İrade-i Külliyye” denir. Her şeyi kaplayan ve hükmünü geçiren irade demektir.
 
Allahu Teala taatı yarattığı gibi, isyanı da yaratır. Yani isyan eden bir kulun o anda çalışan bütün azaları, kullandığı imkanları Allahu Teala’nın yaratmasıyla vücut bulmaktadır. Bazılarının dediği gibi, Allahu Teala hayrı yaratır, şerri yaratmaz demek yanlıştır. Bu insanlar, güya Allahu Teala’yı kötülüklerden uzak tutmak isterken, O’na ortak koşmakta; kötülüğü kulun kendisi yaratır derken, ortaya ikinci bir yaratıcı çıkarmaktadırlar. Halbuki, kötülüğü yaratmak başkadır; yapmak başkadır. Hem Allahu Teala için iyi veya kötü diye bir tabir kullanılmaz. İyi ve kötü bize göredir. Ancak Allahu Teala’nın taat ve ibadette rızası, küfür ve isyanda gazabı vardır.
 
Birisi kalkıp da: "Allahu Teala sevmediği şeyi, gazap ettiği işi niçin yaratıyor? O dileyip yaratmasa kimse kafir olmazdı, günaha girmezdi?" diyemez. Evet, Allahu Teala dileseydi herkes imana gelirdi; hidayet üzere giderdi. Fakat Allahu Teala herkesin hidayete gelmesini irade etmemiştir. Dünya imtihan dünyası olduğundan ve kullar da ancak iyilik ve kötülükle imtihan edileceğinden Allahu Teala, hangi kul neyi yapmayı tercih eder ve yönelirse onu yaratır. Yoksa imtihanın bir manası kalmazdı.
 
Ancak, Allahu Teala bazı kullarına ikram eder, onları sever, seçer, ilahi yardımı ile destekler. Ona taatı tatlandırır; iyi şeyleri güzel gösterir, kötülükten nefret ettirir. Cennete giden yolu sevdirir. Kalbine sevgi akıtır; kendisine güzel anlayış verir. Buna “hidayet” denir. Bu Allahu Teala’nın bir tercihi, ikramı ve ihsanıdır. O dilediğine bu nimeti ihsan eder. Kul, nefsinin kötü tercihleri, şeytanın vesvese ve süslemeleri arasında kalıp hislerine ve kötü çevresine mağlup olduğu bir sırada, kendisine Cenab-ı Hakkın tevfiki, sevgisi, özel yardımı ulaşır; onu bu sıkıntıdan kurtarır.
 
Allahu Teala’nın bir kuldan ilahi yardımını kesip onu nefsi, hisleri ve şeytanları ile başbaşa bırakmasına “hizlan” denir. İlahi nur, şuur, sevgi, yardım ve destekten mahrum olan kul, kolayca şeytanın davetine uyar; kötülüklere ve inkara dalar; hak davete kulaklarını tıkar. Bütün bunlar ilahi tercihtir; son durumda adalettir, kader ve imtihan sırrıdır. O alanda bize söz hakkı yoktur.[1]
 
 Hz. Peygamber (s.a.v), "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır; bir grup hariç diğerleri ateşte olacaktır. Kurtulan fırka ise, benim ve ashabımın yoluna uyanlardır" buyurmuştur. (Hakim, Müstedrek, 1/129; Ebu Davud, Sünnet, 1; Ahmed, Müsned, 3/145)
 
Allahu Teala, son din olan İslâm’ı diğer dinlere üstün kılacağını taahhüt ettiği gibi, ümmetin sünnet üzere ittifak edeceğini, batılda birleşmeyeceğini de taahhüt etmiştir. Bu hususta Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
 
"Allahu Teala bana, (davetime uyan) ümmetimin sapık bir fikir ve yol üzerinde ittifak etmeyeceği garantisini verdi. Siz bir ihtilaf gördüğünüzde çoğunlukla beraber olun." [2]
 
Hadiste geçen “sevad” kelimesi, çoğunluğu ifade etmek için kullanılan bir kelimedir. İhtilaf edenler dahi bu büyük çoğunluğun, müslümanların genelini ifade ettiği hususunda hemfikirdirler. Bid’at ehli ve muhalifler ise, daha önce belirttiğimiz gibi bir takım fırkalar ve küçük gruplardır. Onlar farklı cemaat ve gruplardır. Her bidatçı bir fırkayı, her küçük grup da bir farklı bir grubu temsil eder.
 
Beraber olmamız emredilen büyük çoğunluk, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’ın teşkil ettiği büyük topluluktur. Onlar, geneli ve ekseriyeti oluştururlar. İşte bu nedenleridir ki Ömer b. Abdülaziz ve diğer salihler şöyle derlerdi: "Bizim dinimiz, yaşlıların, mektep çocuklarının ve çölde yaşayanların dinidir." Yani genelin sahip çıktığı, bozuk şeylerden uzak, ilk hâliyle kalan dindir. Hz. Rasûlullah (s.a.v) kurtulan fırkayı tarif ederken şöyle buyurmuştur:
 
"Bugün sizin bulunduğunuz hâl üzere olan kimselerdir." [3]
 
İslam ümmeti, farklı grupların sonradan ortaya çıkarttıkları şeylerin, Sahabe’nin içinde bulunduğu yolu ve hâli temsil etmediği hususunda görüş birliği içindedirler. Sahabe onların söylediğini söylememiş, onlardan böyle bir haber nakledilmemiştir. Çünkü onlar yukarda zikrettiğimiz gibi sünnet üzere yaşamaktaydılar. Onların hiçbirinden bunun aksine bir durum nakledilmemiştir. Onlardan nakledilen şeyler, birinci ve ikinci asırdaki ümmetin yoluna uygun şeylerdi. Daha sora, hicrî üçüncü asrın bir kısmında ve dördüncü asırda  zikrettiğimiz  şekilde yeni ihtilaflar ortaya çıkmaya başladı.
 
Amr b. Dinar, Eyyub ve Hammad b. Zeyd’e Mürci’nin ve Cehmiyye mezhebi’nin görüşleri zikredildiği zaman şöyle derlerdi:
 
"Kendisinden daha yaşlı olduğum böyle bir din anlayışına Allah lanet etsin!" Çünkü onlar, bidatçıların sonradan ortaya çıktığı bu görüşlerin öncesini görmüş ve yaşamış kimselerdi.
 
Bizi hidayet yoluna sevk ettiği ve hak üzere tuttuğu için göklerin, yerin ve bütün alemlerin Rabbine hamd olsun. Allah bize hidayeti nasip etmemiş olsaydı, bizler de doğru bulamazdık. O’nun bize sünnet nimetini nasip etmesi, İslam dini ile bizi nimetlendirmesi gibi yüce bir nimettir. Çünkü, Allahu Teala’nın bize Hz. Rasûlullah (s.a.v) ile ihsan ettiği nimeti, Yüce Zatını tanıma nimeti gibi şerefli ve kıymetlidir. Çünkü Yüce Allah, Kur’an’da Hz. Peygamber’e (s.a.v) itaati, kendisine itaat ile birlikte zikretmiş, ona itaati kendine itaat kabul etmiştir. Bir de Yüce Kur’an’ın sünnetin açıklamasına olan ihtiyacını düşündüğümüzde, Allahu Teala’nın, Hz. Peygamberle (s.a.v) ne büyük bir lütufta bulunduğunu anlarız.
 
Hz. Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
 
"Şeytan, tek kişi ile beraberdir. O iki kişiden uzak durur. Sizin tek başınıza hareket edeniniz, koyunun tek başına hareket edip sürüden ayrılan ve uzaktakine tabi olan gibidir. Her kim cennete girmek isterse, cemaatten ayrılmasın. Her kim cemaatten ayrılırsa cehennemdedir." [4]
 
Ebu Galip, Ebu Umame’yle ilgili şu hadiseyi nakletmiştir:
 
"Ebu Umame (r.a), Basra’dan getirilen ve Dımeşk’te sırıklara takılarak teşhir edilen Haricilerin kellelerine baktı ve şöyle dedi: "Bunlar, göğün altında bulunan en kötü ölülerdir! Onların öldürdükleri de en hayırlı ölülerdir." Ardından onlar için: "Cehennem köpekleri!" dedi. Ve şu ayeti okudu: “Kalplerinde eğrilik bulunanlara gelince, onlar fitne çıkarmak için şüpheli şeylerin peşine düşerler." [5]
 
Ardından da şu ayeti okudu:
 
"Bazı yüzlerin ağardığı, bazı yüzlerin de karardığı gün, yüzleri kararanlara: İman ettikten sonra inkar ettiniz ha! denilir." [6]
 
Parmağıyla, onlara işaret etti ve sonra bir süre ağladı. Ben kendisine: "Ya Eba Ümame! Onlar hakkında bu kadar şeyler söyledikten sonra bir de ağlıyor musun?" diye sordum; bana şöyle dedi: "Allah şu insanları bu duruma düşüren İblis’i kahretsin. Ya Eba Galib! Bunlar da bizim dinimiz üzereydiler. Şu başlarına gelen duruma ağlıyorum. Bunlardan senin beldende de çok var. Allah seni onlardan etmesin!" dedi ve bu duasını üç kere tekrarladı. Ben: "Âmin" dedim ve kendisine:
 
"Bu söylediklerin  Rasûlullah’tan (s.a.v) işittiğin şeyler mi, yoksa onları kendi görüşünle mi söylüyorsun?" diye sordum; bana dönerek üç kere: "Eğer bu söylediklerimi kendi nefsimden söylemiş olsaydım, din konusunda çok cesur davranan birisi olurdum. Ben, Rasûlullah’tan (s.a.v) birkaç kez değil, defalarca şu hadisi işittim:
 
"Hrıstiyanlar yetmiş iki fırkaya bölündüler; benim ümmetim de onlardan bir fazla fırkaya bölünecek ve çoğunluğunun haricinde hepsi de cehennemde olacaktır." [7]
 
Yanımızda bulunan bir kişi : "Ey Ebu Ümame, falan kimseler bu çoğunluğun içinde midir?" diye sordu; Ebu Ümame (r.a) şu cevabı verdi: "Eğer bunların yaptıkları gibi yaparlarsa işledikleri günahların hesabı onlara aittir; sizin yaptıklarınızın hesabı da size aittir. Cemaat hâlinde olmak, bölünüp gruplara ayrılmaktan, itaat içinde olmak ise günah işlemekten daha hayırlıdır."
 
Ardından yine haricilerin kesik kafalarına baktı ve şöyle dedi: "Bize kızıyor ve bizi öldürüyorsunuz hâ. Bunlar Haricilerin başlarıdır! Onlar, Nehravan’da müminlerin emiri Ali b. Ebi Talib’e (r.a) isyan eden Harûrîlerdir."
 


[1] Dilaver Selvi, Ehl-i Sünnet İnancı.
[2] İbnu Mace, Fiten, 8; Ahmed, Müsned, IV, 278; Hakim, Müstedrek, I, 114-116; İbnu Ebi Asım, Sünnet, No: 80, 84; Elbani, Daife, 2896.
[3] Hakim, Müstedrek, I, 129; Tabarani, el-Kebir, No. 7659; Heysemi, ez-Zevaid, VII, 259.
[4] Birbirini tamamlayan rivayetler için bkz: Tirmizi, Fiten, 7; Hakim, Müstedrek, I, 114; Ahmed, Müsned, V, 233; Tabarani, e-Kebir, XX, 164. (No: 344-345); İbnu Asım, Sünnet, No: 80, 86-88; Heysemi, ez-Zevaid, V, 219.
[5] Âl-i İmran 3/7.
[6] Âl-i İmran 3/106.
[7] Tabarani, el-Kebir, No: 8035, 8051, İbnu Ebi Asım, Sünnet, No: 68; Heysemi, ez-Zevaid, VII, 258.



Konu Adresi: http://www.dervisler.net/ehli-sunnetin-ozellikleri-t29216.0.html



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Göktürk-2 İçin Geri Sayım Ey Nefsim..! ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.166 saniyede oluşturulmuştur


Ehl-i Sünnetin ÖzellikleriGüncelleme Tarihi: 19/11/19, 01:37 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim