Hicret Yalnızca Terketmek midir? - Serbest Kürsü
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.053 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.599 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22897 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Hicret Yalnızca Terketmek midir?, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1511 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Hicret Yalnızca Terketmek midir?}   Okunma sayısı 1511 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Şa'yâ

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.505
  • Konu: 207
  • Derviş: 511
  • Teşekkür: 145
Hicret Yalnızca Terketmek midir?
« : 28/08/08, 03:05 »
Hicret; genellikle bir yeri, yurdu, mekânı terk etmek olarak bilinir. Gerçekten öyle midir? Biraz düşünmeye; birlikte düşünmeye ne dersiniz?

İnsanlar bazen bulundukları ortamda, konumda, sıkıştırıldıklarını, ellerinin ayaklarının bağlandığını, hiçbir şey yapamaz hale geldiklerini hissederler. Bu durum karşısında hissedilen çaresizlik ve bunalımlar, kimi zaman insanları, bulundukları mekândan uzaklaşmaya ve konumlarını terk etmeye zorlar.

Bu yapılan gerçekten çok zor bir iştir. Çünkü çoğu insan sahip olduklarıyla hayata tutunur. Bulunduğu mevki, statü onu değerli kılar. Onlarla değerli olduğunu hisseder. Bir anda bütün sahip olduklarından vazgeçmek, onlarsız da yaşayabileceğine karar vermek, her babayiğidin kârı değildir. Bu kararı verebilenler çok daha üstün bir amaç uğruna her şeylerinden vazgeçebilir, mevkilerini, makamlarını terk edebilirler.

Tarihte yaşananları bir öykü gibi algılamak, kendini onların yerine koymamak, kavramları yüzeysel algılama sonucunu doğurur. Bu yanlış algılamaların sonucudur ki, hicret denilince yalnızca Hz. Peygamberin göçü akla gelmekte… Bir yerden başka bir yere göç anlaşılmakta…

Peygamber göç ederken terk etmiş miydi? Ya da şöyle soracak olursak; temelli mi terk etmişti? Yahut bizler neyi temelli terk etmeliyiz? Bazı şeyleri geçici bir süre terk etmek, gerçekten terk etmek mânasına gelir mi?

Peki, Hz. Peygamber ve müminler terk etmek zorunda mı bırakılmışlardı, yani yurtlarından çıkarılmışlar mıydı? Yoksa gerçekten nefes alamaz, yaşayamaz duruma mı gelmişlerdi?

Onlar toplumsal baskının en şiddetlisini yaşamalarına rağmen kendilerini ifade edebilmek, haklı davalarını anlatmak için uygun zaman ve zemini bulmak için olağanüstü bir çaba gösteriyorlardı.

…

Bütün bu çabalar, müminlerin ellerini ayaklarını bağlayan prangalara dönüşüyor; haklıyken haksız duruma düşüyorlardı.
Yalnızca fiziksel baskı değildi onları, yurtlarını terk etmek zorunda bırakan. Yalanlamalar, iftiralar, fitne kampanyaları…

Peki biz aynı konumda olsak aynı şeyi yapabilir miydik? Hiç kendimizi onların yerine koyduk mu?...Onca baskıya göğüs gerebilir miydik?

Yeri ve zamanı geldiğinde terk edebilmenin de onurlu bir duruş olduğunu gösterebilir miydik dosta düşmana?

Kolay mı; anadan, babadan, yardan, serden vazgeçmek… Hiçe saymak bir ömrü… maldan, mülkten, dostlardan ayrı düşmek kolay mı? Şair onun için sormuştur şu soruyu: “Gitmek mi zor, kalmak mı?”…

Ya geride bıraktıkları… Onlar da gidememenin, geride kalmanın derin acısını yaşamamışlar mıdır?

Gidenlere gam,tasa kaynağı olmanın burukluğunu hissetmemişler midir?

Öyle ya… Yüreklerinin bir parçası arkada kalmışken nasıl mücadele etme gücü bulur insan kendinde…

Vatan, yurt insan için hava gibidir, su gibidir. Onsuz insan, sudan çıkmış balığa döner. Ayrı kaldığında kokusunu bile özler yurdunun. Sizler de aynı hislere kapılır mısınız bilmem… Kimi zaman bazı esintiler, duyduğunuz sesler, burnunuza çarpan kokular sizi alır mâzideki anılara götürür. Bir şeyleri çağrıştırır. Yüreğinizin derinliğinde saklı anılar demeti bir bir canlanır, hayâlinizi süsler.

İşte yurt, vatan öyle kolay terk edilebilecek bir yer değildir. Nereye giderseniz gidin, yüreğinizi kuşatan anıları da beraberinizde götürürsünüz gittiğiniz yere…

Bunlara rağmen yerini, yurdunu tüm sevdiklerini terk edip gidenlerin yüreklerine kutsal/büyük bir sevdanın ateşi düşmüştür. Ve bir gün eski yurtlarına tekrar kavuşacaklarının umudunu taşırlar.

Kutlu bir dâvânın sevdasıyla yanıp tutuşanlar; sahip oldukları mala, mülke, mevki, makam ve statüye aldırmazlar.
Kimi zaman sevdiklerini terk etmenin sızısını duysalar da içten içe, buruk bir sevinç dolar yüreklerine…

Ne ki, bir davanın neferi olmak daha önce sahip olduklarından daha önemlidir onlar için…

Güç toplamak, ayağa kalkmak, yeniden dirilişi gerçekleştirmek için yurtlarını terk ederler… Küsmezler vatanlarına, yüzüstü bırakmazlar… Hele de nankörlerin ellerine geçmelerine asla gönülleri razı olmaz…

Hak ve hakikat ortaya çıksın, daha güçlü bir şekilde geriye dönülebilinsin diye, geçici olarak hicrete koyulurlar…

Paylarına düşen bedeli ödemek için…

Evet… Bizler de aynı duygularla bezendik mi, onların yerine kendimizi koyabildik mi acaba?...

Neler yapabildik bu uğurda?..

Hz. Asiye gibi Allah’a sığınıp O’ndan yardım dileyebildik mi? Hz. Meryem gibi umutsuzluğa düştüğümüz bir an, “Keşke unutulup gitseydim” dediğimiz oldu mu? Hz. Musa gibi, “Allah’ım! Senden gelecek her hayra muhtacım” diyecek kadar bîçare kaldık mı? Hz. Yunus gibi balığın karnında, “Allah’ım kendime zulmettim. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diyerek, kurtuluşumuz için niyazda bulunabildik mi? Hz. Yakup gibi yaşlı gözlerle, gönlünün elemini, acısını yudumlayarak, “Ben hüznümü yalnızca Allah’a arz ediyorum” diyecek kadar yanıp kavrulduk mu? Bizi anlayabilecek, bizi duyacak hiç kimsenin kalmadığını düşünerek Hz. Muhammed  (sav) gibi, bir mağaraya çekilerek yalnızlık girdabında/dehlizinde tefekküre dalabildik mi?...

Bütün bunları yaşamadan/ hissetmeden öz yurdumuzda parya muâmelesi gördüğümüzü, bir köşeye sıkıştırıldığımızı mı düşünüyoruz, ne dersiniz?

Ya bütün yaşadığımız acılar, sıkıntılar, sürgünler kendi sanal âlemimizde oluşturduğumuz birer düş ise…

Sahiden pişmemize sebep olacak çile yükünü omuzladığımızı sanıyor ve kendi kendimize ürettiğimiz prangalara teslim oluyor isek…

Tıpkı şairin şu mısrasında olduğu gibi, “Bağlansa da elim ayağım, bağlanmaz ki yüreğim” sözünü hatırlamadan edemiyorum.

Evet, galiba yüreğimiz bağlandı bizim…

Yüreklerinden ve zihinlerinden bağlananlar serbest bırakılsalar da bunun farkına varamayacak kadar derin uykudadırlar/gaflet içindedirler.

Onlar hâlâ bir kurtarıcı bekleye dursunlar…

Asıl terk edilmesi gerekenleri terk edebilenler, felâha ermenin reçetesini de, selâm yurdunun anahtarını da bulmuşlardır…

Ne mutlu onlara… Kutlu yolun yolcusu olabilenlere…

Alıntı

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/hicret-yalnizca-terketmek-midir-t3773.0.html



"Hiç kimsenin beklemediği aydınlanmayı bir İslamcı, İslam tasavvufunun önünün açılmasını bir sosyalist sağlayabilir."

 Mahmud Erol Kılıç

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Hicret Yalnızca Terketmek midir?
« Cevapla #1 : 27/07/11, 01:38 »
 :aro2:




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Ya Düzelme Ya Bozgun Cevaplandı: "Ben pişmanım" Tiyatrosu ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.642 saniyede oluşturulmuştur


Hicret Yalnızca Terketmek midir?Güncelleme Tarihi: 24/10/19, 04:07 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim