Hayat Dengemiz – İslâm Güzel Ahlâk Dinidir - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.550 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22879 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Hayat Dengemiz – İslâm Güzel Ahlâk Dinidir, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2393 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Hayat Dengemiz – İslâm Güzel Ahlâk Dinidir}   Okunma sayısı 2393 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30

“Her do­ğan İs­lâm fıt­ra­tı üze­re do­ğar” ka­ide­si­ni ko­yan İs­lâm di­ni­nin bü­tün esas­la­rı, in­sa­nın ya­ra­tı­lış özel­lik­le­riy­le tam bir ahenk ar­ze­der. İs­lâm, do­ğu­mun­dan ölü­mü­ne ka­dar ha­ya­tı­nın bü­tün saf­ha­la­rı­nı top­lum ha­lin­de ya­şa­mak zo­run­da olan in­sa­noğ­lu­na, me­de­nî ya­şa­yı­şın en doğ­ru ve şaş­maz ro­ta­sı­nı da çiz­miş­tir.
 
Di­ğer ta­raf­tan, ta­rih bo­yun­ca hak din­den ay­rıl­mış in­san­la­rın mey­da­na ge­tir­di­ği top­lu­luk­la­rın ise, ha­ki­ki mâ­na­sıy­la ce­mi­yet ola­ma­dık­la­rı, ara­la­rın­da­ki iliş­ki­le­rin araş­tı­rıl­ma­sı ile ko­lay­ca an­la­şı­lır.
 
Ya­şa­mak için pek çok ve çe­şit­li şey­le­re muh­taç ol­ma ha­li, in­san­la­rı bir ara­da bu­lun­ma­ya ve top­lu ya­şa­ma­ya zo­run­lu kıl­mış­tır. Bun­dan do­la­yı­dır ki, in­san­lar en kü­çük top­lu­luk olan ai­le­den baş­la­ya­rak ma­hal­le, köy, ka­sa­ba ve şe­hir­ler kur­muş­lar, bun­lar­dan da da­ha bü­yük top­lum bi­çi­mi olan mil­le­ti mey­da­na ge­tir­miş­ler­dir. Ce­nâb-ı Hak, “Biz si­zi bir ka­dın­la bir er­kek­ten (Âdem ile Hav­vâ’dan) ya­rat­tık, son­ra da ka­vim­ler ve ka­bi­le­ler ha­li­ne ge­tir­dik ki, bir­bi­ri­ni­zi ta­nı­ya­bi­le­si­niz. Bi­li­niz ki Al­lah ka­tın­da en kıy­met­li­ ola­nı­nız, tak­vâ­ca en ile­ri­de ola­nı­nız­dır” (Hu­cu­rât 49/13) bu­yu­ru­yor.
 
İn­san­lar bü­yük­lü kü­çük­lü bir­ta­kım top­lu­luk­lar ha­lin­de ya­şa­mak zo­run­da ol­duk­la­rı­na gö­re, bu ya­şa­yı­şın bir ni­za­mı ve dü­ze­ni ol­ma­sı ge­re­kir. Bu ni­zam ve dü­ze­nin te­mel har­cı yar­dım­laş­ma­dır.
 
Her tür­lü in­sa­nî ih­ti­ya­cın ko­lay­ca el­de edil­me yo­lu­nun in­san­lar ara­sın­da­ki yar­dım­laş­ma ve da­ya­nış­ma ol­du­ğu gi­bi, ebe­dî âhi­ret sa­ade­ti­nin yo­lu da yar­dım­laş­ma­dan ve da­ya­nış­ma­dan ge­çer.
 
Her şe­ye ni­zam ve dü­ze­ni­ni ve­ren Ce­nâb-ı Mev­lâ, in­san­la­rın ya­şa­yı­şı için de ge­rek­li esas­la­rı koy­muş, an­cak bu esas­la­ra ri­ayet edil­dik­çe dün­ya hu­zu­ru ve ebe­dî sa­ade­tin müm­kün ola­bi­le­ce­ği­ni bil­dir­miş­tir.
 
Bu se­bep­le İs­lâm, sa­de­ce fer­dî ol­gun­lu­ğu de­ğil, top­lum ha­ya­tı­nın mü­kem­mel­li­ği­ni de he­def­le­yen bir din­dir. Bir ta­raf­tan fert­le­ri fa­zi­let­len­di­rir, bir ta­raf­tan da ce­mi­ye­tin ha­ya­tı­na çe­ki-dü­zen ve­rir. Ah­lâk, dü­şün­ce, in­san­lar ara­sı iliş­ki­ler, dev­let ha­ya­tı ve hat­ta mil­let­ler ara­sı mü­na­se­bet­ler hak­kın­da pren­sip­ler ko­yar.
 
Evet, in­sa­noğ­lu­nun tek ba­şı­na, top­lum­dan uzak bir ha­yat ya­şa­ya­ma­ya­ca­ğı­nı bi­li­yo­ruz. Do­la­yı­sıy­la ce­mi­yet içe­ri­sin­de ba­şı ­boş, hiç­bir ku­ral ve ka­nu­na tâ­bi ol­ma­dan ha­ya­tı­nı de­vam et­tir­me­si de müm­kün de­ğil­dir.
 
İn­san­lar ara­sı iliş­ki­le­rin bir kı­smı hu­kuk, bir­ço­ğu da ah­lâk ku­ral­la­rıy­la dü­zen­le­nir. Hu­kuk ku­ral­la­rı em­re­di­ci­dir ve uyul­ma­ma­sı ha­lin­de ce­zaî mü­ey­yi­de­ler uy­gu­la­nır. Ah­lâ­kî ka­ide­ler ise ge­nel­lik­le ce­zaî mü­ey­yi­de­ler­le ko­run­maz; fa­kat bu ka­ide­le­re uy­ma­mak, bi­le­rek göz ar­dı et­mek, in­sa­nı çev­re­sin­de se­vim­siz, ka­ba ve say­gı­sız kı­lar. Bu du­rum ki­şi­yi top­lum dı­şı­na iter. İn­sa­nın, ai­le­den dev­let­ler ara­sı iliş­ki­le­re ka­dar bü­tün bo­yut­lar­da sev­gi, say­gı ve gü­ven için­de ya­şa­ya­bil­me­si, bel­li bir hu­kuk çer­çe­ve­si­ni zo­run­lu kıl­dı­ğı gi­bi, ah­lâ­kî ku­ral­la­rın bi­li­nip uy­gu­lan­ma­sı­na da bağ­lı­dır.
 
As­lın­da in­sa­noğ­lu­nun iliş­ki­le­ri doğ­ru­dan ve­ya do­lay­lı ola­rak mut­la­ka di­ğer in­san­la­rı il­gi­len­di­rir. Bu se­bep­le be­şe­rî mü­na­se­bet­le­rin iyi bi­li­nip yü­rü­tül­me­si, hu­kuk ih­lâl­le­ri­ni de bü­yük öl­çü­de azal­tır. Bun­dan do­la­yı, her de­vir­de dav­ra­nış­la­rın­dan di­ğer in­san­la­rın en­di­şe et­me­di­ği, gü­ven için­de ol­du­ğu, za­rar gör­me­di­ği “me­de­nî” in­sa­na şid­det­le ih­ti­yaç var­dır. Bu ih­ti­ya­cın gü­nü­müz dün­ya­sın­da çok da­ha yo­ğun bir şe­kil­de his­se­dil­di­ği­ni he­pi­miz gö­rü­yo­ruz.
 
Di­ğer ta­raf­tan, han­gi top­lum­da olur­sa ol­sun, an­cak uyum­lu ve sağ­lam ka­rak­ter sa­hi­bi bir in­san, ai­le­sin­de, iş ­ye­rin­de, so­kak­ta, mem­le­ke­tin­de ve ül­ke­si­nin dı­şın­da zor­luk çek­me­den ha­ya­tı­nı en iyi şe­kil­de yü­rü­te­bi­lir. Bun­dan do­la­yı­dır ki ku­ral­la­rı bil­mek ve ya­şa­mak in­sa­na çok bü­yük bir gü­ven ve de­ğer ka­zan­dı­rır.
 
***
 
Mü­ber­râ di­ni­miz İs­lâm, in­sa­nın hem ken­di­siy­le hem de çev­re­sin­de­ki in­san­lar­la uyum­lu ol­ma­sı­nı is­ter. An­cak böy­le bir uyum sa­ye­sin­de ba­zı de­ğer­ler el­de edi­le­bi­lir. Bu de­ğer­le­re “ah­lâ­kî fa­zi­let­ler” adı ve­ri­lir. Böy­le uyum­lu ki­şi­ler gü­zel ah­lâk sa­hi­bi kim­se­ler­dir. Ken­di­le­riy­le ve çev­re­le­riy­le uyu­mu ol­ma­yan ki­şi­ler­de ise ah­lâ­kî za­yıf­lık var­dır.
 
Ah­lâ­kî fa­zi­let­ler ile iman ve iba­det­ler ara­sın­da son de­re­ce ya­kın bir iliş­ki var­dır. Ah­lâ­kın ga­ye­si in­sa­na gü­zel alış­kan­lık­lar ka­zan­dır­mak, kö­tü huy­la­rı gi­der­mek­tir. Bu ba­kım­dan, di­ni­miz gü­zel ah­lâ­kın ay­na­sı­dır. Kur’ân-ı Ke­rîm ve Re­sûl-i Ek­rem Efen­di­miz (s.a.v) ile baş­ta as­hâb-ı ki­râm ol­mak üze­re İs­lâm bü­yük­le­ri­nin ha­yat tar­zı, gü­zel ah­lâ­kın ve ör­nek ka­rak­te­ri­nin mem­ba­ıdır.
 
İn­san­lar­la iyi ge­çin­mek, bü­tün var­lık­la­rın hu­ku­ku­nu gö­zet­mek, mu­kad­des ki­ta­bı­mız­da ve ha­dis-i şe­rif­ler­de çok sa­yı­da emir ve tav­si­ye­ler ha­lin­de bil­di­ril­miş­tir. Bu me­yan­da, her za­man iyi ni­yet­li ol­mak ve mü­sa­ma­ha­kâr­lık, müs­lü­man ki­şi­nin sı­fa­tı ola­rak öne çı­kar. Al­lah Te­âlâ Kur’ân-ı Ke­rîm’de ger­çek mü­min­le­ri ta­rif eder­ken şöy­le bu­yu­rur:
 
“On­lar öf­ke­le­ri­ni yu­tar­lar ve in­san­la­rı af­fe­der­ler. Al­lah iyi­lik ya­pan­la­rı se­ver.” (Âl-i İm­rân 3/134)
 
Hz. Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v) de bu me­yan­da şöy­le bu­yu­rur: “Mü­min baş­ka­la­rıy­la iyi ge­çi­nir, ken­di­siy­le ile iyi ge­çi­ni­lir. İyi ge­çin­me­yen ve ken­di­siy­le iyi ge­çi­nil­me­yen kim­se­de ha­yır yok­tur.” (Ah­med b. Han­bel, Müs­ned, 2/400; Ta­be­râ­nî, el-Mu‘ce­mü’l-Ke­bîr, 6/161; Ha­tîb, Tâ­rî­hu Bağ­dâd, 11/376; Bey­ha­kî, Şu­abü’l-İmân, nr. 8119; İbn Adî, el-Kâ­mil, 3/69; Müt­ta­kî el-Hin­dî, Ken­zü’l-Um­mâl, nr. 687)
 
Evet, mü­min say­gı­lı ve mü­sa­ma­ha­kâr­dır, fa­kat her ko­nu­da ol­du­ğu gi­bi say­gı ve hoş­gö­rü­de de iti­dal ve den­ge ha­lin­de­dir. Ya­ni if­rat ve tef­ri­te düş­me­me­ye özen gös­te­rir. Ki­me han­gi or­tam­da na­sıl dav­ran­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni bi­lir.
 
Esa­sen müs­lü­man­la­rın bir­bir­le­riy­le mü­na­se­bet­le­rin­de be­lir­le­yi­ci olan te­mel un­sur sev­gi­dir. Çün­kü Al­lah on­la­rı bir­bir­le­ri­nin kar­de­şi kıl­mış­tır. Pey­gam­be­ri­miz (s.a.v) bir ha­dis-i şe­rif­le­rin­de şöy­le bu­yu­rur:
 
“Nef­sim kud­ret elin­de olan Al­lah’a ye­min ede­rim ki, iman et­me­dik­çe cen­ne­te gi­re­mez­si­niz. Bir­bi­ri­ni­zi sev­me­dik­çe de tam an­la­mıy­la iman et­miş ola­maz­sı­nız.” (Müs­lim, İmân, 93; İbn Mâ­ce, Mu­kad­di­me, 9; Ah­med b. Han­bel, Müs­ned, 1/167, 2/477; Ha­tîb, Tâ­rî­hu Bağ­dâd, 4/58)
 
Mü­min­le­re çok ya­kı­şan bu sev­gi­nin kay­na­ğı, kalp­ler­de­ki Al­lah sev­gi­si­dir. Ya­ni mü­min­ler, Yu­nus’un ta­bi­riy­le ya­ra­tı­la­nı ya­ra­tan­dan ötü­rü se­ver.
 
Bü­tün var­lık­la­rı ku­şa­tan bu sev­gi­nin ha­ya­tı­mı­za yan­sı­ma­la­rın­da öl­çü­ler ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni tek­rar ha­tır­la­ta­lım. Fı­kıh ve ah­lâk ki­tap­la­rı­mı­zın il­gi­li bö­lüm­le­rin­de yer alan hü­küm­ler, bu sev­gi­nin ki­şi­nin ken­di var­lı­ğı­na ve baş­ka­la­rı­na za­rar ver­me­me­si için dik­ka­te alın­ma­sı ge­re­ken çer­çe­ve­yi be­lir­ler. Bu­na gö­re me­se­lâ mü­sa­ma­ha ve hoş­gö­rü, kar­şı­laş­tı­ğı­mız her tür­lü kö­tü­lü­ğe, hak­sız­lı­ğa ve ka­ba­lı­ğa göz yum­mak ve ta­ma­men tep­ki­siz kal­mak de­mek de­ğil­dir. Ka­sıt­lı ve kö­tü ni­yet­le ya­pı­lan dav­ra­nı­şa, mi­zaç ve bil­gi du­ru­mu göz önü­ne alı­na­rak ve nef­sa­nî ol­ma­ma­ya özen gös­te­re­rek mü­mi­ne ya­ra­şır tep­ki ver­mek de ah­lâk­lı ol­ma­nın bir te­za­hü­rü­dür.
 
***
 
Dün­ya ha­ya­tı­nın öte­sin­de, ebe­dî ve ölüm­süz bir âhi­ret ha­ya­tı­nın mev­cu­di­ye­ti­ne da­ir be­şer ufuk­la­rı­nı son­suz­lu­ğa doğ­ru ge­niş­le­ten iman­dan mah­rum in­san­lar, her tür­lü sa­adet ve fe­lâ­ke­ti ya­şa­dık­la­rı ha­yat için­de dü­şü­nür­ler.
 
Hal böy­le olun­ca, on­lar, bü­tün kıy­met öl­çü­le­ri­ni ki­şi­sel çı­kar­la­rı­na gö­re ayar­la­ya­cak­la­rı mu­hak­kak­tır. Zi­ra yal­nız­ca dün­ya ha­ya­tı­na mün­ha­sır ola­rak ka­bul et­tik­le­ri men­fa­at ve sa­ade­ti el­de et­mek, fe­lâ­ket­le­ri ber­ta­raf et­mek, an­cak böy­le müm­kün ola­bi­lir.
 
Top­lu­ma ha­yat ka­zan­dı­ran in­san hak­la­rı­na say­gı, top­lum men­fa­ati­ni ken­di men­fa­atin­den üs­tün tut­ma, da­ya­nış­ma ve kar­deş­lik gi­bi ul­vî fa­zi­let­ler, kay­na­ğı­nı ta­ma­men din­den alır. Bu se­bep­le di­nî his ve dü­şün­ce­den mah­rum fert­ler­den olu­şan top­lum­lar­da bir ara­da ya­şa­ma ka­bi­li­ye­ti pek za­yıf­tır. Ara­la­rı­na harç ko­nul­ma­dan bir­bi­ri üze­ri­ne ko­nul­muş taş­la­rın mey­da­na ge­tir­di­ği du­var na­sıl ha­fif bir dar­be­de yı­kı­lır­sa, şah­sî men­fa­at kay­gı­sı ile bir­bi­rin­den ay­rıl­mış in­san­lar top­lu­lu­ğu da iç­ten ve­ya dış­tan kü­çük bir sar­sın­tı ile çö­zü­lü­ve­rir.
 
Oy­sa Kur’an’ın ul­vî se­si­nin kar­deş kıl­dı­ğı kalp­le­rin mey­da­na ge­tir­di­ği iman top­lu­mu hiç de böy­le de­ğil­dir. Baş­ta Re­sû­l-i Ek­rem Efen­di­miz (s.a.v) ve onun gü­zi­de as­ha­bı ol­mak üze­re mü­min­ler, “He­pi­niz Al­lah’ın ipi­ne sım­sı­kı sa­rı­lın” (Âl-i İm­rân 3/103) em­riy­le ga­ye­le­rin en ul­vî­si olan ilâ­hî rı­za et­ra­fın­da hal­ka­lan­dı­lar. Ta­rih bo­yun­ca da yi­ne bu emir­le ben­cil emel­le­rin esa­re­tin­den kur­tul­duk­la­rın­da mad­dî ve mâ­ne­vî iler­le­yi­şin en şan­lı ör­nek­le­ri­ni ver­di­ler.
 
Şim­di her tür­den bu­na­lı­mın pen­çe­sin­de­ki in­san­lık yi­ne bu­nu bek­li­yor. Biz­ler­den bek­li­yor.
 
Al­lah’ın se­lâ­mı ve rah­me­ti üze­ri­ni­ze ol­sun.


Muhammed  Saki Erol

| Temmuz 2013 |
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/hayat-dengemiz--islam-guzel-ahlak-dinidir-t33636.0.html;topicseen





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Köprüden Önce - 10.01.2012 Yeni Türk silahı Aselsan'dan Stabilize Makinalı Tüfek Sistemi.. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.103 saniyede oluşturulmuştur


Hayat Dengemiz – İslâm Güzel Ahlâk DinidirGüncelleme Tarihi: 17/08/19, 20:49 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim