Evlilik neden zorlaştı ? - Ailem
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.056 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.632 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22906 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Evlilik neden zorlaştı ? , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2444 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Evlilik neden zorlaştı ? }   Okunma sayısı 2444 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.578
  • Konu: 1902
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 363
Evlilik neden zorlaştı ?
« : 24/07/10, 13:21 »

Evlilik neden zorlaştı ?

Türkçemizde iki insanın nikâhla hayatını birleştirmesine ‘evlilik’ diyoruz. Bir ferdin baba evinden ayrılıp kendine ait bir yuva kurmasını evlenmeye bağlı görmüşüz; bu nedenle ‘evli’ diye eşi olana demişiz.

Günümüzde ise bu durum biraz değişiyor gibi görünüyor. Artık gençler, eş sahibi olmadan ev sahibi oluyor. Belki de bu yüzden olsa gerek; evlilik bir zaman erteleniyor, hatta bazen artık evlenme ihtiyacı duyulmayacak kadar gecikiyor.
Günümüzde hayat şartları, gençlerin evlenmeden çok önce, ailelerinden ayrılıp ferdi bir hayat kurmalarını mecbur ediyor. Bilhassa yüksek öğrenim gören gençlerimiz, bazen yurtlarda, bazen de arkadaşlarıyla birlikte tuttukları evlerde, uzunca bir dönem aileden ayrı yaşıyorlar. Bunu takip eden dönem ise erkekler için önce askerlik görevini yerine getirme; sonra iş bulup biraz para biriktirme ile geçiyor.

Elbette bu sürenin tamamlanmasına kadar, gençlerin yaşları otuza yaklaşmış oluyor. İşte ‘tam evlenme zamanı’ dediğiniz bu sırada, bir bakıyorsunuz ki gençlerin evlenmesi hiç de kolay olmuyor.
Çünkü aile içindeki hissi ve güçlü bağlara benzemeyen, gelip geçici ve mesafeli ilişkiler ağında şekillenen kişilikler, daha sonra aile kurmakta güçlük çekebiliyor. İster istemez modern kültürden etkilenen gençlerimiz, evliliğe sıkıntı verici bir kurum olarak bakabiliyor ve uzak durmayı seçebiliyorlar. Çünkü bu yaşa kadar aileden ayrı olarak, bir derece bağımsız yaşamaya alışmış olan gençlerin artık kişilikleri kemikleşmiş, kendilerine mahsus özellikleri son şeklini almış oluyor.

İnsanların çocuklukta, adeta sıvı gibi girdiği her kabın şeklini alabilen bir varlık olduğunu düşünelim. Yeni yetmelik çağını ise yoğrulup şekillendirilmeye müsait bir hamura benzetelim. Gençlik çağında bu hamur belli bir şekli almakla birlikte, hala esnekliğini koruyor olsun. Bu durum, orta yaşın sınırına dayandığımızda artık değişiyor.
Kişiden kişiye değişse de genellikle otuzunu geçmiş bir insanın kişiliği, artık son şeklini alıp kemikleşiyor. Pişmemiş iki kurabiye hamurunu kolaylıkla birleştirip birlikte yoğurabilirsiniz ama pişip sertleştikten sonra, onları kaynaştıramazsınız; ancak zoraki bir şekilde yapıştırabilirsiniz.

İşte, kişiliği pişip sertleşene dek yalnız yaşamış, kişiliğini kimseye uymak zorunda kalmadan biçimlendirmiş bir kişinin, başka bir insanla kaynaşma kabiliyeti kalmıyor. Bu nedenle olsa gerek, günümüzde evlilikler zor kuruluyor, kolay dağılıyor.
Son zamanlarda, bu durumu daha fazla görüyoruz. Gençlerimiz evlenmeye son derece zor karar verirken, ayrılmaya çok daha çabuk karar veriyorlar. Bunda, biraz da kadın ve erkeğin birbirine muhtaç olduğu geleneksel düzenin yıkılmış olmasının rolü var. Geleneksel toplum, kadın ve erkeğe birbirini tamamlayacakları şekilde farklı görevler veriyor ve böylece onları birbirine muhtaç hale getiriyordu.



Modern hayat tarzı


Modern toplum tarzı ise aile üzerine değil, birey üzerine kurulu olduğu için fertlere farklı görevler vermiyor. Aksine kadın ve erkeklerin her birini, kendi başına yaşayabilecekleri şekilde donatıyor. Günümüzde kadın veya erkek fark etmiyor; birçok insan evlenmenin getirdiği dayanışmaya ihtiyaç duymadan, yalnız başına bir ev kurup tek başına oturuyor.
Bunlardan pek çoğu, bir evlilik denemesi geçirdikten sonra boşanıp yalnız yaşamaya başlıyor. Bir kısmı ise boşanmaların yaygınlaşmasının da verdiği korkuyla hiç evlenmeden, tıpkı okurken alıştığı gibi yalnız veya ev arkadaşlarıyla yaşamaya devam ediyor.
Nasıl olsa erkekler hazır yemeklerle, çamaşır bulaşık makineleriyle hayatlarını sürdürebiliyor; kadınlar da dışarıda çalışıp erkek gibi para kazanabiliyor. Öyleyse ne diye bir başkasıyla evini, hayatını paylaşsın? Neden özgürlüğünü (!) kısıtlasın? Kendi zevk ve alışkanlığına göre yaşamayı bırakıp başkasına uyum sağlasın? (!)

Modern-bireyci dünya düzeni, evliliğe ihtiyaç bırakmaması dışında, evlilik birliğinin kurulmasına doğrudan doğruya mani de oluyor. En başta kadınların da erkekler gibi çalışması, evliliği zorlaştırıyor. İtiraf etmek gerekirse bugün erkekler, bir yandan “Tek maaşla ev geçindiremem, öyleyse çalışan bir hanım olsun.” Diye düşünürken, bir yandan da “Çalışan bir kadın, benim kendi kararlarımı rahatça almama engel olur mu acaba? ” diye endişe etmekten kendilerini alamıyorlar.

Eskiden hanımlar, kocalarının görev yeri nerede olursa olsun onunla birlikte giderlerdi. “Kadın dediğin kocasının yanında olur” diye bir anlayış vardı. Günümüzde ise hanımların da işleri, görev yerleri ve kariyer hesapları var. Mesela, günümüzde büyük şehirlerde iş hayatının içinde olan hanımlar, Anadolu’ya tayini çıkan beylerinin yanına gitmiyorlar. “Senin işin gereği gitmen gerekiyorsa benim de kariyerim gereği buradan ayrılmamam gerekli” diyorlar.
Geçtiğimiz aylarda bir gazete haberinde okuduğuma göre, şu anda ayrı şehirlerde görev yaptığı için bir araya gelemeyen on bin kadar ailemiz bulunuyor. Bazen uzun süren ayrılıklar, araya üçüncü şahısların da girmesine sebep olarak evliliğin bitmesini tetikleyebiliyor.

Bu gibi nedenlerden dolayı çalışan bir kadınla evlenip onun hayatında bir figüran rolüne düşmek istemeyen erkekler, evlilikten kaçınıyor. Doğrusu haksız da değiller; çünkü birçok çalışan bayan, annesinin yaşadığı semtten dışarı adım atamıyor. Açıkçası bir kadının çalışması, çoğu zaman annesine bağımlı olmasına sebep oluyor. Bilhassa çocuk olduktan sonra bebeğe daha çok anneanneler bakıyor. Evin temizliğini, yemeği, çamaşırı kız annesi yükleniyor veya yaptırılmasını organize ediyor.


Tabi çalışan bayanla evli olan bir erkek, mecburen kayınvalidesiyle sıkça bir araya gelmek zorunda kalıyor. Bu durumu karşılıklı anlayışla kabullenen birçok ailenin olmasının yanında, pek çok erkeğin de bu iç güveyi rolüne girmekten kaçındığı veya fazla dayanamadığı görülebiliyor. Hele hele ataerkil düzene alışkın Anadolu aile yapısı, bu durumdaki bir erkeği daha fazla rahatsız hissettirebiliyor.



Evlilikte aileler destek olmuyor

Bir başka deyişle, modern hayat tarzı ile geleneksel hayat tarzının bir kurumu olan ailenin arasında, bir doku uyuşmazlığı var. Ancak evlilikleri zorlaştıran tek neden modernizm de değil. Belki de daha çok gelenekten moderne geçiş toplumu olmanın sancılarını yaşıyoruz.
Hazır geleneksel ataerkil aile yapımızdan bahsetmişken, evliliğe mani olan bir nedenden daha bahsetmek istiyorum. Son zamanlarda evlenme çağı gelmiş de geçmiş oğulları olan pek çok anne-babanın, onları evlendirmekte son derece isteksiz olduğunu görüyoruz.

Eskiden, Anadolu’da oğlan evermek, aileye yeni birinin girmesi, yani, gelin almak demek olduğu için büyük bir sevinçle karşılanırken; şimdilerde, oğlanın ailesinden kopması manasına geldiği için olsa gerek adeta bir kâbus gibi görülüyor. Erkek çocuğunun bir kızla evlenme talebiyle anne babasının karşısına dikilmesi, bazı ailelerde kelimenin tam manasıyla krize neden oluyor.

Yaşı geçmiş bekâr erkeklerin epeyce bir kısmının en önemli engellerini bizzat anneleri oluşturuyor. “Armudun sapı var, üzümün çöpü var” diye, her gelin adayına bir kulp bulan anneler, çocuklarını evlendirmeye bir türlü razı gelmiyorlar.
Hiç kuşkusuz bunun nedeni, zamanımızda genç kızların, dindar ailelerde yetişmiş olsalar bile, anne babaya karşı iyilik yapma konusunda nefisleriyle mücadele etmemeleridir. Ne yazık ki bu genç hanımlar, kendileri de bir gün anne olup evladından iyilik bekleyeceğini düşünmüyor; kayın valide ve kayın pederinin eşi üzerindeki hakkını kabul etmek istemiyor. Bu yüzden de anneler, oğullarını kaybetme korkusuyla onları evlendirmekte son derece gönülsüz davranıyorlar.

Buna karşılık, çocuklarının hayatına haddinden fazla karışan, aşırı kaprislerle bunaltıp hayatın acemisi bu gençlerin hayatlarını düzene koymalarını zorlaştıran anne-babalar da var. İslami bir kaynağı olmayan gelenek göreneklerle, gençlere baskı yaparak onları birbirine karşı kışkırtıyorlar. Zaten güçleşmiş olan yuva kurmayı bir de eskiden kalma törelerle güçleştiriyorlar.

İşin doğrusu, evliliği güçleştiren bütün unsurların altında; öncelikle nefse uymak, nefsin bencillik, acımasızlık, düşmanlık, haset, arabozuculuk gibi fena huylarına tabi olmak yatıyor.
Oysa İslam bize adaleti, merhameti, fedakârlığı, paylaşmayı, affetmeyi, karşılıksız iyilik yapmayı emrediyor. Mükâfatını yalnız Allah’tan bekleyerek iyilik yapmak, takdir edilmek için acele etmeyip daha çok verici olmak yaygınlaşsa evliliklerin yürümemesi için hiçbir sebep yok.

Gelenekleri sanki Allah’ın emriymiş gibi putlaştırmanın da; modernleşmeyi yeni bir dinmiş gibi kabul edip muhatabımıza dayatmanın da altında yatan asıl neden; nefislerdeki sahiplenicilik, geçimsizlik ve hoyratlıktan başka bir şey değildir.



Abartılı beklentiler


Hiç kuşkusuz, evliliklerin zor kurulup kolay dağılmasının en önemli nedeni, hayata getirilen mana ve amaçta gizlidir. Günümüz insanı, hayatına amaç olarak özgürlüğü, refahı, başarıyı ve hiçbir şeye katlanmak zorunda kalmadan canının istediği gibi yaşamayı seçtiği için; evliliği bir zindan gibi görüyor. Öyle ya; evlilik fedakârlık, bağlılık, sabır ve sadakat gerektiriyor.
Bakıyoruz, gençlerin evlenecekleri kişilerden beklentileri çok yüksek. “Film yıldızı kadar güzel/yakışıklı, göz kamaştıran bir tahsile/kariyere sahip, maddi imkânları geniş, görgülü, bilgili ailede yetişmiş…” bir kişiyle evlenmek istiyorlar. Öte yandan, böyle kişilerin çok gelişmiş benlikleri, gururları, geçimsizlikleri ve yüksek beklentileriyle karşılaşınca, evliliklerini bitiriveriyorlar.

Hem varlıklı aile çocuğu olsun, hazır refah ve saadete konalım istiyorlar hem de o ailenin bir takım beklentileri olacağını hesap edemiyorlar. Bir yandan aza kanaat edemiyor, “çalışan hanım olsun, eve çift maaş girsin” istiyorlar, hem de çalışan hanımın da bir takım şartları olacağını kestiremiyorlar. Kısacası, gençler keser gibi hep kendilerine yontuyor, adil ve dürüst düşünemiyorlar. Bu konularda aileler gençlere yol gösterip hakkı ve sabrı tavsiye edeceğine, onlar da kendi hisleri ve kaprislerini gençlere empoze ediyorlar…

Görüldüğü üzere, çağımızda evliliğin kurulmasını ve yürütülmesini zorlaştıran birçok engele karşın, dağılmasına sebep olan sayısız tahrik edici neden bulunuyor. Bu tehdit ve tasallutların altında evlilik kurumunu kuran ve koruyan en temel unsur, hala ‘Allah korkusu’ olmaya devam ediyor.


Büyüklere düşen vazifeler

Evlenmenin, neslin devam etmesi için tek meşru yol olduğu düşünülürse Müslüman bir nesil yetiştirmenin tek yolu olan evlilik müessesesinin korunmasının, ne kadar mühim bir görev ve hizmet olduğu anlaşılacaktır. Öyleyse evliliğin ve çocuklarımızın evliliklerinin getirdiği sıkıntılara tahammülün, zamanımız insanının bir nevi cihadı olduğunu düşünmek zor olmasa gerektir. Üzerimize düşeni en iyi şekilde yapmanın mükâfatı ise ahirette muhakkak karşımıza çıkacaktır.

Bu nedenle, biz yetişkinlere düşen, çocuklarımızı Allah korkusuyla, güzel ahlakla ve geçimli bir şekilde yetiştirmek; evlenmeye hazır hale gelince de en kısa zamanda evlenmeye teşvik etmektir. Eğer bunu yapmaz da gençlerimizi Allah’ın sınırlarını çiğnemeye mecbur bırakırsak, hiç kuşkusuz vebaline ortak olacağımız kesindir.

Anne babalara düşen bir başka görev de çocuklarımızı bilhassa eşlerine karşı hayırlı ve güzel ahlaklı yetiştirmektir. Eğer bizler kızlarımıza; “ben kaynanamdan çok çektim, aman sen kocanın ailesine yüz verme, mesafeli davran” diye öğüt verir; oğullarımızın eşlerine karşı nezaketini kıskançlıkla karşılayıp “kılıbık” yaftası yapıştırırsak, onlar da bizim tesirimle ailelerine kötü davranırlar.

Oysa Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem), gerek kızlarını, gerek evlatlığı Zeyd’i, gerek ashabını, eşlerine karşı hayırlı ve sabırlı olmaya teşvik etmiş, kendisi de bu yönde örnek olmuştur. Öyle ki Peygamberimizin sabırlı ve yumuşak davranışlarına Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in (radiyallahu anhum) tahammül edemediği görülmüştür.
Eğer bizler, Peygamberimizin sünneti ve tavsiyesinin zıddına olarak, çocuklarımızı eşlerine karşı kaba ve zorba olmaya teşvik edersek yahut onlara kötü örnek olursak; onların vebaline ortak oluruz. Ayrıca çocuklarımızın bizim tesirimiz nedeniyle eşlerine karşı uygunsuz davranması, eşlerinin bizi sevmesine ve saygı duymasına kesinlikle engel olacağı için kaybeden de biz oluruz.

Oysa biz, çocuklarımızı eşlerine ve eşlerinin ailesine karşı hayırlı bir insan olarak yetiştirir, nazik davranışlarından kıskançlık duymayıp aksine böyle iyi bir evlat yetiştirdiğimiz için mutluluk duyabilirsek; hem Allah katında, hem insanlar yanında iyi bir insan oluruz. Bunun mükâfatını her iki dünyada da görürüz.

Zamanımızda evlilik kurumuna saldıran birçok menfi tesir olduğunu göz önüne alarak, muhakkak gençlerimize destek vermeli, hayır öğüdünde bulunmalıyız. Bu hususta, şuurlu Müslümanlar arasında çok güzel örneklere rastlamaktayız. Bu hoşgörülü, hayır öğütlü ve olgun davranışlı anne babaların sağlam aile bağları kurarak, sevgi ve iyilik duygusuyla dünya hayatlarını da cennete çevirdiklerini görüyor; hallerine gıpta ediyoruz.

Bunun yanında, gençlerde görülen bazı uygunsuz hareketleri sabırla karşılayarak Rabbimizin emrettiği gibi “kötülüğü daima iyilikle karşılayarak”, cahilce hareketleri anlamazlıktan gelip affederek, eninde sonunda ailelerine iyiliği hakim kılan anne babaları takdir etmeli.
Onlar bu davranışlarıyla, Peygamberimizin (sav) sünnetine tabi olma sevabına kavuşup ebedi âlemde büyük kazanç elde ediyorlar. Bilhassa bu imtihanlar sırasında kalplerinin kazandığı olgun ve yüce halin ise “kalbi selim”den başka hiçbir geçer akçenin olmadığı bir günde en büyük kazanç olacağı haber veriliyor.

Evliliklerimiz, çocuklarımızın evlilikleri, zamanın değişmesi, maddi manevi şartlar, zorluklar hep imtihanımızın birer parçasıdır. Kısacık dünya hayatında, ebedi bir mükâfatı elde etmek için bu kadar zorluk fazla değil aslında. Allah hepimize bu zorlu imtihanları başarıyla geçmeyi nasip etsin. (Âmin)

alıntıdır

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/evlilik-neden-zorlasti-t22220.0.html



Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Cevaplandı: Evlilik neden zorlaştı ?
« Cevapla #1 : 15/03/11, 00:18 »
 X:01 rabbim cocuklarimizin hayirli evlilikler yapmasini nasib etsin gercekten cok zor zamanimizda evlenmekte evliligi surdurmekte X:04 X:04 X:04


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Project Natal'da sır perdesi kalktı Derviş Çocuğun Kalbi ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.288 saniyede oluşturulmuştur


Evlilik neden zorlaştı ? Güncelleme Tarihi: 13/11/19, 02:47 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim