Her Güzellik Kendini Bilmekle Başlar - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Her Güzellik Kendini Bilmekle Başlar, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1711 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Her Güzellik Kendini Bilmekle Başlar}   Okunma sayısı 1711 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 5
Her Güzellik Kendini Bilmekle Başlar
« : 29/01/10, 17:16 »









Her Güzellik Kendini Bilmekle Başlar

Mübarek EROL


İnsanın eksiğini, hatasını bilmesi kadar güzel şey yoktur. Yaratılmış olan eksiksiz olmaz. Ayrıca eksik olduğumuzu bilmek, bu şuurla hareket etmek, mahrum olmak demek değildir. Asıl mahrumiyet Hakk’a teslim olmayıştır. Teslim olan kişi ise hayrı Hak’tan kötülüğü de kendinden bilir. Bu kişi hata yapsa bile sonunda tevbesi kabul edilir.

Yüce Mevlâ Kur’an-ı Kerim’de buyurmuştur:

“Sana bir iyilik gelirse Allah’tan, kötülük gelirse kendindendir.” (Nisa, 79)[color=]


İnsanın suçu kendi nefsinden bilmesi kulluk edebindir. Yeter ki tevbe edip af dilemeyi bilsin. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbe etmeleri için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbe etmeleri için de gündüz elini açar. Bu durum güneşin battığı yerden doğmasına kadar devam eder.” (Müslim)

Suçu Allah’a isnat eden affa layık olmaz, rahmete kavuşamaz. Hz. Adem a.s. ile İblis’in durumları bunun en güzel misalidir. Her ikisi de günah işlediler. Hz. Adem a.s. cennetten uzak düştü, hasret çekti. Fakat af diledi, Allah’ın mağfiretine mazhar oldu. İblis ise isyanına devam etti, suçu Allah’a yüklemeye kalkıştı. Böylece hatayı kendisinin yaptığını kabul etmedi. Sonuçta rahmete layık görülmedi ve kovuldu.

Adem a.s. demişti ki: “Allahım, suçluyum. Ben düşkün kuluna acı! Kendimize zulmettik. Bizi affetmezsen, bize acımazsan zarar görenlerden olacağımıza şüphe yoktur.” (A’raf, 23)

Yani demiş oldu ki: “Kusurlu olduğumu biliyorum, suç işleyerek bizzat kendime zulmettim. Pişmanım, senden tarafa döndüm ve bütün kusurumla sana sığındım. Sen acıyanların acıyanı, cömertlerin cömerdisin. Merhamet edip bağışlayansın. Ziyadesiyle sabredensin. Ben günah işledim, suçumu biliyorum. Ey Yüce Mevlâm, beni bağışla. Sen cömertler cömerdisin.” (Garipnâme)

İnsan gaflete düşebilir. Unutabilir, hata yapabilir. Ama kibre düşmeden, inat etmeden hatamızı yürekten kabul eder ve O’na sığınırsak Rabbimiz affeder, bağışlar. Kullukta esas olan, kişin kendini tanımasıdır. Kendini tanıyan, zaaflarını, eksik olduğunu bilen kimse bu sayede kendinden Rabbine giden bir yol açar. Bu yolda Allah’a doğru ilerler. Allah onun sığınağı, dayanağı, güvenidir. Tevekkülü O’nadır. O’na muhtaç olduğunu ve ihtiyacını sadece O’nun gidereceğini bilir.

İman, ahlâk ve kanaat, akılla sıkı sıkıya irtibatlıdır. Kişinin, içindeki yanlışa yönelten sese kulak tıkaması, daima güzel ahlâklı olması, ihlâsla ibadet edip kulluk vazifelerini yerine getirmesi insanî aklın gereğidir. Aynı şekilde yanlışlardan utanmak, hayâ sahibi olmak da böyledir. Yaradılanı Yaradan’dan dolayı sevmek, kalp kırmamak, daima doğru söylemek de akla işaret eder. Bunun aksi olan haller, kişiyi cihana padişah da yapsa ahmaklıktır. Çünkü, Allah korusun, sonunda ilâhi gazap vardır.

Fahr-i Kainât Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Kim insanları hayra davet ederse, o kimseye kendisine uyanların sevapları kadar sevap verilir. Onun sevabı, uyanların sevaplarında hiçbir eksilmeye sebep olmaz. Buna karşılık her kim sapıklığa yöneltirse ona da kendini izleyenlerin günahları kadar günah vardır. Davet edene yazılan bu günah onların günahlarından bir şey eksiltmez.” (Müslim)

Demek ki yapıp ettiklerimiz başkalarını etkiliyorsa binlerce defa daha dikkatli olmamız lazım. Kendimizi kontrol ve murakabe altında tutmamız lazım. Bu da ancak eksik ve kusurlu olduğumuzun idrakiyle mümkün olur. Nefsin isteklerimizin aldatıcı olduğunu bilmekle, kendimiz kolayca kandırabildiğimizi fark etmekle olur.

Kendini beğenmişlik, kibir ve kin, kontrol ve murakabe dışı olma halidir. Bu halde kişi ne yaptığını bilmez, doğru olanı yalanlar, hak olanı inkâr eder, hilekârlığa yönelir. Bütün bunlar mücellâ dinimizin öğrettiği ahlâkın tam zıddıdır. Müslümanlar arasındaki itimadı yok eder, kardeşliği engeller.

Fahr-i Alem Efendimiz s.a.v. buyurur ki:

“Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. Kim kardeşinin ihtiyacını karşılarsa Allah da onun ihtiyacını karşılar. Her kim bir müslümandan sıkıntısını giderirse, Allah da buna karşılık ondan kıyamet gününün sıkıntılarından birini giderir. Her kim bir müslümanın aybını örterse Allah da kıyamet günü onun aybını örter.” (Buharî, Müslim)

* * *

İnsan ömrü üç konaktan ibarettir. Bu konaklar çocukluk, gençlik ve ihtiyarlıktır. Ömür, ebediyet yolculuğumuzda tek sermayedir. Zamanı boş yere harcayıp zayi etmek, bir daha elimize geçmeyecek olan bu sermayeyi israf etmektir.

İnsan çocukken kaygılardan sıkıntılardan uzak bir şekilde yaşar. Ölüm düşüncesi yoktur, gece gündüz oyunla meşguldür. Hayatı oyun olarak algılar. Dünya nimeti için kaygılanmaz, ahireti bilmez. Dostu düşmanı ayırt edemez. İmanın ve inkârın da ne olduğunu bilmez. Kendini bilmediği gibi, Allah’ın emir ve yasaklarından haberdar değildir. Zaten bundan sorumlu da değildir. Bildiği sadece anne ve babasıdır. Onların sağladığı güvenceyle bütün kaygı ve düşüncelerden uzak bir halde emniyet içinde olduğunu sanır. Çocukluk döneminin bu özelliği sebebiyle kişiye bu çağından sorgu-sual olmaz. Bu dönemin yanlışları sebep olanlardan, özellikle anne babadan sorulur.

Gençlik yılları ise zevk ü sefa ile, gezip dolaşmakla ve eğlenmekle geçer. Daha sonra mal mülk toplama telaşı başlar. Sıkıntıdan uzak, rahat ve güvenli bir hayat sürmek için gayret sarf eder. Heveslerine ulaşmak için çabalar. Bu çağda da ebedi hayat pek düşünülmez, bir gün yaşlılık düşüncesi uzaktır.

Fakat gençlik de hızla geçer gider, yaşlılık gelir. Güçten kuvvetten düşer. Otursa kalkacak güç bulamaz, kalksa gençliğindeki gibi iş yapamaz. Ancak insanın hırsı bitmez. Yine bağ bahçe, mal mülk peşinde koşar. İş güç, mal mülk, oğul kız derken dünyalık arzularına kavuşmadan, pek çok iş yarım kalmış olarak ömür biter.

Artık hesap zamanıdır. Kişiye ömür sermayesini ne yaptığı sorulur. Kulluk vazifesini yapıp yapmadığına bakılır. Dünyada kalan hiçbir şey; ne malı mülkü ne de evladı fayda verir o kimseye. İnsan o zaman fark eder ki ömür bir rüzgâr esmiş gibi esip geçip gitmiştir. Artık pişman olsa da fayda vermez.

Fahr-i Kainat Efendimiz’in “Ölmeden önce ölünüz.” uyarısını pişmanlık zamanlarından önce akılda tutmak gerekir. Yani kabirde sorgu melekleri sigaya çekmeden önce kendi kendimizi hesaba çekmemiz gerektiğini, hataların ve yanlışların telafisi için zaman kaybetmeden işe koyulmak gerektiğini akletmek gerekir.

Evet; Cenab-ı Mevlâ, bizleri buraya ömrümüzü boşa harcamak için göndermedi.

Allah Rasulü s.a.v.’in şu müjdesiyle bitirelim:

“Kul günah işleyip peşinden:

– Allahım! Günahımı affet, beni bağışla, diye dua ettiğinde Allah Tealâ şöyle buyurur:

– Kulum bir günah işledi, fakat günahını affedecek veya onu cezalandıracak bir Rabbi bulunduğunu bildi, der.

Aynı kul, bir daha günah işleyip peşinden:

– Ey Rabbim! Günahımı affet, diye dua ettiğinde yine Allah:

– Kulum günah işledi, fakat günahını affedecek veya günahı sebebi ile cezalandıracak bir Rabbinin olduğunu bildi.” der.

Aynı kul tekrar günah işleyip Rabbinden affını istediğinde Allah şöyle buyurur:

– Kulum günah işledi fakat günahını affedecek veya günahı sebebi ile cezalandıracak bir Rabbinin bulunduğunu da unutmadı, Ben de onun günahını affettim. (Buharî, Müslim)

Bütün bu müjdeler bir uyanışa davettir. Ayağa kalkmaya, aczini itiraf etmeye, Alemlerin Rabbi’ne sığınmaya davet. Bu davete cevap verenler elbette selamete erecek.

Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...






Konu Adresi: http://www.dervisler.net/her-guzellik-kendini-bilmekle-baslar-t18852.0.html



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 

Çevrimdışı dai

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 456
  • Konu: 156
  • Derviş: 693
  • Teşekkür: 3
Cevaplandı: Her Güzellik Kendini Bilmekle Başlar
« Cevapla #1 : 29/01/10, 19:57 »
 X:04
Allah CC razi olsun


Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Rabıta nerden geldi.. Kumeyl Duası... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.669 saniyede oluşturulmuştur


Her Güzellik Kendini Bilmekle BaşlarGüncelleme Tarihi: 22/09/19, 14:22 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim