Hâl Dili - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.570 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22883 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Hâl Dili, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 10043 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Hâl Dili}   Okunma sayısı 10043 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Hâl Dili
« : 29/02/12, 23:08 »

İlim Ehline Destek

Abdullah b. Mübarek rh.a. zekât ve sadakalarını özellikle ihtiyaç sahibi ilim ehline, alimlere verirdi. Bir defasında kendisine:

– Yardımlarını daha geniş tutup herkese dağıtsan daha iyi olmaz mı, denildi. O ise şu cevabı verdi:

– Ben peygamberlik makamından sonra alimlerin makamından daha faziletli bir makam bilmiyorum. Alimlerden biri, ihtiyaçlarını gidermek için kalbi meşgul olup çalışmaya başladığı vakit ilimle uğraşmak için vakit bulamaz ve ilim öğrenmeye yönelemez. Bu sebeple onların ihtiyaçlarını giderip sadece ilimle uğraşmalarını sağlamak daha faziletlidir.


Ebu Tâlib Mekkî, Kûtü’l-Kulûb; Gazalî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn


--------------------------------------------------------------------------------

Size Göre mi Bize Göre mi?

Bir gün alimlerden biri Şiblî k.s. ile karşılaştı. Onu denemek için “İki yüz gümüş paraya ne kadar zekât vermek gerekir?” diye sordu Şiblî:

– Senin vermen gerekeni mi, yoksa benim vermem gerekeni mi söyleyeyim, diye sordu. Adam:

– Senin vermen gereken nedir, benim vermem gereken nedir, dedi.

– Senin iki yüz gümüş paraya beş gümüş para zekât vermen gerekir. Benim ise hepsini vermem gerekir, diye cevap verdi. Adam tekrar:

– Bu konuda kimin kavline tabisin, diye sordu. Şiblî k.s.:

– Ebu Bekr-i Sıddîk r.a.’a... Çünkü o da malının hepsini Allah Rasulü’ne vermiştir. Efendimiz s.a.v. “Ailene ne bıraktın?” diye sorduğunda, “Allah ve Rasulü’nü” diye cevap vermiştir.


Ebu Nasr Serrâc, el-Lüma‘; Abdurrahman Câmî, Nefehâtü’l-Üns; Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; Hucvîrî, Keşfü’l-Mahcûb

--------------------------------------------------------------------------------

Ne Zamana Kadar?

Adamın biri Hz. Ali r.a.’ın yanına gelerek:

– Ben bir günah işledim, dedi. Hz. Ali r.a.:

– Tövbe et ve bir daha o günahı işleme, buyurdu. Adam:

– Bunu yaptım fakat dönüp tekrar aynı günahı işledim, dedi. Hz. Ali:

– Yine tövbe et ve bundan sonra o günahı bir daha işleme, buyurdu. Adam:

– Bu böyle ne zamana kadar devam edecek, diye sordu. Hz. Ali r.a.:

– Şeytan yenilgiye uğrayana dek, buyurdu.


Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gafilîn


--------------------------------------------------------------------------------

Gerçek Saadet

Ebu Bekir Vâsıtî rh.a. şöyle demiştir:

“Gerçek devlet (saadet ve zenginlik) üçtür:

• Hayat saadeti,

• Ölüm anındaki saadet,

• Kıyamet günü yaşanacak saadet.

Hayat saadeti, kişinin ömrünü Allah Tealâ’ya ibadet ve itaat içinde geçirmesidir. Ölüm anındaki saadet ruhunu imanla teslim etmesidir. Kıyametteki saadet ise kabrinden kalktıktan sonra kendisine cennet müjdesinin verilmesidir.”


Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn


--------------------------------------------------------------------------------

İmtihanın En Zoru

Hz. Ömer r.a.’a:

– İmtihanın en zoru nedir, diye sorulduğunda şu cevabı verir:

– Aile fertlerinin kalabalık, servetin ise az olmasıdır.


İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn


--------------------------------------------------------------------------------

Esaret Zincirini Kır!

Hz. Mevlâna şöyle der:

“Dünya bağını kopar, maddeye olan bağlılıktan kendini kurtar da hür ol.

Ey oğul, ne zamana kadar altının gümüşün esiri olacaksın?”


Hz. Mevlâna, Mesnevi


--------------------------------------------------------------------------------

İyilik Ne ile Tamam Olur?

İmam Gazalî rh.a. şöyle der:

“Yapılan iyilik ve hayırlar ancak üç şey ile tamam olur:

• Yaptıklarını küçük görmek,

• Yapılmasında acele etmek,

• Gizlemek.”


Gazalî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn


--------------------------------------------------------------------------------

Hikmet Pınarı

“Her insanın kıymeti güzel ahlâkı ölçüsüne göredir.”

Hz. Ali k.v.

***

“Veli, Allah’ın emir ve yasakları altında sabreden kimsedir.”

Bayezid-i Bistâmî k.s.

***

“Allah Tealâ’yı hakkıyla tanıyan, O’na bütün takati ile ibadet eder.”

Fudayl b.İyaz k.s.



Semerkand Dergisi
Şubat 2012 158.Sayı


Abdullah S. DEMİRTAŞ
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/hal-dili-t30029.0.html




Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.561
  • Konu: 1902
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 362
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #1 : 21/03/12, 21:09 »

Allah razı olsun

 :X06


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 

Çevrimdışı Derviş

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 993
  • Konu: 15
  • Derviş: 18535
  • Teşekkür: 0
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #2 : 22/03/12, 13:15 »
Allah (cc) razı olsun inşâAllah.



Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez, gafil olma, ilme çalış, geçen günler geri gelmez...
Bizim şöhretimiz ''MÜSLÜMANLIĞIMIZDIR''

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #3 : 13/04/12, 23:08 »

Dünya Malının İyisi

“Allah yolunda harcanan, içinden zekât ve sadaka verilen, fakir ve fukara sevindirilen, taat ve ibadete vesile olan, çoluk çocuğunun nafakasına, onların ibadet yapmasına vesile olan dünya malı iyidir, hayırlıdır. Böyle bir malı Rabbü’l-Âlemin’den istemekte fayda vardır.”

Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî k.s.


Herkese Kısmeti Kadar

Seyyid Abdülkadir Geylânî k.s. şöyle buyurur:

“Ey yüce Allah’a iman eden mümin! Senin komşunun yiyeceğine, içeceğine, giyeceğine, evliliğine, meskenine, servetinin artmasına ve Mevlâsının ona verdiği başka nimetlere haset ettiğini, kıskandığını görüyorum.

Bilmiyor musun, bu senin imanının zayıflığındandır! Üstelik bu durum seni Mevlâ’nın katında küçük düşürür ve sana gazap etmesine, öfkelenmesine sebep olur.

Sen onun kısmetine haset ettiğinde en büyük cahilliği etmiş olursun. Bilmez misin, senin kısmetin senden başkasına verilmez, başkasına geçmez.”


Abdülkadir Geylânî, Fütûhu’l-Gayb


Namaz Adabı

İmam Gazalî rh.a. namazın edeplerini şöyle açıklar:

• Mütevazi, alçak gönüllü olmak, • Namazı huşû içinde kılmak, • Düşkün ve aciz olduğunu ortaya koymak, • Kalbi hazır olmak, huzur içinde olmak, • Vesveseleri defetmek, • Namazda zahiren ve bâtınen başka bir yöne yönelmemek, • Namaz esnasında azaların sakin durması, hareket etmemesi, • Başını önüne eğmek, secde edeceği yere bakmak, • Kıyamda sağ eli sol el üzerine koymak, • Sure ve duaları okurken manasını tefekkür etmek, • Heybetle, saygıyla tekbir getirmek, • Hudû içinde, alçakgönüllülükle rükûa gitmek, • Huşû içinde camiye varmak, • Allah Tealâ’yı yücelterek tesbih etmek, • Yüce Allah’ı görüyor gibi teşehhüde oturup teşehhüd duasını okumak, • Yavaşça, saygıyla selam vermek, • Korku içinde Allah Teâlâ’ya yönelmek, • Cenab-ı Hakk’ın rızasını talep ederek namaza koşmak.


İmam Gazalî, el- Edebü fi’d-Dîn


Tövbe Müminlerin Ahlâkıdır

Hasan-ı Basrî hazretlerine:

– Bir adam günah işliyor sonra tövbe ediyor. Daha sonra tekrar günah işliyor ve tövbe ediyor. Ardından tekrar günah işleyip yine tövbe ediyor. Bu durum ne zamana kadar devam eder, diye soruldu.

O da şu cevabı verdi:

– Bunu bilmiyorum, ancak tövbe etmek müminlerin ahlâkındandır.


Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn


Beş Mutluluk Kaynağı

Hz. Ali r.a. şöyle buyurur:

“Şu beş şey kişi için saadet vesilesidir:

• Hanımının kendine münasip bir eş olması, • Çocuklarının iyi, salih kimselerden olması, • Kardeşlerinin, arkadaşlarının takva sahibi olması, • Komşularının salih kimselerden olması, • Rızkını, geçimini kendi beldesinde sağlaması.”


İmam Şa‘rânî, Tenbîhü’l-Müğterrîn


Hikmet Pınarı

“(İslâm’ı anlama ve yaşama yolunda) ilim talep etmek, nafile namaz kılmaktan daha üstündür.”

İmam Şafiî rh.a.

“Her kim sana bir başkasının konuşmalarını getiriyorsa, bilesin ki o kişi senin konuştuklarını da başkasına götürüyordur.”

Hasan-ı Basrî k.s.

“Tasavvuf, Allah Tealâ’nın rızasına kavuşmak için bu uğurdaki sıkıntılara katlanmaktır.”


Ebu Nuaym İsfehânî k.s.


Abdullah S. Demirtaş | Mart 2012 | HÂL DİLİ




Çevrimdışı gülyüzlüm

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.258
  • Konu: 131
  • Derviş: 9365
  • Teşekkür: 166
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #4 : 14/04/12, 19:39 »
Allah c.c razı olsun.. XgülllX.



Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #5 : 26/04/12, 23:42 »

Huzurda Durmak

İmam Zeynelabidin rh.a. abdest aldığında rengi sararır, vücudu titremeye başlardı. Bu durum bir gün kendine sorulduğunda şöyle cevap verdi:

“Kimin huzurunda duracağımı biliyor musunuz?”


Abdulmecîd Hânî, el-Hadâiku’l-Verdiyye


Saliha Kadının Altı Özelliği

Ahmed b. Harb k.s. şöyle der:

Şu altı haslet bir kadında toplandığı vakit, hakiki manada saliha, dürüst bir kadın olur.

Beş vakit namazına devam etmesi,
Kocasına itaatkâr olup, ona karşı görevlerini yerine getirmesi,
Rabbinin takdirine rıza gösterip, O’nun rızasını gözetmesi,
Dilini gıybet ve dedikodudan koruması,
Dünya malına rağbet etmeyip onu gönlüne koymaması,
Müsibet anında sabretmesi.


İmam Şa‘rânî, Tenbîhü’l-Müğterrîn


Önce Kardeşler

Hz. Ali k.v. şöyle buyurur:

“Kardeşlerimden birine bir gümüş para sadaka vermek başkasına yirmi gümüş para vermekten, yirmi gümüş para vermek başkasına yüz gümüş para vermekten, ona yüz gümüş para vermek ise bir köle azat etmekten bana daha sevimlidir.”


Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn


‘Bizi Zarara Uğrattın’

Evliyanın büyüklerinden Seyyid Abdülkadir Geylânî k.s. anlatıyor:

“Bir gün ihtiyaç sahibi biri, Abdullah b. Mübarek rh.a.’ten yiyecek ister. Hazretin yanında o sırada sadece on yumurta vardır. Hizmetçisine yumurtaları dilenciye vermesini emreder. O da dokuz tanesini verir, bir tanesini bırakır. Akşam olunca kapısı çalınır, Abdullah b. Mübarek kapıyı açınca, gelen kişi elindeki sepeti uzatır ve “Bunu lütfen kabul edin” der.

Hazret sepeti alır, sepet yumurta doludur. Yumurtaları sayar ve doksan tane olduğunu görünce hizmetçisine sorar: “Dilenciye kaç tane vermiştin? Diğer yumurta nerede?”

“Dokuz tane verdim, orucumuzu açmak için birini bırakmıştım.”

Bunun üzerine Hazret “Bizi on yumurta zarara uğrattın” der.


[Ayet-i kerimede Hak Tealâ, ‘Kim Allah’a güzel bir işle gelirse, iyilik işlerse, ona on misli verilir.’ (En‘âm, 160) buyurmuştur.]

Abdülkadir Geylânî, el-Fethu’r-Rabbânî


Cennet Ehlinin Üç Ahlâkı

Üç şey cennet ehlinin ahlâkıdır, denilir. Bu hasletler ancak kerem sahibi iyi insanlarda bulunur:

•Kötülük edene iyilik etmek,
•Zulmedeni affetmek,
•Vermeyene, cimrilik yapana ihsanda bulunmak.


Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn


Hikmet Pınarı


“Kanaat, tükenmez bir hazinedir.” Hz. Ali k.v.

“Eli açık, cömert kimse yücelir, cimrilik eden ise alçalır.” Hz. Hüseyin r.a.

“En iyi insan Allah’ın kitabına sığınan, ona sarılandır.” Hz. Osman r.a.


Abdullah S. Demirtaş | Nisan 2012 | HÂL DİLİ







Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #6 : 05/05/12, 00:04 »

En Doğru Cevap

Ünlü bilginlerden biri, imanı olmayan biri ile tartışmaya girişmişti. Birçok delil getirdiği halde onu susturamadı. Tartışmayı bıraktı. Dediler ki:

– Bu kadar bilgiyle bir dinsizle başa çıkamadınız!

Bilgin şöyle cevap verdi:

– Benim ilmim, Kur’an, hadis ve evliya sözleridir. O, bunların hiçbirini dinlemiyor. Ben onun sapık sözlerini mi dinleyeyim?

Ayet ve hadisleri kabul etmeyen kimseye verilecek en doğru cevap susmaktır.

Şeyh Sadi Şirâzî, Gülistan


Tevbe Ettiğini Sananlar

İlmiyle meşhur sahabilerden İbn Abbas r.a. şöyle der:

“Nice tevbe eden kimseler var ki, gerçek tevbe edenlerden olmayıp, tevbe ettiklerini zannettikleri halde huzura geleceklerdir. Çünkü bu kimseler tevbenin makbul olması için gerekenleri yerine getirmemişlerdir. Bunlar:

İşlediği günahlara pişman olmak,

Bir daha günaha dönmemeye azimli, kararlı olmak,

Haksızlık ya da zulmettiği kimselere mümkünse haklarını geri vermek ve onlarla helalleşmek,

Eğer bu kimselere haklarını vermek, helalleşmek mümkün değilse, Allah Teâlâ’dan hem kendisi hem de onlar için çokça mağfiret dilemek. Böylelikle umulur ki Cenab-ı Hak, hak sahiplerinin kendisinden hoşnut ve razı olmalarını sağlar.

İmam Gazalî, Mükâşefetü’l-Kulûb


İnsanın Yeri

Allah Tealâ canlıları üç grup halinde yaratmıştır:

Melekler: Allah melekleri yaratmış ve onlara akıl vermiş, fakat nefsanî istek vermemiştir.

Hayvanlar: Cenab-ı Hak hayvanları yaratmış, onlara nefsanî istek vermiş, ancak akıl vermemiştir.

İnsanlar: Hak Teâlâ insanları yaratmış, onlara hem akıl hem de nefsanî arzular vermiştir.

Öyleyse her kimin nefsanî istekleri aklına üstün gelirse, o kişi hayvanlardan daha aşağı konuma düşer. Her kimin de aklı isteklerine galip gelirse, o kimse meleklerden daha üstündür.

Mükâşefetü’l-Kulûb


Namazı Kim Kıldırsın?

Beyazıt Camii bir Cuma günü ibadete açılmış ve ilk namazı Fatih Sultan Mehmed’in oğlu ve ondan sonra padişah olan II. Bayezid Han kıldırmıştır. Sultan II. Bayezid Han’ın lakabı “velî”dir. Bu açılışı Evliya Çelebi şöyle anlatır:

“Caminin inşası tamamlanınca, bir cuma günü büyük bir merasimle ibadete açıldı. Bayezid-i Velî buyurdular ki:

– Her kim ömründe ikindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetini hiç terk etmemiş ise, şu mübârek vakitte o imam olsun!

Derya misali cemaat içinden kimse çıkmayınca Bayezid Han mecbur kalarak:

– Elhamdülillah! Savaşta ve barışta biz bu sünnetleri hiç terk etmedik, dedi ve kendisi imam olup namazı kıldırdı.”

Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleri ile Osmanlı


Elli Bin Altını Olan Fakir

Büyük sufi Ebû Tâlib Mekkî k.s. anlatıyor:

Adamın biri Medineli bir zata fakirliğinden şikayet etti, sıkıntılarını anlattı. Medineli zat ona:

– Sana on bin altın verilmesi karşılığında gözünü verip kör olmak ister misin? Buna razı olur musun, diye sordu.

Adam;

– Hayır, istemem, dedi.

– Pekâlâ on bin altın karşılığında dilsiz kalmayı ister misin?

– Hayır, istemem.

– Tamam, yine bu para karşılığında el ve ayaklarının kesilmesini ister misin?

– Hayır istemem.

– Peki, aklını verip deli olmak ister misin?

– Hayır, onu da istemem, dedi adam. Bunun üzerine Medineli zat:

– O halde elli bin altın değerinde şu azaların varken niçin sana bunları veren Mevlâ’nı şikayet ediyorsun? Haline şükretsene, dedi.

Ebu Tâlib Mekkî, Kûtu’l-Kulûb


Asıl Felaket

Salihlerden birinin sadık bir arkadaşı vardı. Zamanın sultanı onun bu arkadaşını hapse attırdı. Hapse atılan kişi o salih kimseye haber göndererek durumunu bildirdi. Dostu:

– Allah Tealâ’ya şükret, dedi.

Adam bir gün hapiste dövüldü. Yine dostuna haber göndererek halini bildirdi. Dostu yine;

– Allah Tealâ’ya şükret, dedi.

Bir gün hapishaneye bağırsaklarından rahatsız bir mecusî getirildi ve ayaklarından bağlandı. Mecusî’nin bağlandığı zincirin bir halkasını da bu adamın ayağına bağladılar. Mecusî geceleri defalarca tuvalete gitmek için kalkıyor, adam da onun başında beklemek mecburiyetinde kalıyordu. Yine dışarıdaki dostuna durumunu bildiren bir mektup yazdı.

Dostu yine;

– Allah Tealâ’ya şükret, diye cevap verdi. Hapisteki arkadaşı tekrar;

– Ne zamana kadar böyle diyeceksin? Hangi bela bundan daha büyüktür, diye haber gönderdi. Dostu da ona şu anlamlı cevabı verdi:

– Mecusînin zincirinin senin ayağına da bağlandığı gibi, onun belindeki zünnar (gayr-i müslimlerin bağladığı kuşak) senin beline de bağlansaydı (yani imandan mahrum kalsaydın) asıl o zaman ne yapardın, halin nice olurdu?

Kuşeyrî, Risâle



Abdullah S. Demirtaş | Nisan 2011 | HÂL DİLİ




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #7 : 16/05/12, 00:19 »

Dinin Özeti

Son asırda yaşamış Nakşibendî büyüklerinden Osman Bedreddîn Erzurumî k.s. şöyle buyurur:

İslâmiyet üç şeyden ibarettir. İman, islâm ve ihsan.

• İman kalp ile tasdiktir. • İslâm azaların ibadet etmesidir. • İhsan mâsivadan, Allah Tealâ’nın dışındaki her şeyden yüz çevirerek O’nunla beraber olmaktır.

Osman Bedruddîn Erzurumî, Gülizâr-ı Sâmini Sohbetler I-II


Veli Kul Ölse de…

Velilerin büyüklerinden Sehl b. Abdullah Tüsterî k.s. vefat ettiği zaman, insanlar cenaze namazına katılmak akın ettiler. O beldede yetmiş yaşını aşmış ihtiyar bir yahudi vardı. Bir gürültü işitti ve olup biteni anlamak için dışarı çıktı. Cenazeyi görünce;

– Benim gördüğümü siz de görüyor musunuz, dedi. Orada bulunanlar, – Ne görüyorsun ki, diye sordular. Yahudi; – Semadan cenazeye katılmak için inen topluluklar görüyorum, dedi ve müslüman oldu.

Bu yahudi kalan ömründe İslâm’ı güzelce yaşadı. Allah Tealâ, Sehl b. Abdullah Tüsterî’ye rahmet etsin ve bütün salih kullardan faydalanmayı bize de nasip eylesin.

Ravzu’r-Reyâhîn fî Hikâyeti’s-Sâlihîn


Adil Hükümdarın Cenazesi

Salihlerden biri anlatıyor:

Şehit düşen bir oğlum vardı. Uzun süre onu rüyamda görmemiştim. Adaletiyle meşhur halife Ömer b. Abdulaziz rh.a.’in vefat ettiği günün gecesinde rüyama geldi.

– Oğlum, sen ölmedin değil mi, diye sordum.

– Hayır, ben ölmedim şehit oldum. Diriyim ve Allah katında rızıklandırılıyorum, dedi.

– Bir haber mi duydun, niçin buradasın, dedim. Şu cevabı verdi:

– Gök ehline şöyle nida olundu: “Dikkat edin, iyi dinleyin! Bugün Ömer b. Abdulaziz’in cenaze namazını kılmak için bütün nebi, sıddık ve şehitler hazırlandı, kimse kalmadı.” Ben de namaza katıldım, sonra da selam vermek için size geldim.

Ravzu’r-Reyâhîn fî Hikâyeti’s-Sâlihîn


Ne Zaman Uyanacaksın?

Hanım velilerden Rabia Adeviyye k.s. hazretlerinin hizmetinde bulunan bir kadın anlatıyor:

– Rabia Adeviyye bütün geceyi namaz kılarak, ibadet ederek geçirirdi. Sabah namazı vakti girdiğinde, ortalık biraz açılıp ağarıncaya kadar namaz kıldığı yerde birazcık uyur, dinlenirdi. Sonra yattığı yerden aniden sıçrayarak namaz için kalkar ve şöyle derdi:

– Ey nefsim ne çok uyuyorsun, ne zaman kalkacaksın? Az bir şey uyumam seni batırıyor ondan kalkmak istemiyorsun. Yoksa dirilme günü Sûr’a üfürülünce mi kalkacaksın?

Ravzu’r-Reyâhîn fî Hikâyeti’s-Sâlihîn


Hızır a.s.’ı Görme Sebebi

Bilal b. Havvas k.s. anlatıyor:

Bir gün, İsrail Çölü’nde yolculuk yapıyordum. Yanıma bir zat yaklaştı. Onu aniden görünce önce şaşırdım. Ancak daha sonra kalbime onun Hızır a.s. olduğu ilham edildi, kendisine sordum:

– Allah hakkı için söyle, sen kimsin? – Ben kardeşin Hızır, dedi. – Sana bir soru sormak istiyorum, dedim. – Buyur sor, dedi, – İmam Şafiî hakkında ne dersin? – O, Evtâd’dan (dört büyük evliyadan) biridir, dedi. – Ahmed b. Hanbel hakkında ne dersin? – O, sıddıklardan biridir, dedi. – Peki, Bişr b. Haris hakkında ne dersin? – Bu zamanda onun gibisi gelmedi, dedi. – Pekâlâ, seni hangi sebeple gördüm, diye sordum. – Annene yaptığın iyilik ve hürmetin sayesinde, buyurdu.

Kuşeyri, Risale; Abdullah b. Esad Yâfiî, Ravzu’r-Reyâhîn fî Hikâyeti’s-Sâlihîn; Feridüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ


Saliha Hanımın İbadeti

Salihlerden biri anlatıyor:

– Bir kadınla evlenmiştim. Yatsı namazını kıldıktan sonra güzel elbiselerini giyer, güzel kokular sürer, süslenir ve yanıma gelir, “Bir ihtiyacın var mı?” diye sorardı. Ben “Evet var.” dediğim zaman benimle beraber olurdu. “Hayır, şimdi yok.” dediğimde ise giydiği elbiseyi çıkarıp ibadet için giydiği elbiseyi giyer, sabaha kadar Allah Tealâ’ya ibadetle meşgul olurdu.

Ravzu’r-Reyâhîn fî Hikâyeti’s-Sâlihîn


İnsanlığı Helâke Götürenler

Hasan Basrî rh.a. şöyle demiştir: Şu dünyada insanlar beş kısımdır:

• Alimler. Onlar peygamberlerin vârisidir. • Zahitler. Dünya sevgisinden yüz çevirip ibadetle meşgul olanlar, bunlar da insanlara yol gösteren kimselerdir. • Gaziler. Onlar Allah Tealâ’nın yeryüzündeki kılıcıdır. • Dürüst tüccarlar. Onlar Allah’ın yeryüzündeki emini, muhafızıdırlar. • Devlet reisleri. Onlar da halkın gözeticisi ve koruyucusudurlar.

Alimler açgözlü olup sadece mal toplamakla uğraştıkları vakit kime uyulur?

Zahitler insanlardan bir şeyler istedikleri, dünyaya rağbet ettikleri vakit kim yol gösterir, kime tabi olunur?

Gaziler, Allah yolunda cihat edenler riyakâr olduğunda -ki riyakârların ameli kabul olmaz- kim düşmana karşı muzaffer olur?

Tüccarlar hain olduğunda kime güvenilir ve razı olunur?

Devlet adamları zulmettiği vakit halkı kim koruyup gözetir?

Allah’a yemin ederim ki, ancak kendi çıkarları için güzel sözlerle insanları kandıran alimler, dünyaya rağbet eden zahitler, riyakâr gazi ve mücahitler, hain tüccarlar ve zalim hükümdârlar yüzünden insanlar helâk olur.

Ravzu’r-Reyâhîn fî Hikâyeti’s-Sâlihîn


Abdullah S. Demirtaş | Haziran 2011 | HÂL DİLİ




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #8 : 21/05/12, 23:44 »

Deryadan İnciler

Sâdât-ı kiramın büyüklerinden İmam Cafer-i Sadık k.s. şöyle der:

“Takvadan daha üstün bir azık, susmaktan daha güzel bir erdem, cehaletten daha zararlı bir düşman, yalandan daha büyük bir hastalık yoktur.”

Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ

‘Şurası Salim’in Evi’

Muhammed  b. İshak rh.a. şöyle anlatıyor:

“Bir gün Hz. Ebu Bekir’in torunu Kasım b. Muhammed ’e bir bedevî gelerek:

– Sen mi daha çok ilim sahibisin yoksa Salim mi, diye sordu. O da:

– Şurası Salim’in evidir, dedi ve bedevî kalkıp gidene kadar bu sözün dışında başka bir şey söylemedi.”

Muhammed  b. İshak rh.a. onun bu tavrını şöyle açıklar:

“O benden daha çok ilim sahibidir deseydi bu yalan olurdu, çünkü daha bilgili değildi. Ben ondan daha çok ilim sahibiyim, iyi bilirim de demedi, çünkü bu durumda nefsini üstün görmüş olacaktı ve bundan sakındı.”

Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ

Derecelerin En Büyüğü

Süfyan b. Uyeyne rh.a. şöyle der:

“İnsanların derece bakımından en yüksek olanı, Allah ile kulları arasında vesile olanlardır. Onlar da peygamberler ve gerçek alimlerdir.”

Ebü’l-Ferec ibn Cevzî, Sıfatü’s-Safve

Müminin ve Münafığın Halleri

Hatem-i Esam rh.a. şöyle der:

“Hakiki mümin tefekkür ve ibret halindedir. Münafık ise hırs ve uzun emelle meşguldür.

Mümin her şeyden ümidini kesmiştir, sadece Allah Tealâ’dan ümit eder. Münafık ise herkesten ümit eder, umutludur, yalnız Allah Tealâ’dan ümidini kesmiştir. Mümin kendini herkesten güvende hisseder (Allah dilemedikçe kimsenin kötülük yapamayacığını bilir, kimseden korkmaz), sadece Allah Tealâ’dan emin değildir, ancak O’ndan korkar. Münafık ise Allah’tan başka herkesten korkar.

Mümin malını din yolunda Allah için feda eder. Münafık ise dini mala feda eder.

Mümin ibadet eder, ağlar, üzülür. Münafık ise günah işler, güler.

Mümin yalnızlığı, halveti sever. Münafık ise kalabalığı, insanlara karışmayı ve gösterişte bulunmayı sever.”

Kimya-yı Saadet

Allah’tan Razı Olunca

Bir defasında Süfyan b. Uyeyne hazretlerine Allah Tealâ’dan razı olmanın son mertebesini sordular, o da şu cevabı verdi:

– Allah Tealâ’dan razı olan kimse bulunduğu konuma, hale rıza gösterir. Bunun dışında başka bir şey temenni etmez.

Sıfatü’s-Safve

Hikmet Pınarı

“Aslî ihtiyacın olan şeyleri talep etmen dünya sevgisinden değildir.” Süfyan b. Uyeyne rh.a.

“İlim, ezberlenen değil fayda verendir.” İmam Şafiî k.s.

“İnsanda Allah sevgisi olmazsa başka şeylere karşı sevgisi artar.” İmam Gazâlî k.s.


Abdullah S. Demirtaş | Mayıs 2012 | HÂL DİLİ







Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #9 : 02/07/12, 18:16 »


Günahtan Daha Fenası
 
Avvam b. Havşeb rh.a. şöyle diyor:
 
Şu dört şey işlenen günahtan daha kötüdür:
 
• Günahı terk etmemesine rağmen affedilmeyi beklemek. • Günahı hemen cezalandırmadığı için Allah Tealâ’nın müsamaha gösterdiğini düşünmek. • Günah işlemekte bile bile ısrar etmek. • Yaptığı ibadeti işlediği günahın karşılığı olarak görüp bağışlandığı düşüncesine kapılmak.
 
İmam Şa’rânî k.s., Tenbîhü’l-Muğterrîn
 

Ahiret Endişesi
 
Halef b. Salim rh.a. anlatıyor:
 
Bir gün Ali b. Mugîre’ye dedim ki:
 
– Varacağın yer neresidir? – Dünya hayatında aziz veya zelil olan herkesin orada eşit olduğu, sonuçta herkesin gideceği evdir, dedi. – Bu ev neresidir, diye sordum. – Kabirdir, dedi. – Gece karanlığından korkar mısın, dedim. – Kabrin karanlığını ve korkunçluğunu hatırlıyorum, bu sebeple gece karanlığı hafif geliyor. – Kabirlerde hoşuna gitmeyen bir şey mi gördün, kabirden korkuyorsun? – Belki… Fakat ahiret ahvalinin ürkütücülüğü, kabrin ürkütücülüğünü düşünmekten beni alıkoyuyor.
 
İmam Yafiî rh.a., Ravzu’r-Reyâhîn fî Hikâyeti’s-Sâlihîn
 

Yol Adabı
 
Nakşibendî yolunun büyüklerinden Ahmed Ziyaüddin k.s. hazretleri bu yolun adaplarını şöyle sıralıyor:
 
• Ehl-i Sünnet itikadına sahip olmak. • Tövbesine sadık olmak. • Haksızlık ettiği kimselerle helalleşmek. • Kimseye zulmetmemek, zalime yardım etmemek, ona meyletmemek. • Hısım akrabanın gönlünü almak. • Bütün işlerde Hz. Peygamber s.a.v.’in sünnetinin gerektirdiği edebe uymak. • Her hususta zihni açık davranmak, dikkatli olmak. • Bâtıl ve hurafe bütün işlerden uzak durmak. • İslam’ın yasakladığı işleri terk edip, haramlardan sakınmak.
 
Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî, Camiu’l-Usûl
 

Son İstek
 
Hassan b. Sinan rh.a. hastalanmıştı. Arkadaşları kendisini ziyarete geldiler:
 
– İyi misin, diye sordular. Hazret: – Cehennem ateşinden kurtulup selamete erdiğim zaman iyi olacağım, dedi. – Bir isteğin var mı, dediler; – Ölmeden önce namaz kılarak ve mağfiret dileyerek geçireceğim uzun bir gece dilerim, diye karşılık verdi.
 
Tenbîhü’l-Muğterrîn
 

Gizli Ordu
 
Nakşibendî yolunun büyüklerinden Hâce Ubeydullah Ahrar k.s. hazretlerinin Orta Asya’dan tayy-i mekân ile (bir anda uzun mesafe kat ederek) İstanbul’un fethine iştirak ettiği anlatılır. Bu olayın farklı yerlerden şahitleri vardır: Torununun oğlu Hâce Muhammed  Kâsım k.s. anlatıyor:
 
“Ubeydullah Ahrar hazretleri, Perşembe günü öğleden sonra aniden atının hazırlanmasını emretti. Atına binip süratle Semerkand’dan dışarı çıktı.
 
Mevlâna Şeyh adıyla tanınan bir talebesi onu bir müddet takip etti. Ubeydullah Ahrar hazretlerinin, atının üzerinde bir sağa, bir sola meylinden sonra kaybolduğu haberini verdi. Ubeydullah Ahrar hazretleri bir müddet sonra döndü. Talebeleri, heyecanla bu ani yolculuğun hikmetini sordular.
 
O da:
 
– Türk sultanı Mehmed Han, Allah Tealâ’ya dua ederek benden istimdad, yardım istedi. Ben de ona yardım etmeye gittim. Allah Tealâ’nın izni ile zafer müyesser oldu, buyurdular.”
 
Aynı kerameti Horasan’dan gelip İstanbul’u ziyaret eden Ubeydullah Ahrar hazretlerinin torunu Hâce Abdülhâdî k.s. ise şöyle anlatır:
 
“İstanbul’a gittiğimde Sultan II. Bayezid, dedem Ubeydullah Ahrar’ın şekil ve şemailini tarif etti, boz bir atının olup olmadığını sordu. Ben de anlattım. Bunun üzerine şöyle dedi:
 
– Babam Fatih Sultan Mehmed anlattı: – Fethin en şiddetli zamanında Rabbime iltica ederek, zamanın kutbunun imdada yetişmesini istedim. Şu şu vasıfta, bir beyaz atın üzerinde karşıma geldi: – Ey Sultan Mehmed, korkma, zafer senindir, buyurdu.
 
Hazret’e:
 
– Nasıl korkmayayım kâfir ordusu çok kalabalık, dedim. O da bana cübbesini açarak: – İçine bak, dedi.
 
Hayretle cübbesinin içinden kalabalık bir ordu gördüm:
 
– Bu ordu sana yardıma geldi, dedi ve devam etti: – Şimdi şu tepenin üzerinden üç defa köse, büyük davula vur ve bütün askere hücum emrini ver, buyurdu.
 
Sultan Mehmed Han şöyle devam ediyor:
 
– Vezirlerim, o esnadaki halimi düşman askerlerinin çokluğu sebebiyle söylediğimi, hayretimi ifade ettiğimi zannettiler. Çünkü onlar o zatı görmüyorlardı. Buyurduklarını yaptım. Hazret de ordusu ile hücuma iştirak etti. Allah Tealâ’nın yardımı ve izniyle feth-i mübîn gerçekleşti.”
 
Tarih kitaplarının beyanına göre Fatih Sultan Mehmed Han, Ubeydullah Ahrar k.s. hazretlerini diğer İslâm alimlerini davet ettiği gibi İstanbul’a davet etmiştir.
 
Mevlâna Abdurrahman Câmi, Nefahât’ül-Üns; Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleri ile Osmanlı
 

Dört Büyük Hastalık
 
Süfyan-ı Sevrî k.s. hazretleri şöyle diyor:
 
Velilerin büyükleri hariç, şu dört manevi hastalıktan kurtulan çok azdır:
 
• Tamahkârlık, • Yalan söylemek, • Şikâyet etmek, • Riya.
 
Tenbîhü’l-Muğterrîn


Abdullah S. Demirtaş| Temmuz 2011



Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #10 : 02/07/12, 18:32 »


Yüzüğün Değeri
 
Sûfîlerin hallerine sürekli itiraz eden bir genç vardı. Bir gün Zünnûn-i Mısrî k.s. o genci yanına çağırdı ve elindeki yüzüğü ona verip:
 
– Falan ekmekçinin yanına git ve bu yüzüğü bir altın karşılığında ona rehin olarak ver, dedi.
 
Genç yüzüğü alıp götürdü. Fakat söylenen miktarı vermediler. Genç şeyhin huzuruna geri geldi ve:
 
– Bir dirhemden daha fazlaya rehin almıyorlar, dedi. Şeyh:
 
– O halde falan mücevheratçıya götür de kıymetini biçsin, dedi.
 
Genç yüzüğü tekrar götürdü, kuyumcu yüzüğe iki bin altın kıymet biçti. Tekrar gelip vaziyeti anlatınca Zünnûn-i Mısrî k.s. dedi ki:
 
– İşte sûfîlerin haline dair senin bilgin, ekmekçinin bu yüzük hakkındaki bilgisi gibidir.
 
Bunun üzerine genç tevbe etti ve zihnindeki sorular yok olup gitti.
 
(Feridüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ)
 

Şeytanla Konuşma
 
Hâtem-i Esam k.s şöyle anlatır:
 
Her sabah şeytan bana vesvese verip diyor ki:
 
– Bugün ne yiyeceksin?
 
Diyorum ki:
 
– Ölüm! – Ne giyeceksin? – Kefen! – Nerede yatacaksın? – Mezarda yatacağım!
 
Bu cevaplarım üzerine şeytan dünyalık konusunda bana vesvese vermeyi bırakıp, çekip gidiyor.
 
(Ebu Abdurrahman Sülemî, Uyûbü’n-Nefs; Tezkiretü’l-Evliya)
 

Derdin Büyüğü
 
Selef-i salihînden biri şöyle anlatır:
 
Bir gün Kürz b. Vebre’nin yanına uğradım, ağlıyordu.
 
– Ne oldu, aileden birinin ölüm haberini mi aldın, dedim. – Hayır, daha kötü, dedi. – Sana ıstırap veren bir rahatsızlığın mı var, dedim. – Hayır, ondan daha kötü, dedi. – O halde derdin nedir, diye sorduğumda: – Kapım kapandı, perdem indirildi. Uyanıp her gece okuduğum hizbimi (Kur’an virdimi) okuyamadım. Bu da olsa olsa benim işlediğim yeni bir günah sebebiyledir, dedi.
 
Yapılan bir hayır başka bir hayra, kötülük de başka bir kötülüğe davet eder, götürür. Ayrıca hayır ve şerrin her ikisinin azı, çoğuna sürükler.
 
(İmam Gazalî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn)
 

Kim Daha Cömert?
 
Bir gün Hâtem-i Tâî’ k.s. hazretlerine:
 
– Kendinden daha cömert bir kimseyi gördün ya da işittin mi, diye sordular. Hazret “Gördüm.” dedi ve şöyle anlattı: “Bir gün kırk deve kestim, Arap beylerine bir kır ziyafeti veriyordum. Yakınımızda diken sökmekle meşgul bir adam görüp yanına vardım. Dedim ki:
 
– Herkes Hâtem’in ziyafetine gitmiş, sen niçin gitmiyorsun?
 
Şöyle cevap verdi:
 
– Ekmeğini kendi el emeğiyle kazanan, Hâtem’in minnetini çekmez!
 
İtiraf etmeliyim ki o fakiri himmet ve cömertlikte kendimden daha yüksek buldum.”
 
(Sadi Şirâzî, Gülistan)
 

Beş Esas
 
Sehl b. Abdullah Tüsterî şöyle der:
 
“Bizim temel prensiplerimiz beş tanedir:
 
• Allah Tealâ’nın kitabına sarılmak, • Rasulullah s.a.v.’in sünnetine tabi olmak, • Helal yemek, • Günahlardan kaçınmak, • Hakları yerine getirmek.”
 
(İmam Beyhakî, Kitâbü’z-Zühd)
 

Huzurda Olursan Huzur Bulursun
 
Şeyh Sadi Şirâzî şöyle der:
 
“Eğer ikide bir gönlün başka yerlere gidiyorsa, yalnızlıkta bile huzur bulamazsın. Allah’ın dışındaki şeylerin sevgisini gönlünden çıkardınsa, dünya işleriyle uğraşırken bile O’nunla baş başa sayılırsın.”
 
(Gülistan)
 

Ârif Kişinin Halleri
 
İbrahim b. Edhem k.s. şöyle der:
 
“Arifin alametleri şunlardır:
 
• Düşüncesi tefekkür etmek ve ibret, • Sözleri, Cenab-ı Hakk’ı medh ü sena, • İşleri Allah Teâlâ’ya taat ve ibadet, • Nazarı ise ilâhi sanat ve kudretteki inceliklere bakmaktır.”
 
(Tezkiretü’l-Evliyâ)
 

Günaha Reçete
 
Zünnûn-i Mısrî k.s. anlatıyor:
 
Bir gün bir doktorun yanına uğradım, etrafında kadın ve erkeklerden oluşan bir topluluk vardı. Her birine hastalıklarına uygun ilaçları tarif ediyordu.
 
Yaklaşıp selam verdim, o da selamımı aldı. Sonra ona dedim ki:
 
– Allah Tealâ sana merhamet etsin. Günah hastalığının ilacını bana tarif eder misin?
 
Doktor oldukça mahirdi. Yaklaşık bir saat kadar başını öne eğip sustu. Sonra başını kaldırarak şöyle dedi:
 
– Sana bu hastalığın ilacını tarif etsem anlayabilir misin? – Evet, inşaAllah anlarım, dedim. Doktor:
 
– Fakr kökünü, sabır yaprağını, tevazu dalını, huşu meyvesini, muhabbet bitkisini, sekinet hurmasını, heybet ve sıdk çiçeklerini topla. Bunları bir araya getirdiğinde söyleyeceklerimi harfiyyen uygula. Önce bu topladıklarının üzerine İslâm hükümlerinin suyunu dök, altını ise iştiyak ve aşk ateşiyle tutuştur, azametle alevlendir. Ta ki hikmet köpükleri köpürsün. Saf bir fikir ile durulduğu vakit rıza süzgecinden geçir ve zikir kâsesine boşalt. Ayrıca içine nasuh tevbesi ilave et. Amelini görme ve bunu halvet dükkânında iç. İçtikten sonra vefa suyu ile ağzını çalkala, açlık ve takva misvakı ile dişlerini misvakla. Üzerine kanaat elmasını kokla ve son olarak da Allah Tealâ’nın dışındaki şeylerden yüz çevirme mendiliyle dudaklarını sil. İşte bu ilaç günahları yok eder ve gaybı en iyi bilen yüce Allah’a yaklaştırır.
 
(Abdullah b. Esad Yâfiî, Ravzu’r-Riyâhîn fî Hikâyeti’s-Sâlihîn)


Abdullah S. Demirtaş| Mayıs 2011



Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #11 : 03/07/12, 21:02 »


Hür Kişinin İbadeti
 
İmam Zeynelâbidin k.s. hazretleri şöyle buyurur:
 
“Nefsine esir olmaktan kurtulmuş hür insanlar, ibadeti sadece Allah’a şükür için yaparlar. Onların ibadeti ne bir korkudandır ne de bir şey istedikleri içindir.”
 
Abdulmecid Hânî, el-Hadâiku’l-Verdiyye
 

Deryadan İnciler
 
Sâdât-ı kiramın önde gelenlerinden İmam Cafer-i Sadık k.s. şöyle der:
 •Namaz takva sahiplerinin yakınlık sebebidir.
 •Hac ise tüm zayıf, güçsüz olanların cihadıdır.
 •Bedenin zekâtı oruçtur.
 •Amel etmeksizin dua eden kimse yaysız ok atan kimse gibidir.
 •Rızkınızın size ulaşmasını sadakatle isteyin.
 •Mallarınızı zekâtla koruyunuz.
 •İktisat eden, tutumlu davranan fakir düşmez.
 •Tedbir geçimin yarısıdır.
 •Kim anne ve babasını üzerse itaat etmemiş sayılır.
 •Her kim musibet anında ellerini dizlerine vurur dövünürse, kazandığı ecri boşa çıkar, kaybolur.
 •Hiç şüphesiz Allah Tealâ musibet miktarınca sabır indirir.
 •Rızkı da geçimi sağlayacak derecede verir.
 •Her kim maişetini ölçülü şekilde sağlar, israfa kaçmazsa Allah o kimseye rızıklar ihsan eder.
 •Her kim de saçıp savurur, israf ederse Allah ona rızkını daraltır, onu mahrum eder.
 
Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ
 

Hz. Hüseyin ve Fakir Sofrası
 
Bir gün Hz. Hüseyin r.a. fakir kimselerin yanından geçiyordu. Yere serdikleri bir yaygı üzerine oturmuşlar ufak tefek ekmek kırıntılarını yiyorlardı. Hz. Hüseyin r.a.’i görünce:
 
– Ey Abdullah’ın babası (Hz. Hüseyin’in künyesi), buyur, yemeğimize katıl, dediler. Hz. Hüseyin r.a. bineğinden indi, kendi kendine ‘Allah kibirlenenleri sevmez’ (Nahl, 23) ayetini okudu ve oturarak onlarla beraber yedi. Sonra:
 
– Ben sizin davetinize icabet ettim, şimdi de siz benim davetime icabet edin, dedi ve hep birlikte Hz. Hüseyin r.a.’ın evine gittiler. Eve vardıklarında Hz. Hüseyin r.a. hizmetçisine:
 
– Evde ne varsa getir, buyurdu. Hizmetçi evde olan bütün yiyecekleri çıkardı, sofra kuruldu. Fakirler yedi, o da onlarla beraber yedi. Fakirler yemekten arta kalanı yanlarına alarak götürdüler.

Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn
 

İmtihan ve Sıkıntı Yeri
 
İmam-ı Rabbanî hazretleri Kılıcullah b. Kılıç Han’a bir mektubunda şöyle nasihat eder:
 
“Ey oğul! Bu dünya bir imtihan ve sıkıntı yeridir. Görünüşü her çeşit süslerle süslenip bezenmiştir. Yüzü renk renk beneklerle ve çizgilerle renklendirilmiş, saç örgüleriyle ve sahte yanaklarla zoraki güzelleştirilmiş çirkin bir kadının yüzüne benzer. İlk bakışta hoş gözükür. Güzel, taze, körpe ve parıltılı olduğu sanılır. Gerçekte ise üzerine güzel koku serpilmiş bir leşe, kurtların ve sineklerin üşüştüğü bir çöplüğe benzer.”
 
Mektûbât-ı Rabbanî
 

Hikmet Pınarı
 
“Yalancının mürüvveti yoktur.” -Hz. Ali k.v.
 
“Hali seni uyandırmayan ve sözü seni Allah’a teşvik etmeyen kimseyle arkadaşlık etme.” -Ataullah İskenderî k.s.
 
“Kendi yaratılışını gördüğü halde yüce Allah’ın varlığı hakkında şüpheye düşenlere şaşıyorum.” -İmam Zeynelâbidin k.s.


Abdullah S. Demirtaş| Haziran 2012 |



Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #12 : 29/01/13, 23:23 »

Nasihatler

Tasavvuf yolunun önderlerinden İmam Ebu Abdurrahman Sülemî k.s. bizlere şu tavsiyelerde bulunuyor:
“Ey kardeşim! Sana, Allah Tealâ’ya itaat ve ibadet etmeyi her şeye tercih etmeni, O’na muhalefet edip karşı gelmekten sakınmayı, bütün varlığınla O’na yönelmeni, endişe ve üzüntüleri terk edip O’na dönmeni, insanların önünde eğilmeyi ve onlara itimat etmeyi terk etmeni tavsiye ederim.
Bununla beraber bütün işlerinde Allah’ı unutup sebeplere yönelmenden seni sakındırırım. Bilakis bütün hallerinde asıl Allah’a yönelmeli, itimat etmeli ve yalnız ona tevekkül etmelisin.”

Uyûbü’n-Nefs

Gönlü Allah’a Adamak

Bir defasında Cüneyd-i Bağdadî k.s. hazretlerine:
–Sadece Allah’a yönelmenin, gönlü O’na adamanın yolu nedir, diye soruldu. Hazret:
–Günah işlemekte ısrar etmeyi gideren bir tövbe, ibadetleri ertelemeyi yok eden bir Allah korkusu, salih amelleri işlemeye yöneltecek bir ümit, devamlı Allah’ı zikretmek, kendini ölüme yakın, emellerine ulaşmayı uzak kabul ederek nefse muhalefet etmektir, cevabını verdi. Bunun üzerine:
–Peki, kul bu hale nasıl ulaşır, diye soruldu. Bu defa:
–Saf, tevhid dolu bir kalple, buyurdu.

Uyûbü’n-Nefs

Sevilenler Sevilmeyenler

Fakih Ebü’l-Leys rh.a şöyle der:
Allah Tealâ üç grup insana buğzeder, onları sevmez. Onların içinde bir kısmına ise daha çok buğzeder:
• Allah Tealâ günahkâr kişiye buğzeder. Ancak yaşı ilerlemiş olduğu halde günah işlemeye devam edene daha çok buğzeder.
• Cimriye buğzeder. Fakat zengin olduğu halde cimrilik edene daha çok buğzeder.
• Kibirlenenlere buğzeder. Fakat fakir olduğu halde kibirlenenlere daha fazla buğzeder.
Allah şu üç grup insanı da sever. Onlar içinde bir kısmını ise daha çok sever:
• Takva sahiplerini sever. Fakat genç yaşta takva sahibi olanları ise daha çok sever.
• Cömert olanları sever. Fakat fakir olduğu halde cömertlik yapanları daha çok sever.
• Tevazu sahiplerini sever. Fakat hem zengin olup hem de tevazu sahibi olanları daha çok sever.

Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn

Nefsin Islahı

Bir defasında Ebu Hafs rh.a. hazretlerine nefsten, onun ıslahından soruldu. Hazret:
–Nefs her afetin, her felaketin kaynağıdır ve ancak ona muhalefet etmekle ıslah edilir, cevabını verdi.

Ebu Abdurrahman Sülemî k.s., Uyûbü’n-Nefs

Hikmet Pınarı

“Her kim salih amellerini artırmıyorsa noksanlık içerisindedir.” -Hz. Ali k.v.
“Emirleri hafife almak, emredeni az tanımaktan ileri gelir.” -İsmail b. Mecid Sülemî k.s.
“Dikkat et! Sakın nefsini başıboş bırakma! Zira sen onu hayırlı işlerle meşgul etmezsen, o seni faydasız işlerle meşgul eder.” -Hasan-ı Basrî k.s.

Abdullah S. Demirtaş | Ocak 2013 |



Çevrimdışı Ankara-06

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 201
  • Konu: 3
  • Derviş: 17635
  • Teşekkür: 0
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #13 : 30/01/13, 11:49 »
Allah razı olsun.


Söküklerini dik sözlerinin, dilini kalbine
yanaştır; dilinle söylediğini kalbinle de söyle. Dikiş tutmuyorsa şayet,
söylenmeyi bırak; sus, kalbinden geçmeyeni diline değdirme..

Hz. Mevlana (k.s)...

Çevrimdışı Bi_iznillah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 5.854
  • Konu: 896
  • Derviş: 5324
  • Teşekkür: 179
    • KEND!MCE(Bi_iznillah)
Okundu: Hâl Dili
« Cevapla #14 : 06/04/13, 17:42 »
Kapı Her Zaman Açık

Ebu Abdurrahman Sülemî k.s. anlatıyor:

Bir gün Rabia Adeviyye k.s., Salih Murrî’nin meclisine uğradı. O esnada Salih Murrî:

– Her kim kapıyı çalmaya devam ederse, kapının kendisine açılması umulur, diyordu. Bu sözü işiten Rabia Adeviyye şöyle dedi:

– Hayır, doğrusu kapı açık! Fakat sen o kapıdan girmiyor, kaçıyorsun! Daha bu yolda attığın ilk adımda hata edersen maksada nasıl ulaşacaksın?

Ebu Abdurrahman Sülemî k.s., Uyûbü’n-Nefs

***


Günahlarımı Kim Taşıyacak?

Hz. Ömer r.a. fakirlere, yetim ve dul kadınlara sırtında un taşırdı. Bir defasında onu un taşırken gören birisi:

– Ey Müminlerin Emiri, bırakın ben taşıyayım, dedi. Hz. Ömer r.a. ona şu cevabı verdi:

– Kıyamet günü günahlarımı kim taşıyacak?

İmam Şa’rânî, Tabakâtü’l-Kübrâ

***

Bilip de Amel Etmeyen

İlmiyle meşhur sahabilerden Abdullah b. Mesud r.a. şöyle der:

“Bilmeyen kimseye öğrenmediği için bir kere yazıklar olsun! Bilip de bildiği ile amel etmeyene yedi defa yazıklar olsun.!”

İmam Şa’rânî, Tenbîhu’l-Muğterrîn

***

Derin İlim

Bir defasında İmam Malik hazretlerine:

– İlimde derinleşenler kimlerdir, diye sorulunca şu cevabı verdi:

– İlmiyle amel edenler ve kendilerinden önceki İslâm alimlerinin izinden giden kimselerdir.

Tenbîhu’l-Muğterrîn

***

Önce Ne Yapmalı?

Büyük alim ve mutasavvıf Haris Muhasibî k.s. anlatıyor:

Bir defasında Ebu Cafer Muhammed   b. Musa’ya:

– Allah’a gidilecek yolda yapacağım ilk iş nedir, diye sordum.

– Allah Tealâ’nın bildirdiği şekilde O’na yönelmektir, dedi.

– Allah’a yönelmenin manası nedir, diye sordum.

– Tövbe etmektir ey genç, dedi.

– Peki tövbe nedir, diye sordum.

– Tövbe, günahlara pişmanlık duymak, ısrarla işlediğin o günahlara yine ısrarla dönmemeye azmetmek, kararlı olmak, günaha götüren her şeyden kaçmaktır. Zira Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: ‘Bir de onlar, işledikleri o kötülüklerde/ günahlarda bile bile ısrar etmezler, o günahları sürdürmezler.’ (Âl-i İmran, 135)”

Haris Muhâsibî, el-Kasd ve’l-Rücu‘u İlellah

Hikmet Pınarı
 
“Dünya sevgisi kulun kalbine girdiği zaman Allah bundan hoşnut olmaz. Bu hoşnutsuzluğu kul ondan ayrılıncaya kadar devam eder.” Hz. Ebu Bekir r.a.
 
***
 
“Asıl ilim çok bilgi nakletmek değil, Allah’tan korkmaktır.” Abdullah b. Mesud r.a.
 
***
 
“İlim kapalı bir hazinedir, onu sorular açar.” Muhammed  b. Şihab ez-Zührî rh.a.


Abdullah S. Demirtaş| Şubat 2013

***







♥ A L L A H I M !
Kalbimizi imanla, Aklımızı marifetinle, Ruhumuzu muhabbetinle,
 Beynimizi tefekkürünle, Cennetimizi Cemâlinle ihya eyle.
Amin Amin Amin ♥ ...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

O gün orada... Affet Efendim ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.429 saniyede oluşturulmuştur


Hâl DiliGüncelleme Tarihi: 15/09/19, 13:37 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim