Hayat Dengemiz – Yaratana Kulluk Yaratılana Sorumluluğu Gerektirir - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.570 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22883 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Hayat Dengemiz – Yaratana Kulluk Yaratılana Sorumluluğu Gerektirir, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1310 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Hayat Dengemiz – Yaratana Kulluk Yaratılana Sorumluluğu Gerektirir}   Okunma sayısı 1310 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30

İn­sa­nın ya­ra­tı­lı­şı so­rum­lu­luk esa­sı üze­ri­ne ku­ru­lu­dur. İn­san, âlem­de so­rum­lu­luk yük­len­me bi­lin­ci­ne sa­hip olan tek var­lık­tır.
 
İs­lâm âlim­le­ri, mu­kad­des ki­ta­bı­mız­da­ki,
 
“Biz ema­ne­ti gök­le­re, ye­re ve dağ­la­ra tek­lif et­tik de, on­lar bu­nu yük­len­mek­ten çe­kin­di­ler, en­di­şe­ye düş­tü­ler. Ama in­san onu yük­len­di” (Ah­zâb 33/72) âyet-i ke­ri­me­sin­de söz ko­nu­su edi­len ema­ne­tin, en ge­nel an­lam­da “so­rum­lu­luk” ol­du­ğu­nu be­lir­tir­ler.
 
Bu so­rum­lu­lu­ğun en önem­li bo­yu­tu­nun ne ol­du­ğu­nu yi­ne Ce­nâb-ı Mev­lâ­mız bil­di­rmek­te­dir: “Ben cin­le­ri ve in­san­la­rı sırf be­ni ta­nı­yıp, yal­nız ba­na iba­det et­sin­ler di­ye ya­rat­tım.” (Zâ­ri­yât 51/56)
 
An­cak in­sa­nın so­rum­lu­lu­ğu, ken­di­ni bü­tün var­lık­lar­dan aza­de gö­re­rek yal­nız­ca rab­bi­ne bo­yun bük­mek­ten iba­ret de­ğil­dir. Bi­la­kis, in­sa­nın rab­bi­ne kar­şı so­rum­lu­lu­ğu, O’nun ya­rat­tık­la­rı­na kar­şı so­rum­lu­lu­ğu da ih­ti­va eder.
 
Hat­ta di­ye­bi­li­riz ki, yer­yü­zün­de tüm in­san­la­ra, hay­van­la­ra, ta­bi­ata ya­ni bü­tün var­lık­la­ra kar­şı iş­le­nen cü­rüm­le­rin te­mel se­be­bi; in­sa­noğ­lu­nun ya­ra­tı­cı­sı­na kar­şı so­rum­lu­lu­ğu­nun id­ra­kin­de ol­ma­ma­sı­dır.
 
Şu­nu bil­me­miz ge­re­ki­yor: Bü­tün yer­ler, gök­ler ve için­de­ki­ler, rab­bi­mi­zin lut­fu ola­rak in­sa­noğ­lu­nun hiz­me­ti­ne, fay­da­lan­ma­sı­na ve­ril­miş­tir. Onun ih­ti­yaç­la­rı için fe­da edil­miş­tir. İn­san her şe­yi ile ha­zır bir âle­me ge­ti­ril­miş ve ken­di­si­ne üs­tün ka­bi­li­yet­ler, ge­niş yet­ki­ler bah­şe­dil­miş­tir. Bü­tün bun­la­rın so­nu­cun­da da ken­di­sin­den iki bü­yük va­zi­fe bek­len­mek­te­dir.
 
Bu va­zi­fe­le­rin bi­rin­ci­si, kâ­inat­ta­ki bun­ca rah­me­ti gö­rüp, hik­me­ti an­la­yıp, sa­hi­bi­ni ta­nı­mak, O’na tes­lim ve emir­le­ri­ne tâ­bi ol­mak­tır.
 
İkin­ci­si de, bu tes­li­mi­ye­tin bir so­nu­cu ve akl-ı se­li­min ge­re­ği ola­rak, can­lı can­sız var­lık­la­ra edep­le mu­ame­le et­mek, ya­ra­tı­lış he­de­fi­ne uy­gun kul­la­na­rak şük­ret­mek­tir.
 
Yü­ce di­ni­miz İs­lâm, iş­te bu iki so­rum­lu­luk ala­nı ile il­gi­li va­zi­fe­le­ri, edep­le­ri, doğ­ru an­la­yış ve doğ­ru uy­gu­la­ma­yı bü­tün in­san­lı­ğa öğ­re­ten ilâ­hî bir re­çe­te­dir.
 
Bu kap­sam­da, in­sa­nın di­ğer in­san­la­ra ve için­de ya­şa­dı­ğı top­lu­ma kar­şı va­zi­fe­le­ri di­ni­miz­de çok önem­li bir yer tu­tar. İs­lâm, sağ­lık­lı ve hu­zur­lu bir top­lum ya­pı­sı için çok önem­li emir ve tav­si­ye­ler­de bu­lu­nur.
 
Mü­cel­lâ di­ni­mi­zin bi­ze öğ­ret­ti­ği, emir ve tav­si­ye et­ti­ği da­ya­nış­ma ah­lâ­kı­nın en önem­li un­sur­la­rın­dan bi­ri, in­fak ya­ni Al­lah için har­ca­ma­dır. İn­fak, in­sa­nın ken­di­si­ne ih­san edi­len ni­met­le­ri ira­de ve sev­giy­le Al­lah rı­za­sı için baş­ka­sı­na ver­me­si­dir. İn­fa­kın her zer­re­si ilâ­hî rah­me­ti çek­mek­te ve sa­hi­bi­nin yü­zü­nü Al­lah Te­âlâ’ya çe­vir­mek­te­dir.
 
Bü­tün ha­yır­la­rın te­me­li Ce­nâb-ı Hakk’ın tev­fik ve hi­da­ye­ti­dir. Mev­lâ bir kal­bi açar ve mu­hab­be­tiy­le dol­du­rur­sa, o in­san bü­tün gü­zel­lik­le­rin mem­baı olur. Şu­nu da be­lirt­mek ge­re­kir: Bir ki­şi­nin kal­bi açıl­ma­dan eli açıl­maz. Mü­mi­nin kal­bi­ne yer­le­şen iman nu­ru­nun kalp­ten çı­ka­ra­ca­ğı ilk şey, şirk­ten son­ra cim­ri­lik­tir.
 
Rah­mân sı­fa­tıy­la bü­tün mah­lû­ka­ta rah­met eden, ken­di­si­ni in­kâr eden­le­re da­hi ha­yat ve ni­met ve­ren Al­lah’a ina­nan bir mü­mi­nin, di­ğer mü­min kar­deş­le­ri­ne kar­şı kal­bi ka­tı ve eli sı­kı ola­maz.
 
Yer­yü­zün­de ilâ­hî rah­met­le em­ri­ne ve­ri­len hay­van­la­rın her bi­rin­den tür­lü şe­kil­de is­ti­fa­de eden bir in­san, on­lar­dan gör­dü­ğü ik­ra­mın da­ha gü­ze­liy­le baş­ka­la­rı­na bir fay­da ve­re­mi­yor ve en azın­dan on­lar ka­dar ola­mı­yor­sa, na­sıl ki­bir­le­nip gu­rur­la­na­bi­lir?
 
Ce­nâb-ı Hakk’ın bü­tün kâ­ina­ta rah­mân ve rez­zâk sı­fat­la­rı­nın te­cel­li­le­ri­ni gö­rüp, O’nun gü­zel­li­ği­ne hay­ran ol­ma­mak müm­kün de­ğil­dir. Bin­ler­ce var­lık va­sı­ta edi­le­rek ulaş­tı­rı­lan bun­ca ik­ram ve iyi­li­ğe kar­şı nan­kör­ce dav­ran­mak, ken­di­si­ne ih­san ve iyi­lik edil­di­ği gi­bi, ken­di­si de ih­san ve iyi­lik­te bu­lun­ma­mak, mü­mi­nin ah­lâ­kı ola­maz.
 
Bir in­san hem mü­min hem cim­ri ola­maz. Hep ken­di­si­ni dü­şü­nüp kom­şu­su­nu ve din kar­de­şi­ni unu­ta­maz. Mü­min, mad­dî ola­rak ve­re­cek hiç­bir şe­yi bu­lun­ma­sa bi­le, kal­bin­den iyi­lik he­sa­bı, gön­lün­den ha­yır du­ası, di­lin­den sa­mi­mi se­lâ­mı ve yü­zün­den sı­cak te­bes­sü­mü ek­sik et­me­me­li­dir. İma­nı ve ir­fa­nı onu ih­sa­na sev­ket­me­li­dir.
 
Fahr-i Ci­han Efen­di­miz (s.a.v),
 
“Ca­nı­mı elin­de tu­tan Al­lah’a ye­min ede­rim ki, bir kul ken­di­si için is­te­di­ği ha­yır­la­rı din kar­de­şi için de is­te­me­dik­çe, ha­ki­ki ima­na er­miş sa­yıl­maz” bu­yu­ru­yor­lar. (Bu­hâ­rî, İmân, 7; Müs­lim, İmân, 71; Ah­med b. Han­bel, Müs­ned, 3/207; Ebû Ya‘lâ, el-Müs­ned, nr. 2967, 3081; İbn Hib­bân, es-Sa­hîh, nr. 235)
 
Mü­mi­nin ha­ram ma­la ve hi­le­li ka­zan­ca göz dik­me­den edep ve if­fet­le elin­de­ki­ne ka­na­at et­me­si, he­lâl ka­zan­cı­nı ha­ram­da kul­lan­ma­ma­sı da bir cö­mert­lik ve mert­lik­tir. Kim­se­ye bir şey ve­re­me­ye­cek ka­dar fa­kir olan mü­mi­nin zu­lüm ve hi­le ile kim­se­nin ma­lı­na el sür­me­me­si de böy­le­dir.
 
Di­ni­mi­zin biz­le­ri so­rum­lu kıl­dı­ğı ah­lâ­ka gö­re mü­min, kar­de­şi­ne ken­di nef­si gi­bi sa­hip çık­mak ve onun­la elin­de­ki­ni pay­laş­mak zo­run­da­dır. Ze­kât, sa­da­ka, hi­be, he­di­ye gi­bi har­ca­ma­lar, her mü­mi­nin ya­pa­bi­le­ce­ği cö­mert­lik çe­şit­le­rin­den­dir. Asıl cö­mert­lik, bir mü­mi­nin di­ğer mü­min kar­de­şi­ni ken­di nef­si gi­bi gö­rüp gö­zet­me­si, ken­di­si için sev­di­ği ha­yır­la­rı onun için de is­te­me­si­dir. İş­te bu ah­lâk ile­ri de­re­ce­de bir ima­nın mey­ve­si­dir.
 
İn­san­la­ra kar­şı bu de­re­ce­de bir sev­gi ve sa­hip­len­me ah­lâ­kı, bu­gü­nün mad­de­ci an­la­yı­şı için ha­yal gi­bi gö­zük­se de, ger­çek İs­lâm ter­bi­ye­si al­mış bir in­san için bir ha­yat şek­li­dir. Bu­nun her dö­nem­de ör­nek­le­ri çok­tur.
 
As­hâb-ı ki­râm, kar­de­şi­ni ken­di gi­bi sev­me ve nef­si gi­bi gö­zet­me ma­ka­mın­da idi. Me­di­ne­li müs­lü­man­la­rın Mek­ke’den ge­len mu­ha­cir kar­deş­le­ri için yap­tı­ğı fe­da­kâr­lık ve ik­ram, dün­ya ta­ri­hin­de müs­lü­man­la­rın dı­şın­da hiç­bir top­lum­da gö­rül­me­miş­tir, gö­rü­le­mez de. Çün­kü on­la­rın yap­tık­la­rı­na, an­cak kal­bi ta­ma­men ku­şa­tan ilâ­hî aşk ve tam bir ih­lâs­la güç ye­ti­ri­le­bi­lir. O ilâ­hî aşk ve ih­lâs da, sa­de­ce Fahr-i Âlem’in (s.a.v) reh­be­ri ol­du­ğu iman, tak­vâ ve edep mek­tep­le­rin­de el­de edi­lir.
 
Müs­lü­man­lar ara­sın­da­ki bu en üst se­vi­ye­de­ki yar­dım­laş­ma ve cö­mert­li­ğe “isâr” de­nir. İsâr, ken­di­si ih­ti­yaç için­de iken kar­de­şi­ni ter­cih et­mek, ön­ce onun ih­ti­ya­cı­nı gi­der­mek­tir. Ha­bîb-i Edib’in (s.a.v) ah­lâ­kı bu idi. Onun yük­sek ter­bi­ye­sin­de ye­ti­şen as­hâb-ı gü­zin de bu ah­lâ­ka sa­hip­ti­ler. Ce­nâb-ı Mev­lâ, “On­lar ken­di­le­ri ih­ti­yaç için­de ol­sa­lar bi­le baş­ka­la­rı­nı ne­fis­le­ri­ne ter­cih eder­ler” (Haşr 59/9) âye­tiy­le, on­la­rın iş­te bu hal­le­ri­ni öv­mek­te­dir.
 
Evet, on­lar ken­di­le­ri muh­taç iken di­ğer mü­min kar­deş­le­ri­ni ter­cih edi­yor­lar­dı. Biz­zat ça­lı­şa­rak ka­zan­sa­lar bi­le, el­le­ri­ne ge­çen ni­me­tin asıl sa­hi­bi­ni ya­kî­nen bi­li­yor­lar­dı. Ken­di­le­ri­ni bu ni­me­tin sa­hi­bi ola­rak de­ğil, ge­rek­li yer­le­re ulaş­tır­mak­la va­zi­fe­li ola­rak gö­rü­yor­lar­dı. Do­la­yı­sıy­la el­le­rin­de­ki ni­me­tin mü­min kar­deş­le­ri­ne ve­ril­me­si­nin Al­lah için da­ha uy­gun ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yor­lar­dı.
 
Hiç şüp­he yok; on­la­rın bu an­la­yış ve ah­lâ­kı, bü­tün mü­min­ler için kı­ya­me­te ka­dar tap­ta­ze ka­la­cak bir ör­nek­tir. Han­gi de­vir ve han­gi şart­lar­da olur­sa ol­sun; bir mü­min, sa­de­ce bir im­ti­han se­be­bi ola­rak ve­ri­len ni­met­le­ri ken­di nef­si için is­raf de­re­ce­sin­de har­car­ken, Al­lah Te­âlâ’nın kar­deş kıl­dı­ğı ve de­vam­lı rah­met ve­si­le­si yap­tı­ğı mü­min­le­re ih­san et­me­me­si, yar­dım­laş­ma­ma­sı, iman ve in­saf­la bağ­daş­maz.
 
Di­ğer ta­raf­tan, bir kim­se dün­ya ve âhi­ret iş­le­ri­nin gü­zel ol­ma­sı­nı, ka­zan­cı­nın art­ma­sı­nı, da­ğı­nık iş­le­ri­nin top­lan­ma­sı­nı, gön­lü­nün ra­hat­la­ma­sı­nı, âkı­be­ti­nin ha­yır­la so­nuç­lan­ma­sı­nı di­li­yor­sa, hep ken­di der­di­ne düş­me­me­li, di­ğer muh­taç kar­deş­le­ri­nin yar­dı­mı­na koş­ma­lı ve on­la­rın iş­le­riy­le uğ­raş­ma­lı­dır. Çün­kü o mü­min kar­de­şi­nin iş­le­riy­le uğ­ra­şır­ken, rab­bi­miz de onun iş­le­ri­ni üst­le­ni­yor ve özel ola­rak yar­dı­mın­da bu­lu­nu­yor. Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v) şöy­le bu­yu­ru­yor:
 
“Kim bir mü­mi­nin dün­ya sı­kın­tı­la­rın­dan bi­ri­ni gi­de­rir­se, Al­lah da onun kı­ya­met gü­nün­de­ki sı­kın­tı­la­rın­dan bi­ri­ni gi­de­rir. Kim mü­min kar­de­şi­nin ayı­bı­nı ör­ter­se, Al­lah da onun dün­ya ve âhi­ret­te ayıp­la­rı­nı ör­ter. Bir kul din kar­de­şi­nin yar­dı­mın­da bu­lun­du­ğu sü­re­ce, Al­lah da ona yar­dım eder.” (Bu­hâ­rî, Me­zâ­lim, 3; Müs­lim, Birr, 58, 72, Zi­kir, 38; Ebû Dâ­vûd, Edeb, 38, 60; Tir­mi­zî, Hu­dûd, 3, Birr, 19, Kur’ân, 10; İbn Mâ­ce, Mu­kad­di­me, 17; Ah­med b. Han­bel, Müs­ned, 2/91, 252, 296, 389, 404)

Za­ten in­sa­nın ke­re­mi ve şe­re­fi, di­ğer in­san­la­rın zah­me­ti­ni çek­me­siy­le öl­çü­lür. Ke­rem sa­hi­bi in­san­lar, bü­tün mad­dî ve mâ­ne­vî im­kân­la­rı, her tür­lü mev­ki, sa­nat, fen ve zen­gin­lik­le­ri, Al­lah rı­za­sı için in­san­la­ra hiz­met et­mek ga­ye­siy­le is­ter­ler.
 
İn­san­lı­ğın en bü­yük kay­bı iş­te bu ke­re­min yok ol­ma­sı, üs­tün­lü­ğün sa­hip olu­nan güç ve im­kân­lar­da aran­ma­sı de­ğil mi?
 
Oy­sa, bi­zim top­lu­mu­muz­da ve dün­ya­nın her ye­rin­de, in­san­lı­ğın ha­yal et­ti­ği gü­zel­lik­le­re ve hu­zu­ra ka­vuş­ma­sı, an­cak so­rum­lu­luk­la­rı­nı ha­tır­la­ma­sı ve an­lat­tı­ğı­mız bu ah­lâ­kı ha­ya­ta ge­çir­me­siy­le müm­kün ola­cak­tır.


Muhammed  Saki Erol

| Temmuz 2013 |
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/hayat-dengemiz--yaratana-kulluk-yaratilana-sorumlulugu-gerektirir-t33638.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Gıybet, kardeşimizi kuyuya atmaktır Mektûbât-ı Rabbâni 157.Mektup ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.198 saniyede oluşturulmuştur


Hayat Dengemiz – Yaratana Kulluk Yaratılana Sorumluluğu GerektirirGüncelleme Tarihi: 15/09/19, 14:40 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim