Elest Bezmin’den Gurbet Yollarına - Semerkand Aile
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.053 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.599 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 1 ileti gönderildi.. Toplam : 22897 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Elest Bezmin’den Gurbet Yollarına , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3877 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Elest Bezmin’den Gurbet Yollarına }   Okunma sayısı 3877 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Rehnüma

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.138
  • Konu: 197
  • Derviş: 20900
  • Teşekkür: 129
Elest Bezmin’den Gurbet Yollarına
« : 24/05/14, 20:53 »

Bir gün, Rasulullah Efendimiz (s.a.v) Hz. Ali (r.a) ile sohbet ederken, kimseye anlatmaması şartıyla ona ilahi aşkın sırlarından bahseder. Hz. Ali, Efendimiz’den öğrendiği sırların ağırlığı altında adeta ezilir. Taşıyamaz olduğu bu hal onu alır, Medine şehrinin dışına kadar götürür. Ne kadar zamandır yürüdüğünü bilmediği çölde, yolu suyu çekilmiş bir kuyuya varır. Gönül dünyasına akmaya devam eden ilahi sırlar benliğine sığmaz olduğunda Hz. Ali dayanamaz artık, feyiz ve muhabbetle bezenmiş duygularını kupkuru kör kuyuya döker. Hz. Ali’nin dilinden dökülen sırların güzellikleriyle dolan kuyu da coşarak deruni bir heyecanla sel olur taşar. Taşan suların bereketi ile kuyunun etrafında bir bir kamışlar boy verir.

Aradan günler geçer ve kuyunun başına bir çoban gelir. Kamışlardan birini keser. Kestiği kamışın gövdesine çeşitli yerlerinden delikler açar. Sonra dudaklarına götürüp üfler. Çoban nefesini verir vermez kamıştan aşıkane inleme ve feryat sesleri yükselmeye başlar. Kamış her işiteni hayran bırakan seslerle birlikte ününü de yaymaktadır. Efendimiz, kalbe vecd ve heyecan veren bu sesleri duyunca işin aslını anlar. Hemen Hz. Ali’yi çağırıp “Sana anlattığım sırrı açıkladın mı?” diye sorar. Hz. Ali “Evet, ya Rasulallah! O yüce sırrı kalbime sığdıramadım. Suyu çekilmiş bir kuyuya söylemeye mecbur kaldım” diye cevap verir. Mevlana’nın aktardığı bu hikayeye göre o kuyunun etrafında boy veren kamışlar “ney” diye bilinir.

Ney ve insan...

Mevlana bu iki varlığı birbirine çok benzetir. Mesnevisi’nin ilk on sekiz beytinde, Ney’e anlattırdığı hikaye ile yeryüzünde görülen ilk insanın tarihinden daha eskilere götürür bizleri. “Elest Meclisi’nde, kalu bela” ile maksudunu bulan yüce ruhların hikayesine...

Allah (c.c), hiçbir şey mevcut değilken, evvela Peygamberimiz’in nurunu, sonra ruhlar alemini yaratır. Orada bütün ruhları bir mecliste toplayıp sorar: “Elestü bi-Rabbiküm?” Yani, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Ruhlar bu soru karşısında “Evet, şüphesiz Sen bizim Rabbimizsin” derler. Bu meclis “Elest Meclisi” yani “ruhların bir araya gelip tanıştığı ilk toplantı” olur. Varlığın bu ilk toplantısında bütün ruhlar birbirlerine şahit olurlar; dünya denilen misafirhaneye gelip ete kemiğe büründükleri an verdikleri sözün unutulmaması için…

Hür olan ruh, “Elest Bezmi”nden, gurbet diyarı olan bu dünyaya gelince, ceset kalıbının içine hapsolup beş duyunun emri altına girer. “Vatan-ı asli”nin hasreti buram buram tüter bağrında. Istırabı büyüktür. Altın kafeste “Vatanım, vatanım” diye feryad eden bülbül gibi ağlar haline. Zira ulvi bir alemden süfli bir yere gelmiştir. Hz. Mevlana bu gurbeti, ney’le insan arasında münasebet kurarak şöyle anlatır: “Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri feryat ve iniltim dünyadaki herkesi ağlatır. Ayrılık bağrımı pare pare eylesin ki aşk derdini anlatabileyim. Her kim aslından uzak olursa, o, vuslat anını bekler durur. Gerçi feryadım sırrımı ifşa ediyor, lakin birçok gönülde bunu sezecek nur yok! Can ve ten birbirinden gizli değildir. Fakat canı görmeye izin yok!”

Hz. Mevlana bir rubaisinde ise şöyle der: “Ney’i dinle ki, neler neler söylüyor. Allah’ın gizli sırlarını ifşa ediyor. Yüzü sararmış, içi boşalmış, başı kesilmiş, yahut neyzenin nefesine terkedilmiş olduğu halde, dilsiz ve kelamsız feryat ederek ‘Allah... Allah...’ diyor.” İnsan vatanı zannettiği dünyada misafirdir, yolcudur. Asıl vatanı olan cennetin özlemi vardır yüreğinde. Tıpkı yetiştiği kamışlıktan ayrı düşen ve ateşle dağlanarak bağrında delikler açılan ney gibi. Başına, ayağına, hatta boğumları arasına madeni halkalar ve teller takılmış, yani kelepçelerle mahkum edilmiş, bundan dolayı da kupkuru ve sapsarı kesilerek benzi sararmış biçare ney misali, ruhlar aleminden ayrılan insan da dünyada garip ve perişan bir haldedir. Alem-i ilahideki kıymetli yerinden sonra bu dünya kervanında bir yolcudur ancak. Ayrılığın hüznünü yaşarken vuslat anını özler. Gönlünün gurbet ilacını arar.

Gönlü gurbetten kurtarmak

Sufiler için zikir, “Elest Bezmi”ni ve orada verilen sözü hatırlamaktır. Allah’ı sevmek, O’ndan korkarak gafletten kurtulup müşahede haline bürünmek… Allah’tan başka her şeyi gönülden çıkararak “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualinin cevabı olan “evet” kelamını unutmadığını her an gönülde yaşamak… Bu ise gönlü gurbetten kurtarmaktır.

Gurbeti yüreğinde taşıyan bir şair, gönlün bazı merhalelerini anlatırken “Bir merhaleden güneşle derya görünür / Bir merhaleden her iki dünya görünür / Son merhale bir fasl-ı hazandır ki, sürer / Geçmiş gelecek cümlesi rüya görünür!..” der.

Fatih’in veziri olan şair Ahmet Paşa bir beytinde şunları söyler: “Canıma bir merhaba sundu ezelde çeşm-i yar / Şöyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim” (Ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba sundu. O gün bu gündür, o bakışın sarhoşluğuyla başka birinin merhabasını hiç tanımadım.) Elest Bezmin’de verdiği sözü hatırlarken, sadakati ve tutarlılığını da yad eder.

Mevlana, “Elest sakisi (yani Allah), bu süfli çorak toprağa bir yudumcuk aşk şarabı saçtı. O çorak toprak bu yüzden coştu, verimli hale geldi. Biz de o coşkunluktan meydana geldik. Ey ruhların sakisi olan Yüce Allah, biz pek tembelleştik, bize o aşk şarabından bir yudumcuk daha ihsan et” diye yakarır ruhunun sakisine. Son söz olarak diyelim ki, bize de Mevlana gibi “Elest Bezmi’nde” verdiğimiz söze sadık kalmayı nasib et Ya Rab! Aşk şarabından bir yudum da bize ihsan et Ya Rab!

(Semerkand Aile Dergisi,Kadriye Bayraktar,Diğer Yazılar)

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/elest-bezminden-gurbet-yollarina-t35096.0.html



Arada bir yar köyüne varan derviş olur amma,
Gittiği her yeri yar köyü yapan kesin aşık’tır.
(Serdar Tuncer)


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Estetik bir kaza Bir adam çok sevdiği kadına şiirler yazıyordu. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.284 saniyede oluşturulmuştur


Elest Bezmin’den Gurbet Yollarına Güncelleme Tarihi: 22/10/19, 21:22 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim