Evimiz Kalbimizdir - İslami İçerikli Yazılar
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Evimiz Kalbimizdir, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1405 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Evimiz Kalbimizdir}   Okunma sayısı 1405 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Hasret

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 983
  • Konu: 73
  • Derviş: 482
  • Teşekkür: 2
Evimiz Kalbimizdir
« : 01/09/08, 14:45 »
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  




Evimiz Kalbimizdir

Allah, önce bir can, sonra o candan eşini yarattı. Birbirinin tamamlayıcısı olsunlar
diye. Biri olmadan diğeri olmaz. İnsan çift yaratıldı, başka bütün canlılar gibi.
Aynı kökten, fakat farklı özelliklerle donanmış bir çift: Erkek ve kadın.
Bu fark, Hak Tealâ tarafından takdir edilmiş fıtrî bir farktır. O, erkek ve kadını
farklı isimlerinin tecelligâhı yapmıştır. Birinde olan diğerine verilmemiş, biri
diğeriyle tamamlanmıştır.Bu farklılığa rağmen bir ayrılık sözkonusu değildir.
Nihayetinde bu iki insan birbirine aittir. Ancak bir arada bütündürler. Birlikte
tamlık hissine, ahenge, uyuma kavuşurlar.
   
Hz. Adem ve Hz. Havva (selam üzerlerine olsun), ilk insan çiftini oluşturmuşlardır.
Allahu Tealâ, önce Adem Aleyhisselam'ı yaratmış ve ondan eşini, Hz. Havva
Annemiz'i yaratmıştır. Sonraki bütün çiftler, erkek ve kadınlar da onların neslidir.
Bu ilk çift, yaratıldıkları andan itibaren aynı hayatı paylaşan iki insan olmuşlardır.
Cennette birlikte yaşamışlar, birlikte hata etmişler, birlikte yeryüzüne indirilmişlerdir.
Yeryüzüne indirildiklerinde hata ettiklerini anlayıp, “Rabbimiz, biz kendimize
zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, muhakkak ziyana uğrayanlardan
oluruz.” diyerek Yüce Allah'a sığınmışlar, O da rahmetiyle karşılık verip, tevbelerini
kabul etmiştir.Biri diğerinden hiçbir zaman ayrı olmamıştır. Bazen birbirlerine
üzüntü kaynağı olabilirken, sevinci yaşamak için de birbirlerine ihtiyaç
hissetmişlerdir.Rabbimiz bu ilk erkek ve kadına ve onların nezdinde bütün
insanlara, kendisinden sakınmayı, emir ve yasaklarına uymayı, ayrılığa
düşmemeyi ve hayatı birlikte omuzlayıp, istikamet üzere yürümeyi emretmiştir.
Bu emre uyanlar, sağlam aileler kurarak güçlü toplumları oluşturmuş, bir
yandan ahirete hazırlanırken, dünyadaki hayatları da her zorluğa rağmen huzur
içinde geçmiştir.
 
Erkek ve Kadın Tabiatı

Erkek ve kadın her insan iman etmek ve Allah'ın emir ve yasaklarına uymakla
aynı şekilde sorumlu tutulmuştur. Fiziki farklılıklardan kaynaklanan özel durumlar
(kadınların özel hallerindeki hükümler, ya da ailenin geçiminde veya savaş gibi
durumlarda erkeğin öncelikle sorumlu olması vs.) dışında, dinimizin bütün hüküm
leri erkek ve kadın herkese yöneliktir.Buna göre, cinsiyet önemli olmaksızın
herkes yaptığı iyi işlere karşılık alacağı mükafatta da, kötü işlere karşılık
göreceği cezada da birdir. Bu manada herkes kendi sorumluluğunu taşır.
Bu gerçeğin bir tezahürü olarak bir ailede eşler arasında bir üstünlük veya
aşağılık olmaz. Fakat farklı sorumluluklar ve buna bağlı farklı roller vardır.
Allah'ın insan için takdir ettiği cins farklılıklarını görmezden gelmek, hayat
içinde hepsine eşit yük yüklemek elbette büyük bir adaletsizlik ve büyük bir
zulüm olur.Erkeği ve kadını aynı görmeye çalışmak ya da erkeği kadına,
kadını da erkeğe benzetmeye, böylelikle yaklaştırmaya kalkışmak, fıtrî olan
ayrımı çiğnemektir. Allah insanı nasıl ve hangi özelliklerle yaratmışsa (erkek
ya da kadın), insan da bu özellikleri belirginleştirmek ve kendi vasfına sahip
çıkmak hususunda Allah'a karşı sorumludur.Müslümanlar için erkek ve kadının
konumu, görevleri çok açıktır ve aile kurumu da ulvi bir nitelik taşır. Fakat
günümüzün yaygın zihniyeti tamamen fıtrata aykırı bir bakışla her şeyi
dünyevîleştirmiş ve kitle iletişim yollarını kullanarak müslüman toplumları da
etkilemişlerdir. Müslüman bir toplumun aile kurumunu sarsmak, o topluma
egemen olmak için büyük bir avantaj olacaktır. Bunda kısmen başarılı da
olunmuştur. Fakat her şey bitmiş değildir. Yeter ki müslümanlar batıl olanı
değil, ilâhî olanı kendilerine rehber edinsinler.
 
Onlar Birbirinin Örtüsüdür

Erkek kadınsız, kadın erkeksiz olamaz. Bu fıtrata aykırıdır. Yaradılışımız bizi
karşı cinsten biriyle eş olmaya zorlar. Buna direnen kişi neye sahip olursa olsun,
eşi yoksa tamam olma duygusunu tadamaz, bir boşluk hisseder ve hiçbir şey bu
boşluğu doldurmaz.Eskiler hiç evlenmemiş kişileri, bekâr kelimesi yerine daha
çok “cüftsüz” (çiftsiz) kelimesiyle ifade etmişlerdir. “Yalnız”, “tek başına” gibi
tabirler de kullanabilirlerdi. Fakat burada hiç evlenmemiş olmanın bir yarımlık
olduğunu ifade için, çiftini bulamamış anlamında cüftsüz tabiri tercih edilmiştir.
Çift, birbirinden ayrı iki şey değildir; ancak birbiriyle işe yarayan, anlam kazanan
iki şeydir. Ne erkek ne kadın cinsi birbirlerinden ayrı olarak bir anlam ifade etmez.
İnsan diğer bütün mahlukat gibi çift olarak yaradılmış ve ancak karşı cinsten bir eşle
bir araya gelindiğinde “eksiksiz” olarak tanımlanmıştır.Allah Tealâ'nın, “Onlar sizin
elbiseniz, siz de onların elbisesisiniz.” (Bakara, 187) buyurduğu üzere eşsiz olma
durumu çıplaklığın verdiği rahatsızlık hissiyle birlikte tarif edilmiştir. Erkek kadınla,
kadın erkekle örtünür, korunur, eksiklerini tamamlar ve mahremiyetini (kendine
has hayat alanını) muhafaza eder.Erkek, güzeli kadınla tanımlar. Ve o güzel
korunması gereken bir hazinedir. Kadın da yiğitliği, cesareti, korunacağı sığınağı
erkekle tasvir ve tasavvur eder. Kadın, erkeğin koruması altında sağlam bir kaleye
sığınmış, kendi devletine girmiş gibi olur. Kendine güven bulur. Erkek namusunu,
şerefini, kıymetli neyi varsa hepsini kadına emanet eder. Kadın kendisini güçlü kılan
bu emanetleri canı pahasına korur ve gölge düşürmez. Erkek de kadını incitilmemesi
gereken narin, mukaddes bir emanet olarak görür.Bütün bunlar hayatı daha anlamlı
yapan, insanı olgunlaştıran ve ahlâken güzelleştiren hususlardır. Bu nedenle erkek ve
kadın asla birbirinden ayrı düşünülemez ve bağımsız olarak değerlendirilemez.
 
Çift Olmaya Giden Yolda

Bütün erkek ve kadınlar çift olma ihtiyacını hissederler. Fakat bu bir araya gelmede,
eş olmada dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Çünkü gelişigüzel beraberlikler
bütünlüğü sağlayıcı bir çift olmakla sonuçlanmaz.Herhangi bir sınır tanımayan,
kuralsız beraberliklerin yaşandığı toplumlarda erkek ve kadının birbirini tamam
layıcılığından bahsedilemez. Hatta birbirlerine düşman oldukları ve birbirlerinden
uzaklaştıkları görülür. Bu durum “doğru” beraberlikler oluşturmanın da bazı
kurallara bağlı olduğunu gösterir.Erkek ve kadının ne maksatla ve nasıl bir araya
gelecekleri, eş olmanın yolu dinimizce bildirilmiş, bu konudaki görev ve sorumlu
luklar, sınırlar belirlenmiştir. Erkek ve kadın arasında varolan fıtrî alaka, duygular
ve arzular, ihtiyaçların karşılanması, ancak dinimizin bildirdiği bir evlilikle karşılığını
bulur ve doğru bir mecrada yol alır.Dinimiz evlenmeyi emretmiş ve geçerli bir
evliliğin kurallarını, şartlarını bildirmiştir. Buna göre doğru bir evlenmeyle, yani
şartlarına uygun bir nikâhla müslüman erkek ve kadınların bir araya gelmeleri
gerekir. Çünkü bekârlık dinimizce hoş karşılanmamıştır. Bekâr yaşamanın zarar
larına dikkat çeken Hz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz de “Sizin fenalarınız bekârları
nızdır.” (Suyuti, el-Camius-Sağir) buyurarak evliliğin önemini vurgulamıştır. Fakat
insanlar ancak Allah Tealâ'nın sınırlarına riayet ederek, kendilerini zarardan
koruyacak doğru bir evlilik gerçekleştirebilirler.Bununla birlikte evlilik hayatının
da insanca, müslümanca sürdürülmesi gerekir. Ancak bu şekilde erkek ve kadın,
ailenin şeref ve haysiyetini muhafaza edebilir, karı-koca hukukunun gereklerine
uyar, mutlu, huzurlu bir aile hayatı yaşar ve temiz nesiller dünyaya getirebilirler.
 
Benlik Davasının Olmadığı Yer: Aile

Evlilik bir erkekle bir kadının bir araya gelip aynı evde ayrı ayrı kendi hayatlarını
yaşamaları değildir. Dinimiz, evlenmeleri sonucunda erkek ve kadını bütünleştirir,
böylece iki ayrı kişi sorumlu oldukları tek bir hayatta birleşir. Artık birbirlerinden
ve birlikte bir hayattan sorumlu olurlar. Bu ortak hayat için erkek ve kadın kendi
lerine düşen görevleri gönül hoşluğuyla kabul eder ve yerine getirirler. Böyle
evlilik fıtrî bir ihtiyacın karşılanmasını aşar, bir ibadete dönüşür. Nitekim
Peygamber s.a.v. Efendimiz'in, “bir erkek karısının elini tuttuğunda parmakları
arasından günahları akar gider” buyurduğu rivayet edilmiştir. Çiftlerin birbirlerine
güzel muameleleri ibadet niteliğindedir. Evet, cemaatle yapılan ibadetlerin en huzur
verici olanı, kişinin cemaatle olduğu halde kendini ayrık hissetmediği ibadettir ki,
bu da kendinden gayrı görmediği kişilerle kurmuş olduğu cemaattedir. Bu hal kişinin
eşiyle birlikte olduğu zamanlarda kendini daha çok belli eder. Arada bir hukuk ve bir
sınır varsa da, hayatı ve sorumlulukları birlikte omuzlamış olmanın ortak şevkiyle
ibadetler coşkunlaşır, sürekli bir hale gelir.Hayırlı, bereketli, saygıdeğer, hürmete
layık temiz bir iş olan evlilik, Allah rızası için yapıldığı zaman her şey de olduğu gibi
mübarektir. Bereketle vasıflanır, kudsiyet kazanır ve bizi ilâhi olana bağlar.
Bu bağlılık her işi rahmete dönüştürür. Yaptığımız işler, evlilik, yuva kurmak,
karı-koca olmak, dünyanın geçici ve süfli boyutundan çıkıp yücelir, derin anlamlar
kazanır. Bu sayede evlilik, eşleri bedensel hazların ötesine taşır ve kalp itminanına
yöneltir. Karı kocanın bu gerçeği görmeleri ve fırsatı heba etmemeleri gerekir.
Bunun farkında olan müslüman erkek ve kadın, yuvalarının idaresinde, birbirleriyle
münasebetlerinde Allah rızasına uygunluğu gözetirler. Böylece aynı gayeye yönelmiş
insanların birlikte ibadeti gibi birbirlerine saygı ve sevgiyle yaklaşırlar.
 
Bir Lokma Olsun, Helalinden Olsun

Bir diğer önemli husus da, aile ocağına giren lokmanın helal kazançtan elde edil
mesidir. Geçimin helal olmayan yollardan sağlandığı bir ailede, aile saadeti için
gerekli diğer şartların gerçekleşmesi de zordur. Yuvanın temel taşı olan geçim
konusunda AllahTealâ'nın razı olmadığı davranışları sergileyen erkek veya kadın,
daha hangi noktada O'nun sınırlarına riayet edip de nezih, hürmete layık bir aile
oluşturacak ve temiz nesillere vesile olacaktır? Haram lokma ile bu mümkün değildir.
Allah Tealâ, gayesi dünya olanlardan dilediğine dünya nimetlerini bolca vereceğini,
fakat öylelerinin ahirette nasipleri olmadığını bildiriyor. Ahireti isteyip mümin
olarak yaşayanların da ecirlerinin karşılıksız kalmayacağını, hiçbir maddi varlığın,
zenginliğin karşılayamayacağı bir saadete ereceklerini müjdeliyor.Eşlerin,
yuvalarına giren kazancın helal olması için birbirlerine yardımcı olmaları büyük
önem taşıyor. Dünya nimetlerine hırs göstermemek bunun için etkili bir yol
olacaktır. Kanaat sahibi olmak, ihtiyacı bir şekilde karşılanmış iken daha fazlasını
istememek, geçim çabalarının helal sınırları aşmasını engelleyecektir. Unutulmaması
gereken gerçek, bir ailede asıl kazancın Allah yolunda atılan adımlar olduğudur.
Dünya varlığı bir kibrit çöpünün aleviyle yok olacak saman yığınıdır.
 
İhtiyacın Sınırı Var, Ya İhtirasın?

İnsan muhtaç olduğu şeye ulaşmak için çabalar. Ona ulaşmak isteği, herkeste farklı
farklı ortaya çıkar. Kimi insan gerçekten neye muhtaç olduğunu bilir. Bu bilgi onu bir
şeylerin peşinde savrulmaktan kurtarır.Çağdaş düzen ise insanın ihtiyaçlarının
sonsuz olduğu söyler. Buna karşılık ihtiyaçları karşılayan kaynakların da yetersiz
olduğunu iddia eder. Bu büyük bir yalan ve fitneden başka bir şey değildir.
İhtiyacın bir sınırı var. Dünyanın geçici olduğunu görerek, içinde bulunduğumuz
durumu imtihan bilip kanaat etmek bu sınırı belirler. Bu sınır, insanın ihtirasının
önünde bend olarak duran edebidir. Elinde bulunana şükretmesini bilmek, hayırlı
olandan başkasının talep edilmeyeceği bir ruh haline geçmek de bu edebin meyvesidir.
Elbette her evin ihtiyaçları vardır. Fakat ihtiyaç adı altında insanın kendine pek
çok şeyi yük edinmesi de mümkündür. Bunu iyi düşünmemiz, kendimizi her şeye
muhtaç hissetmememiz bizi gereksiz yüklerden kurtaracaktır. Sahiden ihtiyaç olan
bir şeyin eksikliği hayatı zorlaştırır. Fakat eksikliği hissedilmeyen şeyler için huzur
bozmak doğru değildir. Eşler başkalarının sahip olduklarına imrenerek üzülmemeli,
aile huzurunu bozacak söz ve davranışlarda bulunmamalıdırlar.İnsanın aslen bir
tek şeye ihtiyacı var; o da kalp huzuru. Bu huzura sahip olmayanın, dünya onun
olsa bile hiçbir şeyi yoktur. Huzuru olanın ise hiçbir şeyde gözü olmaz.
 
Eş-Dost ve Akraba İlişkileri

Aile saadetini teminde eşlerin dikkat etmesi, birbirlerine yardımcı olmaları
gereken bir husus da sıla-i rahimdir. Yani anne-baba ve akrabalarla irtibatı
devam ettirmektir. Böylece aile büyür, yalnızlık hissi yok oluşur. Ayrıca erkek
ve kadının güvenliğinde, işleri yoluna koyma ve zorlukları aşmada büyük yararlar
sağlanır.Eşler bu konuda da gerekli hassasiyeti gösterip, birbirlerinin akrabalarıyla
irtibatı sağlamada makul yollar bulmalı, kendi akrabaları için istediğini karşı taraf
için de isteyerek adaleti temin etmelidir. Zaten bir akrabalık söz konusu olmasa
bile diğer insanlarla doğru bağlar kurmak, iyi ilişkiler içerisinde olmak her
müslümanın görevidir.Rabbimiz'in bildirdiği mahremiyet sınırlarına riayet ederek
eşlerden birinin sıla-i rahim görevini yerine getirmesinden diğerinin memnuniyet
duyması gerekir. Eşlerin aralarında konuşarak, çözüm yolları bularak, taraf tutmadan,
 ayrım yapmadan akrabalarıyla irtibata devam etmeleri, müslüman toplumun sağlam
bir şekilde ayakta durması için önemlidir.Bir aile hayatında saadetin temini için
birçok şey söylenebilir, tavsiyelerde bulunulabilir. Fakat asıl iş, asıl gayret aileyi
oluşturan erkek ve kadına düşer. Hiçbir erkek ve kadın mutsuz olmak için bir
araya gelmez, bile bile huzurdan yoksun bir evlilik, bir aile hayatı istemez. Yeter
ki kişiler iyi niyetli olsunlar, sabırlı ve akıllı davranarak üç günlük dünya hayatını
kendilerine ve eşlerine zehir etmesinler.Her mümin bilir ki, asıl önemli olan Allah'ın
rızası ve ebedi cennet hayatıdır. Allah'ın her an yanlarında ve onlarla birlikte
olduğunu bilen eşler, birbirleriyle ve başkalarıyla münasebetlerinde, söz ve
davranışlarında, hep O'nun rızasını gözetirlerse, karşı cinsle bir bütün olmanın
hazzını yaşayacaklardır. Ve inşaAllah dünyada başlayan bu saadet burada kalmayacak,
büyüyerek, artarak, zenginleşerek ebedi hayatta devam edecektir.
Unutmamak gerekiyor; tam, eksiksiz, hiç bitmeyecek mutluluk cennettedir.


Semerkand

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/evimiz-kalbimizdir-t3880.0.html



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı (toprak)

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 312
  • Konu: 60
  • Derviş: 18
  • Teşekkür: 3
Cevaplandı: Evimiz Kalbimizdir
« Cevapla #1 : 26/03/11, 22:54 »


Allah razı olsun

 :X06


En büyük hizmet,güzel ahlaklı ve edepli bir insan olmaktır...

Gavs-i Sani Hz.


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Köz patlıcan salatası (kaşar peynirli) Aşk Durdu Boğazıma . . . ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.339 saniyede oluşturulmuştur


Evimiz KalbimizdirGüncelleme Tarihi: 22/09/19, 13:46 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim