Fetih Ruhu ve Hizmet - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.051 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.592 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22896 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Fetih Ruhu ve Hizmet, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2834 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Fetih Ruhu ve Hizmet}   Okunma sayısı 2834 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Fetih Ruhu ve Hizmet
« : 24/09/09, 16:38 »
 

Elhamdulillahi Rabbil âlemîn.
Vesselâtü vesselâmü alâ  seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

FETİH RUHU ve HİZMET

       İstanbul’un fethinin 29 Mayıs’a denk düşmesi Mayıs ayının ülkemizde fetih ayı olarak kutlanmasının bir vesilesidir. Ancak bu kutlamaların sadece demeç ve hamasi nutuklarla geçiştirilmesi, fetih kavramının hangi ruhu ifade ettiğinin çoğu kez gözden kaçmasının da sebebi.

       Savaşların, yıkımların, istilaların ve soykırımların gündemden düşmediği günümüz dünyasında, İslam fethinin farkının ne olduğu iyi anlaşılmalı ve anlatılmalıdır. Tarih sayfalarımızı dolduran olayların muhasebesini yapabilmek için fetih ruhunu anlamak zorundayız. Ancak bu şekilde bunalımını yaşadığımız kimlik sorunumuzu aşabilir, tarihimizle yeniden barışabiliriz.

       Fethi nasıl anlamalıyız? Fetih, Allah’ın mülkünde Allah’ın adının yüceltilmesi (İlâ-yı Kelimetullah), kalplerin ve ülkelerin Allah’ın rahmetine ve adaletine açılması davasıdır. Bu tarif aslında Hz. Peygamber s.a.v.’in örnek hayatının ve vazifesinin bir yansımasıdır.

       Gerçekte fetih ruhu müminlere Peygamber Efendimiz s.a.v.’den miras kalmıştır. O, önce insanların gönüllerini fethetti sonra bağrında Beytullahı barındıran Mekke şehrini...

       Her iki fetih de aynı amaç için yapılmıştı. İnsanın içinde ve Mekke şehrindeki Beytullah’ı, yani Allah’ın evini Allah’tan gayrı olanlardan temizlemek. Böylece fethi manevi ve maddi diye ayırsak da, amacın Allah için olması esastır. Bir hadis-i şerifte Peygamber s.a.v. Efendimiz: “ Kim Allah’ın adını duyurmak ve dinini yaymak için savaşırsa o Allah yolundadır; diğerleri değil ” buyuruyor.

       Eğer fetih Allah için olmaz ise o mücadele Allah katında boş bir dava olmaktan öte gidemez. Buna fetih de denemez. Bunun adı artık fetih değil, belki bir “nasiplenme” dir. Yani pay alma, işgal etme, üstün olma ve sömürü davasıdır. İşte fethi diğer mücadelelerden ayıran temel fark da budur.

       Fetih denilince hiç şüphesiz ilk akla gelen, Rabbimizin Habibine müjdesini vahiyle bildirdiği Mekke-i Mükerreme’nin fethidir. Yani “Feth-i Mübin” dir. Bu fetih fetihlerin en büyüğü ve anlamlısıdır. Zira Mekke-i Mükkereme görünürde bir yeryüzü parçası, hakikatte ise kainatın kalbi hükmündedir. Bu sebeple bu şehrin fethinde zahiri ve batıni pek çok hikmetler ve dersler vardır.

       Mekke-i Mükerreme, Beytullah’ı bağrında taşır. Beytullah ise Allahu Tealâ’nın vahdaniyetinin simgesi ve kıblesidir. Allahu Tealâ, Kabe’ye yönelmeyi Allah’a yönelmekle bir tutmuştur. Bu sebeple Kabe’nin putlardan temizlenmesi ve asıl kimliğine kavuşması gerekiyordu. Belki bütün yeryüzü fetholunup yalnız Mekke-i Mükerreme kalsaydı, fetihler temsil ettikleri manaya eremeyecek ve tevhid yeryüzünde ikame edilmiş olmayacaktı. Bu fetih, hakkın hakimiyeti ve batılın zevalinin de bir göstergesidir.

       Mekke-i Mükerreme’nin fethi sonraki bütün fetihlerin anası olacak ve her fetih mesajını ve ruhunu bu fetihten alacaktı. Tarih boyunca bütün aklı selim sahipleri, kan dökülmeden en büyük fethin nasıl gerçekleştiğini idrak edecek, böylece en büyük Fatih olan Habib-i Kibriya s.a.v.’in nasıl gönüllere hükmettiğini de anlayacaklardı.

       Bu mukaddes fetih şu mesajı vermektedir: Fetihlerde asıl olan kalplerin fethidir. Ülkelerin fethi ise bu asıl fethin tabii sonucudur.  Bu sebeple tarih boyunca fetihlerin kalıcı olduğunu, ancak zulüm ifadesi olan işgallerin ise kısa ömürlü olduğunu görürüz. Çünkü işgaller, fıtrata aykırı olarak gönüllere baskı uygularken, fetih ise insan fıtratını okşar.

       Fethin çağrıştırdığı en önemli mana şudur: Yeryüzünün kalbi hükmündeki Kabe’nin putlardan temizlenmesi insanlığın kurtuluşu için nasıl hayati bir önem taşıyorsa, beden ülkesinin merkezi olan insan kalbinin de, her türlü putlardan ve masivadan temizlenmesi de aynı şekilde hayati önem taşımaktadır. Mekke-i Mükerreme’de nasıl Kabe Beytullah ise kalbimiz de Beytullah’tır. Unutulmamalıdır ki bedenimizdeki Beytullah’ın yıkılması Mekke-i Mükerreme’de bulunan Beytullah’ın yıkılmasından daha büyük bir cürümdür. Çünkü Beytullah, Allah’ın evi olarak vasf edilmekle beraber insan eliyle inşa edilmiştir. Oysa insan kalbi bizzat Rabbimizin yaratmasıyladır. Dolayısıyla yaratıcısına binaen kalbin fethi daha hayati bir önem taşımaktadır.

       Bütün peygamberlerin temel görevi, kalpleri Allah’a çevirmektir. Bütün ilahi kitaplar, insanları zulmetten nura, batıldan hakka, kötülükten hayra, hayvaniyetten insanlığa çıkarmak için gönderilmiştir.
   
       Sadat-ı Kiram ks. Efendilerimizde bu işi üstlenmişlerdir. Gavs-ı Kasrevî ks. Hz.lerine işiniz nedir diye sorulduğunda; ‘ Bizim işimiz kapımıza gelenlerin kalplerini dünya muhabbetinden çözüp, ahiret muhabbetine bağlamaktır ‘ diye cevap vermişlerdir. Velhasıl günümüzdeki manevi fetihlerinden mimarları da Sadat-ı Kiram efendilerimizdir.
 
       Dinin hedefi insandır. İnsandaki hedef nokta kalptir. Kalbin en mühim vazifesi iman ve sevgidir. Sevginin sonu, teslimiyet ve taattır. Yakinen inanmayan kimsenin sevgisi yalan, teslimiyeti riya, taatı taklittir.

       Asıl mesele, harbi değil, kalbi kazanmaktır; kaleye değil, kalbe girmektir. İslam’ın istediği, kelle değil, kalptir. Kalbini kazanamadığımız insan bizden değildir. Onun gülmesi, kızmasından daha tehlikelidir.

       Allahu Tealâ’nın bütün cihad emirleri, kalbi fethetmek için verilmiştir. İlk fethedilecek yer kendi kalbimizdir. İlk teslim alınacak kimse, kendi nefsimizdir. Kalbi gaflet ile ölü olan bir kimse, başkasına hayat sebebi olamaz. Eşyaya köle, şehvetine esir olan bir nefis, gerçek hürriyetin tadını alamaz ve başkasına tattıramaz.

Menkıbe:

Hz.  Ömer r.a. zamanında İslâm ordusu bir şehre gönderilmiş. Ancak bir türlü ordu muzaffer olamamış ve aradan uzun bir süre geçmiş. Hz. Ömer r.a. Efendimize gelmişler; Şehrin bir türlü fethinin müyesser olmadığını söylemişler. Hz. Ömer  r.a. Efendimiz ordu kumandanına haber göndermiş; askerlerle birlikte hepiniz Allah’a tevbe edin, diye…

Komutan mektubu alınca askerlerini çağırmış. Kimin ne günahı varsa, hepiniz Allah’a tevbe edin, demiş. Ancak aralarından bir asker yanına gelmiş,

- Komutanım! Benim bir kusurum var, ben dün gece ibadetimi (teheccüd namazımı) eda edemedim, demiş.

Ertesi gün İslâm ordusu muzaffer oluyor. Çünkü bu insanların hepside Allah’ın emirlerine ve Peygamber Efendimiz s.a.v.’in sünnetine gönülden bağlı insanlar. En ufak eksikliğini büyük kusur olarak görüyorlar. Peygamber Efendimiz s.a.v. zamanında sahabeler hiçbir sünneti bırakmadıkları gibi, yapamadığı sünneti geciktirdiği zamanda mücadele ediyorlardı. (Yar ile Şimdi, Semerkand Yay.)

       Gerçek mü’minin bütün derdi Allah’ın rızasıdır. Biricik hedefi O’nun tanınmasıdır, tek beklentisi O’nun sevilmesidir. Çünkü gerçek sevgiye ve övgüye sadece O layıktır. Kalbin huzuru ancak bu sevgi ile mümkündür. İmansız paslı yürek, sinede yüktür; onun derdi dünyalardan büyüktür. Kalbin ilacı ilahi sevgidir. İnsan ancak bu sevgi ile insandır. Bu sevginin kalplere ulaşması için ne yapılsa azdır.

Bir Zikir İçin Çekilen Bin Çile

       İşte bütün Peygamberler, alimler, veliler, mücahidler, cömertler, şehitler hep bu uğurda mal ve can vermişlerdir. Yani, Yüce Mevla’nın adını duyurmak, kalplere O’nu tanıtmak, sevdirmek ve insanları hiç bitmeyen bir sevgiye erdirmek için çırpınmışlardır. Birilerini öldürmek için değil, diriltmek için hesap yapmışlardır. İntikam için değil, ihya için yola çıkmışlardır. Çünkü, bu ümmetin Peygamberi Hz. Muhammed  Mustafa s.a.v. böyle yapmıştır ve böyle emretmiştir. Allahu Tealâ’nın muradı budur. Şu örneği iyi düşünelim:

       Efendimiz s.a.v., Mekke’de iken Allah’ın adını duyurmak ve yüce daveti yaymak için Tâif’e gitti. Sevgi ve merhametle halkı hak dine davet etti. Onlar iman etmedikleri gibi, edepsizce karşılık verdiler. Şehrin ayak takımını ayarttılar; taşlı sopalı üzerine saldılar, saadetli ayaklarını kanattılar. Efendimiz s.a.v. kendisini bir bağa zor attı. Cenab-ı Hak, Habibinin sabır ve aşkını göstermek için, düşmanlarına imkan veriyordu. Cebrail a.s. manzaraya dayanamadı, imdada yetişti. Yanında dağların meleği de vardı. Efendimize meleği gösterdi; “emir ver şu dağı bu edebsizlerin üzerlerine kapatsın, hepsi helak olsunlar” dedi. Rahmet Peygamberi s.a.v., Yüce Rabbin aşkına acısını unuttu, intikam hislerini yuttu ve “Hayır, hayatta kalsınlar. Bunlar bana böyle davrandı, fakat ben bunların zürriyetlerinden ‘lâ ilâhe illallah’ diyecek bir neslin geleceğini ümid ediyorum” buyurdu.

       Ölçü ve hedef budur. Eğer münkir ve mücrimlerin helak edilmesi istenseydi, Allahu Tealâ hiç kimseye danışmadan bir anda hepsini helak eder, köklerini kazırdı. Mesele helak etmek değil, hayat vermektir. Hedef, yok etmek değil, var oluşun manasını öğretmektir. Bunun için sabır, sevgi ve kontrol gücü gerektir.

       Hz. Mevlâna’nın Mesnevisinde zikrettiği şu olay da bunlardan birisiydi:

Menkıbe

       Hudeybiye dönüşü, fitne yatağı Kurayza ve Nadiroğulları üzerine gidilmiş, birçokları esir edilmişti. Görevliler esirleri bağlayıp Medine’ye doğru sürüyorlardı. Rahmet Peygamberi s.a.v. onlara bakıp güldü ve “Ne tuhaf! Şunların ellerini bağlayıp zorla Cennet’e götürüyorlar; onlar ise gitmemek için asılıyorlar?” buyurdu. Onun uzaktan tebessümünü gören esirler, durumlarıyla alay ediliyor zannettiler. Kendi aralarında:

   “Şu peygambere bakın. Onun alemlere rahmet olduğunu söylüyorlar. Geldi bizim kalemize girdi, evlerimizi yıktı, ateşlerimizi söndürdü, ellerimizi bağladı. Bir de karşımıza geçmiş gülüyor” dediler. Onların bu gizli konuşmalarını Cenab-ı Hak, Rasulüne bildirdi. Allah Rasulü s.a.v. esirlerin yanına çıkıp:

   “Ben sizi öldürmek için değil, kurtarmak için ordumu harakete geçirdim. Sizin kalenize değil, kalplerinize girmek için geldim. Siz, inkar ve küfür içinde Cehennemin üzerine ev kurmuştunuz, ben o evi yıkıp size Cennette köşk yapmak için uğraşıyorum. Ben sizin elinizi tutup Cennet’e çekiyorum, siz elimden kurtulup ateşe gitmek için çırpınıyorsunuz. Sizin bu halinize gülüyorum.” buyurdu.

Can Verilecek, Ama Kime?

       İslam’a göre hiç bir şahıs veya ülkeye, para, toprak, petrol, bağ-bahçe, şehvet ve şöhret için cihad ilan edilemez. Dinimizin istediği tek şey, Cenab-ı Hakk’ın kullara tanıtılması, kalplere sevdirilmesi ve dinin her türlü şirkten temizlenerek sırf Allah için yaşanmasıdır. İşte ölçü:

       Bir şahıs Allah Rasûlü s.a.v.’e gelerek: “Yâ Rasulallah! Bir adam ganimet için savaşıyor; bir başkası adının duyulması için savaşıyor, bir diğeri yiğitliğini göstermek için savaşıyor, bir başkası kavim ve kabilesini savunmak için savaşıyor, birisi de karşı tarafa kızdığı için savaşıyor, bunların hangisi Allah yolundadır?” diye sordu. Efendimiz s.a.v.:

       “ Kim Allah’ın adını duyurmak ve dinini yaymak için savaşırsa, o Allah yolundadır; diğerleri değil. ” buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebû Davud)

       Allah Rasûlü s.a.v. fetih konusunda yeni bir hedef daha  gösteriyordu: ‘’ İstanbul mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden emir ne güzel emir, onu fetheden asker ne güzel asker… ‘’

       Bu müjdeye ulaşabilmek için İstanbul defalarca feth edildi. Hatta ilk kuşatma sahabelerin de içinde bulunduğu bir ordu tarafından gerçekleştirildi. 688’de Emeviler tarafından gerçekleştirilen bir seferdi bu. Başta Ebâ Eyüp el-Ensarî r.a. olmak üzere bir çok sahabe.  Bu kuşatmayı diğer kuşatmalar devam etti.

       Fatih Sultan Mehmed Han Hz.leride İstanbul’a sevdalananlardandı. Daha küçük yaşta düşmüştü İstanbul sevgisi içine. Hocası Molla Gürani ona sık sık fetih suresini ve fetih hadisini okuturdu. Hatta günlük olayları bile İstanbul üzerine kuruluydu. İstabul’un fethine kilitlenmiş kafasına koymuştu bir kere.

       Fatih Sultan Mehmed padişah olur olmaz. İstanbul’un feth edilmesi olayını ilk gündem maddesi haline getirmişti. Gerekli araştırma ve çalışmaları hemen başlattı. Bu sırada Çandarlı Ahmet Paşa; ‘İstanbul’un defalarca kuşatıldığını, bu işin zorluğunu’ dile getirerek tereddütlerini ortaya koymuştu. 2. Mehmed, Çandarlı’ya şu cevabı verdi:

      ‘İstanbul’un şimdiye kadar alınamamış olması, bundan sonra da feth edilemeyeceğini ortaya koymaz. Bu işin sahibi Allah’tır. Allah sonsuz kudret ve kuvvet sahibidir. Biz çalışmamızı yapalım. Sonucu Allah takdir edecektir.’

      2. Mehmed, Fetih suresindeki şu âyetin sırrını çok iyi kavramıştı: ‘’ Göklerin ve yerlerin bütün orduları Allah’ındır. Allah azizdir ve hikmet sahibidir. ‘’ (Fetih, 7.)

      İnancı çok kuvvetliydi. Hocalarına karşı sadakat ve vefakarlığı sonsuzdu. Bu konuda, ‘Enbiyaya, Evliyaya istidadım var benim’ diyordu.

      Bu gemilerin sabaha kadar haliç’e indirilmesini emretti. Askerler tereddüt gösterdiler. Hatta ‘Padişahımız şaşırmış. Allah gemileri denizde yüzsün diye yarattı, hiç gemiler karadan yürür mü?’ diyenler bile oldu.

      Talebesinin sıkıntı da olduğunu gören Akşemseddin Hz.leri, atını öne sürdü ve askerlere şöyle hitap etti: ‘Evlatlarım! Size düşen emre itaattir. Siz emredileni yapın. Kalyonları çekmeye bakın. Bu işin sahibi Allah’tır. Göreceksiniz Allah yardımını sizden esirgemeyecektir.’ Bu sözleri duyan asker halatları çekti, gerçektende dünya tarihinde bir ilk gerçekleşti. Gemiler karadan yürütüldü. Bir gece de yüz geminden oluşan donanma denize indirildi.

      Sabahleyin uykularından uyanan Bizanslılar, Osmanlı donanmasının Haliç’e indiğini görünce, Fatih Sultan Mehmed’in deha ve büyüklüğü karşısından titremeye başladılar.

      Fetih, bütün insanlara İslam nimetinin ulaştırılması projesidir.

      Kalpleri fethedenlerin iki önemli vasfı vardır:

   * İçi ve dışıyla istikamet üzere hareket etmek.
   * İnsanlardan hiç bir karşılık beklemeden davetini yürütmek.

       Bu vasfa sahip olanlar, insanları sadece Allah için severler. Onlara sırf Allah için kızarlar. Sevgilerine ve hizmetlerine karşılık verilmedi diye üzülmezler. Onlar, cömert kimselerdir. Hak için kendilerini kurban etmişlerdir.

       Büyük fetihlerin işaret ettiği diğer bir önemli mana da şudur:

       Fetihler kamil rehberlerin eliyle nefsini terbiye ve tezkiye edebilmiş vasıflı müminlerin gayretleriyle gerçekleşebilir. Nefs terbiyelerini tamamlayamayanlar ne gönülleri fethedebilir ne de ülkeleri...

Kaynaklar: Fetih Ruhu, Hayat Dengemiz, Semerkand Yay. – Semerkand Dergisi, Sayı:5 – Yar ile Şimdi, Semerkand Yay.


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/fetih-ruhu-ve-hizmet-t15769.0.html;topicseen



� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı Gönül Mihmanım

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.810
  • Konu: 230
  • Derviş: 4163
  • Teşekkür: 28
Yanıt:Fetih Ruhu ve Hizmet
« Cevapla #1 : 25/09/09, 00:25 »
Allah c.c Razı ve hoşnut olsun.. :X06


Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Yanıt:Fetih Ruhu ve Hizmet
« Cevapla #2 : 25/09/09, 00:31 »
Allah(c.c) razı olsun... :X06




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Amr Bin Dinar Selamün Aleyküm ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.242 saniyede oluşturulmuştur


Fetih Ruhu ve HizmetGüncelleme Tarihi: 19/10/19, 21:54 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim