Ev'den Evren'e - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22884 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Ev'den Evren'e , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1346 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Ev'den Evren'e }   Okunma sayısı 1346 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Ev'den Evren'e
« : 04/12/11, 23:00 »
Ahmet ALEMDAR

Her ev aynı zamanda evreni temsil etmektedir veya evren muazzam bir evdir. Cenabı Hakk’ın yüce zâtının kudretinin bütün ayrıntılarını görebileceğimiz mekân olan evren, nasıl farklılıkların hepsini bir arada barındırıyorsa, evimizde de hem cinsiyet hem de kişilik farklılıklarından oluşan bir bütünlük yok mu?!

Evrende bütünlük var. Tam bir bütünlük... Afrika’daki bir inilti Amerika’daki bir kişiyi en azından ruhsal olarak etkiler. Çünkü sadece dünyamızda değil, evrenin her zerresinin kendi aralarında muhteşem organik bir bağ vardır ve bizler de bu ağ içerisinde, olumlu veya olumsuz, nasibimize düşeni almaktayız.

Şöyle bir soru soralım: Bir otun yetişmesi için neler lazımdır? Aklımıza ilk gelen cevaplar, toprak, su gibi nesneler olacaktır. Bir otun yetişmesi için toprak, su, hava lazım; ancak bunlar için de dünya olmalı, güneş olmalı, kısacası evren yaratılmış olmalı. Yani bütün bir evren lazımdır. Yaratılmış olan her şey, bilim adamları tarafından sınırları belirlenemeyen evrendeki organik birliğe ait değil midir?

Evrendeki her bir gezegen, evimizin herhangi bir odasına veya evrendeki her bir galaksi, evimizin herhangi bir katına karşılık gelebilir. Zat veya sıfat tecellisi olsun, evrende zuhur eden bütün ilahî tecelliler, evimizde de meydana gelmektedir. Kendimizi ve evimizi, evrenin önemli bir noktası olarak görebilirsek, evrenin derinliğine ve sonsuzluğa doğru huzurlu bir seyahat için kapı açabiliriz.

Aşmamız gereken eşik, yerel aidiyet psikolojisidir. Ait olduğumuz evimizin evrene açılan bir pencere olduğunu yani evrenin bir parçası olduğunu idrak edemezsek yerel bağımlılığımızı aşamayız. Gözlerimizi sonsuz ufuklara yönlendiremeyiz. Kalbimizi Rahman’ın lütuflarına hazır hale getiremeyiz. Çünkü birlikte yaşadığımız ve hayatımızı kolaylaştıran nesneler bizim için sadece maddi anlamda değer ifade etmekte, ayak bağı olmakta ve bizleri ruhanî letafetlere sevk edememektedir. Mesela bir aidiyet anlamında, anneler derneğine mensup olanlar her şeye sadece anne gözü ile bakarlar, bütüncül gerçeği bir türlü yakalayamazlar.

Ama sen aidiyetini, kullandığın eşyalar ve içinde yaşadığın ortam yerine Allah’a verirsen, bütün yerel aidiyetler yok olur ve ‘evrensel aidiyet’e kavuşursun. Yani evrenin temel bir ögesi haline gelirsin ki, bu makamda olan insan son derece geniş bir açıya sahip olarak yaşar. Bu insan bütün evreni kucaklayabilecek yetkinliktedir. Çünkü artık kendisi, niçin yaratıldığını, ne olduğunu ve ne yapabileceğini bilmektedir. Şuurlu, yani bilen ve bilinen bir varlıktır o.

“Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık; bunlar bir tesadüf eseri değildir. Bu, inkâr edenlerin zannıdır; yani onlar evrenin boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler. Ateşten vay hallerine o nankörlerin!” (Sa’d, 27)

Müslüman olan bir batılıya soruyorlar, Kur’an’ın hangi ayeti seni en çok etkiledi? Herhangi bir ayeti söylemesi beklenirken, o yeni müslüman olmuş batılı der ki: “Kur’an bir resim tablosu gibidir. Resmi bütün olarak algılar ve güzel dersiniz.”

Kendimizi, evimizi, evreni bir bütün olarak algılayabilsek… “Ne ararsan kendinde ara!” diyen arifler, insanın kendisiyle tanıştıkça çoğalacağına ve bu çoğalmanın sonsuza kadar süreceğine işaret ederler. “Mantıku’t-Tayr” isimli eserde de geçtiği üzere, insanın kendi evinde suyu varsa, dışarıdan boru döşeyip evine su getirme telaşına gerek var mıdır?

Evrenin kapısı gökyüzü değil, kalbimizdir. Gökyüzü ne ki; uzayda gök mü var? Evrende ne varsa hepsinin insanda da bulunması, insanın en şerefli varlık olma konumunu belirlemez mi? Kimyacıların belirlediği gibi, yeryüzündeki elementlerin periyodik tablosunda yer alan bütün elementlerin özünün insanda var olması, kendisini “halife” makamına yükseltmez mi? Tabii ki bu makam, hem ilahî bir lütuf hem de kişisel gayret ve bu gayretlerden beklentisiz olma sonucunda elde edilebilir.

Kur’an’da Allah, Bedir Savaşı’nda müminlerin kalplerine verdiği “sükûn”dan bahseder. Allah’ın lütfettiği kalp huzuru ve başarı, sahabîlerin ihlâslı gayretleri ve samimi duaları sonucu olmuştu:

“Siz Rabbiniz’den yardım istiyordunuz, O da: ‘Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim’ diye duanızı kabul buyurmuştu. Allah bunu ancak müjde olsun, yani sevinesiniz ve kalbiniz bununla yatışsın, güvene ve huzura kavuşsun diye yapmıştı. Yardım yalnız Allah katındandır. Allah daima üstün, hüküm ve hikmet sahibidir. O zaman sizi, Allah’tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu, üzerinize sizi temizlemek, şeytanın pisliğini yani içinize attığı kötü düşünceleri sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu.” (Enfal, 9-11)

Teleskoplarla veya uzay binekleriyle evrende seyahat edenlerin görebildikleri nice muhteşem yıldız ve ışık kümelerinin değişik versiyonlarını, insanın göğü yarılsa kim bilir nasıl görebileceğiz?!

Abdülkerim Suruş’un “Evrenin Yatışmaz Yapısı” isimli eserinden esinlenerek diyebiliriz ki, herkes kendisine biçilen zaman ve mekânda kendi yörüngesini çiziyor ve kendi yörüngesinde gidiyor. Hayatta belirlenen yörüngede insan ilerlerken paralellik vardır ama aynılık yoktur. Aynılık, yörüngelerin bittiği, gökyüzünün kalmadığı, sınırların kaybolduğu sonsuzluk evreninde olabilir. “Nefsini bilen Rabbini bilir” kudsî sözü, insanın bulunduğu yörüngesini ve bu yörüngesinin bitimindeki sonsuzluğu görebilmesine de işaret ediyor olabilir.

İki damlanın, deniz hakkındaki konuşmalarına bir bakalım:

1. damla: “Deniz” diyorlar, nasıl bir şeydir acaba?
2. damla: Biz ona benziyormuşuz, ama o bize benzemiyormuş!
1. damla: Anlamadım!
2. damla: Sanki ben anlamış mıyım?
1. damla: Peki, nasıl gidilir oraya?
2. damla: Oraya gidilmez ki, o hep burada.
1. damla: Nasıl yani?
2. damla: Sen nesin, kimsin?
1. damla: Yine bir şey anlamadım!
2. damla: Zaten anlamak yok, anlar gibi olmak var. Sen ona vardığın zaman, kendin olmadığın için bir şey anlamıyorsun. Buharlaşmanı bir düşün!

.  .  .

İnsanın evrendeki uyumun mükemmel bir parçası olabilmesi için, hem doğuştan birtakım kabiliyetleri beraberinde getirmesi hem de bu kabiliyetlerin eğitilerek su üstüne çıkarılması gerekir. Eğitimin değeri de böylece ortaya çıkmış olur. İnsan eğitilip bir kıvama gelince, saat zembereği gibi, hayatta herkes için işe yarar bir makamda olabilmekte ve evrenin sonsuzluğunu huzur ve sükûnetle seyredebilmektedir.

Âdemiyet makamındaki insan, “alem-i ekber”dir; bir başka ifadeyle en büyük alem insanın kendisidir. Evreni bütünüyle ve derinliğiyle keşfetmek isteyen bir seyyah, birinci aşama olarak, evrenin özünü taşıyan bir insan olmanın yollarını aramalı ve bu seyahatinde kendisine rehberlik yapabilecek insanı bulmalıdır.


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/evden-evrene-t29059.0.html




Çevrimdışı merhamet

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 4.191
  • Konu: 794
  • Derviş: 6679
  • Teşekkür: 110
Sanki ben anlamış mıyım?
« Cevapla #1 : 21/04/12, 07:10 »
İki damlanın, deniz hakkındaki konuşmalarına bir bakalım:

1. damla: “Deniz” diyorlar, nasıl bir şeydir acaba?
2. damla: Biz ona benziyormuşuz, ama o bize benzemiyormuş!
1. damla: Anlamadım!
2. damla: Sanki ben anlamış mıyım?
1. damla: Peki, nasıl gidilir oraya?
2. damla: Oraya gidilmez ki, o hep burada.
1. damla: Nasıl yani?
2. damla: Sen nesin, kimsin?
1. damla: Yine bir şey anlamadım!
2. damla: Zaten anlamak yok, anlar gibi olmak var.
Sen ona vardığın zaman, kendin olmadığın için bir şey anlamıyorsun.
Buharlaşmanı bir düşün!

 :X06

:aro2:


"Sıkıntılarınızı Allah bilsin yeter. Başkalarının lafları sizi yıldırmasın.Yaptığınız işi Allah rızası için yapın"
"Hizmet ederken, size iftira eden, hakaret edenler olacaktır.
Sevdiğinizin hatrına sabredin."
"Ömür 60-70 yıldır, ahiret ise ebedül ebeddir."
Gavs-ı Sânî Hz.(k.s.)

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: Ev'den Evren'e
« Cevapla #2 : 21/04/12, 16:19 »
 :aro2:  Sanki ben anlamismiyim


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

20. yy. Bilim Adamı EINSTEIN Ayasofya Meselesi - Dünü Bugünü Yarını ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.275 saniyede oluşturulmuştur


Ev'den Evren'e Güncelleme Tarihi: 18/09/19, 22:26 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim