Erzincanlı Bir Veli ve Mesnevisi - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.128 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.913 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22985 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Erzincanlı Bir Veli ve Mesnevisi, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2452 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Erzincanlı Bir Veli ve Mesnevisi}   Okunma sayısı 2452 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 31
Erzincanlı Bir Veli ve Mesnevisi
« : 11/07/12, 21:28 »

Hayyat Vehbi ya da Terzi Baba adıyla meşhur Erzincanlı Muhammed  Vehbi, 1780 yılında doğmuştur. Terzi Baba lakabı, anne ve babasının arzusuyla yürüttüğü terzilik mesleği sebebiyledir. Naksibendîlik yoluna mensup Terzi Baba’nın mesnevi tarzında yazılmış Miftahu’l-Kenz adlı bir de eseri bulunmaktadır.
 
Terzi Baba ümmiliği ile meşhur olmuş zatlardandır. Hakkındaki bilgileri Osmanlı Müellifleri, Sefîne-i Evliya ve Esmâü’l-Müellifin gibi eserlerden elde etmekteyiz. Sefine-i Evliya’da hakkında şöyle denilmiştir:
 
“Allah vergisi kabiliyeti dolayısıyla dünyaya muhabbeti yoktu. Bir taraftan mesleğiyle, diğer taraftan ibadetle meşgul olurdu. Dilini ve kalbini zikrullahtan ayırmazdı. Hatta dükkanında dikiş diktiği sırada her iğne sokuşta lafz-ı celâl ile dilini süslerdi.” Terzi Baba, Mevlâna Halid Bağdadî k.s. hazretlerinin halifesi olan Erzincanlı Abdullah Mekkî Efendi hazretlerinin müridliğini talep etmiş ve ondaki Allah vergisi kabiliyeti gören Hazret de onu müridleri arasına almıştır. O günden sonra kendisinde tasavvufî neşe ve zevk artmış ve nihayetinde Abdullah Mekkî Efendi hazretlerinin halifesi olmakla şereflenmiştir. 1847 yılında Erzincan’da vefat etmiştir.
 
Kaynaklarda Terzi Baba için ayrıca şunlar da zikredilmiştir:
 
“O, halim selim, mütevazi bir zattı. Fakirleri çok seven, onlara daima merhamet ve şefkatle yaklaşan mübarek bir insandı. Anlatıldığına göre bir gün, Erzincan’a kâmil zatlardan seyyah bir kişi gelir. Bu kişinin üstündeki aba çok eskimiş, birçok yeri yırtılmış ve ele alınamayacak kadar kirlenmiştir. Elbisesini tamir ettirmek için terzilere giden zatın gittiği hiçbir terzi, dikmek bir yana, abaya ellerini sürmekten bile çekinir. Alttan alta alayla;
 
– Şurada Terzi Baba var, ona götür, derler. Biçare seyyah Terzi Baba’yı bulur ve meramını anlatır.
 
Terzi Baba, reddetmek yerine hüsn-i kabul ile “Abayı bırak, yarın gel, hazır bulursun.” buyurarak alır, güzelce yıkar, kurutur, diker, hazır hale getirir. Ertesi gün seyyah gelir, abayı teslim eder. Ücret de almaz. Abasını temizlenmiş, dikilmiş halde gören seyyah çok sevinir, Terzi Baba’ya gönülden dua eder. Terzi Baba, günümüzde “Miftâhu’l-Kenz” adlı eseri ile tanınmaktadır. Mesleği olan hayyatlığa (terzilik) işaret olarak Hayyat Vehbî mahlasını kullanmıştır. Eserin Türkiye kütüphanelerinde birçok yazma ve matbu nüshası vardır. Eserin kısa zaman içinde el yazma usulüyle birçok kez çoğaltılmış olması ve ayrıca 1859 yılında basılmış olması esere gösterilen kıymetin işaretidir. Aşağıda, bu eserden nesre çevrilmiş bölümler bulacaksınız. Çevirdiğimiz bu kısımlar Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki nüshalardan yararlanarak hazırlanmıştır. Nakşibendîliğin bazı esaslarını ve bu çerçevede nasihatları içeren eser mesnevi türünde yazılmıştır. Dili gayet sade ve akıcıdır.
 
Terzi Baba’dan…
 
Gel ey Hayyat Vehbi,
 
Kulun düşmanlarını anlat. Ki biz kime Allah için buğz edeceğimizi, kimi ve neyi Allah için seveceğimizi bilelim.
 
İnsanın dört büyük düşmanı vardır ve mert insan bunlara karşı gelebilendir. Bu dört şeyden kurtulan kendisinin sultanı olur.
 
Nitekim Allah “düşmanını gözet” buyurmuştur. Bu yüzden sizler daima bunları düşman bilin.
 
Düşmanın biri nefstir, diğeri şeytan. Birisi kötü arkadaştır, bir diğeri ise dünya.
 
Nefs-i emmare büyük düşmandır. Ancak ona muhalif olarak onu kahredersin.
 
Onun sözünü tutma, çalış çabala ki, sakinleşsin. Böylece nefsini öldürüp sen de rahata erersin.
 
Eğer şeytana düşmanlık edeyim diyorsan, çalış çabala, Allah’ı zikret ve istikamet üzere ol.
 
Hiçbir zaman kötü arkadaşla beraber olma. Gün gelir sana düşmanlık eder.
 
İyilerle konuş, daima onlara yakın ol. Kalbini pâk edip temizle ve daima iyi huylu ol.
 
İyi huylu olup eğer kemale erersen, nice kötü kişiye nasihat etmen, onları hak yola çevirmen sırasında zarar görmezsin, sana zarar veremezler.
 
Dünya sevgisi de herkese düşmandır. Nice insanın ömrünü boşa harcamasına sebep olur.
 
Nitekim Allah da böyle buyurmuştur. Hiç aklı başında, yarın başına gelecekleri bilen adamın kalbinde dünya sevgisi barınır mı?
 
Zaten bir insan kulluğuna devam etse, herkes ona hizmetçi olur. Dünya sevgisi ise insana çok zahmet verir.
 
Ashab’ın haber verdiğine göre, Allah Rasulü s.a.v. de buyurmuştur: “Dünyanın kıymeti sinek kanadı kadar değil”dir.
 
Sürüye iki aç kurt girse, bütün sürüyü kırar geçirir, geriye bir şey koymaz. Fakat dünyanın verdiği ziyan hepsinden fazladır. Dünya kendisini sevene zarar verir.
 
Nitekim Mevlâ hadis-i kudside buyurmuştur: “İki sevgi bir kalpte yer almaz.”
 
Nasıl ki su ile ateş bir kapta toplanmaz, dünya sevgisi ile Allah sevgisi de bir araya gelmez.
 
İlâhi, cümlemizi bağışla ve hayırlı mal ver. Ve kalbimizi mâsivâdan temizle, şirk ve riyadan kurtulalım.
 
Bu dünyadan kurtulmak istersen, daima ölümü hatırlamaya bak. İlimle meşgul ol ve amel et. Nitekim Allah Kur’an’da ilmi övmüştür.
 
Allah Rasulü âlimleri övmüş ve benim vârislerim onlardır buyurmuştur. Allah Tealâ da Kur’an’da “Benden ancak alimler hakkıyla korkar” buyurmuştur.
 
Bu alimler ise, sözleriyle yapıp ettikleri birbirine uyanlardır.
 
* * *
 
Allah’ın Kur’an’da bahsettiği, büyük insanlardan söz edeyim. Onları anlatayım.
 
Onlar bu dünyanın alışverişine dalıp gitmezler, Allah’ın zikrinden gafil olmazlar. Kapleri daima zikr üzeredir ve daima Allah’ın huzurunda olduklarını bilirler.
 
Allah Rasulü s.a.v. de buyurmuştur: “Bedende bir et parçası vardır, o sağlam olursa beden de sağlam olur. Eğer o bozulursa, bedenin tamamı bozulur. O et parçası kalptir, bunu bilin.”
 
Gönülsüz, kalpsiz kul var mıdır? Tabii ki yoktur. Kalp yüce Mevlâ’nın nazar ettiği yerdir. Her an ona ilâhi bir nur dolar.
 
Çalış çabala ve kalbini mâsivâdan, yalandan, gıybetten, kibirden ve iftiradan temizle. Çünkü Allah Tealâ nazar ettiği yeri temiz tutanı sever.
 
Bir kez kalpten Allah diyenin imanı, o kişiyi kurtuluşa erdirir.
 
Zikr üzere olmak kalbi sükûna erdirir, kalp mutmain olur ve Allah kendisini zikredene daima yardım eder.
 
İlâhi! Kalbimizi mutmain kıl ki günahımızın farkına varalım, onun için ağlayalım.
 
İmanımız ezeli bir hidayettir. İnşAllah Rabbimiz imanımızı üzüntülerden, pişmanlıklardan muhafaza eder.
 
Kişinin kalbi tasdik hali üzere olursa, onun imanı daima güçlenir. O kişinin sözü doğru olur, maksadı, meramı belli olur.
 
Yalan ile iman bir arada olmaz. İkisi birden bir kalbe dolmaz.
 
Kişinin çabası imanını korumak üzere olmalıdır.
 
* * *
 
İlim hakkında çok söz söylemişler, her biri sanki şeker çiğnemişler.
 
Ben de bir kaç söz söyleyeyim, biraz şeker de ben çiğneyeyim.
 
Allah’a sığınırım ve derim ki, ‘Günahımı affeyle, gafletten uyandır.’
 
Sözlükte ilmin anlamı bilmektir. Gerek çalışıp çabalayarak olsun gerek Allah vergisi olsun, ilim derler.
 
İlim iki türlüdür: Biri ilm-i bâtın, diğeri ilm-i zahir. İkisi de birbirine uygundur, aklı başında olan, her ikisini de tatbik eder, kullanır.
 
İlm-i zahir nedir, dinle şimdi. Biraz açıklayayım: Allah kelamından ve hadisten çıkarılmıştır ilm-i zahir. Herkes bu ilme muhtaçtır.
 
İslâmî ilimler bu kaynaklardan çıkmıştır ve müçtehitler çok manalar ortaya koymuştur.
 
İster oku, ister dinle. Fakat amel etmezsen ziyanı çoktur.
 
Amelden maksat işte bu okumaktır, amel edip günahtan necat bulmaktır, kurtuluşa ermektir.
 
Okuyorsan amel et ve hakkı söyle. Sana zarar vermek isteseler de doğru söyle.
 
Eğer zarar gelir diye doğru söylemezsen, İlâhi huzura nasıl çıkarsın, ne yüzle gidersin?
 
İlâhi! Dilimize hakkı söylet. Bize bir ziyan değerse de sen doğru söylet.
 
Müçtehitler içtihat ederek, itikadı sağlamlaştırdılar.
 
İtikadda mezhebimiz Matüridî, amelde İmam-ı Azam mezhebidir. Bu ikisidir mezhebimiz, amelde itikadda uyduğumuz.
 
Ayrıca dört mezhebin de cümlesi haktır. Şafiî, Malikî, Hanbelî… hepsi doğru. Sen kendi mezhebince amel et.
 
Falan mezhep hatalıdır demek hatadır. Her biri Hak tarafından verilmiştir. Eğer varsa zaten hatası, affetmiştir onu Hüdası.
 
İçtihat ederek onlar aldı sevabı. Bize gerek değil onun hata hesabı.
 
Hakikatte bilinmez Hakk’ın muradı. Muradullahtır cümlemizin itikadı.
 
Kulun cüz’i iradesi vardır ve maksadına onunla yönelir.
 
Kalbe çok manalar atılır. Dört şeyden gelir bu manalar. İkisi bir vasıtayladır.
 
Bu vasıtalar ya melek olur yahut şeytan. Melek tarafından atılan manaya ilham derler.
 
Bu ilham hayra uygun olur ve dinin hükümlerine mutabık olur.
 
Şeytan ise kalbe vesvese atar. Bu da Allah’ın hükümlerine muhalif olur ve şeytan daima birbirine benzer şer işler atar kalbe.
 
İnsana çok hileler yapar.
 
İnsan ancak Allah’ı zikrederek şeytandan kurtulabilir.
 
İlahî! Sen kerem kıl, yardım et. Onun şerrinden kurtulalım.
 
* * *
 
Herhangi bir vasıta olmadan kalbe gelen manalar ise, biri nefistendir, diğeri Hak’tandır.
 
Nefsten gelenin adı hevâdır ve senden isteklerini yerine getirmeni talep eder.
 
Oysa onun istekleri dinin hükümlerine muhaliftir ve o senin katı bir düşmanındır.
 
Mana, kalbe güneş gibi doğarsa, ona havâtır derler ve Hak’tandır.
 
O daima Allah’ın hükümlerine uygun olur. Onu takip eden Hakk’a yol bulur.
 
Haramdan sakınırsan fark edersin. Kalbe atılan kimden, sezersin.
 
Allah cüz’î irade verdi sana, öyleyse iradeni O’nun muradına göre sarf et daima.
 

Abdullah GÖKMEN – Semerkand Dergisi , Kasım 2009.
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/erzincanli-bir-veli-ve-mesnevisi-t31298.0.html




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 31
Okundu: Erzincanlı Bir Veli ve Mesnevisi
« Cevapla #1 : 11/07/12, 21:31 »

Gel ey Vehbi, fakirliği açıkla! Tasavvufa göre bu konuda biraz söz söyle! Allah Rasulü s.a.v. “Fakirlik benim iftiharımdır.” buyurdu.
 
Bu sözden maksat -Allah bilir- ümmetin fakirliğidir.
 
Allah Rasulü’nün bununla övünmesi de şundandır: Fakirlik sıkıntıya sebep olmaz, Allah Rasulü de bu ümmetten.
 
Nitekim buyurdu ki: “Bu ümmetle iftihar ederim. Allahım, şükür ki bunu bana müyesser kıldın.”
 
Fakirlikten maksat, fanilik, yokluk da olabilir. Nitekim dünyanın varlığı yokluk üzerinedir, mutlaka yok olacak.
 
Yer ve gök, tamamı yok olacak, hepsi fani olacak.
 
İşte Allah Rasulü s.a.v. bunu muhabbet vesilesi sayar, bu yüzden yokluk ile iftihar ederdi.
 
Yine fakirlikten maksat, Allah’a muhtaç olmak da olabilir. O, bununla iftihar etmektedir.
 
Onun itimadı, güveni Allah Tealâ’yadır.
 
Allah Rasulü kanaat hazinesiydi. Cömertlikte de nihayete ermişti.
 
Dağlar altın olup aksaydı önünden, o yine de ümmetini isterdi.
 
Ümmeti için vatanını değiştirdi, ömrü boyunca dertli, sıkıntılı kimselere yardım etmek için uğraştı.
 
“Vatan sevgisi imandandır.” buyurdu ve Medine’de kalmasını böyle açıkladı.
 
Belki Allah Rasulü, bu vatan ile cennet sevgisini de söylemiş olabilir.
 
Nitekim cennete giren kişinin bütün işleri selamete erer.
 
Orada Hakk’ın cemalini görür, imanının tasdiki daim olur.
 
Allah’ın teccellisinin olduğu yerde kulun imanı artar.
 
Bu yüzden orayı sevmek imandandır.
 
Kabir de vatandır denilmiştir ve orayı seven tedarikli olur, hazırlanır ve öyle gider.
 
Fahr-i Alem Efendimiz’e dair
 
Allah Tealâ elçiler gönderdi cihana.
 
Adem Safiyyullah ilk peygamberdir, ilk insan da o.
 
Onu balçıktan yarattı ve ruhundan üfledi.
 
Ruhu ile onu mükemmel kıldı ve ona isimleri öğretti.
 
O atamızdır, melekler ona secde etmiştir. Bütün yaratılmışlar ona hürmet gösterir.
 
Daha sonra birçok peygamber geldi. Hepsi Allah’ın elçisidir, gerçektir, takva sahibidir.
 
Cümlesinden sonra gelmiştir Fahr-i Alem Efendimiz ve peygamberlerin mührü hükmündedir.
 
Bütün peygamberlerin en faziletlisidir, yaratılmışların en kıymetlisi.
 
Alemler O’nunla rahmet, dert ehli O’nunla şifa bulur.
 
Cümle alem, nebiler ve melekler ona karşı istekli.
 
O da severdi cümle halkı, insanları. Asla kalbinde kin tutmazdı.
 
Bütün kâfirlere dua ederdi. “Hidayet ver ya Rabbi” diye ricada bulunur,
 
Kimseye hor gözle bakmazdı. Kimseyi incitmez, gönül yıkmazdı.
 
Suçluları bağışlar, affeder, yüzlerini kara bırakmazdı.
 
Allah’tan ümmetini talep eder, gece gündüz çabasını bu uğurda harcardı.
 
Allahım! Habibinin hürmetine bizim de suçumuzu affet, bağışla.
 
İlahi! Senden Muhammed  Mustafa’ yı bize şefaatçı kılmanı isteriz.
 
O’nun hürmetine bizi kabul et, senin rızana yol bulalım.
 
Dört halifeyi sevmek
 
Ebubekir r.a. oldu ilk olarak halife. Böylece vazife ona intikal etti.
 
Peygamberlerden sonra en faziletli insandır o. Sahabilerin de en faziletlisi odur.
 
Allah Rasulü s.a.v. ona “Sıddîk” demiştir. O daima O’nun sözünü tasdik etmiştir.
 
Ebubekir r.a. doğruluğun sadakatin şehri olmuştu. Hakk’ın lütfuna mazhar olmuştu.
 
Hak yol üzereydi daima, Allah Rasulü’nün de mağara arkadaşı.
 
Malını mülkünü Hak yolunda infak etti, kendisine bir şey koymadı.
 
Yüce Mevlâ Kur’an’da övdü onu.
 
Ondan sonra Hz. Ömer r.a. adaletle halifelik yaptı.
 
Alemi adaletle doldurdu, devrinde adaletin kapısı oldu.
 
Allah Rasulü, Hz. Ömer’e, hakkı bâtıldan ayırdığı için “Faruk” demişti.
 
Üçüncü halife Hz. Osman r.a. oldu. İnsanlar ve cinler hayâ ederdi ondan.
 
Onun zamanında Kur’an tertip edildi, toplandı. Mana aleminde bakıp, edeple Kur’an’ı sıraladı.
 
Allah Rasulü s.a.v. ona iki kızını verdi, ona iki kez inayet kıldı, yardım etti.
 
Bu yüzden onun lakabı “İki Nur Sahibi”dir. Takvası ile hayâ kapısı.
 
Onun ardından Hz. Ali r.a. halife oldu. O Allah’ın arslanıdır.
 
Yüce Mevlâ ona çok ihsanlarda bulunmuştur. Onun eliyle yardım göndermiş herkese.
 
Allah Rasulü ona kızı Fatıma’yı verdi. Yine ona ilmin usulünü öğretti.
 
O da ilmin kapısı oldu, bölümlerini açıkladı.
 
Bu dört halifeye hürmet ve saygı göstermek gerekir bize. Her birini mertebesine göre bilmemiz gerekir.
 
Onlar hakikat sırlarının hazinesidir. Nice incelikler onlarda zuhur etmiştir.
 
Onlar Peygamberimizin dostları, doğrulayıcılarıdır.
 
Onlara hürmet göster ve sakın onların hakkına girme!
 
Allah aşıklarına dil uzatma, onlarda bir kusur arama!
 
Mürşide bağlılık
 
Gel ey sâlik, bu asi kula kulak ver! İşit, dinle canı gönülden, bak neler der.
 
Devamlı olarak zikrini çekersen varlığın necat vesilesi olur. Kurtuluşa erersin.
 
Hatadan dön, tevbe et. Tasavvuf yolu üzere ol, söyleneni uygula.
 
Mürşidine karşı muhabbetli ol, hürmet göster ona.
 
Ne söylerse kabul et. Mürit olan böyle yapmalıdır.
 
Onun emrini tut, rızasını gözle, boş işleri terk et.
 
Mürşidinin yüzüne yüzüne bakma, sözüne kulak ver, dinle.
 
Meramını anlamamış olsan bile mürşidinin sözünü reddetme.
 
Aklın ermese bile kabul et. Kusur aramaya kalkma.
 
Mürşidin emri sana geçici bir sıkıntı veriyorsa da, Musa a.s. ile Hızır a.s.’ı düşün. Hakikatini anlamaya çalış.
 
Yanında boş sözler konuşma. O ne söylerse önem vererek dinle, kabul et.
 
Kullara hürmet
 
Gel ey Vehbi, Hak kelamını dinle, Hakk’a dair kim bir şey söylerse anla.
 
İki cihanda rahmet bulayım dersen, salât ile selama rağbet et.
 
Gel ey sâlik, can gözünü aç, mâsivâdan yüzünü çevir.
 
Allah’ın kullarına hürmet göster, gücünün yettiği kadar Hakk’ı anlamaya çalış.
 
İnsanlara karşı mülayim ol, nasihat et, doğruyu söyle. İstediğin şeyi Hak’tan iste, ondan rica et.
 
Kulun çalışması, çabalaması gerekir. Yardım ise Allah’tandır.
 
Yüce Allah kelamında Allah Rasulü s.a.v.’e hitaben buyurmuştur:
 
“Habibim! Allah’ın yardımı olmadan sevdiğini sen hidayete erdiremezsin. Ancak Hak Tealâ dilediğini hidayete erdirir, yüceltir.”
 
Kullar da irade gösterip çabalarlarsa hidayete kavuşup murada ererler.
 
Daima Hakk’ın muradını gözet, aradığını Allah’ın istediğinde bulursun.
 

Abdullah GÖKMEN – Semerkand Dergisi , Aralık 2009.






Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Zemzem Tarihi ve Faziletleri Güneşte son 5 yılın en şiddetli patlaması ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.06 saniyede oluşturulmuştur


Erzincanlı Bir Veli ve MesnevisiGüncelleme Tarihi: 06/07/20, 17:03 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim