Hayat Dengemiz – O’nun Yolunda İlk Adım Kendini Bilmek, Sonra Birlik Olmaktır - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.552 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 2 ileti gönderildi.. Toplam : 22879 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Hayat Dengemiz – O’nun Yolunda İlk Adım Kendini Bilmek, Sonra Birlik Olmaktır, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1777 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Hayat Dengemiz – O’nun Yolunda İlk Adım Kendini Bilmek, Sonra Birlik Olmaktır}   Okunma sayısı 1777 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30

İn­sa­noğ­lu­nun, Al­lah’ın ha­li­fe­si sı­fa­tıy­la mu­kad­des ema­ne­ti ta­şı­ma çer­çe­ve­sin­de as­lî ve de­ğiş­mez ga­ye­si, Hakk’a mâ­ri­fet kes­bet­mek, iba­det ve ita­at et­mek; kı­sa­ca kul ol­mak­tır.
 
Âlem­ler bu yü­ce ga­ye­nin ge­re­ği ola­rak in­sa­nın hiz­me­ti­ne ve­ril­miş­tir. Âde­moğ­lu­nun şe­re­fi­nin mu­ha­fa­za­sı da, bu ga­ye­ye bağ­lı ka­lıp ıs­rar et­me­si­ne bağ­lı­dır.
 
Mev­lâ­mız bir kud­sî ha­dis­te,
 
“Ben giz­li bir ha­zi­ne idim, bi­lin­me­yi sev­dim ve mah­lû­ka­tı ya­rat­tım” bu­yur­muş­tur. (Ac­lû­nî, Keş­fü’l-Ha­fâ, nr. 2014; İbn To­lun, eş-Şez­re, nr. 717) Al­lah Te­âlâ’yı bil­me­nin yo­lu ise, nef­sin bi­lin­me­sin­den, ta­nın­ma­sın­dan ge­çer. Kul­lu­ğun zir­ve­si, nef­sin tez­ki­ye­si, rab­bi ile in­san ara­sın­da­ki bü­tün en­gel­le­rin ve per­de­le­rin kalk­ma­sı­dır.
 
İn­sa­noğ­lu is­ter inan­sın is­ter inan­ma­sın, bü­tün bir ha­ya­tı bu ana ga­ye sa­ye­sin­de an­lam ka­za­nır; ina­nan, kul­luk yo­lu­nu be­nim­se­yen ki­şi, tak­dim edi­len plan ve prog­ra­ma uya­rak, git­gi­de me­sa­fe­yi kı­sal­tır, yö­nü­nü zir­ve­ye doğ­ru çe­vi­rir.
 
İnan­dık­tan son­ra, kul­lu­ğun re­çe­te­si olan iba­de­te yö­nel­mek za­ru­ri­dir; iba­de­tin de son du­ra­ğı ve­ya en mü­kem­mel şek­li zi­kir­dir. Da­ha doğ­ru­su zi­kir, iba­de­tin özü, ma­ya­sı­dır.
 
İn­sa­noğ­lu, bin bir dü­şün­ce­yi, çe­liş­ki­le­ri için­de ba­rın­dır­dı­ğın­dan, ba­zan ruh âle­min­de fır­tı­na­lar eser, ba­zan dur­gun bir ok­ya­nus olur.
 
Ki­şi, inan­dı­ğı ha­ki­kat­ler doğ­rul­tu­sun­da ak­lı­nı do­yur­sa, tat­min et­se bi­le, ru­hun­da­ki boş­lu­ğu dol­du­ra­ma­ya­cak­tır. Zi­ra ru­hun doy­ma­sı sa­de­ce ak­len de­ğil, kal­ben de doy­ma­yı ge­rek­ti­rir.
 
Kalp­ler ise, “An­cak Al­lah’ın zik­riy­le it­mi­nan bu­lur.” (Ra‘d 13/28) Ya­ni an­cak rab­bi­nin zik­riy­le tat­min olur. Zi­kir ku­lu mev­lâ­sı­na yak­laş­tı­rır. Ku­lu ya­ra­tan, onun kal­bi­ni ken­di­si­ni zik­ret­mek­le mut­ma­in ola­cak şe­kil­de ya­rat­mış­tır. Kalp na­za­rgâh-ı ilâ­hî­dir.
 
İn­sa­nın ken­di­si­ni bil­me­si, ga­ye­si­ni, ya­ni “rab­bi­ni bil­me­si” yo­lun­da bir anah­tar ve ilk adım hük­mün­de­dir. Çün­kü Rab­bü’l-âle­min’in bü­tün sa­nat ve kud­re­ti­nin in­ce­lik­le­ri in­san­da mev­cut­tur. Bu sa­na­tı ve in­ce­lik­le­ri ta­nı­yan, sa­nat­kâ­rın va­sıf­la­rın­da­ki mü­kem­mel­li­ği, hâ­ri­ku­lâ­de­li­ği an­lar ve giz­le­ye­mez.
 
Zi­kir, müs­ta­kil bir iba­det ol­ma­sı ya­nın­da bü­tün iba­det­le­rin de özü­dür. Zik­rin ge­nel mâ­na­sı Al­lah’ı ha­tır­la­mak, O’nu dil, kalp ve âza­lar­la an­mak, şa­nı­na lâ­yık bi­çim­de O’nu yü­celt­mek­tir.
 
Evet, Al­lah Te­âlâ kalp­le­re na­zar eder, ora­ya ba­kar. Zen­gin fa­kir, gü­zel çir­kin her­han­gi bir ay­ırım bu ger­çe­ği de­ğiş­tir­mez. Zi­ra mev­lâ­ya ya­kın­lık için ça­lı­şan, be­den de­ğil kalp­tir.
 
Rab­bi­mi­zin kal­bi­mi­ze rah­me­tiy­le na­zar et­me­si için bi­zim O’nu zik­ret­me­miz ge­re­kir. O, bir âyet-i ce­li­le­de şöy­le bu­yu­rur:
 
“Siz be­ni zik­re­din ki, ben de si­zi zik­re­de­yim.” (Ba­ka­ra 2/152)
 
Rab­bi­nin kal­bi­ne na­zar et­ti­ği ki­şi, O’na dost ol­mak için sağ­lam bir adım at­mış olur. Al­lah’a dost ola­na ise dün­ya düş­man ol­sa bir za­rar ve­re­mez.
 
Ki­şi­nin rab­bi­ne ulaş­ma­sı, mut­lu­lu­ğun da zir­ve­si­dir. Zir­ve­ye ulaş­ma­da en bü­yük en­gel ise ki­şi­nin nef­si­dir. Al­lah’a ulaş­mak için ser­ma­ye­miz olan kal­bi­miz kir­le­til­miş, gü­nah ve is­yan­lar­la ka­rar­tıl­mış bir cev­her­dir. Ne za­man kir­ler te­miz­le­nir, cev­her or­ta­ya çı­kar­sa, o za­man kalp ilâ­hî ha­ki­kat­le­re ay­na ol­ma­ya ve böy­le­ce la­ti­fe­ler as­lî va­tan­la­rı­na dö­nü­şe baş­lar­lar.
 
Be­den ül­ke­miz­de nefs-i hay­va­nî ile ruh-i in­sa­nî ara­sın­da de­vam­lı bir mü­ca­de­le var­dır. Ru­hu ve kal­bi ne­fis düş­ma­nı­nın kar­şı­sın­da as­ker­siz ve si­lâh­sız bı­rak­ma­mak ge­re­kir. İş­te zi­kir, ne­fis düş­ma­nı­na kar­şı ru­hun as­ker­le­ri­nin si­lâ­hı­dır, has­ta kalp­le­re de­va­dır. Ma­dem­ki kalp­le­ri­miz has­ta, öy­ley­se he­men ilâ­ca sa­rıl­ma­mız, ya­ni zi­kir eh­li ol­ma­mız ge­re­kir.
 
Zi­kir, ima­nı kal­be in­dir­me­nin, hak­ka’l-ya­kîn ima­nı el­de et­me­nin yo­lu­dur. Ak­si tak­dir­de ha­ki­ki ima­nı el­de et­mek müm­kün ol­maz.
 
İba­det ve ta­at­le ar­zu­la­nan ga­ye­ye, şüp­he­siz ki fer­dî gay­ret ve ça­ba ile eri­şi­le­bi­lir. Fa­kat unu­tul­ma­ma­lı­dır ki, bu ama­ca ulaş­ma­da yar­dım­cı un­sur­la­ra ih­ti­yaç var­dır.
 
Ki­şi­nin ken­di­si­ne ta­rif edi­len vird­le­ri­ni her gün yap­ma­sı­nın ya­nın­da ce­ma­at­le bir­lik­te ol­ma­sı, ul­vî ga­ye­si ba­kı­mın­dan ka­çı­nıl­maz bir un­sur­dur. Dik­kat edi­lir­se, mü­ber­râ di­ni­miz, çok önem­li hik­met­le­re meb­ni ola­rak bir­çok iba­de­tin ce­ma­at ha­lin­de ic­ra edil­me­si­ni em­re­der. Böy­le­ce fert ve top­lum den­ge­si­nin en mü­kem­mel şe­kil­de ger­çek­leş­me­si­ni he­def­ler.
 
Mü­cel­lâ di­ni­mi­zin ce­ma­ate, bir­lik be­ra­ber­li­ğe, bü­tün­lü­ğe ver­di­ği öne­min, fe­yiz, aşk, vecd, hu­şû or­ta­mı olan zi­kir iba­de­tin­de de ifa­de bul­du­ğu­nu gö­rü­rüz. Re­sûl-i Kib­ri­ya Efen­di­miz (s.a.v),
 
“Hiç­bir ce­ma­at yok­tur ki, Al­lah’ı zik­re otur­sun da, rah­met on­la­rı bü­rü­me­sin; üzer­le­ri­ne sü­kû­net in­me­sin ve Al­lah on­la­rı ka­tın­da­ki me­lek­ler ya­nın­da an­ma­sın” bu­yu­ru­yor. (Müs­lim, Zi­kir, 39; Ah­med b. Han­bel, Müs­ned, 3/33, 49, 92, 94; ay­rı­ca bk. İb­n Mâ­ce, Mu­kad­di­me, 17)
 
Di­ğer ta­raf­tan, in­sa­noğ­lu­nun hem fıt­rî bir mey­li hem de ha­ya­tî bir za­ru­re­ti olan top­lum ola­rak ya­şa­ma­nın, ni­met­le­riy­le bir­lik­te yü­küm­lü­lük­le­ri de var­dır. Bun­la­rın bi­lin­me­si, ge­re­ği­nin de ya­pıl­ma­sı ge­re­kir.
 
Hak­lar ve hu­dut­lar iyi be­lir­len­me­li­dir. Ak­si tak­dir­de top­lum için­de ha­yat çe­kil­mez bir çi­le ha­li­ni alır. Top­lum­lar tıp­kı bir bi­na gi­bi­dir. Fert­ler o bi­na­nın taş­la­rı, bir­bi­ri­ni ta­mam­la­yan un­sur­la­rı­dır. Bir bi­na­nın te­mel­le­ri ne ka­dar sağ­lam­sa, o bi­na­nın ge­le­ce­ği­nin de o de­re­ce sağ­lam ola­ca­ğı unu­tul­ma­ma­lı­dır. O hal­de ce­ma­at­le­rin tu­tum ve dav­ra­nış­la­rı­nı ilâ­hî ve ne­be­vî öl­çü­ler be­lir­le­me­li­dir. Nef­sa­ni­ye­tin ken­di­ne yer bul­du­ğu öl­çü­de ce­ma­at bün­ye­si­nin za­yıf­la­ya­ca­ğı göz­den ka­çı­rıl­ma­ma­lı­dır.
 
İs­lâm’ın top­lum için­de kar­ga­şa­yı ön­le­me­ye yö­ne­lik mü­him ted­bir­le­rin­den bi­ri, ce­mi­ye­tin fert­le­ri­ni bir­lik ve be­ra­ber­lik için­de ol­ma­ya ıs­rar­la teş­vik et­me­si­dir. Bir baş­ka de­yiş­le ce­ma­at­leş­me­ye; iba­det­ler­de ve bil­has­sa na­maz­da teş­kil edi­len ce­ma­at­ten zi­ya­de, ge­nel mâ­na­da müs­lü­man­lar için­de­ki bir­lik ve be­ra­ber­li­ğe önem ve­rir. Müş­te­rek inanç ve or­tak de­ğer­le­re sa­hip ol­mak­tan kay­nak­la­nan, kar­şı­lık­lı sev­gi ve say­gı­dan bes­le­nen, kuv­vet­le­nen bir­li­ğe, kay­naş­ma­ya bü­yük önem ve­rir.
 
Mev­lâ­mız, bu bir­li­ğin hep bir­lik­te Al­lah’ın ipi­ne sa­rıl­mak­la hâ­sıl ola­ca­ğı­nı ha­ber ve­rir:
 
“He­pi­niz top­tan Al­lah’ın ipi­ne sa­rı­lın, par­ça­la­nıp da­ğıl­ma­yın.”(Âl-i İm­rân 3/103)
 
İş­te âyet ve ha­dis­ler ce­ma­ate böy­le­si­ne da­vet eder­ken, di­ğer ta­raf­tan da ni­fak ve ih­ti­lâf çı­ka­ran­la­rı lâ­net­le­miş­tir: “Kim ce­ma­at­ten ay­rı­lır ve o hal­de ölür­se ca­hi­li­ye ölü­mü ile ölür.” (Müs­lim, İmâ­re, 53, 54; Ah­med b. Han­bel, Müs­ned, 1/275, 297; Ebû Ya‘lâ, el-Müs­ned, 4/235)
 
Şu­ra­sı iyi­ce bi­lin­me­li­dir ki, top­lum­da vu­kua ge­le­cek bir çat­la­ma, ko­puk­luk, son­ra ka­pan­ma­sı müm­kün ol­ma­ya­cak ya­ra­lar aça­bi­lir. Mü­cel­lâ di­ni­mi­zin ih­ti­lâf, ni­fak, fit­ne, fe­sat gi­bi tür­lü ta­bir­ler­le ifa­de edip, şid­det­le ya­sak­la­dı­ğı şey iş­te bu­dur.
 
Özel­lik­le ta­as­sup ve tef­ri­ka… Bir ara­da mu­hab­bet­le ya­şa­ma­nın, apay­dın­lık ufuk­la­ra omuz omu­za yü­rü­me­nin iki bü­yük düş­ma­nı… Bu iki düş­ma­nın tu­za­ğı­na dü­şü­re­cek her tür­lü dav­ra­nış­tan ka­çın­mak he­pi­mi­zin va­zi­fe­si­dir.


Muhammed  Saki Erol

| Temmuz 2013 |
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/hayat-dengemiz--onun-yolunda-ilk-adim-kendini-bilmek-sonra-birlik-olmaktir-t33646.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Öksürük nedir?... İbrâhim Hakkı Erzurûmî ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.159 saniyede oluşturulmuştur


Hayat Dengemiz – O’nun Yolunda İlk Adım Kendini Bilmek, Sonra Birlik OlmaktırGüncelleme Tarihi: 22/08/19, 22:52 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim