Hased ve kıskançlık - Pusula
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.056 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.628 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22906 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Hased ve kıskançlık, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1906 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Hased ve kıskançlık}   Okunma sayısı 1906 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Hased ve kıskançlık
« : 23/09/08, 12:50 »
‘Hased ve kıskançlık’, başkalarını bulundukları durumdan dolayı
kıskanmak, çekememek ve onların olmamasını istemek, demektir.

Hased eden kimseye ‘Hasid’ denir.

Hased, tedavisi mümkün olmayan en öldürücü ahlâk hastalıklarındandır.
Hased eden kimse başkasının iyiliğine ve elindeki nimetlere üzülür, hatta bu nimetlerin onun elinden gitmesini ister. Gitmediğinde üzüntüsü artar.
Bu hususta denilir ki:

‘Hased öyle bir ruh hastalığıdır ki, ona hiç bir doktor çare bulamaz.
Yeter ki Allah (c.c.)’ın yardımı tahakkuk etsin. Bu nedenle hased,
 Müslümanın hayırlı amellerini yok eden çok çirkin bir ahlâktır.

Hadis-i şerifde, “İnsan, üç şeyden kurtulamaz, su-i zan, tayere ve hased.
Su-i zan edince, buna uygun harekette bulunmayınız. Uğursuz zan(tayere)
ettiğiniz şeyi, Allah’a tevekkül ederek yapınız. Hased ettiğiniz kimseyi

hiç incitmeyiniz!” buyruldu.

Tayere, uğursuzluğa inanmaktır. Su-i zan, bir kimseyi kötü zan etmektir.
Bu hadis-i şerif’ten anlaşılıyor ki, kalpte hased meydana gelmesi,
haram değildir. Bundan razı olmak, devamını istemek, haram olur.
Hadîka’da deniliyor ki, ‘Kalbe gelen düşünce beş derecedir:

1. Kalpte durmaz, atılır, buna ‘hacis’ denir.
2. Kalpte bir zaman kalır, buna ‘hatır’ denir.
3. Yapmak ile yapmamak arasında tereddüt olunur.
Buna ‘hadisü’n-nefs’ denir.
4. Yapması tercih edilir. Buna ‘Hemm’ denilir.
5. Tercih kuvvetlenip karar verir. Buna ‘Azm’ ve ‘Cezm’ denir.

Kur'an-ı Kerim’de hased duygusu ve bunun doğuracağı davranışlar
önemsiz sayılmamıştır.

Gerek Hz. Âdem (a.s.)'in iki oğlu arasında cereyan eden beşeriyetin
ilk cinayetinin(1) ve gerekse Hz. Yusuf (a.s.)’un, kardeşleri tarafından
kuyuya atılması olayının(2) asıl sebebini kardeşler arasında doğan hased
duygusunun teşkîl etmesi gerçekten düşündürücüdür.

Hz. Peygamber (s.a.v.), bütün günahların kaynağı olan üç şey arasında;

 İblis'i Hz. Adem (a.s.)'e secde etmemeye sevk eden kibri;
Hz. Âdem (a.s.)’i yasaklanmış olan ağaçtan yemeye sevk eden hırsı
ve Hz. Âdem (a.s.)’in iki oğlunun birbirleriyle dövüşüp kardeşini
öldürmeğe ve kardeşlerinin Hz. Yusuf (a.s.)’u kuyuya atmaya sebep
olan hased’i saymaktadır.

Bunlardan kaçınmamızı istemektedir. Bu yüzden hased, nefsin kınanmış
olan kötü ahlâkındandır. Bol dua, zikir ve ibadete çok devam etmek
suretiyle bunların yok edilmesine çalışmak gerekmektedir.

Allah Teâlâ'nın uyarılarına ve tavsiyelerine dikkat edip uyanmak ve
bu illetten kurtulmağa çalışmak bir görevdir.

Hz. Yakup (a.s.)’un büyük oğulları, küçük kardeşleri Yusuf'a hep beraber
 tuzak kurup yapacaklarını yaptılar. Gayeleri Hz. Yusuf (a.s.)'u zelil etmekti.
Allah (c.c.) ise Hz. Yusuf (a.s.)'u seçti. Ona nübüvvet ve saltanat verdi.
Kardeşlerini ona boyun eğdirdi. Hükmü altına soktu. Hz. Yusuf (a.s.)'u
hased etmelerinden dolayı hileleri kendi başlarına geçti.

Bu ise Allah Teâlânın hikmetinin ve kudretinin apaçık bir delilidir.

Felak Sûresi'nde gelmiş bulunan,
“Hâsid kişinin hased ettiği zamanki şerrinden Allah'a sığınmak.” (3)
emri de göz önüne alınınca, hased yani çekememezlik duygusunun
toplum içerisinde yapacağı yıkımın ciddiyeti daha iyi anlaşılır.

Kur'an-ı Kerim'de söz konusu olan bu olayların kardeşler arasında
cereyan etmiş olması da ayrı önem taşır. Yani, hased duygusu
kardeşi kardeşe öldürtebiliyor, derin kuyuya attırabiliyorsa,
başka insanlara neler yaptırmaz?

Kıskançlık kinin, kin de öfkenin neticesidir.
Bu yüzden öfkelenmeyi azaltacak davranışlar içinde bulunmak kini,
 dolayısıyla kıskançlığı azaltır. Hased, İlahi takdir ve bölmeye razı
olmamaktır. Bu yüzden hasedçi önce iman açısından tehlikeye düşer.

Şu kadar var ki hased, hased edilenden önce hased edeni yiyip bitiren
adil bir hastalıktır.

Hased, kişinin yapmış olduğu ibadetlerin sevabını da giderir.

Hadis-i Şerif’te “Hased etmekten sakınınız.

Biliniz ki, ateş odunu yok ettiği gibi hased de iyilikleri yok eder, siler götürür.”(4)

buyruldu. İbnu Mâce'de geçen bir diğer hadiste ise şöyle buyurulur:

 “Hased, hasenatı yer tüketir, tıpkı ateşin odunu yiyip tükettiği gibi.
Sadaka da hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürmesi gibi.”


Bu sebeple dinimizin müminden beklediği tavır, inancının gereği olarak
hayatının her anını Allah’ın (c.c.) razı olacağı şekilde geçirmektir.
Bu durum iman ile hasedin yan yana olmasını yasaklamaktadır.
Peygamber Efendimiz hadisi şerifte bu durumu şu şekilde açıklamaktadır:

“Kâfir ile onu öldüren ebediyyen cehennemde bir araya gelmezler,
keza bir kulun karnında, Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem
ateşi bir araya gelmezler, keza, bir kulun kalbinde imanla hased
bir araya gelmezler.”(5)


Hased etmek, bir açıdan da Allah (c.c.)'ın verdiğini uygun görmemektir.
 Her kim Allah (c.c.)'ın verdiğini uygun görmez ve bunu bilinçli olarak
düşünürse, kâfir olur. Çünkü bu insan, bu düşüncesiyle Hak Teâlâ’nın
hikmetini ve adaletini inkar etmiş olur. Bu durum insanı küfre götürebilir.


Bu yüzden hased eden kimse, beş yönden Rabbi ile çekişmektedir.
Bu çekişmeler şunlardır:
Başkalarında gördüğü bu nimetten ötürü öfkelenir.
Allah (c.c.)'ın rızık taksimine öfkelenir. Allah (c.c.)'ın başkalarına vermiş
olduğu nimetleri kıskanan kimse, sanki Rabbine şöyle demektedir:
‘Bu nimetleri niçin bu şekilde taksim ettin?’
Allah Teâlâ dilediğine lütfundan dilediği şekilde verdiği halde,
 o Allah (c.c.)'ın nimetleriyle cimrilik yapmak istemektedir.
Allah Teâlâ'nın nimetler verdiği sevgili kullarını, rezil-rüsvâ etmek
istemektedir. Hased etmekle, hem Allahü Teâlâ'nın, hem de kendisinin
düşmanı olan şeytana yardım etmektedir.

Hasedden kaçınmak, başkasının malı, mülkü, mevkii vs. dünya
varlıklarında çekememezliğe düşmemek demektir. Uhrevî işlerde
 gıpta caiz ise de dünyevî işlerde hased câiz değildir.

Çünkü hased, hased edeni karşıdaki hased edilen hakkında gıybete ve
yıkıcı gayretlere de sevkederek zulme ve haksızlığa atar.

Gıybet, zulüm ve haksızlık ise bunları yapanın iyiliklerinin yok olmasına
sebep olur. Bütün bu durumlar hased edilenin nimetlerinin, sevaplarının
artmasına, hased edene de hüsran ve zararlarda batmasına sebep olur.

Böylelerinin durumu âyet-i kerimede:

“Dünyayı da âhireti de kaybeder.”(6) diye ifade edilmiştir.

Hased eden, hased ettiği kişiyi gıybet de eder, onu çekiştirir ve böylece
ikinci bir günaha da girmiş olur. Hatta hased ettiği kişinin malına ve
canına da saldırdığı olur. Kıyamet gününde, hased eden kişinin bu
zulümlerinin karşılığı olarak iyilikleri alınarak hased ettiği kişiye verilir.
Dünyada hayır ve iyilikler yapan kimseye en az on kat sevap verilir.
Hased bunların dokuzunu yok eder ve birisi kalır. İmansızlıktan başka
 hiçbir günah, müslümanın yapmış olduğu iyiliklerin hepsini yok edemez.

"Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:

 “Size eski milletlerin hastalığı bulaştı. Bu, hased ve buğzdur.
Bu kazıyıcıdır. Bilesiniz; kazıyıcı derken saçı kazır demiyorum.
O dini kazıyıcıdır. Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e
yemin ederim, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz.
Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.
Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi:
Aranızda selâmı yaygınlaştırın.” (7)

Bir başka Hadis-i şerif’te,
“Nimet sahiplerinden ihtiyaçlarınızı gizli olarak isteyiniz.
Çünkü nimet sahiplerine hased edilir.” buyuruldu.

İhtiyaçlarınızın karşılandığı ortaya çıkınca hased olunursunuz.

Hased etmek, Allah Teâla’nın takdirini değiştirmez.
Bunun için de hased eden kişi, hasedinden dolayı boşuna üzülmüş
ve yorulmuş olur. Kazandığı günahlar da ayrıca üzerine yüklenir.

Halife Muaviye oğluna nasihat ederken şöyle derdi:

‘Hased etmekten çok sakın. Çünkü hasedin sana olan zararları,
hased ettiğin kişininkinden daha önce ve daha çok olur.’


Yine Hz. Muaviye demiştir ki:
‘Herkesi razı edebilirim, ancak hasetçiyi edemem.
Çünkü o, nimetin gitmesini ister.
(Kıskandığı nimet elimde oldukça ne versem onu razı edemem)’


Hased edenler hiçbir zaman arzularına kavuşamamış ve kimseden
saygı görmemişlerdir. Hased insanın sinirlerini bozar,
ömrünün azalmasına sebep olur.

Kendisine hased olunan kişinin, dünyada ve ahirette, bundan
hiç zararı olmaz. Hatta faydası olur. Hased edenin ömrü üzüntü ile geçer.
Hased ettiği kişideki nimetlerin azalmadığını ve hatta arttığını
gördükçe huzursuz olur. Hasedden kurtulmak için ona hediye göndermeli,
nasihat etmeli ve onu övmelidir. Ona karşı tevazu göstermelidir.
Onun elindeki nimetlerin daha da artması için dua etmelidir.(8)

Peygamber Efendimiz, Veda Hutbesi’nde vurgulu bir şekilde kardeşlik
duygularını zedeleyen, Ensar-Muhacir kardeşliğini tüm dünyaya yaymanın
önündeki en büyük engellerden olan, ümmet bilincini gideren hasedden
kaçınmamızı istemektedir.

 “(Ey inananlar!) birbirinize hased etmeyin, birbirinize buğzetmeyin,
 birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinizin satışını bozmayın.
Ey Allah'ın kulları kardeş olun! Müslüman kişi, diğer Müslüman
kişinin (rengi, dili, doğum yeri, sosyal durumu, cinsiyeti ne olursa olsun)
kardeşidir. Öyle ise ona zulmedemez, ihanet edemez, aldatamaz,
yardım isteğini cevapsız bırakamaz, tahkîr de edemez. Allah
sizlerin bedenlerine, mallarına bakmaz, fakat kalplerinize ve a
mellerinize bakar, -kalbini göstererek- takva şuradadır, takva
şuradadır, takva şuradadır. Kişinin kötü sayılması için
Müslüman kardeşini tahkir edip horlaması yeterlidir.
Bir Müslümanın kanı, malı ve ırzı diğer bir Müslümana haramdır.”(9)



Konu Adresi: http://www.dervisler.net/hased-ve-kiskanclik-t4644.0.html



Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Ynt: Hased ve kıskançlık
« Cevapla #1 : 23/09/08, 12:55 »
Hased Hastalığından Kurtuluş Yolu

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:

“Şu iki kişi dışında hiç kimseye hased (gıbta etmek) caiz değildir:

Biri, Allah'ın kendisine verdiği hikmetle hükmeden ve bunu
başkasına da öğreten hikmet sahibi kimse.

Diğeri de Allah'ın kendisine verdiği malı hak yolda harcayan zengin kimse.”(10)


Hadiste ‘gıbta’ diye tercüme ettiğimiz kelimenin aslı haseddir.
“İki kişiye Allah'ın verdiği nimetin kendinize de verilmesini temenni
etmeniz caizdir.” diye anlaşılması gerekmektedir.

Gıpta ise ‘Onda var aynısı bende de olsun.’ talebinde bulunmaktır ki,
bu mantıklıdır. Kıskançlık ibadetlere varıncaya kadar bütün fiillerde
ve duygularda görülebilir. Tedavisi taksim-i ilahîye razı olmak ve
Yusuf Sûresini bolca okuyup ibret almaktır.


Hased duygusundan kurtuluş yolu,
başka bir hadiste şöyle ifade edilmektedir:

“Üç şey vardır, kimse onlardan kurtulmuş değildir:
Uğursuzluk, kötü zan, hased.”

Resûlullah (s.a.v.)'a bunlardan kurtuluş yolu nedir?
diye sorulunca şu cevabı verdi:

“Uğursuzluk içinden geçince hoşlandığın işi bırakma,
zanna düşünce araştırmaya kalkma,
hased duyunca da gereğiyle amel etme.”


Şu halde; zan ve hasedden kurtuluş,
bu hislerin peşine düşmemek suretiyle gerçekleşir.

Hasan el-Basri hazretleri de şöyle der:
‘İçinde hased olmayan insan yoktur.
Kim bu hissi aşıp, peşine düşmez ve zulme yer vermezse,
hased yapmamış olur.’


Bir mümine yakışan, hased hissi içinde doğduğu zaman,
bundan nefret edip defetmeye çalışmaktır, tıpkı haram şeyleri
yapmak hissi içinden geçince yaptığı gibi.

Allah Resûlü şu hadislerinde, müminin günümüzde yaşadığı sıkıntıyı
 çok net bir şekilde şöyle ifade etmektedir:

“Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca,
bakışını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin.
Böyle yapmak, Allah'ın üzerinizdeki nimetini
küçük görmemeniz için gereklidir.” (11)


Bu hadisin benzeri olarak, Resûlullah (s.a.v.) bir başka rivayette:

“Zenginlerle az düşüp kalkın. Zîra böyle yapmanız,
Allah'ın (size olan) nimetini küçük görmemenize yardımcı olur.” buyurmuştur.


“İki haslet var ki, bunlar kimde bulunursa Allah onu şükredici ve
sabredici olarak yazar. Kim dünya işlerinde durumu kendisinden
düşük olana bakarsa, kendisindeki ona olan üstünlük sebebiyle
Allah'a hamdeder. Kim de, dinî meselelerde kendinden üstün
olanlara bakarsa ona uyar. Kim de dünya işlerinde kendinden ü
stün olana bakarsa, elinde olmayanlar için esef eder,
üzülür ve böylece şükredici ve sabredici olarak yazılmaz.”


İnsanın kendi kendine hazırladığı bu tuzaklardan kurtulabilmesi,
iyi bir nefis terbiyesine bağlıdır.

Yani insan projeksiyonunu kendine çevirerek kendi kusurlarıyla
meşgul olma alışkanlığı kazanabilirse, bu tehlikeleri azaltmış sayılır.
İdeal, örnek şahsiyetler edinmek ve onlara benzemeye çalışarak
bütün bu tuzakları atlatmak mümkündür.
İlmi ve zenginliği gereğini yerine getirmek üzere istemek uygundur.


‘Ya Rabbi beni hased edici eyleme, hased edilen eyle!’ diye dua edilmelidir.

Çünkü hased edici, hased edilende, kendinde bulunmayan bir kemal
görmektedir. Ve ona hased etmektedir. Hased edenin hasedine sabr eyle.
Senin sabrın onu öldürür.

Haset zararları nelerdir?


Hasetten kurtulmanın bir yolu da onun ne olduğunu,
dünya ve ahiretimize nasıl zarar vereceğini bilmektir.

Kendi kaybına değil de, başkalarının kazancına üzülenler,
ticaret bilmezliğin en ileri örneğini sergilerler.
Bunlar, kıskançlığın kıskacında kıvranan birer zavallı.

Bir hikmet ehli şöyle der:
“Haset insanı avare eden bir ihtirastır. Evde tutacağına diyar diyar gezdirir.”

Bu da garip bir sır, azim bir hikmettir. Bu sır iledir ki, muhteris,
kıskanç insanlar, dünyaca varlıklı kişilerle uğraşırlar da, âlimlere,
velilere, salihlere ilişmezler. Halbuki gerçek varlığa erenler bunlardır.

Bir gönül ehli, dünyayı kınalı bir geline benzetir;
bu gelin herkese göz etmiş ama hiç kimseyle evlenmemiştir.

Hasedin bir de kadere itiraz yönü var.

“Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için,
insanlara haset mi ediyorlar?” (Nisa, 54)


Bir insan düşünelim: Belli bir nimete ulaşmak için elinden gelen
gayreti göstermiş, meşru dairede çalışmış, fiilî ve kavlî duasını
yaptıktan sonra Rabbinin rahmetini, inayetini gözlemeye başlamıştır.
Bu insana yapılan İlâhî lütuf karşısında mü’mine düşen vazife,
o nimete kendisi nâil olmuş gibi sevinmektir. Kadere iman da,
 İslâm kardeşliği de bunu gerektirir.

Âyet-i kerimede, “Allah’ın lütfundan verdiği” şeklinde çok hikmetli
bir kayıt var. Bu kayıttan hareketle müfessirlerimiz, meşru olmayan
 kazançlara haset edilebileceğini belirtmişler ve “vurguncunun elindeki malın gitmesini temenni etmek haset değil, gayrettir, adalettir” demişler.


Füzeyl bin İyaz’ın,
“mü’min gıpta eder, münafık haset eder”,

sözü bizim için hem güzel bir ölçü, hem de büyük bir tehdit.


Kendini seven ve menfaatini bilen insan haset yolunu tutmaz.
Çünkü haset başkasının saadetini çekememe yüzünden,
insanın kendi ruh âlemini perişan etmesidir.
Rakibine kızarak kendini bıçaklamak gibi bir şey.

“Haset evvelâ hâsidi ezer, mahveder, yandırır.
Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur” Mektûbat

Şunu unutmamak gerek:
Dünyevî bir nimete yahut üstünlüğe kavuşmak kişinin kemâline
delil olmaz. Böyle olsa bütün zenginlerin salih, bütün fakirlerin fasık olması gerekir.

Üzerimize düşen görevi hakkıyla yerine getirdikten sonra, tevekkül
yolunu tutma ve “hakkımda böylesi hayırlıymış” diyerek
İlâhî takdire razı olma durumundayız.

Aksi halde hasetle, ruh dünyamızı huzursuz kıldığımız gibi,
sonunda şeytana âlet olup kadere itiraz tehlikesiyle de karşı karşıya kalabiliriz.

Bunun zararı ise hem çok büyük, hem de ebedî.

Dipnotlar:
(1) Mâide sûresi, 5/27–30.
(2) Yûsuf sûresi, 12/4–10.
(3) Felak sûresi, 113/5.
(4) Ebu Dâvud, Edeb 52,
(5) Müslim, İmâret, 130, 131; Ebu Dâvud, Cihad, 11; Nesâî, Cihâd 8; İbnu Mâce, Cihâd, 9.
(6) Hacc sûresi, 22/11.
(7) Tirmizî, Sıfatu'l-Kıyâme, 57.
(8) İslâm Ahlâkı, M. Hadimî.
(9) Müslim, Birr, 32–34; Tirmizî, Birr, 18,
(10) Buhârî, İlm,15; Fedâilu'l-Kur'ân, 20, Tevhid, 45; Müslim, Müsâfirin, 266; Tirmizî, Birr, 24.
(11) Buhârî, Rikak 30; Müslim, Zühd, 8; Tirmizî, Kıyamet, 59.


Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı erdem

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.070
  • Konu: 56
  • Derviş: 30
  • Teşekkür: 1
Ynt: Hased ve kıskançlık
« Cevapla #2 : 23/09/08, 12:59 »
Allahu teala razı olsun...


Asr'a yemin olsun ki; insanlar hüsrandadır. Ancak,
iman edenler, salih amel işleyenler ve birbirlerine Hakkı ve sabrı tavsiye
edenler müstesna! (Asr Suresi)

Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.578
  • Konu: 1902
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 363
Okundu: Hased ve kıskançlık
« Cevapla #3 : 22/12/11, 01:01 »


Allah razı olsun

 :X06


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Bak Böyle Yaparsan Gitmem Haa! Dr. Münir DERMAN Hz.-Hakkını Helal Et ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.646 saniyede oluşturulmuştur


Hased ve kıskançlıkGüncelleme Tarihi: 12/11/19, 01:15 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim