Geçmişlerin Kıssalarından Alacağımız Dersler - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.194 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 146.070 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 23065 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Geçmişlerin Kıssalarından Alacağımız Dersler, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2354 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Geçmişlerin Kıssalarından Alacağımız Dersler}   Okunma sayısı 2354 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1852
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 33
Şu ayet, konunun önemini ve hedefini anlatmaya yeterlidir: “Resûlüm, peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştireceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda, sana hak, müminlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.” (Hud 11/120). Hz. Peygamber (s.a.v) önceki peygamberlerin sabır ve mücadelesiyle teselli ve takviye ediliyorsa, bizlerin buna ihtiyacı daha fazladır. (0)

Peygamberler, Allahu Tealâ’nın insanlara hakkı, hakikati öğreten elçileridir. İnsanlık tarihi boyunca onlar bir taraftan Allah’ı tanıtırken, diğer taraftan dünya huzurunun ve ebedî mutluluğun hangi ölçülere göre yaşanmış bir hayatla elde edileceğinin yollarını gösterdiler. Sadece anlatarak değil, bizzat yaşayıp, “en güzel örnek” olarak…

Tarih boyunca peygamberlerin öğrettiği bu ilâhî bilgiyi baş tacı eden toplumlar, insanlık adına şerefli izler, hatıralar bırakarak vazifelerini tamamladılar. Onların yaşadıkları yer ve zamanlarda, insanlık adına nice güzellikler serpilip boy verdi.

O ilâhî bilgiye sırt çeviren, küçümseyip hafife alan, nefislerine esir, şeytana râm olanlara gelince: Şatafatlı medeniyetlerine rağmen insanlık tarihinde birer kara leke olarak yerlerini aldılar. Çünkü insanın köleleştiği, hakkın değil, güç ve zenginliğin yüceltildiği, her türden zulmün ve adaletsizliğin kol gezdiği o sözde medeniyetlerin insanlığa vereceği hangi güzellik olabilir?

Mukaddes Kitabımız’da, kendi bilgisine ve gücüne güvenip böbürlenerek kibre kapılan ve ilâhî davete kulak tıkayan  bu kavimlerin hikayeleri anlatılır. Yüce Rabbimiz, bu kıssaları tarih bilgisi olsun diye değil, kıyamete kadar bütün insanlığa bir örnek, bir ayna olsun diye nakleder.

Allah Teâlâ buyurur ki:

“Resùlüm, peygamberlerin haberlerinden her haberi sana anlatıyoruz ki bu sayede senin kalbin teskin olup kuvvettensin. Bunda sana hakka ait bilgiler, mûminlere de bir öğüt ve uyarı gelmiştir.”[1] (2)

Kıssalardan maksat,  Peygamberliğini edâ  etme hususunda sabra ve eziyetlere katlanmaya karşı Hz. Peygamberin kalbini sağlamlaştırmaktır. Çünkü insan, bir sıkıntı ve belâya uğrayıp, o hususta kendisi gibi başkalarının olduğunu görürse, bu ona hafif gelir. Nitekim “belâ herkese birden gelince, insana hafif gelir” denilir. Binâenaleyh Hz. Peygamber (s.a.s) bu kıssaları duyup, bütün peygamberlerin kavimleri ile olan durumlarının aynı olduğunu anlayınca, kavminin eziyetlerine katlanıp sabretmesi kolay gelir. (3)

Velilerin kıssaları, kalbi kuvvetlendiren birer manevi ordu olarak tanıtılmıştır. Allah Teâlâ onlarla zayıf kalplere kuvvet, neşe ve muhabbet verir. (0)

Evliyanın sözleri, tümüyle Kuran ve hadislerin şerhinden ibarettir. Bunu, bir parça dini bilgisi olanlar çok iyi anlayabilir. Sözlerini iyice dinleyenler bilirler ki onlar, Kuran ve hadislerin dışında bir hayat yaşamıyorlar. Bu kâmil evliya zatların hepsi de böyledir. Evliyalar her devirde gelmiştir. Onların meşrebi budur. Kuran ve hadisleri, bizim anlayacağımız şekilde bize anlatmışlardır.

Ferîdüddin Attar (k.s) hazretleri buyurmuş ki;

Ben küçük yaşımdan itibaren bu evliyalara muhabbet duyardım. Sözlerini işitir can bulurdum. Onların sözleriyle gönlümün pasını siler, kalbimi temizlerdim. Bu zamanda gerçekler saklanır oldu. Yalancılar iddia sahibi oldu. Gönül ehli az bulunur oldu. Ben de bu sebeple (hazırlamış olduğum) kitabın adını “Tezkiretü’l Evliya/ Evliyayı Hatırlatan Eser” koydum ki, dünya ehli olanlar ahiret ehlini unutmasın. Onlara rağbet etsinler.”[2]

“Kuran-ı Kerim ayetleri ve Peygamber efendimizin (s.a.v) mübarek hadislerinden sonra evliyanın sözlerinden daha iyisi yoktur. Evliyanın sözü ilmi ledünnidir, kesbi değildir. Evliya sözü işitenin gönlü ruşen (aydın, parlak) olur. Bu sözler himmetini kuvvetlendirir, şeytanın vesvesesini, dünya hırsını ve dünya muhabbetini kalbinden atar. Evliyanın nicesi, Hazreti Âdem (a.s), bir nicesi Hazreti ibrahim (a.s), bir nicesi Hazreti Musa (a.s), bir nicesi Hazreti isa (a.s) ve bir nicesi de Hazreti Muhammed  Mustafa (s.a.v) meşrebindedir. Her biri marıfet ehlidir.

İşte Feridüddin Attar (k.s.) hazretleri onun için “Her ne kadar ben onlardan biri değilsem de hiç olmazsa onlara benzemiş olayım diye, kendimi bu meşguliyetin içine attım” diyor. Biz de gerçek sofiler değiliz. Gerçek sofi denilen zatlar, Sâdât-ı kiram efendilerimiz gibi maneviyat büyükleridir. Biz tasavvufa girmekle, onlar gibi olamasak da kendimizi onlara benzetmeye çalışıyoruz. Bir taraftan dışımızı bir taraftan içimizi onlara benzetmeye çalışıyoruz.

İnsanoğlu böylesi bir yüceliğin asıl faydasını ahirette görecektir. İşte Feridüddin Attar (k.s.) hazretleri onun için “Kurân-ı Kerim ayetleri ve Peygamber efendimizin (s.a.v) mübarek hadislerinden sonra evliyanın sözlerinden daha iyisi yoktur.” Demiştir.

Cüneyd-i Bağdadi hazretleri (k.s.)  de buyurmuştur ki: “Evliyanın sözleri, Cenabı Hakk’ın askerlerindendir. Şeytanı kovarlar. Gönle dolarlar. Kalpte karar kılarlar. (5)

Evliyanın sözleri kalbi kuvvetlendirir. Bu büyüklerin menkıbelerinin anlatılmasıyla umulur ki, Süfyan b. Uyeyne (rh.a) hazretlerinin de buyurduğu gibi “Salihlerin anıldığı yere rahmet iner.” Sözündeki Allah’ın rahmetine kavuşulsun.

Molla Cami hazretlerinin (k.s.) “Nefehâtül Üns”te “Evliyanın kudsi ruhlarından şu perişan biçareye de bir medet ulaşır ve ecel gelmeden başına bir devlet gölgesi düşer” buyurmuş. Yani insan ölmeden evvel Allah Teâlâ’nın evliyalarına, verdiği bu manevi devletten kime ne kadar düşerse yeter. Umulur ki bu biçare kul da (onların kıssalarını naklederek) böylesi bir yücelikten istifade eder, demek istiyor.(5)

Büyük veli Ebû Ali Dekkak’a (k.s), “İnsan hepsiyle amel etmese de salihlerin sözlerini dinlemesinin ve güzel hallerini okumasının ona bir faydası olur mu?” diye sorduklarında, Hazret şu cevabı vermiştir:

“Evet olur. Bunun iki faydası vardır: Birincisi, velilerin sözleri o kimsenin kalbini kuvvetlendirir, ölmüş duygularını harekete geçirir, gönlünde güzel şeylere karşı bir arzu meydana getirir. İkincisi, kibrini kırar, benliğini yıkar, boş davaları kalbinden atar. Ona ayna olur, halini gösterir. İnsan kör değilse, kendini görür.”

Şeyh Mahfuz (k.s) der ki: “Halkı kendine bakarak ölçüp tartma. Sen kendini Hak adamlarının terazinde tart, onların aynasında seyret. Seyret ki onların yüceliğini, kendinin de müflisliğini göresin.”

Abdurrahman-ı Câmî (k.s), Allah dostlarının hayat hikayelerini dinlemenin her mümine en azından şu faydayı verdiğini söyler:

“Onları tanıyan kimse, onlar gibi olmadığını anlar, kendi kusurlarını görür. Böylece nefsini beğenme, boş davalara girme, temenni ile oyalanma ve insanlara gösteriş yapma gibi hastalıklardan kurtulur.”

Cüneyd-i Bağdâdî’ye (k.s), “Önceki insanların kıssalarını ve Allah dostlarının hayat hikayelerini dinlemenin faydası nedir?” diye sorulunca Hazret şu cevabı vermiştir:

“Allah dostlarının sözleri ve güzel halleri, birer manevî askerdir. Allah onlarla zayıf kalpleri kuvvetlendirir, maneviyatı bozuk olanları düzeltir. Mümin onlarla destek bulur, yenilenir, kendine gelir.

Hace Yusuf Hemadânî Hazretlerine, “Eğer zamanınızda Allah dostları gizli olur ve onları bulmak güçleşirse, ne yapmak lazımdır?” diye sorduklarında, şöyle demiştir:

“Allah dostlarının hallerini ve hayatlarını anlatan kitaplardan her gün bir miktar mesela yedi sayfa okuyun. Bunu, kalbi gaflet içinde olanlar için farz gibi gerekli görüyorum.”[3](4)

Zamanımızda Allah dostu kıymetli zatların değerini, kadri kıymetini anlamaya çalışmak lazımdır. Bu da onları sevmekle, onların yanına gitmekle, onları görmekle, onlardan istifade etmekle ve onlardan bahsetmekle olur.(5)

Sohbet beraberlik demektir. Halk dilinde sohbet deyince vaaz ve nasihat türü konuşmalar anlaşılır. Dinimizde ise dille yapılan nasihattan çok, aynı mecliste bulunmak, yan yana durmak, kalplerle kaynaşmak, sözden çok davranışlarla anlaşmak, halden anlamak, hal ve tavırlarla biribirini etkilemek, içten içe dertleşmek, gönülden gönüle haberleşmek kastedilir.

Bu manaya uygun olarak Hz. Rasulullah (A.S.) Efendimizin nurlu nazarları altında oturan, kendisiyle aynı meclisi paylaşan, ona sevgiyle gönlünü açıp kalbini ilahi nurlarla dolduran ve şerefli sohbetlerine katılan müminlere “Sahabe” denmiştir. Sahabe-i Kiram, baş ve gönül gözleriyle Rahmet Peygamberi’nin (A.S.) nurlu yüzüne bakıp, saadetli kalbinden ilahi nuru çekmişler, Rabbani şuur elde etmişlerdir. Allahu Tealâ’nın cemalini ve en büyük ayetlerini gören Peygamber gözleri de Ashab-ı Kiram’a nazar ettikçe, ashabın kalpleri açılmış, imanlarına iman katılmış, yakinleri artmış, vesvese kesilmiş, gönülleri sevgiyle dolmuştur. Yani Hz. Rasulullah’ın (A.S.) gönlü, ashabın gönlünü beslemiştir. Onun saadetli kalbi ashabın kalbine aksetmiştir. Efendimiz (A.S.) güzel haliyle ashabının batıni hallerini güzelleştirmiş, tatlı diliyle de zahiri işlerini düzenlemiştir. Onlara hem hal, hem de dil lisanıyla sohbet etmiştir. Kendisiyle olanlar derece derece ona benzemiştir. Zaten sohbetteki hedef, sohbetine girilen kimsenin boyasıyla boyanmaktır. İstenen budur.

Gözle görmek kalbe öyle etki eder ki, bin haber, bir nazar kadar sonuç vermez. Onun için Efendimizi bir kere görenler, bin kere siret ve sahih hadis kitaplarını okuyanlardan daha çok bilgi ve sevgi sahibi olmuşlar. Rasulullah (A.S.) Efendimizin öyle bir manevi cazibesi ve dışa yansıyan güzelliği vardı ki, müşrikler Mekke’ye gelenleri o nurlu yüz ile karşılaştırmamak için şehrin dışına adamlar yerleştirip, yalan yanlış haberlerle geleni geri göndermeye çalışıyorlardı. Müşriklerin kalp gözleri kördü, ancak başlarında kalan azıcık akıl kırıntısı ile Hz. Peygamber’in sohbetine katılmanın kalpleri nasıl fethettiğini fark edebiliyorlardı.

Nakıs olanlar, kamil insanlara baka baka önce noksanlıklarını görürler. Sonra güzelin ne olduğunu öğrenirler. Peşinden iyiliği sever, iyi insan olmaya niyetlenirler. Güzel olan çeker, kuvvetli olan etkiler. İnsan fıtratı gördüğüne meyleder. İyileri gören kimsenin kalbinde iyi duygular yeşerir, kötülerle oturup kalkanın içinde ise kötülükler beslenir. (10)

 
İnsan, ya hak ya batıl yoldadır. Herkes, fıtrat ve sıfat olarak önceki nesillerden kimlere benzediğini, kimlerin hal ve ahlakı üzere gittiğini, düşünüp halini değerlendirmelidir. Onların başına gelenler, takipçilerinin de başına gelir. (0)

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/gecmislerin-kissalarindan-alacagimiz-dersler-t21588.0.html




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1852
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 33
Herkes Fıtratına Göre Davranır

Hikmet ehlinden biri şöyle demiştir: “Büyük insanların yüceliği, onların iyi ahlakları, cömertlikleri ve güzel hasletleri sebebiyledir. Bazı insanların hasislikleri ise, onların düşük tabiatlı olmaları ve çirkin hasletleri sebebiyledir.

Sebeplerine yapışmaksızın bir şeyi ele geçirmeye yönelmek hafifliktir. Hem güzel niyet hem de çaba olursa, sonuç güzel olur, sahibini hedefine ulaştırır. Bir kimse, bir şeye ulaşmaya karar verir, fakat onu elde edeceği desteğe yapışmazsa, eline ancak hüsran geçer. Çünkü, hedef ve niyet yüksek olunca, gayret ve çaba da o derece yüksek olmalıdır.

Şöyle denilmiştir: “Söz insanın sahip olduğu dereceye, amel ise kudrete bağlıdır.”

Bağdat’a gidecek bir kimsenin, ona göre yol azığını hazırlaması gerekir. Tecrübe böyledir.

Hikâye:

Abdülaziz b. Mervan Mısır Emiri idi. Bir gün atıyla dolaşmakta iken bir yerden geçiyordu. Bir babanın oğluna: “Ey Abdülaziz!” diye seslendiğini duydu. Bunun üzerine kendi ismini taşıyan çocuğa nafaka olması için on bin dirhem verilmesini emretti. Bu haber bütün Mısır’da yayıldı. Artık her kimin bir erkek çocuğu olsa, ismini Abdülaziz koyuyordu.

Bunun tam zıddını da Horasan’da Büyük Emir “Hâcib T⺔ yapmıştı. O bir gün Buhara’nın sarraflarını gezerken bir adamın hizmetçisine “T⺔ diye hitap ettiğini duydu. “Siz benim ismimi hafife almak istediniz!” diyerek derhal sarrafların oradan kaldırılmasını ve mallarına el konulmasını emretti. (8)

İnsan çeşitli terbiye ve tedavi yolları ile fıtratındaki bozuk ahlâki güzele çevirebilir. Çünkü dinimiz güzel ahlâkı emretmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) güzel ahlâkı tarif, talim ve tatbik ederek tamamlamak için gönderilmiştir. Her insanın fıtratı farklı olmakla birlikte, güzel ahlâktan bir payı vardır, olmalıdır.

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor:

Hz. Peygamber’le birlikte yürüyordum. Üzerinde Necran’dan gelme kenarı kalın bir cübbe vardı. Bir bedevî cübbenin eteklerine asılarak öyle bir çekti ki Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) ensesi kızardı ve cübbe onun mübarek ensesinde iz bıraktı. Ve sonra şöyle dedi:

“Yâ Muhammed  (s.a.v), benim şu iki deveme, yanında bulunan ganimet mallarından mal yüklet! Sen kendin ve babanın malından mal yükletmiyorsun ya!”

Resûl-i Ekrem (s.a.v) biraz sükût ettikten sonra şöyle buyurdular:

“Mal Allah’ın malıdır. Ben de onun kuluyum.”

Sonra şöyle buyurdu:

“Ey Arabî! Bana yaptığın bu şeyin tıpkısı ceza olarak hakkında tatbik edilsin mi?” Bedevî,

“Hayır, çünkü sen kötülüğe, kötülükle mukabele etmezsin” dedi.

Bu cevap karşısında Hz. Peygamber (s.a.v) güldü. Sonra onun bir devesine arpa, bir devesine de hurma yükletilmesini emretti.[4]

Yaratılış itibariyle insanoğlu, her türlü güzellik ve olgunluğa elverişli bir yapıya sahiptir. Zira o, “Gerçekten biz âdemoğullarını aziz ve şerefli kıldık”[5] müjdesine muhataptır; insan yaratıkların en şereflisidir. Yine Kur’ân-ı Kerîm’de insan için, “Biz insanı en güzel şekilde yarattık “[6] buyrulmuştur.

Âyetle şu denmiş oluyor: Biz insanoğlunu fıtrat ve yetenek açısından en güzel bir biçimde yarattık… Sonra insanoğlu, bu fıtratı ile yüce Allah’ın kendisine gösterdiği, açıkladığı ve iki yoldan birini seçsin, diye özgür bıraktığı çizgiden sapınca, biz de “Onu aşağıların en aşağısı kıldık. “[7]

Yüce Allah insanoğlunu yaratırken özel yaratmıştır. Hiç kuşkusuz yüce Allah her şeyi güzel yaratmıştır. Burada ve Kur’an’ın başka yerlerinde en güzel yapıda, en güzel biçimde ve en güzel şekilde yaratılmanın insana özgü kılınması bu yaratığa daha fazla önem verildiğini göstermek içindir.

İnsanın yaratılışına bakacak olursak, birtakım iyi ve kötü eğitimleri bir arada taşıdığını görürüz. Bu fıtratıyla insan, ne melekler zümresinden ne de şeytanlar taifesindendir. Ancak melekler kadar saf ve temiz olabileceği gibi, hayvandan aşağı seviyelere düşmesi de söz konusudur.

Esfel-i safiline düşmemek, ahsen-i takvim çizgisinde yürüyebilmek, hiç şüphe yok ki özel bir gayret ve çabayı gerektirir.  (9)

Sofinin bir görevi de, yoluna tabi olduğu ulu Sadatları tanımak, onların hayat hikayelerini, İslam’a ve insanlığa sundukları her alandaki hizmetlerini okuyarak, dinleyerek ve düşünerek onlardan ibret, örnek ve kuvvet almaktır. Allah dostlarını anmak ve anlatmak, onlara karşı bir vefa ve teşekkürdür. (0)

(bk. Nefehatü’l-Üns Tercümesi giriş bölümü, Ateşin Yakmadığı Aşık)

Sâdât-ı kirâm efendilerimizden birine, bu büyüklerin sohbetinin yapılmasının hikmetini sormuşlar, o da şöyle buyurmuş:

- Onların sohbeti yapıldığı zaman Allah Teâlâ’nın rahmeti yağar. Rahmet yağdığı zaman da kalbimizde dünya düşüncesi kalmaz. Allah Teâlâ’nın sevdiklerinin muhabbeti bizde peyda olmaya başlar. İbadetlerin de en kıymetli tarafı orasıdır. İnsanın kalbinde Allah Teâlâ’nın aşkı, muhabbeti varsa o insanın ibadeti -yalnız farzları da yapsa- makbuldür. Yok, bunlar yoksa ibadeti çok olsa bile içinde aşk ve muhabbet olmadığından gaflet ile dolu olacaktır. Onun ibadetine de Rabbü’l-âlemin’in hiç ihtiyacı yoktur.

Onun için bu Allah dostlarının, Rabbü’l-âlemin’in aşkını, muhabbetini verecek sohbetlerini hiç bırakmamak, terketmemek lazımdır. Onlara çok devam etmek lazımdır.

Unutmayalım ki her suyun bir membaı vardır; ihlâsın ve takvanın membaı da âriflerin kalpleridir. Âriflerin kalplerinden istifade etmenin yolu, onlardan bahsetmektir. Evliya sohbeti yapmaktır. O zaman bizim kalbimize hem takva hem de ihlâsın, alametleri girmeye başlar.(5)

İnsanda muhabbet meydana getirmesi yönünden sohbet, Allah sohbeti, Allah dostlarının sohbeti, nafile namazdan da, oruçtan da faydalıdır. Sohbetle, Allah’a muhabbet, Allah aşkı meydana gelir. Sohbetle tâât ve ibadete iştiyak artar.

S.Abdulhakim El-Hüseyni (KSA) Hazretleri bir sohbetinde:

Şah-ı Hazne’nin sohbeti kâfirlere bile yapılsa onların kalblerinde yumuşama olur. Hal böyle olunca müslümanların menfaati kat kat fazla olur. Onun için bir araya gelindiğinde, her gidildiği yerde Şah-ı Hazne’nin büyüklüğünden bahsedilsin ki Ümmet-i Peygamber çok faydalansın. Tarikata girmeseler bile, onun sohbeti ile, kalblerinin biraz yumuşaması, birazcık muhabbet meydana gelmesi, birazcık Allah yoluna meyl edilmesi yahut bir lahza olsun kalblerinde Allah sevgisi meydana gelmesi kâfidir.

Gavs-ı Azam S.Sıbgatillahi Arvasi (k.s) sohbetlerinde buyurdular ki: “Hazret (Şeyh S.Taha k.s.) sohbet aşığıydı. Her zaman sohbet ederdi. Sohbet edecek kimseyi bulamayınca beş-altı yaşları arasındaki çocukları toplar, dizlerinin üzerine oturtarak onlara Allah’ın ve sâdâtın sohbetini yapardı. Hanımı kendisinden bir seferinde sormuş. “Kurban demiş, insan senin için taaccüp ediyor. Üç yaşındaki altı yaşındaki çocuk bu sohbetlerden ne anlıyor ki onları etrafına topluyorsun?” Hazret, cevaben: “Ben de biliyorum birşey anlamazlar, ama benim gayem sohbet edip nazil olan Allah’ın rahmetinden, bereketinden ve sâdâtın himmetinden istifade etmektir. Zaten sohbetteki gaye sohbet sırasında Allah ve onun sevgili kulları olan sâdât anıldığı zaman nazil olan ilâhî rahmetten, ilâhî bereketten, sâdâtın himmet ve nazarlarından istifade etmektir. Menfaat sohbetin kendisinde değildir.” dedi. (6)

Gavs (k.s)hz.leri Gayda’da bulundukları sırada dediki:

- Oniki imamın büyüklüğü ile ilgili sohbet, yiyecekten zulmeti kaldırır. (7)





Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1852
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 33
(0) Sohbet Ana Başlıkları

(1) KURAN VE SÜNNETTE RABITA – Dr Dilaver Selvi  1999 Ekim S.Dergisi

(2) BİLGİSİYLE GURURLANANLAR HELAK OLDULAR – Muhammed  Saki Erol – Eylül 2000 – S.dergisi

(3) Tefsir-i Kebir – Fahreddin Er-Razi (KSA)

(4) Ateşin Yakmadığı Aşık – Dilaver Selvi

(5) Yar ile Şimdi – Dr.Ahmet Çağıl

(6) Sohbetler – S.Abdulhakim El-Hüseyni (KSA)

(7) İşaretler – Ş.Abdurrahman-i Taği (KSA)

(8) Yöneticilere Altın Öğütler – İmam-ı Gazali (RA)

(9) Edep Ya Hu – Siraceddin Önlüer

(10) SOHBETLE İRŞAD NAZARLA TEDAVİ  Dr Dilaver Selvi – Ağustos 1999- S.Dergisi

——————————————————————————–

[1] Hûd 11/120.

[2] Ferîdüddin Attâr, Tezkiretül Evliya, s. 7-9 (Erkam Yay. lst. 2002).

[3] Daha geniş bilgi ve örnekler için bk. Câmî, Nefehâtü’I-Üns (Lâmiî Çelebi tercüme ve şerhi. Haz. S. Uludağ-M. Kara), s. 48-50 (istanbul 1995).

[4] Buhâti, Edeb, 68; Ebü Davud, Edeb, 1 (nr. 4775); Ahmed b. Hanbel, elMüsned, 3/153; Münzirî, et-Tergib ve’t-Terhîb, 3/419; Ebü Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, 1/184; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 1/318; ibn Ebü’d-Dünya, Mekârimül-Ahiâk, nr. 380; Zehebî, Siyeru Atâmin-Nübelâ, 2/386; Begavî, el-Envâr fî eemâilin-Nebi, 1/173; Gazâlî, İhyâ, 2/1471; Kâdî iyâz, eş-Şifâ, 1/83; Jbn Kesîr, Şemâilü’r-Resûl, s. 65; es-Sîretü Nebeviyye, 3/682.

[5] isrâ 17/70.

[6] Tîn 95/4.

[7] Tîn 95/5.

Hazırlayan: Gültekin Kara




Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.294
  • Konu: 1266
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121

Çevrimdışı İntisab

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.487
  • Konu: 4
  • Derviş: 9353
  • Teşekkür: 1


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Tasavvufta 11 Düstur.. Yanıp Kul Olmak Guzel ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.083 saniyede oluşturulmuştur


Geçmişlerin Kıssalarından Alacağımız DerslerGüncelleme Tarihi: 20/01/22, 16:52 Dervisler.Net © 2008-2021 |Lisans(SMF) |Sitemap | İletişim