Hayat Dengemiz – İslâm Kalplerin Dinidir - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.552 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 2 ileti gönderildi.. Toplam : 22879 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Hayat Dengemiz – İslâm Kalplerin Dinidir, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1565 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Hayat Dengemiz – İslâm Kalplerin Dinidir}   Okunma sayısı 1565 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30

Bir in­sa­nın ilk tes­lim alı­na­cak ve hiç tes­lim edil­me­ye­cek olan ye­ri kal­bi­dir. Kalp, ge­rek mad­de ge­rek­se mâ­na ola­rak bü­tün or­gan­la­rın, his ve duy­gu­la­rın mer­ke­zi­dir. Tes­lim edil­me­dik­çe, hiç­bir gü­cün hâ­kim ola­ma­ya­ca­ğı en muh­kem ve mah­rem yer­dir.
 
Âlem­le­rin rab­bi müs­tes­na, ora­da mev­cut ola­nı baş­ka­sı­nın gör­me­si, bil­me­si, ona mü­da­ha­le et­me­si de müm­kün de­ğil­dir.
 
Bü­yük­ler, vü­cut uzuv­la­rı­nın kalp­le olan mü­na­se­bet­le­ri­ni şöy­le an­la­tır­lar: “Göz in­sa­na yol gös­te­rir, ku­lak ge­le­cek teh­li­ke­le­ri du­yu­rur, dil ter­cü­man­lık ya­par, el­ler tu­tar ve do­ku­nur, ayak­lar pos­ta hiz­me­ti­ni ye­ri­ne ge­ti­rir­ler. Kalp ise bir hü­küm­dar­dır. Hü­küm­dar hu­zur içe­ri­sin­de olur­sa, ma­iye­ti ve or­du­su da hu­zur için­de olur.”
 
O hal­de in­san de­nen bu mü­kem­mel var­lık­ta, ön­ce­lik­le ele alın­ma­sı, ta­nın­ma­sı, ih­ti­yaç­la­rı te­min edil­me­si ve her tür­lü teh­li­ke­le­re kar­şı mu­ha­fa­za edil­me­si ge­re­ken kalp­tir.
 
Bu­ra­da sö­zü­nü et­ti­ği­miz kalp, yü­re­ği­miz­de bu­lu­nan nur­dan bir cev­her­dir. Âlim­le­ri­miz bu cev­he­re, “kalb-i ha­ki­ki” de der­ler.
 
Ha­ki­ki kalp, rab­bâ­nî, ru­ha­nî bir la­ti­fe­dir ve in­sa­nın ha­ki­ka­ti­dir. İn­san­da rab­bi­ni ta­nı­yan, iman edip iba­det yap­mak­tan zevk alan bu kalp­tir. Al­lah Te­âlâ’ya mu­ha­tap olan odur. Ya­ni na­zar­gâh-ı ilâ­hî­dir. Al­lah Te­âlâ’ya, kal­bin ya­kın ol­du­ğu ka­dar hiç­bir şey ya­kın de­ğil­dir.
 
Do­la­yı­sıy­la in­san ge­nel bir çer­çe­ve içe­ri­sin­de ele alın­dı­ğın­da, ya­pı­la­cak ilk iş bu la­tif, rab­bâ­nî ve ru­ha­nî kal­bin dün­ye­vî duy­gu­lar­dan arın­dı­rıl­ma­sı­dır. Ya­ni ya­ra­tı­lı­şın­da­ki saf­lı­ğın ka­zan­dı­rıl­ma­sı­dır.
 
Her ya­ra­tı­lan gi­bi, kalp de ek­sik ve muh­taç bir ka­rak­ter­de ya­ra­tıl­mış­tır. İh­ti­yaç­la­rı, an­cak Al­lah’ı bil­mek, sev­mek ve O’na tes­lim ol­mak­la gi­de­ri­lir. Al­lah’ı bil­mek, sev­mek ve O’na ulaş­mak için de, O’ndan ha­ber ge­ti­ren, O’nu sev­di­ren ve O’na gö­tü­ren bir el­çi, bir reh­ber ve bir yol ge­re­kir. Bu öze­tin için­de ilk in­san­dan kı­ya­me­te ka­dar bü­tün pey­gam­ber­ler, on­la­rın yo­lun­dan gi­den âlim­ler, ev­li­ya­lar ve her bi­ri­nin ya­şa­dı­ğı, teb­liğ et­ti­ği tev­hid yo­lu bu­lu­nur.
 
İş­te bu yol­da kalp, ken­di­si­ne ula­şan ha­ber­ler çer­çe­ve­sin­de Al­lah’a ve O’nun rı­za­sı­na açık, gay­ri­si­ne ka­pa­lı ol­mak zo­run­da­dır. Çün­kü sa­de­ce bu ul­vî ga­ye için ya­ra­tıl­mış­tır.
 
Böy­le bir kalp, ilâ­hî nur ve sır­la­rın mer­ke­zi olur. Böy­le bir kalp, Al­lah’ın fe­yiz ve be­re­ke­ti­nin ye­şe­rip ge­liş­ti­ği bir bah­çe­dir. İlâ­hî gü­zel­lik­le­ri ak­set­ti­ren bir ay­na­dır. O ay­na­ya ba­kan­lar, yal­nız ilâ­hî te­cel­li­le­ri gö­rür­ler. Ken­di kalp­le­ri­nin de bu lu­tuf ve ih­sa­na maz­har ol­ma­sı için on­la­rın yo­lu­na gö­nül ve­rir­ler.
 
İş­te, sa­de­ce böy­le bir kalp Al­lah’a ait­tir. O kal­bin sa­hi­bi de ger­çek ve mü­kem­mel in­san­dır.
 
İn­san­lı­ğın hu­zu­ru, mut­lu­lu­ğu için ara­nan çö­züm­ler, onun kal­bi­ni hu­zur ve sü­kû­na ka­vuş­tur­ma­dık­ça he­de­fi­ne ula­şa­bi­lir mi?
 
Hay­ran­lık duy­du­ğu­muz zen­gin mem­le­ket­ler­de­ki in­san­la­rın ru­hî bu­na­lı­mı­nı ar­tık bü­tün dün­ya bi­li­yor. Fi­lan ül­ke­de uyuş­tu­ru­cu şu ka­dar yay­gın; fa­lan ül­ke­de suç ora­nı şu ka­dar art­tı di­ye her gün oku­yor, iz­li­yo­ruz.
 
Gün­düz bi­le so­kak­la­rın­da ko­lay ko­lay do­la­şı­la­ma­yan, mâ­ne­vî boş­luk için­de­ki genç­ler ve çe­te­ler ta­ra­fın­dan esir alın­mış bir şe­hir­de zen­gin­lik ye­ter mi ger­çek­ten?
 
Sö­zü­nü et­ti­ği­miz şe­hir­ler ha­yal ürü­nü yer­ler de­ğil; gıp­tay­la bak­tı­ğı­mız zen­gin Ba­tı şe­hir­le­rin­den söz edi­yo­ruz.
 
O şe­hir­le­ri ida­re eden­ler, şim­di­ler­de in­san­la­rı­nın hep ih­mal edi­len mâ­ne­vî tat­min­le­ri­ni na­sıl sağ­la­ya­cak­la­rı­nı dü­şü­nmek­te­dir­ler. İn­san­la­rın kalp­le­ri­ni na­sıl hu­zur ve sü­kû­na ka­vuş­tu­ra­cak­la­rı­nı tar­tı­şmak­ta­dır­lar.
 
Mad­dî üs­tün­lük­le­ri se­be­biy­le ör­nek al­dı­ğı­mız mem­le­ket­ler, da­ha da geç ol­ma­dan is­ti­lâ­nın asıl yü­zü­nü, ru­hu­nu, kal­bi­ni keş­fet­me­ye ça­lı­şı­r­ken, biz­ler de unut­ma ça­ba­sı için­de gi­bi­yiz.
 
Mad­dî re­fa­hı ha­ya­tı­mı­zın ye­gâ­ne he­de­fi ha­li­ne ge­ti­ren, mâ­ne­vî ter­bi­ye­yi ve şah­si­yet ol­gun­lu­ğu­nu ta­ma­men göz ar­dı eden bir an­la­yış, her ge­çen gün da­ha da yay­gın­la­şmak­ta­dır. Ço­ğu zen­gin­le­ri­miz ser­vet­le­ri­ne ser­vet kat­ma pe­şin­dey­ken, fa­kir­le­ri­miz de bir an ev­vel han­gi yol­la olur­sa ol­sun zen­gin ol­ma­nın dı­şın­da her şe­yi unut­muş gi­bi.
 
El­bet­te mad­dî im­kân­lar her­kes için önem­li­dir. Fa­kat iyi ve ol­gun in­san ol­ma­nın mal­la-mülk­le il­gi­si yok­tur. İç âle­mi­mi­zi, du­ru­mu­mu­zu ih­mal et­tik­çe, ne ah­lâk­lı in­san ol­mak­tan ne de iyi va­tan­daş ol­mak­tan söz ede­bi­li­riz. Top­lum­sal ba­rış di­ye bir kav­ra­mı ko­nu­şa­cak­sak, ön­ce ken­di fıt­ra­tıy­la ba­rı­şık fert­ler­den söz et­me­miz ge­rek­mez mi?
 
Fıt­rat de­di­ği­miz kav­ram, baş­ta zik­ret­ti­ği­miz gi­bi in­sa­nın fi­zi­kî var­lı­ğı­nın çok öte­sin­de mâ­na­lar ta­şır. İma­nın, sev­gi­le­rin, kor­ku­la­rın, ta­lep­le­rin mer­ke­zi olan kal­bi­ de içi­ne alır. Oy­sa gü­nü­müz in­sa­nı bı­ra­kın o gay­re­ti, ru­hu ve kal­bi ol­du­ğu­nu unut­muş gi­bi ya­şa­mak­ta­dır.
 
Mu­kad­des ki­ta­bı­mız Kur’ân-ı Ke­rîm ve Fahr-i Kâ­inat Efen­di­miz (s.a.v), o mâ­ne­vî ya­nı­mı­zın ol­gun­lu­ğu öl­çü­sün­de in­san sa­yı­la­bi­le­ce­ği­mi­zi ıs­rar­la ha­tır­la­tır­ken;
 
İmam Ga­zâ­lî­le­ri­miz, İmam-ı Rab­bâ­nî­le­ri­miz, Ah­med Ye­se­vî­le­ri­miz ve da­ha bin­ler­ce âlim­le­ri­miz ve mür­şid­le­ri­miz o mâ­ne­vî ya­nı­mı­zı en in­ce de­tay­la­rı­na ka­dar izah et­miş ve bi­ze öğ­ret­miş­ler­ken;
 
Biz, yer­yü­zün­de müs­lü­man ola­rak ya­şa­yan­lar, şim­di hiç­bir şey bil­mi­yor, hiç­bir şey duy­ma­mış gi­bi ola­bi­lir mi­yiz?
 
Tek­rar ha­tır­la­ta­lım; kalp, bi­zi in­san ya­pan cev­he­ri­miz ve mer­ke­zi­miz­dir. Al­lah Re­sû­lü’nün (s.a.v) bu­yur­du­ğu üze­re, o dü­ze­lip se­lim ha­le ge­lin­ce her şe­yi­miz dü­ze­le­cek. Bo­zu­lur­sa da her şe­yi­miz bo­zu­la­cak. Fik­ri­miz, man­tı­ğı­mız, dü­şün­me bi­çi­mi­miz ve ha­ya­ta ba­kı­şı­mız… İş­le­ri­miz, amel­le­ri­miz ve ah­lâ­kı­mız… Ai­le­miz, so­ka­ğı­mız, şeh­ri­miz ve ni­ha­yet bü­tün top­lum…
 
Ger­çek­ten Al­lah rı­za­sı­nı gö­ze­ten bü­tün fa­ali­yet­le­rin he­de­fi, iş­te bu se­bep­le in­sa­nın öz var­lı­ğı, ya­ni kal­bi­dir. Ehl-i sün­net çer­çe­ve­sin­de­ki ta­sav­vu­fî ter­bi­ye­nin de öy­le.
 
Ba­zı yan­lış uy­gu­la­ma­lar­dan yo­la çı­ka­rak, sa­de­ce ru­hen ve ah­lâ­ken in­sa­nın ol­gun­laş­ma­sı­nı ga­ye edi­nen İs­lâ­mî ça­ba­la­rı, bir tür güç ve nü­fuz ka­zan­ma ve­ya in­san­la­rı ken­di­ne gö­re ida­re et­me fa­ali­ye­ti ola­rak de­ğer­len­dir­mek, ger­çe­ğe ay­kı­rı­dır.
 
Di­ğer ta­raf­tan ama­cı güç ve nü­fuz olan, in­san­la­rı ida­re et­me sev­da­sıy­la yo­la çık­mış olan her kim var­sa, gö­rün­tü­sü ve söz­le­ri ne olur­sa ol­sun “İs­lâ­mî” sı­fa­tıy­la tav­sif edi­le­mez.
 
Kal­bi he­def alan hiç­bir ça­ba, kim­se­ye bir tep­ki için­de ola­maz. Ya­ni mü­min re­ak­si­yo­ner de­ğil­dir. Bir şey is­pat et­me, “biz va­rız, bu­ra­da­yız” de­me ga­ye­si de güt­mez. Bu ta­vır bü­yük ih­ti­mal­le ri­ya­dır ve mâ­ne­vî kalp has­ta­lı­ğı­dır.
 
Evet, İs­lâm kalp­le­rin di­ni­dir. Müs­lü­man­la­rın der­di, he­de­fi ve ga­ye­si her za­man ve her yer­de kal­bi­dir. Çün­kü bü­tün âza­la­rın hü­küm­da­rı olan kalp ul­vî va­sıf­la­ra sa­hip olur­sa, bir mü­mi­nin as­la vaz­ge­çe­me­ye­ce­ği özel­lik­ler olan ada­let ve mer­ha­met­le, ih­san ve lu­tuf­la, zühd ve tak­vây­la, ir­fan ve ilim­le do­na­na­cak­tır.
 
Kalp o ter­te­miz fıt­ra­tı­nı yi­tir­di­ğin­de ise şirk, ri­ya, gu­rur, zu­lüm ve nef­sin di­ğer bü­tün çir­kin­lik­le­ri­nin is­ti­lâ­sı­na uğ­ra­ya­cak, ne­ti­ce­de ebe­dî mah­kû­mi­yet ve zil­le­te dü­şe­cek­tir.
 
Bu­nu bi­len mü­mi­nin asıl kor­ku­su, rab­bi­nin na­zar­gâ­hı olan kal­bi­nin if­sat ol­ma­sı, çir­kin­lik­ler­le ka­ra­rıp kö­rel­me­si­dir. Zi­ra Ce­nâb-ı Mev­lâ, “Göz­ler kö­rel­mez, ama si­ne­ler­de­ki kalp­ler kö­re­lir” (Hac 22/46) bu­yu­ru­yor.
 
Mü­min, yü­ce Al­lah’ın İs­ra­ilo­ğul­la­rı’­na hi­ta­ben bu­yur­du­ğu şu ih­tar­dan da ders alır:
 
“Kalp­le­ri­niz ka­tı­laş­tı, ar­tık on­lar taş gi­bi, hat­ta on­dan da ka­tı. Çün­kü öy­le taş var ki, için­den ır­mak­lar fış­kı­rır. Öy­le­si var ki, çat­lar da bağ­rın­dan su kay­nar. Ve öy­le­si var ki, Al­lah’a olan ta­zi­mi se­be­biy­le yu­ka­rı­dan dü­şüp par­ça­la­nır. Al­lah yap­tık­la­rı­nız­dan ha­ber­siz de­ğil­dir.” (Ba­ka­ra 2/74)
 
İn­san­lık ta­ri­hi bo­yun­ca ve bu­gün, ka­tı­laş­mış kalp sa­hip­le­ri ön­ce ken­di­le­ri­nin, son­ra bü­tün in­san­lı­ğın düş­ma­nı­dır. Ta­ri­hin gör­dü­ğü bü­tün kı­yım­la­rın, bu­gün ya­şa­dı­ğı­mız, duy­du­ğu­muz bü­yük kü­çük bü­tün zu­lüm­le­rin en te­mel­de­ki se­be­bi bu de­ğil mi?
 
Özel­lik­le bu­gün, ilâ­hî ha­ki­kat­le­ri, iyi­yi ve gü­ze­li ta­nı­ma­yıp ka­bul et­me­yen as­rın in­sa­nı, an­cak ken­di­ni pe­ri­şan et­mek­te­dir. Bu­na­lım­la­rı­nın asıl se­be­bi­nin, âlem­le­rin rab­bi­ni bil­me­mek, O’nu sev­me­mek ve O’ndan kork­ma­mak ol­du­ğu­nu an­la­ya­ma­mak­ta, ya­ni kal­bi­nin ger­çek sa­hi­bi­ne onu tes­lim et­me­mek­te­dir.
 
Ar­tık an­la­mak zo­run­da­yız: “Kalp­ler an­cak Al­lah’ı an­mak­la it­mi­na­na ka­vu­şur.” (Ra‘d 13/28)
 
Al­lah’ın se­lâ­mı, rah­me­ti ve be­re­ke­ti üze­ri­ni­ze ol­sun.


Muhammed   Saki Erol

| Temmuz 2013 |
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/hayat-dengemiz--islam-kalplerin-dinidir-t33632.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Adalet üzerine “Binlerce göz feda olsun!..” ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.255 saniyede oluşturulmuştur


Hayat Dengemiz – İslâm Kalplerin DinidirGüncelleme Tarihi: 22/08/19, 22:27 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim