Felaket Geliyorum Diyor - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.065 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.656 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22914 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Felaket Geliyorum Diyor , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1507 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Felaket Geliyorum Diyor }   Okunma sayısı 1507 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.737
  • Konu: 696
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Felaket Geliyorum Diyor
« : 23/06/11, 19:52 »
Halil AKGÜN kaleme aldı, DÜNYA HALİ bölümünde yayınlandı.

--------------------------------------------------------------------------------

Felaket Geliyorum Diyor

Küresel ısınma, son yılların en büyük çevre sorunlarından biri. Yüzlerce bilim adamı ve kuruluş bu konuda araştırmalar yaptı ve yapıyor. Herkesin ittifakla söylediği şey aynı: Önlem alınmazsa 2100 yılında dünya atmosferindeki karbondioksit oranı artacak, ozon tabakasındaki delik büyüyecek ve dünya 2 ilâ 6 derece arasında ısınacak. Bu, kasırgalardan hava kirlenmesine, kutuplardaki buzların erimesinden depremlere kadar bir dizi doğal felakete yol açacak. Kısacası felaket geliyorum diyor.

Sorunun boyutları uluslararası düzeyde ilk olarak 1997'de Japonya'da yapılan Kyoto toplantısında ele alındı. Bilim adamları, bir protokol ile atmosferin kirlenmesine yol açan ve “sera gazı etkisi” adını verdikleri zararlı gazların üretiminin önüne geçecek tedbirlerin alınmasını önerdiler. Amerika ve Avusturalya gibi sanayileşmiş ülkeler bu protokolun kendi ekonomilerine zarar vereceğini ileri sürerek anlaşmaya imza atmadılar. Oysa Amerika atmosferi kirleten gazların yüzde 36'sını tek başına üretiyor. Amerika'nın çekilmesi üzerine Kyoto protokolu yaptırım gücünü yitirdi. Fakat Rusya ve Türkiye de dahil olmak üzere 187 ülke Kyoto Protokol'üne imza attı. Amerika ise imza atmayacağını açıkladı. Yani Amerika hepimizin soluduğu havayı kirletmeye devam edecek.

Ailenin Parçalanması ve Çocuklar

İzmir'deki bir ilköğretim okulunda başarısız olan öğrencilerin hemen tamamının ailevî sorunlar yaşadığı tesbit edildi. Bu öğrenciler arasında 6 ve 7. sınıfa geldiği halde rahat okuyup yazamayan ve matematik bilmeyen çocuklar var. Aile içi sorun yaşayan öğrencilerin davranışlarında da umursamaz ve kaba oldukları bildiriliyor.

İstanbul Valiliği'nin yaptırdığı bir araştırmaya göre ise, İstanbul'daki sokak çocuklarının yüzde 51'nin ailesi parçalanmış. Ölüm, boşanma, geçimsizlik ve fakirlik gibi sebepler yüzünden parçalanan aileler, çocuklarına gereken ilgiyi gösteremiyor. Ayrıca aile içi şiddete maruz kalan çocukların ciddi psikolojik sorunlar yaşadığı tesbit edilmiş.

Yani önümüzde pek de iç açıcı olmayan bir tablo var. Ailenin parçalanması, bütün toplum hayatını etkiliyor. Özellikle büyük şehirlerde aile içi iletişim gittikçe azalıyor. Televizyon izlemenin adeta kutsal bir vazife haline geldiği ülkemizde, veliler çocuklarını ne koruyabiliyor ne de onlarla iletişim kurabiliyor. Sokak çocukları, tinerciler, kapkaççılar bir gecede ortaya çıkan sorunlar değil. Bu konuda daha vahim bir noktaya gelmeden harekete geçmemiz gerekiyor.

“Alamanya” Devri Sona Erdi!

Gazetelerin verdiği habere göre, Almanya devletinin Türk şirketlerine verdiği işçi kotası doldurulamıyor. Türkiye ile Almanya arasında 1991'de imzalanan anlaşmaya göre Türk şirketleri Almanya'da yapacakları yatırım karşılığında Türkiye'den işçi götürme hakkına sahip olmuştu. Şu anda bu kota beş bin. Yani Almanya'da yatırım yapan Türk şirketleri Türkiye'den her yıl beş bin işçi götürme ve istihdam etme hakkına sahip. Fakat giden işçi sayısı yıllardır 2 ilâ 3 bin civarında kalıyor.

Bu durumdan bazı Türk şirketlerinin usulsüz iş yapmalarının sorumlu olduğu söyleniyor. Fakat Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin Türkiye insanı için eski cazibesini yitirdiğini de görmezlikten gelemeyiz. Belki de asıl sebep bu. Yani Türkiye'deki insanlar mecbur kalmadıkça başka ülkelerin sınır kapılarında, gümrüklerinde, vize kuyruklarında beklemek ve tabir caizse merhamet dilenmek istemiyorlar. Bu durum bazı Türk şirketlerinin aleyhine olabilir ama bunun Alman ekonomisinin faydasına olmadığı da açık. Almanya'nın geçtiğimiz aydan itibaren Türk pasaportu taşıyanlardan transit vize istemesi de orta vadede Alman havayollarının ve ekonomisinin aleyhine olacaktır. Almanya, Türkiye'deki ‘ Alamanya ' döneminin bittiğinin farkında değil galiba!

Türkiye ve Filistin

Geçen ay Dışişleri Bakanı Abdullah Gül beraberindeki heyetle Filistin'e resmi bir ziyaret yaptı. Gazetelere yansıyan haberler, bildiğimiz “barış olsun, savaş olmasın” açıklamalarından pek öteye gitmedi. Fakat geri plânda anlaşmaya varılan konulardan bir tanesi dikkatimizi çekti. Türkiye, Filistin'in Gazze şehrindeki Doğu Refah havaalanını tamir edecek.

İsrail ordusunun 2002 yılında yıktığı bu havaalanı, 1995 yılında hizmete açılmıştı ve yılda yaklaşık 3 milyon kişiye hizmet veriyordu. Filistin toplumunu manen ve madden çökertme siyaseti izleyen İsrail, Avrupa Birliği'nin yaptırdığı bu havaalanını dahi Filistinlilere çok görmüş ve orayı askeri bir operasyonla yerle bir etmişti. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'la yapılan görüşmeler neticesinde Türkiye, Doğu Refah Havaalanının tamirini resmen üstlendi. İsrail “sorun çıkartmama” sözü de vermiş.

Filistin davası konusunda İslâm ülkeleri heyecanlı ve hamasi konuşmalar yapmanın ötesinde fazla bir şey yapmadı ve yapmıyor. Umarız Türk hükümetinin bu adımı başka güzel gelişmelerin habercisi olur.

Denktaş'ın İtirafı

KKTC Başkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'ta manevi bir boşluk olduğunu kabul etmiş ve suçu Atatürkçülük adına dinsizlik propagandası yapan öğretmenlere atmış. Denktaş, Kıbrıs'taki genç nesle milli ve manevi değerleri aşılayamadıklarını, hatta Kıbrıs davasını dahi tam olarak anlatamadıklarını söylüyor.

Denktaş'ın bu kaygısı çok yerinde. Türkiye'nin Kıbrıs davasının sadece bir toprak ve siyasi hakimiyet meselesi olmadığını artık kabul etmemiz gerekiyor. Kıbrıs Türklerinin varlık mücadelesinin kültür ve değer boyutu bugüne kadar hiç gündeme gelmedi. Kıbrıs adasındaki Müslüman Türk varlığının anlam ve önemi üzerinde neredeyse hiç durulmadı. Hamasetten öteye gitmeyen yaklaşımlar, derin kültür sorunlarının ele alınmasına imkan tanımadı.

Mevcut durumu Denktaş şöyle ifade ediyor: “Babası, dedesi, ninesi şehit olan veya göç eden gençlerin Kıbrıs faciasını bilmeden yetişecekleri aklımızın kenarından geçmedi.”

Bugün Rum kesimiyle bütünleşmeyi savunan Kıbrıs gençliği bu tercihi yaparken nasıl bir kültür hazırlığı içinde? Bu sorunun cevabı belli değil. Yani bütünleşme, kültür asimilasyonu anlamına da gelebilir ki, Kıbrıs Türk kesiminin bu sürece çoktan girmiş olduğunu görmek için kâhin olmaya gerek yok.

Bir Zihniyetin Sonu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) geçtiğimiz ay olağanüstü bir kurultay yaptı. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün liderlik girişimlerini engellemek için harekete geçen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, kurultaydan galip taraf olarak çıktı. Baykal'ın CHP içindeki güçlü konumunu bilenler, bu sonucun sürpriz olmadığını söylüyorlar. Öte yandan Sarıgül'ün “ben çok dürüst ve iyi bir insanım” demekten öte hiçbir siyasi vizyonunun olmadığının ortaya çıkması da bu sonucu adeta zorunlu kıldı. Böylece CHP, liderlik sorununu bir dönemliğine daha çözmüş oldu. Yazın yapılacak CHP olağan kurultayından da muhtemelen benzer bir tablo çıkacak.

Fakat CHP'nin asıl sorunu liderlik değil, temsil ettiği zihniyet. CHP, “Atatürk'ün kurduğu parti” sıfatıyla kendini hep devletin asıl sahibi addetti. Diğer siyasi görüşler ve partiler, demokratik muhalefetin bir şartı değil, devlet açısından şüpheli aktörler olarak görüldü. Halk, bu sürece katılması gereken değil, güdülmesi ve gerektiğinde hizaya getirilmesi gereken cahil ve görgüsüz bir yığın olarak tanımlandı. Çok partili hayata geçtiğimiz 1946'dan önce kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (kuruluşu 1924) ve Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın (kuruluşu 1930) başına gelenler bu noktayı teyit ediyor. Her iki siyasi parti de bir yıldan az bir süre yaşayabildi. CHP onları Türk siyasi hayatından tasfiye etmek için elindeki yani “devlet”in bütün imkanlarını kullandı.

CHP'nin temsil ettiği zihniyet, kendini her zaman Türkiye insanının temel değerlerinin üstünde gördü. “Halka rağmen halk için demokrasi” gibi sloganlar, CHP'nin özünde halkçı değil, elitist ve gerektiğinde zorba bir siyasi program uygulayabileceğini gösteriyor. CHP'nin benimsediği (ve uyguladığı) tepeden inmeci modernleşme ideolojisi, halk için değil, halka rağmen ve çoğu zaman da halkın aleyhine bir siyasi süreci doğurdu Türkiye'de. Bugün devletin hantallığından gelir eşitsizliğine, laiklikten başörtüsüne kadar bir dizi sorun bu siyasi kültür tarafından üretiliyor ve canlı tutuluyor. Çünkü CHP'nin siyasi programında halk yok, cumhuriyet eliti var. Bu yüzden Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti'nin ilk seçim sloganı “Yeter! Söz Milletin” idi.

Türkiye'nin önündeki yapısal sorunları aşmak için hamle yapmasını engelleyen şey de yine bu elitist ve tepeden inmeci zihniyettir. Bugün Türkiye'de ne zaman özgürlüklerden, insan haklarından, sistemin şeffaflaşmasından yahut hukuk reformundan bahsedilse, birileri çıkıp “rejim elden gidiyor”, “irtica geliyor”, “ülkemiz yabancılara peşkeş çekiliyor” çığlıkları atıyor. Felaket tellalığı yapan bu insanlar, Türkiye devletinin ve vatanının değil, statükonun korunmasını hayatî bir vazife olarak görüyorlar. Kendileri “devletin aslî sahibi” sıfatıyla Türkiye'yi bizden daha fazla sevdiklerini, ülkenin geleceğinde ancak kendilerinin söz sahibi olması gerektiğini söylüyorlar.

CHP, zihnindeki bu ideolojik engelleri aşmadığı müddetçe ne Türkiye insanıyla ne de onun tarihiyle ve değerleriyle barış yapabilecek.


Kısa Kısa Dünya Turu

Kırkpınar yağlı güreşlerinin bu yıl ilginç konukları olacak: Sumo güreşçileri! Geleneksel Türk güreşiyle Japonya'nın milli sporu sumo, ilk defa bir araya gelecek. Haziran ayında yapılacak Kırkpınar müsabakalarında sumo güreşçileri o muazzam cüssesleriyle ‘er meydanı'na çıkacak. Geçen yılın başpehlivanı Recep Kara kendinden emin bir şekilde “gelsinler de güreş neymiş görsünler; onlarda yağ var, bizdeyse pazu ” diye de hodri meydan demiş. Bu özgüvene ancak şapka çıkartılır. Bu yılki Kırkpınar güreşleri bir başka zevkli olacak anlaşılan.

***

TRT, Türkiye'nin en eski radyo ve televizyon kuruluşu. Yaptığı programlarla Türk kültürüne önemli katkılarda bulunan TRT, yıllardır trilyonlarca lira zarar ediyor. TRT'nin geçen yılki net zararı 100 trilyon lira idi. Bu yıl bu rakam, 23 trilyona geri çekilmiş. Yeni TRT yönetimi bu rakamı sıfırlamayı ve önümüzdeki yıl kâra geçmeyi hedefliyor. Bu kolay olmayacak. Fakat TV'nin Türkiye kültürünün altını oyduğu bir dönemde TRT gibi düzgün, seviyeli ve ciddi programlar da yapan yayın kuruluşlarına şiddetle ihtiyaç var. Umarız TRT bu darboğazı kısa sürede aşar.

***

Küba, dünyanın en yaşlı insanının kendi ülkesinde yaşadığını açıkladı. Benito Martinez adlı Kübalının 123 yaşında olduğu söyleniyor. Martinez , yaşına göre oldukça dinç ve neşeliymiş. Şuuru ve hafızası da yerinde olan Martinez , bunu sağlıklı beslenmeye ve sigara gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmaya bağlıyor. Sağlık hizmetlerinin ücretsiz olduğu Küba'da 100 yaşın üstünde çok insan var. “100 yaş” kulübü türü kuruluşlar, 100 ve üzeri yaştaki kişileri bir araya getiriyor ve onlarla çeşitli programlar yapıyor. Darısı yaş ortalaması 60'larda gezen Türkiye'nin başına!

***

Başbakan Tayyip Erdoğan “Hastanelerde rehin alma dönemine son” demiş. Kanunları esas alarak borcunu ödeyemeyen hastaların rehin alınmasına karşı çıkan Erdoğan, “kanunlar her şey değildir; aslolan insanların hukukudur” diye de eklemiş. Buna sevinmemek mümkün değil. Türkiye'de nihayet kanunlar ile hak ve hukuk arasındaki fark anlaşılmaya başladı. Umarız Başbakan'ın bu çağrısı bütün yetkililerin vicdanında akis bulur.



--------------------------------------------------------------------------------



Konu Adresi: http://www.dervisler.net/felaket-geliyorum-diyor-t27515.0.html



Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Nakşibendi Nisbeti Allah Vergisidir Komik Resimler : ))) ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.695 saniyede oluşturulmuştur


Felaket Geliyorum Diyor Güncelleme Tarihi: 10/12/19, 06:19 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim