Ey Fatıma! Seni anlatabilmek… - Sahabeler, Ashab-ı Kiram
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Ey Fatıma! Seni anlatabilmek…, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3451 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Ey Fatıma! Seni anlatabilmek…}   Okunma sayısı 3451 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 5
Ey Fatıma! Seni anlatabilmek…
« : 11/02/10, 00:47 »



FATIMA: ÖRNEK KADIN

NECMİYE İKRA YENER


Ey Fatıma! Seni anlatabilmek…
Ey Fatıma! Seni yazabilmek… o kadar zor ki…
Seni yazmaya karar verince, kelimeler denizinde cümleler avına çıktım ve yüreğim tasayla doldu; cümlelerim acıyla bezendi. Seni yazmanın olanca zorluğuna rağmen; ideal bir kadın modeli oluşturduğun için, yazmanın ve seni anlatmanın zaruretine kanaat ettim.
Ey Fatıma! Sen doğmadan evvel, yüce olan değerlerin en zirvesinde bulanan ve Hz. Âdem ile başlayıp Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Musa ve Hz. İsa ile süregelen vahiy zincirinin son halkası olan baban, Hz. Muhammed  ile alay ediyorlardı. Mekke müşrikleri baban için ‘soyu kesik’ diyorlardı. Altmış yaşında olan annen Hatice, sana hamileydi ve sen evin dördüncü kız çocuğu olarak dünyaya gelmiştin. Senden evvel doğan iki erkek kardeşin sen doğmadan vefat etmişlerdi. Kız çocuğa sahip olmanın hakirlikle nitelendirildiği, kız çocuklarının diri diri mezara gömülüp ölüme terk edildiği bir toplumda baban Hz. Muhammed ’in değerlerinin ve şerefinin varisi olarak dünyaya gelmiştin. Doğuşunla bolluğu ve bereketi de beraberinde getirmiştin. Senin var oluşun; fakirliğin bolluğa, olumsuzlukların avantaja, hakirliğin ise yüceliğe dönüştürülüşünün adıydı. Sen baban için “KEVSER”, dünyanın bütün geçmiş ve gelecek kadınları için müşahhas bir örneklik abidesi olacaktın. On erkek çocuğa sahip olup baban ile soyu kesik diye alay eden düşünce fukarası cahiller, asıl soyu kesik olanların kendileri olduğunu bilememişlerdi.
Sen ey Fatıma, babanın İbrahim, Nuh, Musa ve İsa’dan devraldığı verasetin tek vasisiydin. Erkek çocuğa sahip olmanın şeref ve itibar nişanesi olarak ifadelendirildiği ataerkil bir toplumda, kız çocuğunun da şerefe nail olduğu, her iki cinsin de yaratıcısı nazarında aynı statüde yer bulduğu gerçeği senin doğumun ile anlam buldu.
Ey Fatıma! Dünyaya geldiğin ev vahyin okuluydu. Sen bu okulda babanın talebesi, baban yani Allah’ın en sevgilisi senin öğreticin idi. Hz. Muhammed  ne güzel öğretmen sen ne güzel bir talebe idin. Bu okulda nebevi metodun aşama aşama işlenişine şahit olmuştun.’İKRA’ ilahi emir gereği okuyan babanın ağzından gönüllere ulaşan, inci taneleri mahiyetinde olan aydınlatıcı ve yol gösterici ayetlerin gölgesinde büyümüştün. Ayetleri nakşediyordun o minik yüreğine ve ayetlerle depoladığın yüreğini ne çok severdi baban. Sen kapıda belirdiğinde baban ayağa kalkardı; çünkü sen erdemin, güzelliğin, yüceliğin, asaletin, soyluluğun ve en yüce değerlerin taşıyıcısıydın.
Sen ey Fatıma, gözünü dünyaya açtığın evde yalnız kalmıştın. Ablaların sen doğmadan evlenmişlerdi. Sen, evin tek nazlı çiçeği ve neşesiydin. Baba evin; ilahi eğitimin karargâhı ve inancın merkez üssüydü.
Ey Fatıma! İsminin ne anlama geldiğini en iyi sen biliyordun. İsminin manası ‘cehennem ateşinden ayrılan’ demekti. Çünkü ‘cennetin kapısını cennet ehline ilk sen açacaksın’. Baban senin için: ‘Fatıma cennetin ta kendisi, cennete giriş iznidir.’ derdi. “Bir kadın nasıl olmalıdır?”ın cevabını vermiştin yaşamınla… ‘Parlatıcı’ ve ‘aydınlatıcı’ bir ahlakın vardı ey Fatıma, çünkü sen Zehra’ydın, hayatınla biz kadınlara aydınlığın ve parlaklığın en güzel numunelerini gösterdin. Çocukluğun İslamiyet’in ilk yıllarına rastlar. Yaşadığın asır karanlık bir asırdı. Cehalet diz boyu, insanlar insanlıklarını kaybetmiş, bataklıkta çırpındıkça batıyorlardı. Baban hz. Muhammed  insanlığı bu bataklıktan, karanlıktan, çirkeften çekip kurtarmak için Allah-u Teala tarafından peygamberlikle görevlendirmişti ve bu yüce görevin iktiza ettiği sorumluluk şuuruyla; ilahi prosedür gereği en yakınından başlayarak insanlara hakikati anlatmıştı. İnsanın felahını muştulayan bu ilahi gerçekleri göremeyecek kadar kör, işitemeyecek kadar sağır ve akledemeyecek kadar beyinsiz olan cahili toplum senin babanı, O Mübarek Hazreti aşağılamaya başlamış ve yalanlamışlardı. İşkencenin bin bir türlüsünü reva görmüşlerdi babana. Hani bir gün Kâbe’de namaz kılarken, secdede iken Mekke müşrikleri babanın sırtına deve işkembesi koymuşlardı da sen babanın sırtını temizlemeyene kadar baban doğrulamamıştı secdeden..
Ey Fatıma! Allah ve Resulüne iman edenler İslam’ın ilk yıllarında işkencenin, eziyetin, hakaretin ve zulmün en kötüsünü tatmışlardı. Kula kul olunmayacağını, yalnız tek bir Yaratıcıya tapılacağını ikrar eden İslam’a teslim olan ilk Müslümanlar Mekke müşrikleri tarafından türlü türlü eziyetlere maruz kalmışlardı. Ey Fatıma, işkenceyle vücudu ikiye ayrılan
İslam’ın ilk Şehidesi şerefine nail olan Sümeyye’nin haberini almıştın. Bilal’in haberini de duymuştun. Hani güneşin yakıcı, kavurucu sıcaklığında kumlara yatırılıp karnına ağır taşlar koyularak kendi elleriyle yonttukları putlara tapmaya zorlanan Bilal’i ve Bilal gibi işkence gören Yasir ailesinin de haberini duymuştun. Hani İslam’ın işkence yıllarında müminler birbirlerine sabrı ve hakkı tavsiye ediyorlardı. Sabrın ne demek olduğunu en iyi sen biliyordun.
Sen o minicik bedeninle tüm bu sıkıntıların en yakın tanığıydın. Babanın yüzü suyu hürmetine yaratılan şu koskoca dünyayı nasıl babana dar etmişlerdi. Kendi yurdunda her türlü zulme maruz kalan baban belki bir iman eden olur umuduyla Taif’e yol almıştı. Taif’te taşlanan ve ayakları kan revan olan baban o durumda bile Taif halkına ne güzel dua etmişti.
Ey Fatıma! Beni Haşim vadisinde üç yıl boyunca baban ve ona iman edenler; açlığa, susuzluğa ve sıkıntılara terkedilmişti. Mekke müşrikleri babanı ve ona inananları caydırmak için Beni Haşim vadisinde açlığa ve susuzluğa mahkûm etmişlerdi sizleri. Annen Hatice’nin açlıktan yorgun düşmüş bedenini her gün görüp kahroluyordun. Annen Hatice, Mekke’nin en zengin kadınıydı. Ancak tüm zenginliğini İslam’a adamıştı. Adamışlığın ve adanmışlığın huzuruydu O’nu dertler yumağıyla örülmüş Ebu Talip Vadisinde açlığa, susuzluğa, sıkıntılara, hastalıklara karşı metanete sevk eden. Bu ambargoya annenin hasta ve yorgun bedeni daha fazla dayanamamıştı. Anneni kaybetmiştin. Baban ne kadar üzülüyordu ve sen ne kadar mahzun ve üzgündün Baban en büyük destekçisi ve yardımcısını kaybetmişti. Babanın tek tesellisi Cebrail’den aldığı mesaj idi. “Hatice’yi cennetteki en görkemli köşklerden birine yerleştirdim. Şimdi O İmran kızı Meryem ve Asiye ile birlikte altın ve yakuttan bir köşkte oturmaktadır.” Evet. Dünyada Allah ve Resul’ü için çektiği sıkıntıların mükâfatıydı bu.
Beni Haşim vadisindeki dertler ve sıkıntılarla geçen muhasara yıllarına dayanamayan Ebu Talip de vefat etmişti. Mekke ahalisinin olanca kızgınlığına, tehlikelerine ve öfkesine karşı Ebu Talip babanı nasıl da koruyup kollamıştı. Baban şimdi arkadaşı Hatice ve koruyucusu olan Ebu Talib’i kaybetmenin hüznünü yaşarken sen ne yapacağını bilememenin vermiş olduğu çaresizliğinle babana teselli olmanın mücadelesini vermeye başlamıştın. Bir anne sıcaklığıyla müşfik duruşunla babanın ‘Ümmü Ebihası’ olmuştun. Sen Haniye idin. Şefkat ve merhametin öyle çoktu ki sana Haniye diyorlardı. Öyle güzel bir evlat olmuştun ki baban üzülmesin diye O’nu yalnız bırakıp evlenmek istemiyordun. Sen baban için bir nimettin. Çocukluğundan itibaren babanın hamisi olmuştun ve babanın yanından ayrılmak istemiyordun. Ancak her işin en iyisini ve en güzelini en iyi bilen Yüce Yaratıcı seni çocukluğundan beri (takdiri ilahi gereği) yanınızda büyüyen Ali’ yi sana eş olarak uygun görmüştü ve baban, Ali ile evlenmeni istiyordu. Ve evlilik vakti gelmişti. Evlilik vakti senin için ayrılık vakti demekti. Ne çok ağlamıştın babandan ayrılacağın için.
Ey Fatıma! Senin evlilik hayatın sıkıntılar içinde geçmişti ancak sen zaten sıkıntılar içinde büyümüştün ve sıkıntılar seni olgunlaştırmıştı. Fakirliğin, açlığın, yokluğun ne demek olduğunu çok iyi biliyordun. Ne kadar çok çalışıyordun. Evine o kadar çok su taşıyordun ki; kırba ellerinde iz bırakmıştı. El değirmeniyle o kadar çok buğday öğütürdün ki; ellerin nasır bağlamıştı. Evini o kadar çok süpürürdün ki; zayıf bedenin yorgun düşerdi. Bu yorgunluğuna, çok çalışmana eşin Ali ne çok üzülürdü ve sana ‘git babandan bir hizmetçi iste’ demişti de sen babana gitmiş ancak kızın senden ev işlerinde yardımcı olsun diye bir yardımcı istiyor şeklindeki arzuhalini söylemeye çekinmiştin. Bir sıkıntının olduğunu fark eden baban, hemen evine gelip sıkıntını sormuştu ve eşin Ali durumu babana izah edince babanın vermiş olduğu cevabı, bir ders olarak kalbine ve hayatına nakşetmiştin. Sen zaten bu tür derslere alışıktın. Bir hizmetçinin yerine ‘subhanallah’, ‘elhamdülillah’ ‘Allah u Ekber’ zikirlerini hayatının her demine en güzel yardımcı ve dost olarak kaim etmiştin.
‘Kadının cihadı kocasına iyi eş olmasıdır.’ derdin. İlahi dinin yeryüzüne hâkim kılma savaşlarından yorgun ve yaralı bir durumda eve dönen eşinin yaralarını sarardın. Ve eşin senin güler yüzünü görünce bütün üzüntülerini unutuverirdi. Günlerce aç kalırdın da bunu seferden dönen eşine söylemekten çekinirdin; çünkü eşinin yiyecek bulamayıp üzüleceğinden endişe ederdin ve bu düşünceyle aç kaldığını söylememeyi tercih ederdin.
Ey Fatıma! Evinde bulunan yiyeceğin miktarına bakmadan, yarını hesap etmeden kapını çalan her muhtaca günlük rızkını verirdin. Hani mübarek ramazan ayının birinde iftar saati kapını çalan bir fakire iftar yemeğini vermiş ve o gün sadece su ile iftar etmiştin. İkinci ve üçüncü günde yine iftar saati muhtaç olup ta kapını çalan kişilere iftar yiyeceğini vermiş ve sen yine su ile iftar etmiş idin. Başkalarının nefsini kendi nefsine tercih ederdin. ‘İsar’ senin ahlakının bir başka güzel yönüydü. Sen Ali-yel Murtaza’ya ne güzel bir eş olmuştun.
Çocuklarına ne güzel anne olmuştun. Beş çocuğunun mürebiyyesiydin. Onları öyle güzel bir ahlak ile terbiye etmiştin ki, Hasan gibi İslam’ın maslahatı için mücadele veren bir kahramanı, Hüseyin gibi Kerbela da zalimin zulmüne karşı kıyam edecek bir yiğidi, Zeynep ve Ümmü Gülsüm gibi Beni Ümeyye’nin zulüm rejimini ifşa etmek maksadıyla topluluklara hutbeler okuyacak evlatlar yetiştirmiştin.
Ey Fatıma! O kadar çok ibadet ederdin ki, ibadet için o kadar çok ayakta dururdun ki ayakların şişerdi.


Ey cennet kadınlarının seyyidesi! Mübarek babanın ahirete irtihaline ne çok üzülmüştün ve bu üzüntün babana kavuşacağın güne değin sürmüştü. Sen bu dünyada ki medarı maişetini kaybetmiştin. Allah’ın Resulü senin yaşama dayanağındı. Dayanağını kaybetmiştin. Dayanağı olmayan insanlar çok zor yaşar ey Fatıma, bunu Rabbin en güzel bilendi ve dayanaksız yaşamana; çok zor bir yaşam sürmene izin vermeyen Allah, firak acını dindirip sana mutahhar bir ölümü seçti. Senin doğumun ve varlığın da mutahhar idi ve ölümünde tertemiz olmuştu. (Selam olsun sana ve dirileceğin güne)



Ey Fatıma! Kısacık olan ömründe biz kadınlara ne güzel örnekler sunmuştun. Babasının ideal kızı, eşinin ideal hanımı, çocuklarının ideal annesi; ahlakın, duruşun ve her davranışınla Allah’ın razı geldiği kadın modelinin sembolü olmuştun.

Senin yaşamını beğenmek ve senin ahlakını örnek almak seni sevmektir ey Fatıma! … Kişi sevdiğiyle beraberdir. Seni seviyoruz ancak ne çok uzağız senden…



20.02.2008




Konu Adresi: http://www.dervisler.net/ey-fatima-seni-anlatabilmek8230-t19108.0.html



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 5
~*~ Efendimizin ciğerparesi: Hz FATIMA ~*~
« Cevapla #1 : 11/02/10, 00:51 »




~*~ Efendimizin ciğerparesi: Hz FATIMA ~*~

Hz. Fatıma (r. anhâ), Efendimiz’in (sas) soyunu devam ettiren gül neslinin anasıdır.
O, “neslinden gelecek olanların cehennem azabından fersah fersah uzak olduğu” Fatıma’dır. O, “beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü” Zehra’dır. O, “kendisini Allah’a adamış, namuslu ve iffetli” Betûl’dür. O, Hz. Fâtımatu’z–Zehra el–Betûl’dür.
Allah Resulü’nün en küçük kızı olan Hz. Fatıma validemizin hayatının bin bir çile, ızdırap ve gözyaşıyla dolu olduğunu görüyoruz. Babasıyla arasında evlat–baba ilişkisinin üstünde ayrı bir sevgi bağı vardır. Her ânı ayrı bir hakaret, horlanma, işkence ile geçen islam daveti esnasında babasını hiç yalnız bırakmamış ve O’nu adım adım takip etmiştir.
Bir gün Efendimiz (sas) Kâbe’ye gitmiş ve orada bulunanlara islâm’ı anlatıyordu. Orada bulunan müşrik grubu, bu nurlu sesi boğmak için toplanmış ve Allah Resulü’ne her türlü hakareti yaparak O’nu tartaklıyorlardı.
Babasının bu hazin görüntüsünü bir kenardan gözyaşları içinde izleyen Hz. Fatıma, oradaki talihsizler güruhunun dağılmasından sonra kanlar içindeki babasını alıp eve götürüyor ve yaralarını sarıyordu. Yine bir gün Efendimiz (sas) Kâbe’ye gidiyor ve namaza duruyordu. Secdeye vardıklarında, müşrikler bir deve işkembesini üzerlerine atıyorlardı. Müşrikler bu tabloyu kahkahalar atarak seyrederken, çilekeş kızı Hz. Fâtıma, babasının üzerine bulaşan pislikleri kendi elleriyle temizliyor ve babasını teskin ediyordu. (Buhari, Vudu, 69; Müslim, Cihad, 107–110)
Evet, Hz. Fatıma ile Efendimiz (sas) arasında çok güçlü bir sevgi bağı vardı. Babasının terbiyesi altında yetişen Hz. Fatıma, O’na çok benziyordu. Haya ve edebi, konuşma tarzı, oturup kalkması ve yaşantısıyla babasını andırıyordu.

Nebiler Serveri (sas) de kendi pâk neslini devam ettirecek olan kızını çok seviyor, kızı yanına geldiğinde onu ayakta karşılıyor, elini tutup “Hoş geldin kızım” diyor ve ona iltifatlar edip yanına veya kendi yerine oturtuyordu. (Müslim, Fezailu’s–Sahabe, 98; Ebu Davud, Edeb, 143, 144)
Hz. Fatıma evlilik çağına geldiğinde sahabinin ileri gelenlerinin onunla evlenmek için yarıştığını görüyoruz. çünkü onunla evlenmek, Allah Resulü’ne akrabalık bağlarıyla bağlanmak demekti. Bu da çok büyük bir şerefti ve sahabe–i kiramın ileri gelenleri bu şerefe ulaşmak istiyordu. Bu yüce şeref Hz. Ali’ye nasip olacaktı. Nebiler Serveri’nin damadı olan Hz. Ali (ra), fakir bir genç olduğu için Hz. Fatıma’ya mehir verecek parası bulunmuyordu. Elinde bulundurduğu bir kısım eşyasını satarak eşine 450 dirhem civarında mehir verebilmişti. Peygamber kızı Hz. Fatıma’nın çeyizinde ise bir kadife örtü, içine hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılmış iki su kabı bulunuyordu.
Bu kutlu evlilikten Hz. Hasan ve Hüseyin dünyaya gelmişti. Hz. Ali baba, Efendimiz (sas) ise dede olmuştu. Allah Resulü, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i dede şefkatinin üzerinde ayrı bir muhabbetle seviyordu.
Efendimiz’in, “Fatıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur.” (Buhari, Fezailu Ashabi’n–Nebi, 12, 29) iltifatına mazhar olan Hz. Fatıma validemizin, babasını savaş meydanlarında da yalnız bırakmadığını görüyoruz. O, Uhud Savaşı’nda mücadele eden sahabelere yiyecek ve su taşımış ve aynı zamanda yaralananların yaralarını sarmıştır. Savaşın kızıştığı bir anda gözleriyle babasını arayan Hz. Fatıma, babasının ağzından kan boşaldığını görünce hemen yanına koşmuştu. Babasının dişi kırılmıştı. O, elleriyle babasının kana bulanan yüzünü temizlemeye çalışmış, kanın dinmediğini görünce de bir hasır parçasını yakıp küllerini Efendimiz’in (sas) yüzüne bastırarak akan kanı durdurmuştu. (Müslim, Cihad, 101)

Babasına çok düşkün olan Hz. Fatıma, Efendimiz’in vefat anlarında yanına gelir ve babası kızının kulağına bir şeyler fısıldar. Bunun üzerine ağlamaya başlayan Hz. Fâtıma, Allah Resulü’nün kulağına eğilip tekrar bir şeyler söylemesiyle ağlamayı bırakır ve bu defa tebessüm etmeye başlar. Daha sonra bu olayın nedenini anlatan Hz. Fâtıma, Hz. Peygamber’in, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefât edeceğini söylediğini ve kendini tutamayarak ağladığını; ancak daha sonra ehl–i beytinden kendisine ilk kavuşacak kişinin kendisi olduğunu müjdelediğinde gülümsediğini söyler. (Buhari, Fezailu Ashabi’n–Nebi, 12; Müslim, Fezailu’s–Sahabe, 97–99)

Bu müjdeyi alan Hz. Fatıma anamız, Allah Resulü vefat ettikten sonra onun acısına fazla dayanamamış ve yaklaşık beş buçuk ay sonra vefat ederek yine babasına kavuşmuştur. Onun analık yaptığı nurlu nesil ise, bulundukları her asrı aydınlatmış ve aydınlatmaya da devam etmektedir. Ne mutlu o nesle ve o nesle tâbî olan kutlulara...







Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 5
Hangimiz Daha Sevgili?
« Cevapla #2 : 11/02/10, 00:55 »



Hangimiz Daha Sevgili?
Bir defasında Hz. Ali ile Hz. Fâtıma karşılıklı sohbet ediyorlardı. Birbirlerine iltifatlarda bulunuyor ve: "Hangimiz Allah'ın Rasûlü'ne daha sevgilidir? Kızı mı? Damadı mı?" diye konuşuyorlar ve tatlı tatlı gülüyorlardı. Tam bu sırada Resûl-i Ekrem (s.a.) yanlarına çıkageldi. Onları neşeli görünce pek sevindi. Babacığına çok düşkün olan Hz. Fâtıma (r.anhâ) gülümseyerek: "Babacığım. Ali ile sizin yanınızda hangimizin daha sevimli olduğumuz üzerinde konuşuyorduk." dedi. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi Efendimiz hem kızına hem de damadına beslediği derin sevgiyi şöyle ifade etti: "Kızım sen, babanın evlâdına olan tabii sevgisinden dolayı bana Ali'den daha sevgilisin. Fakat Ali de benim gözümde senden daha kıymetli ve daha çok izzet sahibidir." buyurdu. Her ikisini de değişik yönlerden sevdiğini duyurdu. Her fırsatta Onların aralarındaki muhabbetin artmasına gayret etti.
Hz. Ali (r.a.) ilim şehrinin kapısı, harb meydanlarının korkusuz arslanı, âlim, mücâhid bir yiğit!.. Hz. Fâtıma'da Rasûlullah'ın ciğerpâresi, pırlantası ve nur parçası, kendi dünyasının hanımefendisi bir bahtiyar!.. Hz. Âişe (r.anhâ) annemizin bildirdiğine göre insanlardan Rasûlullah (s.a.)'e en sevgili olan Hz. Fâtıma idi. İçeri girdiğinde Efendimiz ayağa kalkar ve yerine oturturdu. Bir sefere çıkarken veya seferden döndüklerinde önce mescide girer, iki rekat namaz kılar ve sonra sevgili kızına uğrardı. Onunla bir müddet sohbet ederdi.
Hz. Fâtıma (r.anhâ) da babacığını çok seviyordu. Onu gölge gibi takib etmek istiyordu. Uhud savaşında babacığının yaralandığını duyunca bütün tehlikeleri göze alarak yanına vardı. Yanağına doğru akan kanı temizledi ve kül bastırarak durdurdu. Yarasını tedavi etmeye çalıştı.
Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Fâtıma (r.anhâ)'nın dünya evleri üstün ahlâkî meziyyetlerle donatılmıştı. Nurlu Neslin devamını sağlayan, bu evlilikte iltifat, saygı, edeb, iffet ve kıymet bilme önde gelen meziyyetlerdendi. Birbirlerinin fikir ve düşüncesine çok değer verirlerdi. Görüş ayrılığı olsa dahi müşterek bir noktada birleşirlerdi. Dâvâ şuûruna sahib, samimi, sıcak bir aile kurmuşlardı. Bir muhabbet ocağı olmuştu onların birlikteliği. Öylesine bir muhabbetle birbirine bağlanmışlardı ki, gel-geç sevdalar onlara tesir edemedi. Ebedî hayatı kazanmak ve Allah'ın rızasına erebilmek onlar için her şeyden önce gelirdi. Kendileri yemez, ihtiyaç sahiplerine yedirirlerdi. Kapısına gelen fakiri reddetmezlerdi. Kendileri muhtaç oldukları halde başkalarına verirlerdi. Onların bu güzelliklerini, cömertliklerini ve îsâr halindeki davranışlarını Allah Teâlâ Kitâb-ı Kerîminde övmüştü. Şöyle ki:
"Hz. Ali ile Hz. Fâtıma'nın nâfile oruç tuttukları bir akşam vakti kapılarına bir fakir gelir. "Allah için" diyerek birşeyler ister. Onlar da kendileri için hazırladıkları iftarlıkları olduğu gibi fakire verirler. Peşpeşe üç gün aynı vakitte akşam ezanı okunacağı zaman değişik kılık ve kıyafette yoksul, garib birileri kapılarına gelir; "Allah için" diyerek dilekte bulunur. Hz. Ali ile Hz. Fâtıma (r.anhûm) birlike hazırladıkları iftarlıkları olduğu gibi bu yabancı garib kimseye verirler. Kendileri üç gün birşey yemeden peşpeşe su ile oruç tutarlar. Onların bu güzel hali, gönüllerindeki engin infak şuuru Allah Teâlâ'nın hoşuna gider ve şu âyet-i celîle ile methü senâ edilirler. Meâlen:
"İyiler şüphesiz (güzel kokulu ve serin) kâfur katılmış bir kadehten içerler. Bu Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır. O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne bir teşekkür bekliyoruz. Biz çetin ve belalı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız." (derler)" (İnsan Sûresi; 5 - 10)
Vahiy tamamlandığında İki Cihan Güneşi Efendimiz bu müjdeyi kızına ve damadına bildirdi. Her ikisi de sevinçlerinden üç günlük açlığın verdiği sıkıntıyı bir anda unutuverdiler. Kıyamete kadar okunacak bir kitapta övülmek ne büyük bir mükâfattı.
Hz. Fâtıma (r.anhâ) vahyin beşiği sevgili babacığının sohbetlerinden çok istifade etmişti. Rasûlullah (s.a.)'in terbiyesinde yetiştiği için onun feyziyle gönlünü doldurmuş, ilim, edeb, haya gibi üstün ahlâkî meziyyetlerle kendini yetiştirmişti. Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz Hz. Ali'ye: "-Ya Ali, Allah Teâlâ'yı sever misin?" diye sordu. O da: "Evet! Ya Rasûlallah severim." dedi. Efendimiz: "O'nun Rasûlünü de sever misin?" dedi.Hz. Ali heyecanlanarak: "Evet yâ Rasûlallah!" dedi. Efendimiz tekrar: "Kızım Fâtıma'yı da sever misin?" diye sordu. Hz. Ali hiç tereddüt etmeden. "Evet"dedi Efendimiz: "Hasan ve Hüseyin'i sever misin?" dedi. O da: "Evet ya Resûlallah severim." diye cevap verdi. Resûl-i Ekrem (s.a.): "Ya Ali, gönül bir tane, sevgi ise dört. Bir kalbe bu kadar sevgi nasıl sığıyor? buyurdu. Hz Ali bu suale bir türlü cevap veremedi. Düşünceli bir vaziyette evine döndü.
Onu düşünceli ve durgun görünce Hz. Fâtıma (r.anha) üzüldü. Ne olduğunu ve onun zihninden geçirdiklerini öğrenebilmek için şefkatle: "Ya Ali sizi durgun görüyorum. Üzücü bir şey mi oldu diye söze girdi ve; Eğer bu dünya ile ilgili ise kederlenmeğe değmez. Ahiret ile ilgili bir husus ise nedir sizi üzen şey?" dedi. Muhterem eşinin sorusunu cevapsız bırakmak istemeyen Hz. Ali (r.a.) başından geçen olayı anlattı ve Efendimizin sorduğu soruya cevap veremediğini söyledi. Hz. Fatıma (r.anhâ) soruyu öğrenince gülümsedi ve "Ya Ali! Babamın yanına var ve bu suâli şöyle cevaplandır." diyerek açıklamalarda bulundu. Hz. Ali bu izâhatten memnun oldu. Gönlüne hoş geldi ve Efendimizin huzuruna koştu: "Ya Rasûlallah! Sağ, sol, ön, arka diye insanın yönleri vardır. Kalbin de böyle. Ben Allah'ı aklım ve imanımla, sizi ruhum ve imanımla, Fâtıma'yı, insânînefsim ile, Hasan ve Hüseyini de babalığın tabii icabı ile seviyorum." dedi. İki Cihan Güneşi Efendimiz bucevaba tebessüm etti ve: "Ya Ali! Bu sözler ancak Peygamber ağacının dalından alınmış meyvelerdir." buyurdu...
Sabret Kızım
Hz. Fâtıma (r.anhâ) çok hassas ve yufka yürekliydi. Kimsenin üzülmesini istemez, acı çekmesine dayanamazdı. Allah Rasûlü babacığı rahatsızlandığı zaman hemen yanına koşardı. "Vah babacığım!..." diyerek üzülürdü. İki Cihan Güneşi Efendimiz de: "Sabret kızım! Sabır güzeldir!" buyurarak onu teselli ederdi. Birgün şiddetli ateşler içinde iken etrafındakilere:
"Ey insanlar! Siz bana karşı hiçbir şeyle delil bulamazsın! Zira, Ben ancak Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'in helâl kıldığını helâl, haram kıldığını da haram kıldım.
"Ey kızım Fâtıma!Ey halam Safiyye! Allah katında makbul olan ameller işleyiniz. Yani bana güvenip tembellik etmeyiniz. Çünkü Ben, sizi, Allah'ın azabından kurtamam!..." buyurdu. İnsan için ancak çalıştığının karşılığının verileceğini duyurdu. Kişiyi ancak iman ve amelinin kurtaracağına dikkat çekti.
Hastalığı ağırlaştıkça ümmetini daha çok düşünüyor ve onları cehennemin korkunç alevlerinden kurtarmak istiyordu. Yine etrafında bulunanlara: "Namaza... Namaza dikkat... Namaza... Namaza... devam ediniz!..." buyurarak İslâm'ın ana direğini iyi muhafaza etmek gerektiğini vurguluyordu.
Bana İlk Kavuşacak Sensin?
Rahmet ve Şefkat Peygamberi Efendimiz iyice ağırlaştığı birgün kızı Hz. Fâtıma'yı yanı başına çağırdı. Babacığının ateşler içinde yandığını gören Hz. Fâtıma: "Vah babam, vah Peygamber babam" dedi. İçinin yanıklığını bu ifadelerle dile getirdi. İki Cihan Güneşi Efendimiz biricik kızının başını kendine doğru eğip kulağına bir şeyler fısıldadı. Hz. Fâtıma ağlamağa başladı. Sevgili kızının ellerinden tutarak tekrar kendisine doğru çekti ve yine kulağına bir şeyler söyledi. Bu sefer Hz. Fâtıma'nın yüzünde tebessüm belirdi. Üzüntü ile sevinç bir arada yaşanınca Hz. Aişe annemiz merak edip Hz. Fatıma'ya sordu. O da şimdi söyleyemiyeceğini belirteyerek özür diledi. İki Cihan Güneşi Efendimiz sevgili kızına: "Cebrâil aleyhisselâm her sene bana bir kere Kur'an-ı Kerim'i arz ederdi. Bu sene iki kere okudu. Anladığım ecelim yaklaşmıştır..." buyurdu. Hz. Fâtıma hıçkırıklara boğularak ağlamağa başladı. Rahmet Peygamberi babacığı onu teselli etmek ve sabrını artırabilmek için tekrar ona: "Ehl-i beytimden bana ilk kavuşacak olan sensin."buyurdu. Sevgili kızına fazla ayrı kalmayacaklarını duyurarak sabır diledi.
Hz. Fâtıma (r.anhâ) sevgili babacığının ateşinin yükseldiğini gördükçe adeta kendi kendine eriyordu. İçinin yanıklığını, ıstırabını: "Vah babama!.. Vay babamın çektiği ıstıraba..." diyerek dışa vuruyordu. Efendimiz de sevgili kızını teselli edebilmek için: "Kızım! Bugünden sonra baban hiç ıstırab çekmeyecektir. Kızım! Sakın ağlama! Ben vefat ettiğim zaman ?İnnâ Lillâhi ve innâ ileyhi râciûn' de!.." buyurdu.
Yanık Yüreğin Ağıtları
O, Rahmet Peygamberi babacığının dâr-ı bekâ'ya uçtuğu zaman elem ve kederini: "Ey Allah'ın davetine koşan babam!.. Ey mekanı Firdevs olan babam! Ey ölüm haberini Cebrâil'den alan babam!... Ey Rabbine kendisinden daha yakını bulunmayan babam!..." ifadeleriyle dile getirdi.
Hz. Fâtıma (r.anhâ)'nın acıları bitmeyecek ve yüreğinin ateşi sönmeyecekti. Sevgili babacığından ayrıldığı günden sonra güldüğü hiç görülmemiştir. Kabr-i şerîfi ilk ziyaret eden Hz. Fâtıma oldu. Gözyaşları içerisinde mezara bakarak bir süre öylece kalakaldı. Sonra sevgili kocası Hz. Ali'ye dönerek: "Allah'ın Rasûlü'nün üzerine toprak atmaya gönlünüz nasıl râzı oldu?" dedi. Yüreğinin yanıklığını isyana varmayan ağıtlarıyla şöyle dile getirdi: "Üzerime öyle musîbetler döküldü ki, şayetonlar gündüzlerin üzerine dökülseydi, kararır da gece olurdu."
Hz. Fatıma (r.anhâ) Peygamber babacığının kendisine sır olarak söylediği sözlerle teselli bulmağa çalışıyordu. Beş çocuğu, üçü kız, ikisi erkek etrafında pervane gibi dönüyorlardı. Ama o ilahî kaderin kazâ safhasına çıkacağı zamanı bekliyordu.
Rahmet Peygamberi baba-cığının vefatından altı ay geçmişti. Hz. Fâtıma da hastalanıp yatağa düştü. Hicretin on birinci yılı, Ramazan ayına girilmişti. Rahatsızlığı şiddetlenince çocuklarının dışarı çıkarılmasını Hz. Ali'den istedi. İçeriye anneciğim dediği Ümü Râfi' ile Hz. Esma binti Umeys girdi. Kendisine abdest aldırıp yalnız bırakılmasını istedi. Rabbime duâ ve niyazda bulunmak istiyorum dedi. Derin bir niyaz halindeyken nazenin bedenini odanın içinde bırakarak ruhunu Rabbine teslim eyledi.
Hz. Fâtıma (r.anhâ) geride gözü yaşlı sevgili kocası Hz. Ali ve beş çocukbıraktı. Hasan 8; Hüseyin 7; Ümmü Gülsüm 5; Zeyneb 3; Rukiye 2 yaşlarındaydı. Üç ablasının ismini, üç kızında yaşatmak istemişti. Kendisi de 28 yaşlarındaydı. Bir çocuğu da küçükken vefat etmişti. Sevgili babacığından 18 hadis-i şerif rivayet etmişti.
Hz. Fâtıma (r.anhâ)vefatına yakın günlerde Hz. Esmâ'ya: "Ölünce beni erkekler arasına perdesiz çıkaracaklarını düşünerek çok utanıyorum." demişti. O zaman kadınların cenâzesi kefene sarılıp perdesiz götürülürdü. Hz. Esma, Habeşistan'da hanım cenazelere hurma dalından çadır gibi örgü yaptıklarını görmüştü. Hz. Fâtıma (r.anhâ)'ya bunu anlatmıştı da hoşuna gitmişti. O zaman böyle bir tabut yapılmasını söylemişti. İslâm'da tabuta konarak kabre götürülen ilk kadın cenazesi Onun mübarek nâşı olmuştur. Cenaze-sini Hz. Abbas veya Hz. Ali kıldırmıştır. Vasıyyeti üzerine geceleyin Hz. Ali, Hz. Abbas ile oğlu Fazl tarafından Cennetü'l-Baki'aya defnedildi.
Cenâb-ı Hak'tan Hz. Fâtıma (r.anhâ) annemizin ahlâkından hisseler alabilmeyi ve cümlemizi şefaatine nâil eylemesini niyaz ederiz. Amin.


Kaynak: Mustafa Eriş






Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 

Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Cevaplandı: Ey Fatıma! Seni anlatabilmek…
« Cevapla #3 : 11/02/10, 00:59 »
Senin yaşamını beğenmek ve senin ahlakını örnek almak seni sevmektir ey Fatıma! … Kişi sevdiğiyle beraberdir. Seni seviyoruz ancak ne çok uzağız senden…


İnşaAllah yakın olanlardan oluruz...

Allah cc razı olsun kurban...Vesselam!... X:33X :X06





Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 5
Nur Parçası: Hz.Fatıma
« Cevapla #4 : 11/02/10, 01:00 »





Nur Parçası: Hz.Fatıma



Alemlere rahmet olarak gönderilen Kutlu Nebi’nin mübarek yüzlerinden, her bir tanesi incileri çatlatacak güzellikte gözyaşları dökülüyor... Bu tablo içerisindeki yaşlar, o engin sevginin rengini veriyor karşısındakilere. Bu gözyaşları ki, yıkılmaz bir devrim ordusu ve yeni başlangıçlar muştusu. Bu gözyaşları, cahiliye dönemi çirkinliklerini yıkayan derin bir akarsu. Kızların toprağa diri diri gömüldüğü, kadınların en değersizinden birer eşya kabul edildiği bir dönemde Allah Rasulü kızı için göz yaşı döküyor... Ve, her zaman sözlerin en tesirlisini söyleme makamında, buyuruyorlar:

Fatıma benden bir parçadır; onu üzen beni de üzer...

O gün, gerçekleşmiş belirli bir olay üzerine söylenmişti bu söz. Fakat, söz Rasulullah’tan çıkınca, zamanın duvarlarını yıkıp geçiyor; sonsuzluk koridorunda helozonlar çizip, tüm zamanlara ulaşıyor.

Asr-ı Saadet’ten günümüze uzanıp kalbimizin koridorlarını süslüyen bu tabloya bir kez daha bakalım...

Fatıma benden bir parçadır; onu üzen beni de üzer...

Bir soralım kendimize... Bugün kadınların içinde yüzdüğü çıplaklık denizi üzmez miydi, Allah’ın Nur Suresi’ndeki emrini* kalbine mühürleyen Hz.Fatıma’yı?
Yüreği yanmaz mıydı acıdan; ‘daha yaşım küçük, hele bir evleneyim de örtünürüm’ diyenleri duyunca? Görseydi, değil son lokmasını; içinde yüzdüğü, onbinleri doyuracak servetinin ufacık bir parçasını bile fakirlere dağıtmaktan korkanları, tutabilir miydi göz yaşlarını? ‘Oku’ma hakları ellerinden alınıp da itilip kakılanları görseydi ya... Dayanabilir miydi bunlara, Peygamber Sevgisi’nin aktığı o temiz kalbi?

Çok üzerdik Fatıma’yı, çok.. Çok üzerdik Allah Rasülü’nü…

Ey, Peygamberler Peygamberi’nin hüzünlenen kalbine her dem merhem olan...

Ey, Cennet kadınlarını Sonsuz Nimetler Yurduna sevkeden...

Ey, İbadetinde meleklere Nur saçan...

Ey, Allah’a imanı kalbine kan yapan...

Ey, Rasullulah’ın, ‘Beni bana gösteren ayinemdir’ dediği...

Ey, birbirinden güzel isimlerle anılan** Allah Rasülü’nün en küçük, en sevgili kızı...

Selam Olsun Sana...

Beslediğimiz sevginin kaynağı belirliyor değerimizi, ve akibetimizi...

Allah, bizleri Seni seven/sevindiren, Seninle sevinen kullarından eylesin!

‘Kızımı, gerek onu ve gerekse onunla beraber soyunu sevenleri, Allah c.c cehennemden uzaklaştırsın diye Fatıma olarak adlandırdım’.

Ramazan Balcı






Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 5
Cevaplandı: Ey Fatıma! Seni anlatabilmek…
« Cevapla #5 : 11/02/10, 01:05 »
Senin yaşamını beğenmek ve senin ahlakını örnek almak seni sevmektir ey Fatıma! … Kişi sevdiğiyle beraberdir. Seni seviyoruz ancak ne çok uzağız senden…


İnşaAllah yakın olanlardan oluruz...

Allah cc razı olsun kurban...Vesselam!... X:33X :X06





aleykum selam
inşaAllah kardeşim Elhamdülillah, biz  O'nu çok seviyoruz..Lakin O'nu sevmenin yetmeyeceğini de biliyoruz..Rabbimiz c.c sevgimizin de gereğini yapanlardan kılsın bizleri..Amin. Rabbimiz c.c sevdiğimize layık kılsın cümle mü'mineleri inşaAllahü Teala..Gözlerinize sağlık kardeşim..RABBİM sizden de razı olsun inşaAllah..
selam ve dua ile



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 5
Cevaplandı: Ey Fatıma! Seni anlatabilmek…
« Cevapla #6 : 11/02/10, 01:08 »




HZ. FÂTIMA: Peygamberin Kızı Olmak


Güneş, yakın yıldızlarını biraz daha yaklaşmaya çağırdı kendine. Sonra abasının kanatlarını açıp şefkatle sardı onları. Olacak gibi değil ama oldu, güneş sisteminin en parlak yıldızları bir örtünün altında toplandılar. Dudakları kilitlendi heyecandan. Nefesleri kalp çekicinin altında şekilden şekle girdi. Işıklarını aldıkları kaynağa bu kadar yakın olmamışlardı hiç. Aynı abanın altında olmak, evrendeki değerlerini yeniden belirlemişti. Yalnız onlar değil, bütün kâinat nefesini tutmuş güneşin dudaklarının kımıldamasını bekliyordu. Ve güneşin dudakları kıpırdadı : " Allahım! Bunlar benim Ehl-i beytimdir; onları kötülüklerden koru ve kendilerini tertemiz kıl!" Bu duayı işiten yıldızlar sevinçle sokuldular güneşlerine. Hz. Fâtıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Peygamberin abasının altında gülümsediler. Bu âile fotoğrafı, albümlerinin ilk sayfasını süsledi inananların. Zira bu sayfaya bakmadan öteki sayfaları anlamak imkânsızdı. Bu fotoğrafta Son Peygamber; hem baba, hem dede, hem kayınpederdi. Bu fotoğrafta Ali; hem eş, hem baba, hem damattı. Bu fotoğrafta Hasan ve Hüseyin; hem oğul, hem torundular. Bu fotoğrafta Fâtıma; hem anne, hem eş, hem çocuktu.
Çocuktu ve yapılanları anlayamıyordu. Koşuyor ve küçük elleriyle babasının sırtına atılan pislikleri temizlemeye çalışıyordu. Nasıl yaparlardı bunu! Hem de Kâbe'nin karşısında secdedeyken! Ondan daha temizi yokken nasıl yaparlardı! Fâtıma, babasının mübarek sırtına konulan deve işkembesini tuttuğu gibi fırlattı müşriklere. Son Peygamber namazını bitirip ellerini göğe kaldırdı. "Allah'ım Kureyş'i sana havale ediyorum!"dedi üç kez. Sonra sarıldı Fâtıma'ya. " Babasının Anası" diye sevdiği cana. Öptü yanaklarından, başını okşadı. Fâtıma ne kadar başkaydı! Peygamberlik gelmeden bir sene önce vermişti Yaradan onu. En küçük kızıydı Nebî'nin. Aydınlık yüzlü bir kız! Bu yüzden "Zehrâ" dendi ona. Sonra büyüdü, genç kız oldu. İffetli bir kız! Bu yüzden "Betül" dendi ona.
Betül'ü eş olarak istediler Son Peygamber'den. O Ali'ye layık gördü. Hz. Ali, Bedir Savaşı'nda ganimetten payına düşen zırhı satarak mehrini verebildi Hz. Fâtıma'nın. Çeyize gelince, hiçbir gelin onun kadar kanaatkâr olmadı; içi hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni, deriden yapılma iki su kabı... Bu kaplarla su verecekti birer yıl arayla dünyaya gelen Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e, bu kaplarla Uhud'ta gazilere su taşıyacaktı. Ne müthiş bir gündü o! Yalnız beraberindeki on hanımla beraber su ve yiyecek taşımıyor, hemşirelik de yapıyordu o büyük sınavda. Bir zamanlar babasının sırtını temizlemeye çalışan küçük eller büyümüş, bu kez babasının kanını dindirmeye çalışıyordu külle.
Rasûlullah'ın göz bebeğiydi o. Kendisini her bakımdan örnek alan, konuşmasıyla, hayasıyla, yürüyüşüyle bir peygamber kızı olduğunu gösteren Fâtıma'nın üzerine titrerdi Allah'ın elçisi. Yolculuğa çıkarken biraz daha fazla görebilmek için en son onunla vedalaşır, yolculuktan döndüğünde ise özlemle ilk olarak ona koşardı. Fâtıma'yı görmek "sevinç" demekti Son Peygamber için. Evine geldiğinde ayakta karşılardı onu. Can parçasının yanaklarından öper, sonra elinden tutup kendi yerine oturturdu. Fâtıma'nın evini ziyaret etmek ise ayrı bir sevinçti O'nun için. Çünkü o evde damadı Ali, torunları Hasan ve Hüseyin de vardı. Hepsi yarışırdı Muhammed  (sav) muhabbetinde. Her seferinde damadıyla kızının arasına oturur, yalnız kaldıklarında "Beni daha çok seviyor!" diye tatlı tatlı çekiştiklerinden haberdar dengeyi sağlardı aralarında.
Hz. Peygamber her işte bir orta yol, bir denge gözetirdi. Sevgisi hiçbir zaman adaletine gölge düşürmemişti. "Kızım Fâtıma bile yapmış olsa uygularım," diyerek sosyal statüsü ne olursa olsun insanlar arasında ayrım yapılmasına karşı çıkar, hukukun üstünlüğünü savunurdu. Sevgili kızı ve damadının bir hizmetçiye ihtiyaç duyduklarını söylemeleri üzerine, bu isteklerinden kendilerinden daha yoksul olan "Ehl-i Suffe" adına feragat etmelerini talep etmiş, bunun yerine yatmadan önce her gece otuz üçer defa "Sübhanallah", "Elhamdulillah" ve " Allahuekber" demelerini salık vererek, bunun bir hizmetçiden daha çok kendilerine yardım edeceğini hatırlatmıştı.
Ah ayrılık vaktinin geldiğini can parçasına nasıl da hatırlatmıştı! Kur'ân-ı Kerîm'i Cebrâil (a.s.)'la yılda bir kez karşılıklı okuyorlardı ama son sene iki kere bir araya gelmişlerdi. Ayrılığa bir işaret sayılabilirdi bu. Hz. Fâtıma bu sözleri duyar duymaz gözyaşlarına boğulmuş, bunun üzerine Hz. Peygamber, kendisine ailesinden ilk olarak onun kavuşacağını söyleyerek teselli etmişti onu. Ölümle teselli olur mu! Kavuşulacak olan Son Peygamberse olur elbette. Ah nasıl üzülmüştü ayrılık vaktine Fâtıma! Ah nasıl sevinmişti adı "ölüm" olsa bile buluşma vaktine...
"Fâtıma benim parçamdır," demişti Hz. Peygamber. Hastalığı ağırlaşıp parçasından ayrılma vakti yaklaştığında Fâtıma "Ah babacığım! Vay babamın başına gelenler!"diyerek gözyaşı dökmeye başlamış, Kâinatın Efendisi, "Bugünden sonra baban hiç dert çekmeyecek güzel yavrum!" diye son kez teselli etmişti onu. Sonunda vakit gelmiş, gözler yeniden yaşlarıyla birleşmiş can parçasının dilinden şu sözler dökülmüştü: "Babacığım Rab Teâlâ çağırdı ve hemen koştun! Firdevs cenneti senin yurdundur şimdi! Cebrâil'e teslim ettik seni!"
Ah sevgi! Neler söyletiyor Fâtıma anamıza definden sonra: " Rasûlullah'ın üzerine çarçabuk toprak atmaya eliniz nasıl vardı! Nasıl razı oldu gönlünüz!" Hz. Fâtıma'nın gönlü uzun bir ayrılığa razı olmadı. Babasının müjdesi bu sözleri söyledikten beş buçuk ay sonra gerçekleşti. "Fâtıma benim bir parçamdır. Onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen beni üzmüş olur," demişti Nebî. Aylar binek olup taşımıştı Fâtıma'yı Ramazan'a. Ve Ramazan'da parça aslıyla bütünleşmişti.

A. Ali Ural







Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Hasan Adlî Efendi Annem Evden Gidince ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.352 saniyede oluşturulmuştur


Ey Fatıma! Seni anlatabilmek…Güncelleme Tarihi: 21/09/19, 23:25 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim