Himmet - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22884 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Himmet, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 12204 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Himmet}   Okunma sayısı 12204 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kusva

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.083
  • Konu: 379
  • Derviş: 244
  • Teşekkür: 8
Himmet
« : 14/04/08, 19:46 »
HİMMET

Dr. Dilaver Selvi



Üzerinde çokça tartışılan kavramlardan biri de himmet. Tasavvufî yaşantı sahiplerinin sıkça kullandığı himmet nedir? Niçin tartışma konusu yapılıyor, neresi yanlış anlaşılıyor? Himmet kavramını kullananlar niçin ve nasıl kullanıyor?

Himmet, kelime manasıyla kalbi, iradeyi, duygu ve düşünceyi bir noktaya toplayıp, tek hedefe yönelmek demek. Kelime kökü Arapça “hemm”. Hemm, iyi olsun kötü olsun, herhangi bir şeyi yapmaya yönelmek, himmet ise, kıymetli, şerefli ve güzel şeylere yönelmek manasını taşıyor.

Kelime manasıyla düşündüğümüzde, her in-sanın azmettiği ve gayretini yönelttiği bir hedefi mevcut. İnsanların kimi sadece karnına, kimi de kalbine yöneliyor. Herkesin kıymeti de yöneldiği şeye göre ölçülüyor. Buradan hareketle, derdi yalnızca dünya olanın Allah katında hiçbir kıymeti olmaz. Hedefi Allah rızası olanın ise, kıymeti kelimelerle ölçülemez.

Bugün günlük hayatımızda himmet deyince akla yardım ve destek geliyor. ‘Falanın himmetiyle müşkilim çözüldü’ derken, bana sağladığı destekle sıkıntıdan kurtuldum demeyi kastediyoruz. Böyle bir himmeti inkar eden yok. Çünkü bütün insanlık, birbirine muhtaç bir halde yaratılmıştır. Zayıflar güçlülere, fakirler zenginlere, hastalar doktorlara, cahiller alimlere muhtaç edilmiş; kendisine maddi-manevi imkan ve nimet verilenler de, onu muhtaçlara ulaştırmakla görevlendirilmiştir.

Velilerin Himmeti

Çokça tartışılan velilerin ve kâmil mürşidlerin himmeti meselesine gelince; buna mürşidin teveccühü, manevi tasarrufu, nazarı, feyzi ve duası da denir.

Velilerin uzaktaki kimselere himmet etmesine ve tasarrufta bulunmasına bazıları itiraz ediyor. Mesele, ruhani alemde ruh vasıtası ile cereyan ettiği için, maddi şartlara mahkum olmuş akıl onu anlamakta zorlanıyor. Çünkü bu himmet ve yardım farklı boyutlarda, bilinen zaman ve mesafe ölçüleri dışında tezahür ediyor. Bu nedenle onu bizzat tecrübe etmeyenler, olduğuna inanmak ve olayı anlamak için delil ve izah istemekteler. Bunda haklılar. Biz de meseleyi işin ehline ve onu tecrübe edenlere soracağız. Bu konudaki delilleri ortaya koyacağız. Yanlış anlama ve uygulamaları tesbit edeceğiz.

Tasavvuf erbabına göre himmet; kulun kendisini veya başkasını bir hayra ulaştırmak, bir şerden korumak veya bir kemâli ele geçirmek için bütün ruhanî gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-ı Hakk’a yönelmesidir. (Cürcani)

Himmet, ilahi nurla temizlenmiş ve takva ile yücelmiş ruhların Allah’ın izniyle muhtaç kullara yardım etmesidir. Bu âli ruhlar zamana bağlı değildir, mekan ile sınırlanmazlar. Maddi şartlar en-gel olmaz onlara. Himmet, kâmil velilere emanet edilmiş ilahi bir nurdur. O nur ile yol alır, hak yolcularını terbiye ve takviye ederler.

Himmet, Allah’ın bir rahmetidir. Himmet ehli, bir rahmeti yerine ulaştırmakla görevli Allah’ın dostudur. Kur’an ifadesiyle onlara “cündullah (Allah’ın askerleri)” denir. Sayılarını, yerlerini ve görevlerini ancak Allah bilir. (Müddessir/31) Onlar, meleklerden ve kâmil müminlerden oluşur. Cenab-ı Hak, onlar vasıtasıyla dilediklerine yardım edip, müşküllerini çözer. Aslında kuluna destek veren ve müşkülünü çözen Allah’tır. Peygamber olsun, veli olsun, diğer varlıklar vasıtadan başka bir şey değildir. Bu hakikati Rasulullah (A.S.) Efendimiz şöyle ifade buyuruyor: “Asıl veren Allah’tır, ben ise verileni taksim edip yerine ulaştırmakla görevliyim.” (Buhari, Müslim)

İlahi İkram

Müttakilere Allah tarafından verilen bir sermaye, ilahi bir emanettir himmet. Allah’ın sevdiklerine ikramı, ilahi aşkın meyvesi, takva sahiplerine bir hediyedir. Allahu Tealâ, sevdiklerine yaptığı bu ikramı meşhur bir kudsi hadiste şöyle bildiriyor:

“Ben, farz ve nafile ibadetlerle bana yaklaşan kulumu sevdiğim zaman, onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. O benimle görür, benimle işitir, benimle tutar, benimle yürür. Bana sığınırsa onu himaye ederim. Benden bir şey isterse kendisine veririm.” (Buhari, İbnu Mace, Ahmed)

İşte velilerin ulaştığı bütün keramet ve himmet bu hadiste özetleniyor. Bu hadiste Allah dostlarına verilen imkan ve yetkilerin ne boyutta olduğunu büyük müfessir Fahruddin Razi’den dinleyelim:

“İnsan büyük bir bağlılık ve samimiyetle Allahu Tealâ’ya itaate devam ederse, Allah’ın, onun gözü ve kulağı olurum buyurduğu bir makama yükselir. Allah’ın celal nuru kul için bir kulak olunca, o yakını işittiği gibi uzağı da işitir. Bu nur onun için bir göz olunca, yakını gördüğü gibi uzağı da görür. Ve yine bu nur kul için bir el olunca, o elin zora, kolaya, yakındakine, uzaktakine, her şeye gücü yeter.” (Mefatihu’l-Gayb)

İşte kâmil bir veli, darda kalıp kendisinden yardım isteyen bir mümine ilahi izinden sonra bu nur ile yardımcı olmaktadır. Mesafe ne olursa olsun, kalbi ilahi nur ile cilalanmış kamil bir veli, Allah’ın izni ve dilemesiyle dünyanın her yanını görebilir, her sesi işitebilir, her yana el uzatabilir. Bu, Allahu Tealâ’nın dilediği kulları için kolay ve mümkün. Ancak bu nimeti kime, ne zaman, ne ölçüde vereceğini Cenab-ı Hak tayin eder.

Himmet Samimiyet ve Edebe Bağlıdır

Allah’ın rahmetini çeken en güzel sebep, kalbin samimiyetidir. Allahu Tealâ, isteğinde samimi olmayan gafil kalbin duasını işitir, fakat kabul etmez. Arzu ve istediğinde samimi, sabırlı ve azimli olan kimsenin ise eli boş dönmez. Büyük veli Abdulkerim el-Cilî (K.S.), “İnsan-ı Kamil” kitabında, bütün başarının himmetteki samimiyete bağlı olduğunu belirtiyor ve ekliyor:

“İsteğinde samimi olan kimsenin iki alameti vardır: Yöneldiği ve istediği şeyin olacağına kesin olarak inanmak ve gücü nisbetinde istenen şeylerin gereğini yapmak. Hali böyle olmayan kimseye himmet ve azim sahibi denmez. O sadece boş temenniler ile avunan ve davasında yalancı olan biridir. Böyle bir kimse aradığını bulamaz, sevdiğine kavuşamaz. Onun hali, elinde kalemi, kağıdı olmayan, okuma ve yazmasını da bilmeyen bir kimsenin mektup yazmaya kalkmasına benzer. Bu durumda olan birisi mektubu nasıl yazacak? O, bu şekilde niçin mektub yazmak istiyor ki?”

Himmet Kaderle Sınırlıdır

“Rasulüm de ki: Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim.” (A’raf/188) ayet-i kerimesi, her şeyin Yüce Allah’ın takdirinde olduğunu belirtiyor. Büyük arif İbnu Atâ (K.S.) Hikem adlı eserinde der ki: “Himmetler ne kadar büyük ve hızlı olursa olsun kader sınırlarını geçemez.”

Kâmil mürşid, müridin isteğine değil, Allahu Tealâ’nın onun hakkındaki takdirine bakar. Bir çeşit kader vardır ki onun gerçekleşmesi Allah tarafından kesin hükme bağlanmıştır. Bu hükmü verilen şeyin gerçekleşmesi kaçınılmazdır ve onu dua ve himmet değiştiremez. Bir çeşit kader de vardır ki, onun gerçekleşmesi bazı sebeplere bağlıdır. İşte dua, himmet ve sadaka bu kısımda fayda verir.

Hal böyle olunca, bazılarının: “benim mürşidim gavstır, Allahu Tealâ’dan her ne isterse olur; bir bakışta kâfiri mümin, fasığı muttaki eder, tek başına bir orduyu yener!” demesi doğru değildir. Bunlar Allahu Tealâ’nın kudretinde olan şeylerdir ve zaten Allah dostları, hep ilahi murada uygun şeyleri isterler. Bu konuda büyük veli Mevlâna Halid Bağdadî (K.S.), kendisinden neslinin devamı için dua ve himmet isteyen Akka valisi Abdullah Paşa’ya şu cevabı gönderir:

“Biz kendimizi himmet ehli görmüyoruz. Ancak, öyle olsa bile, istenilen şeyin kaza-i muallak (meydana gelmesi sebeplere bağlanan bir kader) olduğu anlaşılmadan himmet kullanılmaz. Kesin olan kaderi (kaza-i mübrem), değil veliler, peygamberlerin himmeti bile değiştiremez. Onun sonucuna rıza gösterip Allahu Tealâ’ya teslim olmak gerekir. Şunu belirtelim ki, velileri inkardan sakınmak vacip olduğu gibi; onlar hakkında, imanı bozacak kabullenişlerden sakınmak da vaciptir. Bu aşırı ve tehlikeli inanışlar, daha çok velilere güzel zan ve aşırı muhabbet besleyen kimselerde oluyor. Unutmayın ki, şeytan hile ve düzen sahibidir; insanı helake götürecek her yolu dener.” (Mektubat-ı Mevlâna Halid, 7. Mektup)

Himmet Nefse Değil, Hikmete Uygun Olur

Arifler Allahu Tealâ’nın hikmetine aşıktır. İşlerin görünen tarafına değil, sonucuna bakarlar. Onlar kendileri ve talebeleri için hep Allah’a yaklaştıracak sebepleri ararlar. Kulun Allahu Tealâ’ya yaklaşması, nefsinin terbiyesine bağlıdır. Bu terbiye bazen sıhhat ile, bazen de hastalık ile gerçekleşir. Bazı kalb hastalıklarının tedavisi fakirlik, yalnızlık ve çaresizlik ile olur. Kalp katılığı ve gafletin giderilmesi için bazen acı tecrübeler gerekir. Mürid bunları bilmez ve bir sıkıntıya düşünce, kurtulmak için mürşidinden himmet ve dua ister. Mürşid feraset nuru ve ilahi bir ilimle, o sıkıntının müridin derdine ilaç olduğunu görür ve onu Allah’a yaklaştırdığını bilir; kısaca “dua ederiz” der. Mürid de, o derdin hemen biteceğini düşünür. Halbuki mürşid-i kâmil, Allahu Tealâ-’dan o sıkıntının devamını istemektedir. Çünkü, müritteki gafletin ilacı o sıkıntının içindedir. Hastaya ilacını içirmemek dostluk değil, ihanet olur.

Önce Hizmet, Sonra Himmet

Mürid: “himmet efendim!” dedikçe, mürşid: “önce hizmet evladım!” der. Arifler demişlerdir ki: Mürşidin himmeti, müridin gayretine göre olur. Tarlasında güzel ekin isteyen bir kimseye düşen ilk iş, tarlayı temizlemek ve uygun tohumu oraya güzelce ekmek, peşinden de gerekli sulamayı yapmaktır. Bundan sonrası elini açıp hayırlısını istemek zamanıdır. Bunları yapmayan bir kimse, dünyadaki bütün velileri dolaşsa ve iyi mahsul için dua talep etse, tarlasında ekin değil, ancak diken biter.


Semerkand Dergisi / Ocak - 2000

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/himmet-t1077.0.html;msg64000




Çevrimdışı digi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 264
  • Konu: 24
  • Derviş: 234
  • Teşekkür: 0
Ynt: himmet
« Cevapla #1 : 14/04/08, 23:09 »
 X:01


bu dünya gecesinde iman nuruyla aydınlanmak istiyorsan gönül pencereni Hakka ve Hakikata aç...

Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Ynt: himmet
« Cevapla #2 : 14/04/08, 23:16 »

İsteğinde samimi olan kimsenin iki alameti vardır:
1-Yöneldiği ve istediği şeyin olacağına kesin olarak inanmak
2-Gücü nisbetinde istenen şeylerin gereğini yapmak....


Allah (cc) razı olsun ..  :X06


Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Ynt: himmet
« Cevapla #3 : 15/04/08, 02:18 »
Allah(cc)ın rahmetini çeken en güzel sebep, kalbin samimiyetidir.



Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.891
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 9
Himmet
« Cevapla #4 : 27/08/08, 01:09 »
HİMMET

Dr. Dilaver Selvi



Üzerinde çokça tartışılan kavramlardan biri de himmet. Tasavvufî yaşantı sahiplerinin sıkça kullandığı himmet nedir? Niçin tartışma konusu yapılıyor, neresi yanlış anlaşılıyor? Himmet kavramını kullananlar niçin ve nasıl kullanıyor?

Himmet, kelime manasıyla kalbi, iradeyi, duygu ve düşünceyi bir noktaya toplayıp, tek hedefe yönelmek demek. Kelime kökü Arapça “hemm”. Hemm, iyi olsun kötü olsun, herhangi bir şeyi yapmaya yönelmek, himmet ise, kıymetli, şerefli ve güzel şeylere yönelmek manasını taşıyor.

Kelime manasıyla düşündüğümüzde, her in-sanın azmettiği ve gayretini yönelttiği bir hedefi mevcut. İnsanların kimi sadece karnına, kimi de kalbine yöneliyor. Herkesin kıymeti de yöneldiği şeye göre ölçülüyor. Buradan hareketle, derdi yalnızca dünya olanın Allah katında hiçbir kıymeti olmaz. Hedefi Allah rızası olanın ise, kıymeti kelimelerle ölçülemez.

Bugün günlük hayatımızda himmet deyince akla yardım ve destek geliyor. ‘Falanın himmetiyle müşkilim çözüldü’ derken, bana sağladığı destekle sıkıntıdan kurtuldum demeyi kastediyoruz. Böyle bir himmeti inkar eden yok. Çünkü bütün insanlık, birbirine muhtaç bir halde yaratılmıştır. Zayıflar güçlülere, fakirler zenginlere, hastalar doktorlara, cahiller alimlere muhtaç edilmiş; kendisine maddi-manevi imkan ve nimet verilenler de, onu muhtaçlara ulaştırmakla görevlendirilmiştir.

Velilerin Himmeti

Çokça tartışılan velilerin ve kâmil mürşidlerin himmeti meselesine gelince; buna mürşidin teveccühü, manevi tasarrufu, nazarı, feyzi ve duası da denir.

Velilerin uzaktaki kimselere himmet etmesine ve tasarrufta bulunmasına bazıları itiraz ediyor. Mesele, ruhani alemde ruh vasıtası ile cereyan ettiği için, maddi şartlara mahkum olmuş akıl onu anlamakta zorlanıyor. Çünkü bu himmet ve yardım farklı boyutlarda, bilinen zaman ve mesafe ölçüleri dışında tezahür ediyor. Bu nedenle onu bizzat tecrübe etmeyenler, olduğuna inanmak ve olayı anlamak için delil ve izah istemekteler. Bunda haklılar. Biz de meseleyi işin ehline ve onu tecrübe edenlere soracağız. Bu konudaki delilleri ortaya koyacağız. Yanlış anlama ve uygulamaları tesbit edeceğiz.

Tasavvuf erbabına göre himmet; kulun kendisini veya başkasını bir hayra ulaştırmak, bir şerden korumak veya bir kemâli ele geçirmek için bütün ruhanî gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-ı Hakk’a yönelmesidir. (Cürcani)

Himmet, ilahi nurla temizlenmiş ve takva ile yücelmiş ruhların Allah’ın izniyle muhtaç kullara yardım etmesidir. Bu âli ruhlar zamana bağlı değildir, mekan ile sınırlanmazlar. Maddi şartlar en-gel olmaz onlara. Himmet, kâmil velilere emanet edilmiş ilahi bir nurdur. O nur ile yol alır, hak yolcularını terbiye ve takviye ederler.

Himmet, Allah’ın bir rahmetidir. Himmet ehli, bir rahmeti yerine ulaştırmakla görevli Allah’ın dostudur. Kur’an ifadesiyle onlara “cündullah (Allah’ın askerleri)” denir. Sayılarını, yerlerini ve görevlerini ancak Allah bilir. (Müddessir/31) Onlar, meleklerden ve kâmil müminlerden oluşur. Cenab-ı Hak, onlar vasıtasıyla dilediklerine yardım edip, müşküllerini çözer. Aslında kuluna destek veren ve müşkülünü çözen Allah’tır. Peygamber olsun, veli olsun, diğer varlıklar vasıtadan başka bir şey değildir. Bu hakikati Rasulullah (A.S.) Efendimiz şöyle ifade buyuruyor: “Asıl veren Allah’tır, ben ise verileni taksim edip yerine ulaştırmakla görevliyim.” (Buhari, Müslim)

İlahi İkram

Müttakilere Allah tarafından verilen bir sermaye, ilahi bir emanettir himmet. Allah’ın sevdiklerine ikramı, ilahi aşkın meyvesi, takva sahiplerine bir hediyedir. Allahu Tealâ, sevdiklerine yaptığı bu ikramı meşhur bir kudsi hadiste şöyle bildiriyor:

“Ben, farz ve nafile ibadetlerle bana yaklaşan kulumu sevdiğim zaman, onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. O benimle görür, benimle işitir, benimle tutar, benimle yürür. Bana sığınırsa onu himaye ederim. Benden bir şey isterse kendisine veririm.” (Buhari, İbnu Mace, Ahmed)

İşte velilerin ulaştığı bütün keramet ve himmet bu hadiste özetleniyor. Bu hadiste Allah dostlarına verilen imkan ve yetkilerin ne boyutta olduğunu büyük müfessir Fahruddin Razi’den dinleyelim:

“İnsan büyük bir bağlılık ve samimiyetle Allahu Tealâ’ya itaate devam ederse, Allah’ın, onun gözü ve kulağı olurum buyurduğu bir makama yükselir. Allah’ın celal nuru kul için bir kulak olunca, o yakını işittiği gibi uzağı da işitir. Bu nur onun için bir göz olunca, yakını gördüğü gibi uzağı da görür. Ve yine bu nur kul için bir el olunca, o elin zora, kolaya, yakındakine, uzaktakine, her şeye gücü yeter.” (Mefatihu’l-Gayb)

İşte kâmil bir veli, darda kalıp kendisinden yardım isteyen bir mümine ilahi izinden sonra bu nur ile yardımcı olmaktadır. Mesafe ne olursa olsun, kalbi ilahi nur ile cilalanmış kamil bir veli, Allah’ın izni ve dilemesiyle dünyanın her yanını görebilir, her sesi işitebilir, her yana el uzatabilir. Bu, Allahu Tealâ’nın dilediği kulları için kolay ve mümkün. Ancak bu nimeti kime, ne zaman, ne ölçüde vereceğini Cenab-ı Hak tayin eder.

Himmet Samimiyet ve Edebe Bağlıdır

Allah’ın rahmetini çeken en güzel sebep, kalbin samimiyetidir. Allahu Tealâ, isteğinde samimi olmayan gafil kalbin duasını işitir, fakat kabul etmez. Arzu ve istediğinde samimi, sabırlı ve azimli olan kimsenin ise eli boş dönmez. Büyük veli Abdulkerim el-Cilî (K.S.), “İnsan-ı Kamil” kitabında, bütün başarının himmetteki samimiyete bağlı olduğunu belirtiyor ve ekliyor:

“İsteğinde samimi olan kimsenin iki alameti vardır: Yöneldiği ve istediği şeyin olacağına kesin olarak inanmak ve gücü nisbetinde istenen şeylerin gereğini yapmak. Hali böyle olmayan kimseye himmet ve azim sahibi denmez. O sadece boş temenniler ile avunan ve davasında yalancı olan biridir. Böyle bir kimse aradığını bulamaz, sevdiğine kavuşamaz. Onun hali, elinde kalemi, kağıdı olmayan, okuma ve yazmasını da bilmeyen bir kimsenin mektup yazmaya kalkmasına benzer. Bu durumda olan birisi mektubu nasıl yazacak? O, bu şekilde niçin mektub yazmak istiyor ki?”

Himmet Kaderle Sınırlıdır

“Rasulüm de ki: Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim.” (A’raf/188) ayet-i kerimesi, her şeyin Yüce Allah’ın takdirinde olduğunu belirtiyor. Büyük arif İbnu Atâ (K.S.) Hikem adlı eserinde der ki: “Himmetler ne kadar büyük ve hızlı olursa olsun kader sınırlarını geçemez.”

Kâmil mürşid, müridin isteğine değil, Allahu Tealâ’nın onun hakkındaki takdirine bakar. Bir çeşit kader vardır ki onun gerçekleşmesi Allah tarafından kesin hükme bağlanmıştır. Bu hükmü verilen şeyin gerçekleşmesi kaçınılmazdır ve onu dua ve himmet değiştiremez. Bir çeşit kader de vardır ki, onun gerçekleşmesi bazı sebeplere bağlıdır. İşte dua, himmet ve sadaka bu kısımda fayda verir.

Hal böyle olunca, bazılarının: “benim mürşidim gavstır, Allahu Tealâ’dan her ne isterse olur; bir bakışta kâfiri mümin, fasığı muttaki eder, tek başına bir orduyu yener!” demesi doğru değildir. Bunlar Allahu Tealâ’nın kudretinde olan şeylerdir ve zaten Allah dostları, hep ilahi murada uygun şeyleri isterler. Bu konuda büyük veli Mevlâna Halid Bağdadî (K.S.), kendisinden neslinin devamı için dua ve himmet isteyen Akka valisi Abdullah Paşa’ya şu cevabı gönderir:

“Biz kendimizi himmet ehli görmüyoruz. Ancak, öyle olsa bile, istenilen şeyin kaza-i muallak (meydana gelmesi sebeplere bağlanan bir kader) olduğu anlaşılmadan himmet kullanılmaz. Kesin olan kaderi (kaza-i mübrem), değil veliler, peygamberlerin himmeti bile değiştiremez. Onun sonucuna rıza gösterip Allahu Tealâ’ya teslim olmak gerekir. Şunu belirtelim ki, velileri inkardan sakınmak vacip olduğu gibi; onlar hakkında, imanı bozacak kabullenişlerden sakınmak da vaciptir. Bu aşırı ve tehlikeli inanışlar, daha çok velilere güzel zan ve aşırı muhabbet besleyen kimselerde oluyor. Unutmayın ki, şeytan hile ve düzen sahibidir; insanı helake götürecek her yolu dener.” (Mektubat-ı Mevlâna Halid, 7. Mektup)

Himmet Nefse Değil, Hikmete Uygun Olur

Arifler Allahu Tealâ’nın hikmetine aşıktır. İşlerin görünen tarafına değil, sonucuna bakarlar. Onlar kendileri ve talebeleri için hep Allah’a yaklaştıracak sebepleri ararlar. Kulun Allahu Tealâ’ya yaklaşması, nefsinin terbiyesine bağlıdır. Bu terbiye bazen sıhhat ile, bazen de hastalık ile gerçekleşir. Bazı kalb hastalıklarının tedavisi fakirlik, yalnızlık ve çaresizlik ile olur. Kalp katılığı ve gafletin giderilmesi için bazen acı tecrübeler gerekir. Mürid bunları bilmez ve bir sıkıntıya düşünce, kurtulmak için mürşidinden himmet ve dua ister. Mürşid feraset nuru ve ilahi bir ilimle, o sıkıntının müridin derdine ilaç olduğunu görür ve onu Allah’a yaklaştırdığını bilir; kısaca “dua ederiz” der. Mürid de, o derdin hemen biteceğini düşünür. Halbuki mürşid-i kâmil, Allahu Tealâ-’dan o sıkıntının devamını istemektedir. Çünkü, müritteki gafletin ilacı o sıkıntının içindedir. Hastaya ilacını içirmemek dostluk değil, ihanet olur.

Önce Hizmet, Sonra Himmet

Mürid: “himmet efendim!” dedikçe, mürşid: “önce hizmet evladım!” der. Arifler demişlerdir ki: Mürşidin himmeti, müridin gayretine göre olur. Tarlasında güzel ekin isteyen bir kimseye düşen ilk iş, tarlayı temizlemek ve uygun tohumu oraya güzelce ekmek, peşinden de gerekli sulamayı yapmaktır. Bundan sonrası elini açıp hayırlısını istemek zamanıdır. Bunları yapmayan bir kimse, dünyadaki bütün velileri dolaşsa ve iyi mahsul için dua talep etse, tarlasında ekin değil, ancak diken biter.


Semerkand Dergisi / Ocak - 2000




Çevrimdışı Kalender

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 5.701
  • Konu: 1190
  • Derviş: 1
  • Teşekkür: 212
Ynt: Himmet
« Cevapla #5 : 27/08/08, 03:20 »
Allah (cc) razı olsun, çok faydalı bilgiler, emeğinize sağlık.. :X06 X:33X


"Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez." Mevlana (K.S.)

Çevrimdışı Mesakin

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 459
  • Konu: 52
  • Derviş: 899
  • Teşekkür: 3
Ynt: Himmet
« Cevapla #6 : 27/08/08, 17:34 »
  "Bir çekirge ayağı"  buyuruyor Halifemiz Muhammed  SAKİ , BİR TEBESSÜM KATKI RİCA EDİYOR EFENDİM   Size layık  değil Efendim
bizim günaha bulaşan halimiz , SİZDEN gelen her söz SERİMİZDE TAC, DERDİMİZE İLAC, Lakin SİZLER öyle  NAİF bir lisanla kusurumuzu yüzümüze çarpmadan
bizleri Tedavi ediyorsunuz ki Biz bir çekirge ayağı kadar hizmet gayreti gösterirken SİZ BİZE HER SIKINTIMIZI unutturacak Kadar ZEMZEM ikram ediyorsunuz.
NURDAN SESİNİZİZLE ,VALLAHİ SİZİ BULANLAR HİÇ BİR ZAMAN YOLUNU ŞAŞIRMAZ,YETER Kİ SİZ ONLARA Bir damla ZEM ZEM içirin,ZEM ZEM   Vucuddan TERLE  AYRILIR,KALAN Mineraller ise KANA KARIŞIP MAYALANIR.



Çevrimdışı aksagülleri

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 14
  • Konu: 1
  • Derviş: 2090
  • Teşekkür: 0
    • AKSAGÜLLERİ
Himmet
« Cevapla #7 : 29/10/08, 15:35 »
Üzerinde çokça tartışılan kavramlardan biri de himmet. Tasavvufî yaşantı sahiplerinin sıkça kullandığı himmet nedir? Niçin tartışma konusu yapılıyor, neresi yanlış anlaşılıyor? Himmet kavramını kullananlar niçin ve nasıl kullanıyor?..

Üzerinde çokça tartisilan kavramlardan biri de himmet. Tasavvufî yasanti sahiplerinin sikça kullandigi himmet nedir? Niçin tartisma konusu yapiliyor, neresi yanlis anlasiliyor? Himmet kavramini kullananlar niçin ve nasil kullaniyor?

Himmet, kelime manasiyla kalbi, iradeyi, duygu ve düsünceyi bir noktaya toplayip, tek hedefe yönelmek demek. Kelime kökü Arapça “hemm”. Hemm, iyi olsun kötü olsun, herhangi bir seyi yapmaya yönelmek, himmet ise, kiymetli, serefli ve güzel seylere yönelmek manasini tasiyor.

Kelime manasiyla düsündügümüzde, her in-sanin azmettigi ve gayretini yönelttigi bir hedefi mevcut. Insanlarin kimi sadece karnina, kimi de kalbine yöneliyor. Herkesin kiymeti de yöneldigi seye göre ölçülüyor. Buradan hareketle, derdi yalnizca dünya olanin Allah katinda hiçbir kiymeti olmaz. Hedefi Allah rizasi olanin ise, kiymeti kelimelerle ölçülemez.

Bugün günlük hayatimizda himmet deyince akla yardim ve destek geliyor. ‘Falanin himmetiyle müskilim çözüldü’ derken, bana sagladigi destekle sikintidan kurtuldum demeyi kastediyoruz. Böyle bir himmeti inkar eden yok. Çünkü bütün insanlik, birbirine muhtaç bir halde yaratilmistir. Zayiflar güçlülere, fakirler zenginlere, hastalar doktorlara, cahiller alimlere muhtaç edilmis; kendisine maddi-manevi imkan ve nimet verilenler de, onu muhtaçlara ulastirmakla görevlendirilmistir.

Velilerin Himmeti

Çokça tartisilan velilerin ve kâmil mürsidlerin himmeti meselesine gelince; buna mürsidin teveccühü, manevi tasarrufu, nazari, feyzi ve duasi da denir.

Velilerin uzaktaki kimselere himmet etmesine ve tasarrufta bulunmasina bazilari itiraz ediyor. Mesele, ruhani alemde ruh vasitasi ile cereyan ettigi için, maddi sartlara mahkum olmus akil onu anlamakta zorlaniyor. Çünkü bu himmet ve yardim farkli boyutlarda, bilinen zaman ve mesafe ölçüleri disinda tezahür ediyor. Bu nedenle onu bizzat tecrübe etmeyenler, olduguna inanmak ve olayi anlamak için delil ve izah istemekteler. Bunda haklilar. Biz de meseleyi isin ehline ve onu tecrübe edenlere soracagiz. Bu konudaki delilleri ortaya koyacagiz. Yanlis anlama ve uygulamalari tesbit edecegiz.

Tasavvuf erbabina göre himmet; kulun kendisini veya baskasini bir hayra ulastirmak, bir serden korumak veya bir kemâli ele geçirmek için bütün ruhanî gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-i Hakk’a yönelmesidir. (Cürcani)

Himmet, ilahi nurla temizlenmis ve takva ile yücelmis ruhlarin Allah’in izniyle muhtaç kullara yardim etmesidir. Bu âli ruhlar zamana bagli degildir, mekan ile sinirlanmazlar. Maddi sartlar en-gel olmaz onlara. Himmet, kâmil velilere emanet edilmis ilahi bir nurdur. O nur ile yol alir, hak yolcularini terbiye ve takviye ederler.

Himmet, Allah’in bir rahmetidir. Himmet ehli, bir rahmeti yerine ulastirmakla görevli Allah’in dostudur. Kur’an ifadesiyle onlara “cündullah (Allah’in askerleri)” denir. Sayilarini, yerlerini ve görevlerini ancak Allah bilir. (Müddessir/31) Onlar, meleklerden ve kâmil müminlerden olusur. Cenab-i Hak, onlar vasitasiyla dilediklerine yardim edip, müsküllerini çözer. Aslinda kuluna destek veren ve müskülünü çözen Allah’tir. Peygamber olsun, veli olsun, diger varliklar vasitadan baska bir sey degildir. Bu hakikati Rasulullah (A.S.) Efendimiz söyle ifade buyuruyor: “Asil veren Allah’tir, ben ise verileni taksim edip yerine ulastirmakla görevliyim.” (Buhari, Müslim)

Ilahi Ikram

Müttakilere Allah tarafindan verilen bir sermaye, ilahi bir emanettir himmet. Allah’in sevdiklerine ikrami, ilahi askin meyvesi, takva sahiplerine bir hediyedir. Allahu Tealâ, sevdiklerine yaptigi bu ikrami meshur bir kudsi hadiste söyle bildiriyor:

“Ben, farz ve nafile ibadetlerle bana yaklasan kulumu sevdigim zaman, onun gören gözü, isiten kulagi, tutan eli, yürüyen ayagi olurum. O benimle görür, benimle isitir, benimle tutar, benimle yürür. Bana siginirsa onu himaye ederim. Benden bir sey isterse kendisine veririm.” (Buhari, Ibnu Mace, Ahmed)

Iste velilerin ulastigi bütün keramet ve himmet bu hadiste özetleniyor. Bu hadiste Allah dostlarina verilen imkan ve yetkilerin ne boyutta oldugunu büyük müfessir Fahruddin Razi’den dinleyelim:

“Insan büyük bir baglilik ve samimiyetle Allahu Tealâ’ya itaate devam ederse, Allah’in, onun gözü ve kulagi olurum buyurdugu bir makama yükselir. Allah’in celal nuru kul için bir kulak olunca, o yakini isittigi gibi uzagi da isitir. Bu nur onun için bir göz olunca, yakini gördügü gibi uzagi da görür. Ve yine bu nur kul için bir el olunca, o elin zora, kolaya, yakindakine, uzaktakine, her seye gücü yeter.” (Mefatihu’l-Gayb)

Iste kâmil bir veli, darda kalip kendisinden yardim isteyen bir mümine ilahi izinden sonra bu nur ile yardimci olmaktadir. Mesafe ne olursa olsun, kalbi ilahi nur ile cilalanmis kamil bir veli, Allah’in izni ve dilemesiyle dünyanin her yanini görebilir, her sesi isitebilir, her yana el uzatabilir. Bu, Allahu Tealâ’nin diledigi kullari için kolay ve mümkün. Ancak bu nimeti kime, ne zaman, ne ölçüde verecegini Cenab-i Hak tayin eder.

Himmet Samimiyet ve Edebe Baglidir

Allah’in rahmetini çeken en güzel sebep, kalbin samimiyetidir. Allahu Tealâ, isteginde samimi olmayan gafil kalbin duasini isitir, fakat kabul etmez. Arzu ve istediginde samimi, sabirli ve azimli olan kimsenin ise eli bos dönmez. Büyük veli Abdulkerim el-Cilî (K.S.), “Insan-i Kamil” kitabinda, bütün basarinin himmetteki samimiyete bagli oldugunu belirtiyor ve ekliyor:

“Isteginde samimi olan kimsenin iki alameti vardir: Yöneldigi ve istedigi seyin olacagina kesin olarak inanmak ve gücü nisbetinde istenen seylerin geregini yapmak. Hali böyle olmayan kimseye himmet ve azim sahibi denmez. O sadece bos temenniler ile avunan ve davasinda yalanci olan biridir. Böyle bir kimse aradigini bulamaz, sevdigine kavusamaz. Onun hali, elinde kalemi, kagidi olmayan, okuma ve yazmasini da bilmeyen bir kimsenin mektup yazmaya kalkmasina benzer. Bu durumda olan birisi mektubu nasil yazacak? O, bu sekilde niçin mektub yazmak istiyor ki?”

Himmet Kaderle Sinirlidir

“Rasulüm de ki: Ben, Allah’in dilediginden baska kendime herhangi bir fayda ve zarar verecek güce sahip degilim.” (A’raf/188) ayet-i kerimesi, her seyin Yüce Allah’in takdirinde oldugunu belirtiyor. Büyük arif Ibnu Atâ (K.S.) Hikem adli eserinde der ki: “Himmetler ne kadar büyük ve hizli olursa olsun kader sinirlarini geçemez.”

Kâmil mürsid, müridin istegine degil, Allahu Tealâ’nin onun hakkindaki takdirine bakar. Bir çesit kader vardir ki onun gerçeklesmesi Allah tarafindan kesin hükme baglanmistir. Bu hükmü verilen seyin gerçeklesmesi kaçinilmazdir ve onu dua ve himmet degistiremez. Bir çesit kader de vardir ki, onun gerçeklesmesi bazi sebeplere baglidir. Iste dua, himmet ve sadaka bu kisimda fayda verir.

Hal böyle olunca, bazilarinin: “benim mürsidim gavstir, Allahu Tealâ’dan her ne isterse olur; bir bakista kâfiri mümin, fasigi muttaki eder, tek basina bir orduyu yener!” demesi dogru degildir. Bunlar Allahu Tealâ’nin kudretinde olan seylerdir ve zaten Allah dostlari, hep ilahi murada uygun seyleri isterler. Bu konuda büyük veli Mevlâna Halid Bagdadî (K.S.), kendisinden neslinin devami için dua ve himmet isteyen Akka valisi Abdullah Pasa’ya su cevabi gönderir:

“Biz kendimizi himmet ehli görmüyoruz. Ancak, öyle olsa bile, istenilen seyin kaza-i muallak (meydana gelmesi sebeplere baglanan bir kader) oldugu anlasilmadan himmet kullanilmaz. Kesin olan kaderi (kaza-i mübrem), degil veliler, peygamberlerin himmeti bile degistiremez. Onun sonucuna riza gösterip Allahu Tealâ’ya teslim olmak gerekir. Sunu belirtelim ki, velileri inkardan sakinmak vacip oldugu gibi; onlar hakkinda, imani bozacak kabullenislerden sakinmak da vaciptir. Bu asiri ve tehlikeli inanislar, daha çok velilere güzel zan ve asiri muhabbet besleyen kimselerde oluyor. Unutmayin ki, seytan hile ve düzen sahibidir; insani helake götürecek her yolu dener.” (Mektubat-i Mevlâna Halid, 7. Mektup)

Himmet Nefse Degil,

Hikmete Uygun Olur

Arifler Allahu Tealâ’nin hikmetine asiktir. Islerin görünen tarafina degil, sonucuna bakarlar. Onlar kendileri ve talebeleri için hep Allah’a yaklastiracak sebepleri ararlar. Kulun Allahu Tealâ’ya yaklasmasi, nefsinin terbiyesine baglidir. Bu terbiye bazen sihhat ile, bazen de hastalik ile gerçeklesir. Bazi kalb hastaliklarinin tedavisi fakirlik, yalnizlik ve çaresizlik ile olur. Kalp katiligi ve gafletin giderilmesi için bazen aci tecrübeler gerekir. Mürid bunlari bilmez ve bir sıkıntıya düsünce, kurtulmak için mürsidinden himmet ve dua ister. Mürsid feraset nuru ve ilahi bir ilimle, o sikintinin müridin derdine ilaç oldugunu görür ve onu Allah’a yaklastirdigini bilir; kisaca “dua ederiz” der. Mürid de, o derdin hemen bitecegini düsünür. Halbuki mürsid-i kâmil, Allahu Tealâ-’dan o sikintinin devamini istemektedir. Çünkü, müritteki gafletin ilaci o sikintinin içindedir. Hastaya ilacini içirmemek dostluk degil, ihanet olur.

Önce Hizmet, Sonra Himmet

Mürid: “himmet efendim!” dedikçe, mürsid: “önce hizmet evladim!” der. Arifler demislerdir ki: Mürsidin himmeti, müridin gayretine göre olur. Tarlasinda güzel ekin isteyen bir kimseye düsen ilk is, tarlayi temizlemek ve uygun tohumu oraya güzelce ekmek, pesinden de gerekli sulamayi yapmaktir. Bundan sonrasi elini açip hayirlisini istemek zamanidir. Bunlari yapmayan bir kimse, dünyadaki bütün velileri dolassa ve iyi mahsul için dua talep etse, tarlasinda ekin degil, ancak diken biter.




Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
RASULÜN
CANI YANMIŞ...BENİM CANIM MI TATLI...

Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Ynt: Himmet
« Cevapla #8 : 29/10/08, 16:39 »
 :X06


Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı aşk yolcusu

  • Üye
  • **
  • İleti: 129
  • Konu: 5
  • Derviş: 1962
  • Teşekkür: 0
Ynt: Himmet
« Cevapla #9 : 29/10/08, 19:31 »
illaaaaa himmet................


menzili anlatmak için denize dalmalısın yazmak kimin gücüne okyanus olmalısın..

Çevrimdışı Münhâsır

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 303
  • Konu: 5
  • Derviş: 1386
  • Teşekkür: 0
Ynt: Himmet
« Cevapla #10 : 29/10/08, 23:30 »
"Sık-sık" ihtiyaç hâsıl olduğu nasıl da belli...



Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Yanıt: Himmet
« Cevapla #11 : 27/03/09, 22:23 »
Allah(c.c) razı olsun. :X06



Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.563
  • Konu: 1902
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 362
Yanıt:Himmet
« Cevapla #12 : 13/11/09, 15:57 »

Allah’ın rahmetini çeken en güzel sebep, kalbin samimiyetidir.

Arifler demislerdir ki: Mürsidin himmeti, müridin gayretine göre olur. Tarlasinda güzel ekin isteyen bir kimseye düsen ilk is, tarlayi temizlemek ve uygun tohumu oraya güzelce ekmek, pesinden de gerekli sulamayi yapmaktir. Bundan sonrasi elini açip hayirlisini istemek zamanidir. Bunlari yapmayan bir kimse, dünyadaki bütün velileri dolassa ve iyi mahsul için dua talep etse, tarlasinda ekin degil, ancak diken biter.

Allah razı olsun.

 :X06


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Yanıt:Himmet
« Cevapla #13 : 30/11/09, 01:49 »
Himmet Nefse Değil, Hikmete Uygun Olur

Arifler Allahu Tealâ’nın hikmetine aşıktır. İşlerin görünen tarafına değil, sonucuna bakarlar. Onlar kendileri ve talebeleri için hep Allah’a yaklaştıracak sebepleri ararlar. Kulun Allahu Tealâ’ya yaklaşması, nefsinin terbiyesine bağlıdır. Bu terbiye bazen sıhhat ile, bazen de hastalık ile gerçekleşir. Bazı kalb hastalıklarının tedavisi fakirlik, yalnızlık ve çaresizlik ile olur. Kalp katılığı ve gafletin giderilmesi için bazen acı tecrübeler gerekir. Mürid bunları bilmez ve bir sıkıntıya düşünce, kurtulmak için mürşidinden himmet ve dua ister. Mürşid feraset nuru ve ilahi bir ilimle, o sıkıntının müridin derdine ilaç olduğunu görür ve onu Allah’a yaklaştırdığını bilir; kısaca “dua ederiz” der. Mürid de, o derdin hemen biteceğini düşünür. Halbuki mürşid-i kâmil, Allahu Tealâ-’dan o sıkıntının devamını istemektedir. Çünkü, müritteki gafletin ilacı o sıkıntının içindedir. Hastaya ilacını içirmemek dostluk değil, ihanet olur.


� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı Bi_iznillah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 5.854
  • Konu: 896
  • Derviş: 5324
  • Teşekkür: 179
    • KEND!MCE(Bi_iznillah)
Okundu: Himmet
« Cevapla #14 : 04/04/13, 14:59 »
mevlam razı ola...



♥ A L L A H I M !
Kalbimizi imanla, Aklımızı marifetinle, Ruhumuzu muhabbetinle,
 Beynimizi tefekkürünle, Cennetimizi Cemâlinle ihya eyle.
Amin Amin Amin ♥ ...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Photoshop Çalışmam - 2 Kıssadan Hisse ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.656 saniyede oluşturulmuştur


HimmetGüncelleme Tarihi: 19/09/19, 06:43 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim