Fatiha Suresinin Mana ve Hikmetleri - Kur'an-ı Kerim Işığında
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.065 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.656 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22914 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Fatiha Suresinin Mana ve Hikmetleri, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2247 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Fatiha Suresinin Mana ve Hikmetleri}   Okunma sayısı 2247 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Rehnüma

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.138
  • Konu: 197
  • Derviş: 20900
  • Teşekkür: 129
Fatiha Suresinin Mana ve Hikmetleri
« : 20/05/15, 11:05 »
Fatiha Suresinin Mana ve Hikmetleri


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم (1)
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ (2)
الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ (3)
مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ (4)
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ (5)
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ (6)
صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ (7)

Meâl-i Şerifi:

1. Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla.
2. Hamd (bütün övgü ve övülme), âlemlerin rabbi Allah'a mahsustur.
3. O, rahmandır ve rahîmdir.
4. O Allah din (ceza ve hesap) gününün mâlikidir.
5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım isteriz.
6. Bizi doğru yola hidayet et.
7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; senin gazabına uğramışların ve (haktan) sapmışların yoluna değil!

Sûre Hakkında Bilgi

Fâtiha sûresi Mekke'de inmiştir, yedi âyettir. Kur'an'ın ilk sûresi olduğu için, “açış yapan”, “açan” manasına "Fâtiha" denilmiştir. Fâtiha Sûresi’nin on tane meşhur ismi vardır. Bunlar şunlardır:

1. el-Fâtiha (Yüce Kitab'ın kendisiyle başladığı sûre).

2. el-Vâfiye (Namazda bölünmeden tam olarak okunacak sûre).

3. el-Kâfiye (Namaz ve diğer şeyler için yeten, başka sûrelerin yerine geçen sûre).

4. eş-Şâfiye (Maddî ve mânevî hastalıklara şifa veren sûre).

5. es-Seb'u'l-Mesânî (Yedi âyetten oluşan ve tekrar tekrar okunan sûre).

6. Ümmü'l-Kur'ân. Fâtiha'ya bu ismin verilmesi, Kur'an'ın onunla açılması ve başlamasındandır. Yahut onun Kur'ân'ın bütün manalarını kısaca, öz olarak içermesindendir. Bu konuda ileride açıklama gelecektir.

7. Hamd ve Şükür Sûresi (Allah'a hamd ile başlayan, ayrıca içinde Allah'a sena ve şükür yapılan sûre).

8. İstek ve Dua Sûresi (Yüce Allah'a nasıl hamd edileceğini ve O'ndan neyin nasıl isteneceğini öğreten sûre).

9. Sûretü's-Salât (Namaz sûresi). Fâtiha, her namazda okunan bir sûre olduğu için ona bu isim verilmiştir.

10. Esâsü'l-Kur'ân. Bu ismin verilme sebebi şudur: Fâtiha, Kur'an'ın aslı ve başlangıcıdır. Bir de Kur'ân'daki diğer sûrelerin hükümleri onun üzerine bina edilmiştir. Yani bütün âyetlerin muhtevası özet olarak onda mevcuttur.

Sûrenin Tefsiri

           Yüce Allah, lâyık olduğu şekilde kendisine nasıl hamd etmemiz, O'nu nasıl takdis etmemiz ve ne şekilde övmemiz gerektiğini bize bu sûreyle öğretti ve şöyle buyurdu;

           1. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

           2. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Yani, ey kullarım! Bana şükretmek ve beni övmek istediğinizde "elhamdülillah" deyin. Size olan lütuf ve ihsanımdan dolayı bana şükredin. Çünkü ben azamet, şeref ve şan sahibi olan Allah'ım. Yaratmak ve icad etmek bana mahsustur. Ben insanların, cinlerin, meleklerin, göklerin ve yerlerin Rabbiyim. O halde övgü ve şükür, diğer tanrılara değil âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

           3. O, rahman ve rahimdir. O, rahmeti her şeyi kapsayan ve lütfu bütün mahlûkata şamil olandır. Zira O, kullarına, onları yaratmak, azıklarını vermek ve onlara dünya ve ahiret mutluluğuna götüren yolu göstermek lütfunda bulunmuştur. O, yüce rahmeti büyük ve ihsanı devamlı olan Rabb'dır.

           4. Ceza gününün mâlikidir. Yüce Allah, ceza ve hesabın mâlikidir. Ceza gününde, kendi mülkünde tasarrufta bulunan bir mülk sahibi gibi tasarrufta bulunacaktır. "O gün, hiç kimse başkası için hiçbir şeye (fayda ya da zarar verme gücüne) sahip değildir. O gün, herkesin işi Allah'a kalmıştır.

           5. (Ey Allah'ım!) ancak sana kulluk eder ve yalnız senden medet umarız. Ey Allah'ım sadece sana ibadet ederiz. Sadece senden yardım isteriz. Senden başka hiç kimseye kulluk etmeyiz. Sadece sana boyun eğer, itaat eder ve sadece sana karşı huşu ve tevazu gösteririz. Ey Rabbimiz! Sana itaat etmek ve senin rızanı elde etmek için yalnız senden yardım isteriz. Çünkü her türlü tazim ve hürmete sen layıksın. Bize yardım etme gücüne senden başka kimse sahip değildir.

           6. Bize doğru yolu göster. Yani, Ey Rabbimiz! Bize doğru yolunu ve hak dinini göster ve bizi ona ilet. Bizi, nebilerine, resullerine ve son peygamberine gönderdiğin İslâm dini üzere sabit kıl. Bizi, sana yakın olan kimselerin yoluna girenlerden eyle.

           7- Kendilerine ihsan ve ikramda bulunduğun; yani, peygamberlerin, sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin yoluna girenlerden eyle. Onlar ne güzel arkadaştır. Ey Allah'ım! Bizi, doğru yoldan çıkan ve eğri yola giren düşmanlarının zümresine katma. Yani bizi, senin gazabına uğramış olan yahudilerin veya hak yoldan sapmış olan hiristiyanların zümresine katma. Çünkü onlar senin mukaddes şeriatından çıktılar ve böylece gazaba ve ebedî lanete mûstehak oldular. Allah'ım duamızı kabul et. (1)

Namazda Fâtiha'yı okumak İmam Mâlik ve İmam Şâfiî'ye göre farzdır; İmam-ı Âzam'a göre ise vaciptir.

Fâtiha bittikten sonra peşinden "âmin" yani, "Yâ Rabbi, duamızı kabul et, isteğimizi yerine getir" demek, yapılan dua için güzel bulunmuştur, sünnettir.

Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] buyurmuştur ki: "Yahudiler, sizin selâm alıp vermenizle, (imamın arkasında Fâtiha'dan sonra) âmin demenize haset ettikleri kadar hiçbir şeye haset etmezler.” (2)

Resûl-i Ekrem [sallallahu aleyhi vesellem] diğer bir hadisinde de şöyle buyurmuştur:

Allah Teâlâ bana üç şey verdi; bunlar şunlardır:

1. Namazda (melekler gibi) saf oluşturmak.

2. Selâmlaşmak. Cennet ehlinin selâmlaşması da bu şekilde olacaktır.

3. Duadan sonra âmin demek.

Allah Teâla bu üç şeyi benden başka hiçbir bir peygambere vermedi. Ancak “âmin” demeyi Musa ile Harun'a da öğretti: Musa dua eder, Harun da “âmin” derdi." (3)

Menkıbe

Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem], bir adamın iştiyakla dua ettiğini işitti. Kendisini biraz dinledikten sonra,

"Eğer tamamlarsa kendisine (istediğinin verilmesi) vâcip oldu" buyurdu. Orada bulunanlardan biri,

"Ne ile tamamlarsa kendisine vâcip oldu?" diye sorunca, Hz. Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem]

"Duasının peşinden âmin derse isteğinin verilmesi vâcip olur"
buyurdu. (4)

Hadisin râvisi olan Ebû Züheyr en-Nümeyrî (r.a) şöyle demiştir: "Duadan sonra âmin demek, kâğıda mühür vurmaya benzer.” Bu sözün Hz. Peygamber'e [sallallahu aleyhi vesellem] ait olma ihtimali de vardır. (5)

Kâdî Beyzâvî der ki: "Âmin sözü Kur'an'dan bir âyet değildir. Bunda bütün âlimler görüş birliği içindedir. Fakat Fâtiha Sûresi’ni onunla bitirmek sünnettir. Fâtiha'dan sonra âmin demeyi Hz. Peygamber'e [sallallahu aleyhi vesellem] Hz. Cebrâil (a.s) öğretmiştir." (6)

Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur: "İmam namazda Fâtiha okurken 'veladdâllîn' deyince, sizler de 'âmin' deyin. Hiç şüphesiz o anda melekler de âmin derler. Kimin âmin duası meleklerin âmin duasına denk gelirse geçmiş günahları affedilir." (7)

İbn Abbas (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Hz. Peygamber'in yanında oturuyorken, birden O, üstünden bir ses duydu. Bu¬nun üzerine başını gökyüzüne kaldırdı da hemen şöyle buyurdu: Semanın şu ka¬pısı açıldı... Daha önce asla açılmamıştı. Ve ondan bir melek indi de, şöyle dedi: Ey Muhammed   , senden önce hiç kimseye verilmemiş olan iki nur ile (seni) müjdeliyorum: Bu iki nurun birisi Fatiha Sûresi, ikincisi de Bakara Sûresi'nin sonları (yani son üç ayeti)” (8)

İmam Gazâlî (r.ah), İhyâu Ulûmi'd-Dîn adlı eserinde der ki:

"Fâtiha'dan önce بسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم dediğin zaman, önce Allah'ın kelamını okumaya başlarken onunla bereketlenmeye niyet et ve sonra şunu iyi anla: Bütün işler Allah ile var olur. Bismillah (Allah'ın ismiyle) derken, asıl murad isim değil, ismin sahibi Allah'tır. Bütün işler Allah'ın yardımı ile olunca, hiç şüphesiz bütün hamdler (övgü, yüceltme ve sevgiler) de O'na ait ve layıktır.

Sonra, الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ (O Allah bütün varlıklara rahmet eden ve dostlarına çok acıyandır) âyetini okuduğun zaman, kalbinde O'nun bütün nimet ve ihsanlarını düşün, bu düşünce ile O'nun sonsuz rahmeti sana gözüksün ve bu seni O'nun rahmetini ümit etmeye sevk etsin.

Sonra, مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ (O Allah hesap gününün sahibi ve hâkimidir) âyetini okuduğun zaman, bu senin kalbinde O'na karşı bir tazim, yüceltme ve korku hissi oluştursun.

Sonra, إِيَّاكَ نَعْبُدُ (Allah’ım, ancak sana ibadet ederiz) âyetini okuduğun zaman, ihlâsını yenile, niyetini temizle, kalbini Allah rızasında topla.

Sonraوَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ  (ve yalnızca senden yardım isteriz) âyetini okuyunca, her şeyden âciz olduğunu, her şeyinle O'na muhtaç bulunduğunu bir daha düşün, kendinde hiçbir kuvvet ve kudret görme, benliğinden sıyrılıp O'na sığın.

Sonra اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ âyetiyle yüce Mevlâ'dan asıl ihtiyacını iste, 'Allah'ım, bizi senin huzuruna ulaştıran ve rızanı kazandıran doğru yola ulaştır' de.

Sonra, bu isteğini açarak O'ndan daha fazlasını iste. Allah'ın kendilerine özel ihsanlarda bulunduğu ve sayısız nimetler verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle birlikte olmayı iste. Seni kendilerine gazap edilen kâfir, müşrik, yahudi, hıristiyan ve diğer sapık fırkalardan yapmaması için O'na yalvar." (9)

Bu sûre Kur'an'ın bütün mânalarını içinde toplamaktadır. Bu sûre sanki Kur'an'ın kısa bir nüshasıdır. Bu sebeple ona "Ümmü'l-Kur'ân" yani Kur'an'ın özü ve aslı denmiştir. Bunun izahı şudur:

Kur'an'ın ana konularından biri, Yüce Rabbimizi tanıtmaktır. Fâtiha'da  الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّالْعَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ (Bütün hamdler, âlemlerin rabbi rahmân ve rahîm olan Allah'a aittir) âyetleri, âlemlerin rabbi yüce Allah'ı tanıtmaktadır.

Kur'an'ın ana konularından biri, âhiret hayatıdır. Fâtiha'daki, مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ (O Allah hesap gününün tek sahibi ve hâkimidir) âyeti özetle âhireti anlatmaktadır.

Kur'an'ın ana konularından biri, bütün ibadetlerdir. İtikadlar, emir ve yasaklarıyla bütün zâhirî hükümler bu kısma girer. Fâtiha'daki, إِيَّاكَ نَعْبُدُ (Rabbimiz, ancak sana kulluk ederiz) âyeti özetle bütün ibadetleri içermektedir.

Kur'an'ın ana konularından biri, Allah dostlarına ihsan edilen mânevî makamlar ve kalple ilgili sırlardır. Bunun aslı da kalbi bütün kötülüklerden temizleyip güzel hal ve ahlaklarla süslemektir. Fâtiha'da, اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ (Rabbimiz, bizi sana kavuşturan doğru yola hidayet et) âyeti, özetle bunları anlatmaktadır.

Kur'an'ın ana konularından biri, geçmiş peygamberleri ve salihleri anlatmaktır. Fâtiha'daki, صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ (Yâ Rabbi, bizleri kendilerine özel ihsanlarda bulunup has nimetler bahşettiğin kimselerin yoluna sevk et) âyetiyle bunlar anlatılmaktadır.

Kur'an'ın ana konularından biri, inkârcıların halini ve sonunu anlatmaktır. Fâtiha'daki, غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ (Yâ Rabbi, bizi senin gazabına uğramış ve hak yoldan sapmış kimselerin yoluna sevk etme) âyetiyle özetle bu gruplar anlatılmaktadır.

Şeyh Abdullah İbn Ebû Cemre (rh.a.), Fâtiha Sûresi’nin Allah'ın kitabını özetle nasıl içerdiğini şöyle belirtmiştir: "el-Hamd" ifadesi, Allah'ın kitabında bulunan bütün hamd ve şükürleri içerir. Çünkü hamd, şükürden daha umumi bir mâna ifade eder. Bunun için her iki sıfata da delalet etsin diye daha umumi mâna içeren lafız zikredilmiştir.

اللَّهِ lafz-ı şerifi, Kur'ân-ı Hakîm'de yücelik ve ululuk ifade eden bütün güzel isimleri kapsar. Allah ism-i şerifinin en büyük isim olduğu söylenmiştir.

رَبِّ الْعَالَمِين ifadesi, yüce Allah'ın Kur'ân-ı Hakîm'deki isimlerine, bütün çeşitleriyle âlemlere, bu âlemlerin yaratıcısına ve onlarda dilediği gibi tasarruf eden sahibine delalet eder.

الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ ifadesi, Kur'ân-ı Hakîm'de zikredilen bütün mağfiret, rahmet, ihsan, af ve faziletleri içerir.

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ ifadesi, Kur'ân-ı Hakîm'de zikredilen âhiret hallerini ve ondaki dehşetli şeyleri mâna olarak içerir.

إِيَّاكَ نَعْبُد ifadesi Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilen bütün ibadet çeşitlerini ve Allah Teâlâ'nın tek ilâh oluşunu mâna olarak içerir.

وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ifadesi, Kur'an'da zikredilen yardım taleplerini ve yakarışları içerir.

اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ifadesi, Kur'ân-ı Hakîm'de zikredilen hayır yoluna ulaşma taleplerini içerir.

عَلَيْهِمْ ifadesi, Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilen seçkin kulları, Allah'ın kendilerinden razı olduğu kimseleri ve saadet ehlini içerir.

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ âyeti, Kur'ân-ı Hakîm'de zikredilen bütün inkâr ve isyan çeşitlerini, kâfir ve fasıkların kötü durumlarını içermektedir.

İşte bundan dolayı Fâtiha "Ümmü'l-Kur'ân" (Kur'ân'ın esası ve özü) ismini almayı hak etmiştir.

Hz. Ali'nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hz. Musa (a.s) Tevrat'ı yetmiş bölümde açıklamıştır; eğer Hz. Resülullah [sallallahu aleyhi vesellem] bana izin verseydi ben sadece Fâtiha'yı yetmiş deve yükü kitapta açıklardım."

Hz. Hüseyin (r.a.)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Cenab-ı Hakk gökten yüz dört kitap indirdi. Bunların yüzünün bilgisini, Tevrat, İncil, Zebur ve Furkân'a koydu. Sonra bu dört kitabın taşıdığı ilimleri Furkâna (Kur¬ana); Furkân'ın ilimlerini, Mufassal sûrelere (10);  Mufassal sûrelerin ilimlerini Fâtiha'ya koydu. Kim Fatiha Sûresi’nin tefsirini bilirse, Allah'ın indirdiği bütün kitap¬ların tefsirini bilmiş olur. Kim Fatiha Sûresi’ni okursa, sanki Tevrat, İncil, Zebur ve Furkân'ın tamamını okumuş gibi olur."

Bunun sebebi şudur: İlâhî kitapların hepsinin gayesi, usul, füru ve mükâşefe ilmidir. Bu sûrenin de, bu üç ilmin tamamını ihtiva ettiğini yukarda izah etmiştik. Bu yüce ve şerefli gaye, bu sûrede bulunduğu için sanki bütün İlâhî gayelerin tamamını ihtiva ediyor gibi olmuştur. (11)

Ebû Sa'id el-Hudrî (r.a.)'den, Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem]'in şöyle buyurduğu rivayet, edilmiştir: "Fatiha Sûresi her türlü zeh¬re karşı şifa ilaçtır.’’

Huzeyfe b. el-Yemânî (r.a.)'den, Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem]'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"Bir kavme Cenâb-ı Hakk, kesinkes hükmedilmiş azabını gönderir. Ancak, onla¬rın çocuklarından birisi mektepte الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ diye okuyunca, Allah Teâlâ bunu duyar. Bu sebeple onlardan azabını kırk yıl kaldırır."

Menkıbe

Hüseyin bin Hüsrev el-Belhî anlatıyor:

"Ölümünden sonra Ebu Mansur Hayyat'ı rüyamda gördüm.”

“Allah Teâlâ sana nasıl muamele etti?” diye sordum.

“Allah Teâlâ beni, çocuklara Fatiha Sûresi’ni öğrettiğim için affetti,” buyurdu

Namaz kılan kimse namazı esnasında Allah'ın bütün her şeyden daha aza¬metli ve daha büyük olduğunu; bütün güzel övgülerin sadece yüce Allah'a ait olduğunu hatırında tutmalıdır. Çünkü bütün âlemleri yaratan ve idare eden Rab O'dur. Allah'ın rahmeti hesap gününde onun tek başına mutlak mâlik ol¬ması, egemen olması, tasarruf sahibi olması ve azameti ile birliktedir. O ba¬kımdan ibadeti hak eden yalnız O'dur. İbadet hususunda ve bütün işler için yardım yalnız O'ndan istenir. O tevfik ve yardımı ile ilim ve amel hususunda hak ve hayır yoluna iletendir. Yüce Allah'a yakarmalarında müminin uyacağı güzel örnekler vardır. Bunlar ise yüce Allah'ın kendilerine iman ve salih amel nimetlerini verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salihlerdir. Nitekim müminlerin önünde bâtılı hakka tercih ettikleri, şerri hayra üstün tuttukları için Allah'ın kendilerine gazap ettiği kimseler ibret numunesi olarak durmak¬tadır. Bilgisizlikleri dolayısı ile hak yoldan sapan o sapkınlar, kendilerinin gü¬zel bir iş yaptıklarını zannetmekle birlikte, dünya hayatından ellerine bir şey geçmemiştir. Bunların akıbeti cehennemdir; o ne kötü bir dönüş yeridir! (12)


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/fatiha-suresinin-mana-ve-hikmetleri-t36025.0.html



Arada bir yar köyüne varan derviş olur amma,
Gittiği her yeri yar köyü yapan kesin aşık’tır.
(Serdar Tuncer)

Çevrimdışı Rehnüma

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.138
  • Konu: 197
  • Derviş: 20900
  • Teşekkür: 129
Yeni: Fatiha Suresinin Mana ve Hikmetleri
« Cevapla #1 : 20/05/15, 11:06 »
Doğru Yol İçin Dua: İstikamet

Doğru yol, kulu Allah'a ulaştıran hak yoludur.

Bu âyette Allah Teâlâ kullarına kendisinden nasıl isteyeceklerini ve neyi istemeleri gerektiğini öğretmek için, mâna olarak şöyle buyurmaktadır:

Ey kullarım, deyin ki: "Rabbimiz, bizleri senin huzuruna ulaştıran dosdoğru yola ilet."

Sırat-ı müstakîm denen doğru yol, zâhirde Hz. Muhammed   'in getirdiği din üzere girmek, bâtında da kendi güç ve kuvvetinden sıyrılıp bütün varlığı ile Allah'a bağlanmaktır. Bu, dışının şeriata, içinin hakikate uymasıdır. Dışta ubûdiyyetin (güzel kulluğun), içte hürriyetin elde edilmesidir. Zâhirinde halkı görüp onlarla güzel muamele içinde olurken, bâtınında varlıklara ait nişan ve eserleri silip Hakk'ı müşahede ile meşgul olmandır. İbn Atâullah İskender (k.s) Hikem adlı eserinde der ki:

"Cenâb-ı Hak ne zaman seni zâhirde emrine sımsıkı sarılmış ve bâtında her şeyi kahreden kudretine teslim olmuş bir vaziyette tutarsa, sana en büyük ihsanını yapmış demektir."

Kulu Allah'a ulaştıran doğru yol, Cenâb-ı Hakk'ın bizlere kendisinden istemeyi emrettiği şeriat ile hakikati birleştiren yoldur. Bu yol, "Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım isteriz" âyetinde özetle ifade edilmiştir. Böyle olursa kul Allah'a ulaşabilir. Allah Teâlâ bu ayetlerde sanki şöyle demiş oluyor:

"Ey kullarım! Bana hamd edin. Beni övüp yüceltin. Sadece bana yönelin. Sırf benim için ibadet edin. Zâhirinizle bana ibadetle meşgul olurken, kalbinizle benden yardım ve kuvvet isteyin. Yahut zâhirinizde benim hizmetimle edeplenin, bâtınınızda kudretimi ve rabliğimdeki azameti müşahede edin."

Menkıbe

Hazret-i Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] yüce bir mesuliyetin İlâhî ağırlığı karşısında bir gün:
"Hûd Sûresi beni ihtiyarlattı..." buyurdular.

Sahabe:

"Yâ Resûlallâh! Seni oradaki peygamber kıssaları mı kocattı?" diye sordular.

Hazret-i Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] de:

"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol âyeti..."  buyurdu. (13)

Gerçekten de Allâh Resûlü’nün [sallallahu aleyhi vesellem] o güne kadar bir tek ak teli bulunmayacak derecede simsiyah olan mübarek saç ve sakallarında bu ayetin inzalinden sonra artık aklıklar görülmeye başlamıştır.

Müfessirler, bu âyet-i kerîmeyi hulâsa olarak şöyle açıklarlar:

"Ey Nebi! Kur'ân ahlâkı ve ahkâmı mucibince hareket edip bilfiil müşahhas bir istikamet örneği olman gerekmektedir ki, böylece hakkında hiçbir şüpheye ve tereddüde yer kalmasın! Sen, müşrik ve münafıkların laflarına bakma, onları Allah’a havale et! Gerek umumi, gerek hususi vazifelerinde tam emrolunduğun gibi hakkıyla istikamette ol, sırat-ı müstakimden ayrılma! Sana vahyolunan emrin ifası ne kadar ağır olursa olsun, o emrin tebliğ, icra ve tatbikinde hiçbir maniden yılma! Rabbin senin yardımcındır."

Bu münasebetle Abdullah b. Abbas (r.a) demiştir ki:

"Kur'ân-ı Kerîm'de Resûlullâh [sallallahu aleyhi vesellem] için bu ayet-i kerimeden daha şiddetli bir itab-ı İlâhî vaki olmamıştır."

Diğer taraftan âyet-i kerimedeki bu itâb-ı İlâhî, Hazret-i Peygamber’in [sallallahu aleyhi vesellem] şahsında bütün ümmete de râcîdir. Esasen Hazret-i Peygamber’i [sallallahu aleyhi vesellem] ihtiyarlatan da, bu emrin müminlere râcî olması dolayısıyla onlar hakkındaki endişeleridir. Zira O:

"(Ey Habîbim! Sen,) sırât-ı müstakîm üzeresin!" (14)  beyanıyla müeyyeddir.

O halde Hakk'a vasıl olmak için istikametten başka yol olmadığı gibi, her hususta istikameti muhafaza etmek kadar yüksek bir makam ve onun lâyıkıyla yerine getirilmesi kadar zor hiçbir emir yoktur.

İşte bu zorluk dolayısıyladır ki, her gün defalarca okuduğumuz Fâtiha Sûresi’nde bu emir bir dua-niyaz ve dolayısıyla bir ikaz hâlinde ümmete takdim edilmiştir.

İstikamet talebinin "ihdina...." suretinde Fâtiha Sûresi’nde yer alması ve onun da bir mümine günde en az kırk defa niyaz tarîkiyle tekrarlattırılmış olması da, istikameti lâyıkıyla muhafaza etmenin güçlüğüne bir delildir.

Sırat-ı müstakim, hiçbir yerinde meyil, eğrilik ve yamukluk bulunmayan, dümdüz ve dosdoğru yol demektir.

Menkıbe

Hazret-i Ömer (r.a) bile, yaşayışında ihlâs ve istikameti muhafaza edebilmenin sıkıntısı içinde idi. Halîfe-i müslimîn olunca, hutbede:

"Ey cemaat! Şayet Allah yolundan inhiraf eder, yani eğrilirsem ne yaparsınız?!." dedi.

Bunun üzerine bir bedevî ayağa kalkıp:

"Ey halife! Merak etme, eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz!" deyince, Halife Hazret-i Ömer (r.a) bundan memnun oldu ve şükretti:

"Elhamdülillâh yâ Rabbî! Bana, yanıldığımda beni doğrultacak bir cemaat nasip ettin!" dedi.

Süfyan Bin Abdullah (r.a) ‘’Ya Resullullah, İslam’a dair bana öyle bir söz söyleyin ki bu husus da sizden başka hiç kimseden sorma ihtiyacı duymayayım’’ dediğinde, Resullulah [sallallahu aleyhi vesellem], "Allah'a (c,c) inandım de sonra istikamet üzere ol'’  buyurdu.  (15)

Bu aynı zamanda Kur'an'da yer âlân emirdir, istikamette olanların kurtulacağına, haddi aşanların ise helakine işaret olarak Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuşlardır "İstikamet üzere olduğunuz müddetçe sağlam bir yolda bulunmuş olursunuz. Eğer sağa sola saparsanız sapıklığa düşersiniz."

Yani; amellerimizde, sözlerimizde, davranışlarımızda ve hatta kalbimizden geçirdiklerimizde ve niyetlerimizde bile dosdoğru olmak.

Büyüklerden Hüseyin b. Muâz el-Belhî (k.s) demiştir ki: "Bugün İslâm'ın sırat-ı müstakim yolunda güzelce yürüyen, yarın hakiki sırattan da selametle geçer. Burada dinin emir ve yasaklarında ayağı kayanın, şüphesiz orada da ayağı kayar."

Büyük arif İmam Kuşeyrî (k.s) ise şöyle demiştir:

"İstikamet öyle bir derecedir ki, bütün işlerin kemali ve tamamı onunla meydana gelir. Bütün hayırların elde edilmesi, bir nizama konulması istikametin bulunmasıyla mümkündür. Kim halinde istikamet üzere değilse, onun çalışması zayi, gayretleri heba olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"İpini güzelce eğirdikten sonra bozan kadın gibi olmayın."  (16)

Dua Ayetlerinin Tasavvufî Tefsiri

Cenâb-ı Hakk'ın bize kendisinden istememizi emrettiği doğru yol, bizi huzuruna götüren yoldur ki o, müşahede halinde Allah'ı tanımaktır.

Bu mârifet, tevhid ehlinin en yüksek derecesi olan has tevhid makamıdır. Bunun üzerinde ancak nebi ve resullerin tevhid makamı vardır. Bu makamı elde etmek için insanın, bu yoldaki seyri bilen, zevk ve keşif yoluyla bütün makamları geçmiş, fenâ fillâh ve bekâ billâh makamlarına ulaşmış, cezbe ve sülûkünü tamamlamış bir ârifin elinde terbiye alması gereklidir. Çünkü bu yol zor ve meşakkatlidir. Tehlikelere düşmeden giden azdır. Engelleri fazla, yol keseni çoktur. Bu yolun en büyük düşmanı olan şeytan, yoldaki makamları ve halleri çok iyi bilmektedir. Bunun için bu yolda insana bir delil ve rehber lazımdır, yoksa tek başına giden kimse doğruyu bulamaz, sapıtır.

Ârif İbnü'l-Bennâ es-Serkıstî, el-Mebâhisü'l-Asliyye adlı eserinde bu mânaya şu şekilde işaret eder:

"Hak yolunun yolcusu olan gerçek sûfîler, Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna yolculuk yaparlar, sürekli bir menzilden diğerine göçerler. Bu yola çıkan kimselerin, yolun seyrini ve yolcuların halini iyi bilen, önce bu yolda gitmiş sonra öğrendiklerini insanlara öğretmek için geri gönderilmiş, yani kendisine irşad görevi verilmiş bir rehbere ihtiyaçları vardır."

İbni Atâullah, Letâifü'l-Minen adlı eserinde der ki:

"Kendisini mânevî bir silsileyle Hakk'a ulaştıran ve kalbinden perdeyi kaldıracak bir mürşidi olmayan kimse, bu işte babası olmayan yetim çocuk hükmündedir veya nesebi belli olmayan kimse durumundadır. Bu kimsede nur bulunsa bile, ona hal galip gelir. Ondaki galip hal, kendisine Allah'tan gelenle yetinmektir. Bu durumda o, terbiye ve güzel ahlâkla bezenme yoluna girmez, sahip olduğu hal kendisini mânevî yolda ilerletmez."

İstikamet sahibi olmak ve istikameti muhafaza edebilmek için Kur'an'a ve Peygamberin [sallallahu aleyhi vesellem] sünnetine uymak, O'nun izinden giden İslam âlimlerinin, Mürşid-i Kamillerin yolundan gitmek, onlara tabi olmak gerekir, Bunun için de dinimizi ve yolumuzu iyi öğrenmemiz gerekir. Bilhassa tasavvuf yolunda olanların yanlışlıklara düşmemeleri, nefs ve şeytanın hilelerinden kendilerini muhafaza etmeleri, münkirlerden korunabilmeleri için İslam’ı ve özü olan tasavvufu iyice öğrenmeleri, itikad ve ameli konuları iyice bilmeleri gerekir Birazcık olsun Allah'ı (c,c) tanıyan, Peygamberin sünneti üzere istikâmette olan kimse, nefs ve şeytanın hilelerini, nasıl aldattıklarını bilir, ona göre tedbir alır, kendini korur, Allah'ın (c,c) rızasına kavuşur Aksi durumda olan kimse ise helali haramı gözetmez, şeytanın fiillerinden kendisini koruyamaz, bedbaht olur gider. Günümüz insanları Allah (c,c) yolundan uzaklaşmanın, gafletin ve haramların tesiri ile manevi bir sarhoşluğa tutulmuş ve bu sarhoşluğun verdiği geçici keyfi yaşamaktadırlar. Ancak bu nefsanî sarhoşluktan nasuh bir tövbe ve Allah (c,c) dostluğunu kazanmış salih kimselerin yardımı ile ayılabilir ve salih amel işleyerek istikametlerini düzeltip, Allah Teâlâ’nın müjdesine kavuşabilirler. Bu nefsanî sarhoşluktan kurtulmak için bundan başka yol arayanlar cahil ve gafil kimselerdir.

Arifler istikamet üzere olabilmenin on şartını şöyle bildirmişlerdir;
 
1.   Gıybetten dilini korumak,
2.   Zândan sakınmak,
3.   Alay etmekten sakınmak,
4.   Gözleri haramdan korumak,
5.   Adaletli ve doğru sözlü olmak,
6.   Allah (c,c) yolunda infak etmek,
7.   İsraftan kaçınmak,
8.   Büyüklük ve kibirden korunmak,
9.   Beş vakit namaza dikkat etmek,
10.Sünnet ve cemaatte devamlılık (istikamet) üzere bulunmak.

Gavs-ı Sani (k.s) hazretlerinden şehitlik için dua isteyen kimseye "Şehitlik isteme, istikamet iste. Çünkü istikamette sıddıklık, doğruluk vardır." buyurmuştur.

Allah Teâlâ; “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” (17) buyurmuştur. Sadıklarla beraber olmak onların ahlâklarıyla ahlâklanmak demektir. 

Birçok zaman kullandığımız "İlahi ente maksudî ve rıdâke matlubî" (Allah’ım maksadım sensin, rızanı dilerim) sözünde sıddıklık (doğruluk) vardır, insanı sürekli istikamet üzere tutmaya yarayan bu söz adeta yolunu arayanın pusulası gibidir, istikametin emini için bir de nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye konusuna dikkat etmek lâzımdır.

Nefsi tezkiye; nefsi çirkin sıfatlarından, dünyanın çirkin hasletlerinden temizlemektir. Bu uğraş kişinin kemalâtını artırır. Kalbi tasfiye ise, nefsin esaretini altına girmiş olan kalbi her türlü kirden temiz ve duru hale getirmeye denir. Tezkiye sıfat değiştirmek tasfiye ise hal değiştirmektir.

Bizler her Fatiha okuduğumuzda söylediğimiz "İhdina’s-sırata’l-müstakim" yani (Bizi doğru yola istikamete ilet) duasında samimi isek, hal ve hareketlerimizi Allah’ın rızasına uygun hale getirmeye, yüzümüzü Allah'a çevirmeye yani istikametimizi düzeltmeye çalışmalıyız.

O yüzden anlatılanları sadece dinleyip geçmek yerine, bir an evvel istikamet üzere yaşamaya çalışmak lâzım. Çünkü bizi çok yakından takip eden ve her an gelmesi muhtemel bir ölüm gerçeği var.

Allah Teâlâ, sadatların dua ve bereketiyle hayatın da, mematın da hayırlısını bizlere nasip etsin. Her halde bizleri istikametten ayırmasın. Âmin.

1)Muhammed  Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 1/38-39.
 2)İbn Mâce, İkame, 14 (nr. 856); Ahmed, Müsned, 6/135; Beyhakî, Sünen-i Kübrâ, 2/56. İmam Ahmed'in rivayetinde, yahudilerin kıskanıp müslümanlara haset ettikleri şeyler içinde cuma günü ile kıblenin Kâbe yapılması da geçmektedir.
 3)İbn Hüzeyme, Sahih, nr. 1586; Hakîm-i Tirmizî, Nevâdirû'l-Usûl, 1/392 (Beyrut 1992); Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 1/44.
 4)Ebû Davud, Salât, 168 (nr. 938); Sûyûtl, ed-Dürrü'l-Mensûr, 1/44.
 5)Aynı konuda benzer bir hadis Taberânî'nin Kitâbü'd-Duâ adlı eserinde 219 sıra numarasıyla nakletmiştir. Ayrıca bk, Sûyûtl, ed-Dürrû'l-Mensûr, 1/44; İbn Adi, el-KAmil, 6/440 (Beyrut 1985). m bk. Münzirî, et-Tergib, nr. 718.
 6) bk. Sûyûtî, ed-Dürrü'l-Mansûr, 1/43.
 7)Buhârî, Ezan, 111; Müslim, Salât, 71,72; Ebû Davud, Salât, l68;Tirmizî, Mevâkît, 71; Nesâî, ittitah, 33. Bu konudaki hadisleri topluca görmek için bk. Münzirî, et-Tergîb, nr. 718-729.
 8) Müslim.  Müsâfirîn, 254 (1/554). Nesâî, Ittıtah, 25 (2H38).
 9)Gazâlî, İhya, 1/227 (Beyrut 2000). Müfessir, biraz kısaltarak almıştır. Biz, mânayı İhyâ'dan verdik.
 10) Mufassal sûreler Kur'ânın son kısmındaki kısa sûrelerdir. Bunların ilki olarak, bazıları Kâf Sûresi’ni, bazıları Hucûrat Sûresi’ni bazıları da bunlara yakın diğer sûreleri söylemişlerdir. (Suyûtî. İlkân. 1/62).
 11) Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/254-255.
 12)Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 1/56.
 13)Hûd, 112
 14)Yâsîn, 4
 15) Müslim, İbn Mace, Hakim
 16)Nahl 16/92.
 17)Tövbe, 119




Arada bir yar köyüne varan derviş olur amma,
Gittiği her yeri yar köyü yapan kesin aşık’tır.
(Serdar Tuncer)


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Bir okla nerden nereye... Sonumuz Nereye Varacak? ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.779 saniyede oluşturulmuştur


Fatiha Suresinin Mana ve HikmetleriGüncelleme Tarihi: 08/12/19, 06:10 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim