Gavs AbdülHakim Hüseyni (k.s) Haz. sohbet - Günün Sohbeti
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Gavs AbdülHakim Hüseyni (k.s) Haz. sohbet , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2720 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Gavs AbdülHakim Hüseyni (k.s) Haz. sohbet }   Okunma sayısı 2720 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Hasret

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 983
  • Konu: 73
  • Derviş: 482
  • Teşekkür: 2
Yirmiyedinci Sohbet

İnsan yüzünü Allah'a çevirmeli, bütün işlerini Allah için yapmalı, hep Allah'la olmalı, Allah dostluğu için salih
amellere devam etmelidir.

Allah dostluğuna, ebedî kurtuluşa vesile amel-i salihtir. insanı Allah'a ulaştıran, ebedî hayat olan Cenneti
kazandıran ve orada Peygamberin (A.S.V.) komşuluğunu temin eden gene amel-i salihtir.

Şu halde insan amel-i salih yapma yönünden nefsine acımamalıdır. Şayet nefsine, merhamet edip amel-i salih
yaptırmak için ona kıymazsa, o zaman ona en büyük düşmanlığı yapmış olur. Allah dostluğunu gözetmeyen,
salih amellere devam etmeyen kimse kendine en büyük fenalığı, en şiddetli düşmanlığı yapmış olur.

Kendi kendini çok sevdiğini, nefsini çok düşündüğünü iddia eden insan, şayet ömrünü dünya uğruna, dünya
işlerinde, dünya muamelesinde gafletle geçirir ise, salih ameller işlemez, her zaman ve her yerde Allah'tan,
Allah dostluğundan uzak olarak hep dünya ile dünya bahsiyle meşgul olursa, salih amellerden uzak kalırsa, o
kimse kendini sevmemektedir. Aksine nefsine düşmanlık etmektedir.

Nefsini düşünen insan, Allah'tan başkasına gönül vermez. Allah'tan başkasını düşünmez. Dünyada hep Allah'la
olur. Dünyada Allah'la olunca, kabirde de Allah'la olur, sekeratta da Allah'la olur, haşirde de Allah'la olur,
Cennette de Allah'la olur. Hülâsa her şeyde, her yerde Allah'la olur. Kendine Allah'ı dost edinen kimse dünyada
da âhirette de kazanç içinde bulunur. Kendisine dünyası da Cennet olur. Dünya hayatında, meydana gelen her
şeyi Allah'tan bildiğinden, tam bir huzur ve rahat içinde olur. Dolayısıyla bütün işleri Allah için, Allah dostluğu
İçin olacağından, âhirette de çok büyük kazanç temin eder.

İnsan her şeyini Allah için yapmalı. Yaptıklarında da samimî olmalıdır. Bir zamanlar, minarede ezan okumakta
olan müezzini dinleyen bir demirci, "Şu adam ezan okurken samimî değil, gerçekleri haykırmıyor" der.

İşitenler, "Allah senden razı olsun, müezzin ezan okuyor işte. Bunun hiç yalanı olur mu?" derler. Demirci:
"Evet, evet müezzin gerçeği haykırmıyor, gerçekten ezan okumuyor. Şayet o ihlâsla ezan okumuş olsaydı
minare ayağının altında barınamaz çökerdi, eriyiverirdi." der. Ve devamla: Bir de ben ezan okuyayım bakın
nasıl olurmuş" diyerek demir yığınının üzerine çıkar, başlar ezan okumaya. ö ezana başlayınca ayağının
altındaki demirler eriyip akarlar. Ezanını bitiren demirci, "Ben de samimi olarak gerçeği haykırmadım. Ben de
yalan söyledim. Eğer hakkını vererek tam bir ihlâsla ezan okumuş olsaydım, demirler erimekle kalmayarak ateş
olup yanar ve beni de beraber yakardı." diye izah eder.

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/gavs-abdulhakim-huseyni-ks-haz-sohbet-t2005.0.html



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı Hasret

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 983
  • Konu: 73
  • Derviş: 482
  • Teşekkür: 2
Ynt: Gavs AbdülHakim Hüseyni (k.s) Haz. sohbet
« Cevapla #1 : 11/06/08, 13:36 »
İşte Allah'a tam bir samimiyetle yönelmek böyle neticeler verir. Halbuki zamanımızda tam aksine, insanlara
hakim olan dünyadır. Gıybettir, fesattır. İşimiz dünya olmuş. Talip olduğumuz şey dünyadır şimdi. Allah bahsi
kalmamış, Allah için çalışmak kalmamış.

Allah'ı talep eden de kalmamış. Zulüm hakaret çoğalmış. Yapılan işlerin günah mıdır, değil midir ciheti hiç
düşünülmez olmuş. Kolayımıza nasıl geliyorsa öyle hareket eder olmuşuz. Günahı dinleyen yok. İslâmî
prensipleri takip eden bin kişiden bir kişi bile kalmamış.

Din, Müslümanlık kalkmış. Şayet İslâm memleketleri dolaşılacak olursa her vilâyette iki âlim bulmak ya
mümkün olur veya olamaz. Gerçi birçok âlim geçinenleri görmek mümkündür. Ama, hakiki âlim çok azdır.
Âlimler olmayınca, âlimler kalkınca din de kalkar. Bugün âlimler çok azaldığı içindir ki, din de kalmamış.
Cahil kimse ne bilebilir? Neden anlayabilir? Yapacağım derken çok zaman ifsat eder. Çünkü cahil kimselere
dünya hakimdir, işleri dünya ile olur, fikirlerinde dünya ilerdedir. Cemaatlerinde hep dünyadan konuşulur.

Evet Efendimizin (S.A.V.) buyurduğu gibi,
"Dünya bir lâşedir. Onun talibi köpeklerdir."
Dünya bir murdar leştir, bir hayvan ölüsü gibidir. Ancak köpekler ona talip olurlar. Yalnız dünya için çalışan,
Allah yolundan uzak, sadece dünyanın arkasından koşan kimselerin durumu, çöldeki leşten karınlarını doyurup
birbirine saldıran köpeklerin durumuna benzer.

Şayet insanlar Peygamberin (A.S.V.) Şeriat yolunu takip etselerdi, şayet insanlar Allah'ı tanısalardı, şayet
insanlar imanlarında kemale ulaşmış olsalardı, asla yekdiğerine zulüm, hakaret, eziyet, işkence etmezlerdi.
Birbiriyle uğraşmazlardı, kötülük etmezlerdi. Bugün için durum aksine ise, Allah korkusunun insanların içinde
kalmadığındandır. Yapılan işlerin Allah için yapılmadığındandır. Öyle kimseler vardır ki, kalblerinde Allah
korkusu kalmadığı için, hiç kimseye menfaatleri yoktur, Allah için merhaba bile demezler.

Düşman bilinen, silâh almış, Öldürmek için insanın arkasından dolaşan kimsenin vereceği zarar ne olabilir? En
fazla vereceği zarar on dakikacıktır. İnsan on dakika içinde ruhunu teslim edip kurtulur. Demek ki, can
düşmanımız olarak gördüğümüz kimsenin vereceği ıztırap on dakikacıktır sadece. Fakat Allah'tan gelecek azâb
Neuzubillah...

İnsan düşmanını tanımalı, bilmeli ki en büyük düşman nefis ve şeytandır. Nefis ve şeytan insanı aldatıp
Allah'tan çevirmektedir. İnsanı kötü şeylere yöneltmektedir. İnsanı, Allah düşmanı yapmak için çalışmakla,
insana en büyük fenalığı yapmaktadır. İnsanı ebedî olarak Cehennem azabına müstehak etmek için çalışan nefis
ve şeytandan daha büyük düşman olur mu hiç? Kim bir saatçik, hatta çok az bir müddet için tandırın içinde
kalabilir. Tandıra atılan bir insanın duyacağı ıztırabları tasavvur edin. Ne dayanılmayacak acıdır o. Ya bir de
ebedî olarak ateşte kalacaksa o kimse, tahammüle imkân olur mu? İşte Cehennem de ebedîdir neuzübillah.
Onun yakacakları ise hep taşlardır. Cehennemden çıkan korkunç feryad ve figanları, insanlar duyabilselerdi
onun dehşetinden helak olur, giderlerdi.

İnsanı Allah yolundan alıkoyan, yüzünü Allah'tan çeviren nefis ve şeytandan daha büyük düşman olur mu?
Halbuki insan kendisine bunca kötülük yapmak isteyen nefis ve şeytanı bırakmış da, başkalarıyla düşmanlık
etmekte, kendine başka düşmanlar edinmektedir.

Genellikle, insanlar düşmanlarından zarar görmemek için kendini korur, düşmanına görünmemeye çalışır.
Kendini korumak için silâh temin eder. Düşmanından kurtulma çare ve İmkânlarını araştırır.

Düşmanlarından bu derece çekinen, ondan zarar görmemek için tedbirler alan insan, şeytana karşı da tedbir
alması, şeytana karşı da silâhlanması lâzım gelmez mi? Şeytana karşı ise bir çok silâh vardır. Meselâ, sâlih
amellere devam etmek, meselâ tesbihat, meselâ şeytana hep muhalefet üzere olmak gibi silâhlar vardır.
Meselâ, insanın kendini öldürmeyi tasarlamış olan bir düşmanı olsa, asla ona itimat etmez, ondan uzak durmaya
çalışır. Onun dediği ve istediği şekilde hareket etmez. "Düşmanım beni öldürmeyi tasarlamıştır" diyerek hep
uyanık olur.



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı Hasret

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 983
  • Konu: 73
  • Derviş: 482
  • Teşekkür: 2
Ynt: Gavs AbdülHakim Hüseyni (k.s) Haz. sohbet
« Cevapla #2 : 11/06/08, 13:38 »
"Muhakkak ki şeytan sizlere düşmandır' Öyle ise siz de onu düşman edinin." (Fâtır: 6)
Halbuki biz, düşmanımız şeytana karşı hiç de uyanık olmuyoruz. Hem de öyle bir düşman ki, o düşmanlığı
Rabbü'l-Âlemîn tarafından ilân ve tescil edilmiş. Evet, Rabbü'l-Âlemîn "şeytan sizin en büyük düşmanınızdır"
buyurmuştur. "Kendinizi düşmanınız olan şeytandan koruyunuz" buyurmuştur. Maalesef biz Allah sözünü
dinlemiyoruz. Madem ki Hüda-i Âlemîn, "Şeytan sizin düşmanınızdır. Kendinizi ondan koruyun" demiş, bize
düşen bütün gücümüzle kendimizi şeytandan muhafazaya çalışmaktır.

Şeytandan korunmak içinde: Peygamberin (A.S.V.) şeriatına uygun hareket etmeli, nefsinin arkasından
gitmemeli, nefsinin yüzünü Allah'a döndürme gayreti içinde olmalı, Allah'ın emir ve yasaklarına dikkat etmeli,
Cenâb-ı Hakk'ın yapın dediğini mutlaka yapmalı, yapmayın dediklerinden ise kaçınmalıdır, îşte bunlara riayet
edilirse büyük düşman mağlûp edilir. Rabbü'l-Âlemîn lütfetmiş bize düşmanımızı göstermiş ve "kendinizi şu
düşmanınızdan koruyunuz" diye de buyurmuş. Halbuki biz ise gerçek düşmanımızı bırakmış, başkalarına
düşman diyoruz. Böylece Allah'ın emrine uygun hareket etmemiş oluyoruz. Madem ki Rabbü'l-Âlemin'in
işaretlediği bir düşmanımız var, biz de mecburen onu düşman bilecek, ondan kendimizi korumaya çalışacağız.
Kendimizi böyle büyük bir düşmandan korumak için de, âlimlere ihtiyacımız vardır. Onun için âlimsiz,
mollasız kalmayınız. Camiden uzak, hatmeden uzak kalmayınız. Daima mollalarla irtibat halinde bulununuz.
Onlardan müşküllerinizi sorunuz, dini meselelerinizi onlardan sorup öğreniniz. Namaz nasıl kılınır, abdestin
şartları, guslün şartlan nelerdir, diye mollalardan çekinmeden sorunuz.

Sakın mollasız kalmayın. Camisi olmayan; mollası bulunmayan Müslüman köyü olur mu hiç?
Cahil kalmayın, çünkü cahil olanlar bir şey bilmezler. Bilgisizlik de, insanı helâka götürür. Bilgisizlik olmaz.
Hiç şoför olmayan araba kullanmasını bilmeyen kimsenin araba kullanması uygun olur mu? Şayet kullanmaya
kalkışırsa, beceremez, arabayı devirir, felâketlere sebeb olur.

İşte İslâm yolu da aynen böyledir. Cahiller bir şey bilmezler. Âlimler olmazsa, cahil kimseler ne namaz
kılmasını bilir, ne abdest almasını bilir, ne de Fatiha okumasını bilir. Abdestin niyetini, guslün niyetini
bilmeyenler vardır. Herkesin abdest niyetini bilmesi mecburîdir. Niyetsiz olmaz. O da şöyle olur: "Niyet
ediyorum farz namazı için abdest almaya" Suyu avucuna aldığı zaman tam yüzüne suyu vururken bu şekilde
niyet etmek lâzımdır. Yüzün tamamını iki kulak arasından tâ çene altına kadar olan yeri yıkamak mecburidir.
Yıkarken de "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya demesi lâzımdır.

Guslün niyeti de şöyle yapılır: "Niyet ettim... gusül etmeye"
Namazda da niyet farzdır. Namazın niyeti: "Niyet ettim Allah Teâlâ'nın üzerime farz ettiği namazı Allah için
edaya." şeklinde yapılır.
Bu üç niyeti yapmayan, bilmeyen kimsenin, guslü de yoktur, abdesti de yoktur, namazı da yoktur. (*}
Guslün niyeti de şöyle yapılır: "Niyet ettim, gusül etmeye" namazları kılmak için gusül ediyorum" diye niyet
etmek lâzım. Bütün vücudu hiç kuru yer kalmamak üzere yıkamak lâzım. Eli ıslatarak vücuda sürmek kâfi
gelmez. Su dökmek suretiyle vücudu mutlaka yıkamak lâzım. Yıkamaları da üç defa tekrarlamalı. Birincisi farz,
diğerleri ise sünnettir. Gusül yapılmadan evvel taharet almak da icab eder. Şayet taharetten evvel gusül
yapılırsa, bilâhare taharet alındığında, kanallarda biriken meninin gelmesi inşam tekrar cünub eder. Yeniden
gusül lâzım gelir. Onun için gusülden evvel taharet yapmak lâzımdır.

Gusül yaparken kulakların içini de yıkmak lâzımdır. Kulakların iç tarafına su akıtıp yıkamaya kalkışmak icap
etmez. Yıkanması mümkün olan yerleri yıkamak kâfidir.



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı Hasret

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 983
  • Konu: 73
  • Derviş: 482
  • Teşekkür: 2
Ynt: Gavs AbdülHakim Hüseyni (k.s) Haz. sohbet
« Cevapla #3 : 11/06/08, 13:41 »
Abdest şöyle alınacak: Evvelâ üç defa eller yıkanacak, sonra üç defa ağıza su alınıp ağız yıkanacak. Misvak
kullanmak faydalıdır. Aynı zamanda sünnettir de. Şayet misvak yoksa misvak niyetine parmaklarla dişler
ovulursa iyi olur. Üç defa da burna su verilip yıkanacak. Daha sonra da avucuna su doldurup yüz yıkanacak.
Yüz, iki kulak arasıyla, alından saçın bittiği yerden çenenin altına kadar olan kısımdır. Burası da üç defa
yıkanacak. Yüzden sonra dirseklere kadar kol yıkanacak. Evvelâ sağ kol, sonra da sol kol. Kolları da üç defa
yıkamak sünnettir. Üç defa da başa mesh edilecek. (1) Bazı kimseler alınlarını meshediyorlar. Bu olmaz.

Mutlaka başı meshetmek lâzımdır. Hanefî mezhebine göre de en az, başın üçte birini meshetmek lâzım gelir.
Şâfiîlere göre ise, bir miktar meshetmek kâfidir. Ayaklar da üç sefer yıkanacak evvelâ sağ, sonra da sol ayaklar
topuklarıyla beraber yıkanacaktır. Şayet namazı cemaatle kılacaksa, "Uydum imama" da demesi lâzımdır.
Meselâ, sabah namazın: kılıyor ise: "Niyet ettim, Allah-u Teâlâ'nın üzerime farz ettiği sabah namazının farzını
Allah için kılmaya". Şayet kaza namazı kılıyorsa, niyetinde kaza namazı kılmakta olduğunu belirtmelidir.
Oruca da niyet farzdır. O da şöyle yapılır: "Niyet ettim yarın için Allah-u Teâlâ'nın üzerime farz ettiği Ramazan
orucunu tutmaya."

Ramazan'da fecirden evvel gusul etmek sünnettir. Şayet fecirden sonraya kalırsa tehlike arzeder. Çünkü biraz
su kaçırırsa orucu battal etmiş olur. Meselâ, ağzına gargara için almış olduğu suyu boğazına kaçınrsa orucu
batıl olur. Taharet alırken de kaçırırsa oruç bozulur. Onun için guslü fecirden evvel yapmak lâzımdır.
İnsanın Fatihası, tahiyyatı da düzgün olmalıdır. Eğer tek şedde meselâ Fatihadan yahut ettehiyatüde noksan
olursa namazı bozulur. Gene bir tek harf Fatihadan noksan veya yanlış olursa namazı bozulur.
Bütün bunları bilmek lâzımdır. Öğrenin, hanımlarınıza da öğretin. Fatihalarını düzgünce ezberletin. Farzdır.
Tahiyyatı, namazın erkanını guslün, abdestin, namazın niyetini öğretin. Bütün bu meseleleri ailesine, hanımına
çocuklarına öğretmek farzdır.

Bunları öğrenebilmek için de mollalara ihtiyaç vardır. Siz molla deyip geçmeyin. Mollanın işleri çok mühimdir.
Mollaların işini sadece ezan okumak mı zannediyorsunuz? Ezan okumak mecburiyeti yoktur ki. Çünkü farz
değil, sünnettir. Ama bu gibi dinî meseleler farzdır, öğrenmek lazımdır.
Meselâ, elbiseleri yıkamak da mühimdir. Hanımlarınıza söyleyin, elbiseleri yıkarken suyun temiz olmasına
yahut akar su olmasına veya kullanılmamış su olmasına dikkat etsinler. Elbiseler yıkandıktan sonra üzerine
temiz su dökülmeli, sonra da alt tarafı üste gelecek şekilde tutularak bir daha su dökülmeli, bu üç defa
tekrarlanmalıdır.

Çamaşır yıkanan kabın da temiz olmasına, içinde necaset bulunmamasına dikkat edilmelidir. Elbiselerinizde
sabun bırakmayın. Gerçi necaret değil sabun, ama, kalmaması daha iyi olur. Temiz suyun içine sabun köpüğü
karıştırmayın. Karışması iyi değil. Gerek elbiseler, gerekse kab ve kaçaklar temiz olmalıdır. Yıkandıktan sonra
temiz suyla çalkalanmalıdır. Şayet içlerinde necaset kalırsa, yiyecek yemekler necis olur. İyi temizlenmeyen
elbiselerde necaset bulunabilir. Üzerinde necaset bulunan elbiseyle namaz kılmak ise, namazı batıl eder.
Hanımlarınıza da temiz olmayı öğretin.

İşte bütün bu meseleleri mollalar öğretirler. Mollalar olmasa bunları da öğrenmek mümkün olamaz.
İnsan akaide ait meseleleri de öğrenmelidir. Din akide üzerine kurulmuştur. Akide olmayınca iman da olmaz.
Allah'ı tanımayan yoktur. Herkes Allah'ı tanır. O âlemlerin Rabbidir, Peygamber (A.S.V.) ı herkesin tanıması
lâzımdır. Kadın, erkek, çoluk çocuk herkesin Peygamberimizin isminin Muhammed  olduğunu, babasının adı
Abdullah, dedesinin adı Abdulmuttalib, annesinin adının Âmine olduğunu bilmesi lâzımdır.
Peygamber (A.S.V.) Arab'dır. Mekke-i Mükerreme'de doğmuştur. Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. Kabr-
i şerifleri Medine-i Münevvere'dedir. Bunları herkesin bilmesi lâzımdır.

Kimlere Peygamber denildiği, kaç tane Peygamber geldiği bilinmelidir. İlk Peygamber Hazret-i Adem (A.S.)
ile bizim Peygamberimizin arasında, yüz yirmi dört bin Peygamber gelmiştir. Bunlardan sadece üç yüz on üç
Peygamberin ümmeti olmuş, diğerlerinin ümmeti olmamıştır. Peygamberlikleri ya kendi nefislerine veya kendi
ailelerine münhasır kalmıştır.
Peygamberler Allah'ın elçileridirler. Allah'ın varlığını, emirlerini haber verirler. Kimse Allah'ı göremez, Allah
kimseye nüzul etmez.



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı Hasret

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 983
  • Konu: 73
  • Derviş: 482
  • Teşekkür: 2
Ynt: Gavs AbdülHakim Hüseyni (k.s) Haz. sohbet
« Cevapla #4 : 11/06/08, 13:42 »
Kitapları bilmek de akidedendir. Kaç kitap olduğunu insan bilmelidir. Rabbü'l-Âlemîn emirlerini kitapları
vasıtasıyla Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an) Peygamberlerine bildirmiştir. Emirlerini bir melek olan Cebrail
elçiliğiyle Peygamberlerine bildirmiş, tebliğ etmiştir.

Peygamberler Allah'ın insanlığa gönderdiği elçileridir. Onları insanlığa, mahrukata elçi olarak seçmiştir.
İnsan aslı Arapça olan Kelime-i Şehadet'in de mânasını bilmelidir.
Kelime-i Şehadet'in mânası şudur: EŞHEDU "Ben dilimle söyler ve kalbimle tasdik ederim ki", LA ÎLÂHE
İLLELLAH "Allah'dan başka ilâh yoktur", EŞHED ÜENNE ÎLÂHE İLLELLAH "Allah'dan başka tapınacak
ilâh yoktur, buna şahitlik ederim" demektir. Aslı her ne kadar Arapça ise de mânasını böylece bilmek lâzımdır.
İman bununla olur. Mânasını bilmeden söylemek bir şeye yaramaz. Boş bir kelime olur. EŞHEDU ENNE
MUHAMMEDEN RESULÜLLAH demenin ne mânaya geldiğini de bilmek lâzımdır. Mânası şudur: Ve gene
şahitlik ederim ki Muhammed  Allah'ın Peygamberidir, elçisidir: Allah O'nu doğru yolu göstermek için bir
Peygamber olarak göndermiştir.

Meleklere de inanmak lâzımdır. Meleklerin yeri göktedir. Mamafih yeryüzünde olanları da vardır. Onlar için
uyku, yemek ve içmek yoktur. Yaratıldıkları andan tâ kıyamete kadar devamlı olarak Allah'a tâât ve ibadetle
meşgul olurlar. Gece ve gündüz bîr lâhza, bir saniye bile Allah'ın zikrinden tâât ve ibadetinden geri kalmazlar.
Hem gökte hem de yeryüzünde vazifeleri vardır. Meselâ insanların omuzu üzerinde iki tane melek vardır.
Bunlar bütün insanlarda bulunur. Sağ omuzun üzerinde olan meleğin elinde defter ve kalemi, devamlı olarak
insanın yaptığı hayırları, hasenatları kaydeder. Sol omuz üzerindeki melek ise devamlı, yapılan günahları yazar.
Bütün bu yazdıkları hayır ve günahlar, kıyamette hesabı görülmesi için Levh-i Mahfuz'a geçirilir. Kıyamet
gününe kadar orada muhafaza edilir. Kıyamette, mahşerde ortaya dökülür. Allah'ın huzurunda açığa vurulur.
Sen şunu yaptın, sen bunu yaptın, sen şu günahı işledin, dîye hepsi ifşa edilir. Ne kadar hayrı, ne kadar günahı
varsa hepsi ortaya dökülür, insanın bunlara da iman etmesi lâzımdır.

Kıyamete de iman edilmelidir. Kıyamet vardır, haktır. Kıyametten sonra Rabbü'l-Âlemîn insanı kabirden
çıkaracak. Tekrar diriltip evvelki haline getirecek. Mağripten, maşrıka kadar bütün insanları tekrar diriltip
hepsini mahşerde bir araya toplayacak. Hesap için toplayacak. Müslümanlara hesap sorulacak ama kâfirler için
mahşerde hesap yoktur. Onlar doğrudan doğruya hesap sorulmadan Cehenneme atılacaklar.
Kabirden insanın kaldırılması, tekrar diriltilmesi zor değildir. İnsan tekrar dirilmeyi zor zannetmesin, ilk
yaratılmasına baksın. Erkekle kadın arasındaki bir damladan meydana gelmedi mi? O damla da bir sebep,
erkekle kadın arasındaki o bir damlacık su da bir sebeptir. Şayet o olmasaydı insanı halk etmezdi. Kan olan, et
olan, kemik olan o bir damla sudur. O bir damla sudan meydana gelir. Bütün bu inkişafları bir damlacık sudan
meydana getirip sonunda bir çocuk olarak dünyaya getiren büyüten Allah'ın tekrar kabirde diriltmeye muktedir
olmaması mümkün mü hiç?

Şüphesiz tekrar diriltmeye muktedirdir.
Evet bütün bu insanlar tekrar diriltilecek, Mahşer'de toplanıp muhakeme edileceklerdir. Buna da iman etmek
lâzımdır.

Hayır ve şerrin Allah'ın emrinde, kudretinde olduğuna da iman etmek şarttır, işlenen her hayır ve işlenen her
günahın Allah'tan olduğuna inanmak lâzımdır. Bunun mânası şu demektir. Rabbü'l-Âlemîn diyor ki: "Ey
kulum, sana cüz'i ihtiyar verdim. Günah ve hayır İşlemekte seni serbest kıldım. Şu hayır iştir, Cennete götüren
yoldur. Şu da şer iştir, günahtır, Cehenneme götüren yoldur, diye gösterdim. Artık İstediğini seçmekte
serbestsin. İstediğin yoldan git. Cüz'î ihtiyarım kullan. Sen hangi yoldan gitmek istersen iradeni hangi yolda
kullanırsan, ben de sana o yolda kuvvet veririm."
Allah kuvvet vermezse insan hiçbir zaman, hiçbir şey yapamaz.

Şayet bir kimsenin Allah ellerini sakat, ayaklarını kötürüm, gözlerini kör ederse, kuvvetini takatini keserse, o
kimse ne yapabilir. Elinden ne gelebilir. Demek ki yaptıran, yaptıracak gücü İnsana veren Allah'tır, Allah
yaptırmazsa kimse bir şey yapamaz.

Fakat Allah insana irade vermiş, iyi ve kötü yolu işaret etmiş. Hangi yoldan gidersen o yoldan sana kuvvet
veririm buyurmuş. Hayır işlemek için iradeni kullansan o yolda kuvvet, şer işlemek için iradeni kullansan o
yolda kuvvet veririm buyurmuş. Rabbü'l-Âlemin insanı serbest bırakmış. Buna böylece iman edilmelidir.
(*) Şafii mezhebi fıkhı iktizasınca.

(1) Hanefi mezhebinde başı bir sefer mesh etmesi icab eder. Çünkü üç sefer mesh etmek yıkama hükmüne
geçeceğinden meshin hükmü bozulmuş olur.



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Efendim Hz.Nevfel(r.a)'ın Geri Dönüşü ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.152 saniyede oluşturulmuştur


Gavs AbdülHakim Hüseyni (k.s) Haz. sohbet Güncelleme Tarihi: 23/09/19, 17:57 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim