Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan - Mübarek Gün ve Geceler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.031 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.542 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22877 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3106 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan}   Okunma sayısı 3106 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı samyeli

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.290
  • Konu: 142
  • Derviş: 254
  • Teşekkür: 2
Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan
« : 05/09/08, 23:52 »
"O mu bize misafir, biz mi ona, pek bilinmez ama hoşgeldin der baş köşeye otururuz. O bizi ağırlar, biz onu misafir ederiz. Biz onu tutarız, o bizi bırakmaz. Seven kim, sevilen kim? Sevgili Ramazan, hoşgeldin Sevgili'den , hoşbulduk Sevgili'ye.
 
Ramazan geldi. Ne hoş geldi. Daha bir kalabalık olduk gelişiyle, daha neşeli, daha sıcak, fırından yeni çıkmış pide gibi. İftarlık pide gibi.

- Taze bunlaar ! Gönül yakmazsa para yok.

İlk akşamdan çalar kapımızı Ramazan, çalar kapıları. İpek atlas rengârenk giysileri, elinde defi:

- Cümbüş başladı dostlar, haydi düğün evine, haydi teravihe. Gelini almadan önce biraz coşmak gerek. Koşmak, oynamak gerek. Haydi nineler, haydi dedeler, çocuklar, büyüdüğünü zannedenler, babasının beşiğini tıngır mıngır sallayanlar. Haydin namaza.

. . .

Sokaklar cıvıl cıvıl , ışıl ışıl . Büyük sesler, küçük sesler, ayak sesleri, hoplayan, zıplayan... Gürültü mü, melodi mi, ehli kulağa sır değil.

- Bey , yarın da şu camiye gitsek.

- Gideriz inşaAllah.

- Oğlum kaldırımdan yürü.

- Baba önce hangi meleğe selam verecektim?

- Sağdakine .

- Soldaki küsmez mi?

- Küsmez küsmez .

- Kızım elimi bırakma!

- Memed niye tutmuyor?

- O büyük.

- Ooo Rıfkı Bey, hayırlı ramazanlar.

- Siz de hayrına eresiniz inşaAllah.

- İlk iftarda bizdeyiz komşu, sizi de bekliyoruz.

- Olur . Salıya da bizde buluşuruz.

. . .

Düşer milletin önüne Ramazan, defiyle Allah der, yol gösterir. Kandil olur, fener olur. Camiler dolar taşar. Camiler coşar taşar.

- Hanımlar biraz sessiz olalım.

- Diyene bak, hoca sussa hepsi konuşacak...

- Çocuklar koşmayın, yerinize oturun.

- Elinde koku şişesi camiyi dolaşan sensin ama amca.

- Haklısın valla. Uzat elini.

Kokular sürülür eller üstüne, öpülesi eller koku saçar. Omuzdan omuza, dizden dize, gözden göze nur akar. Allahım biz dışımızı süsledik, sen lütfunla içimize güzellik ihsan eyle.

Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim...

Salâtlar, selamlar, ilahiler, vaaz u nasihatler.

. . .

- Muhterem müminler,

Allah'a hamd , O'nun hak ile gönderdiği elçisine salât ve selam olsun ki, ayların sultanına erdik. Bu sultanı Cenab -ı Mevlâ bize bahşetti ki, az bir gayret gösterelim de, Muhammed  aleyhisselatü vesselam ümmetine selamet vesilesi olsun.

Anlatılır ki, müslümanlarla mecusilerin komşu oldukları bir topluluk varmış. Ramazan ayı geldiğinde mecusilerden biri, müslüman komşularına hürmeten açıkta bir şeyler yiyip içmezmiş. Hatta bir gün sokakta elinde bir şeyler yemekte olan oğlunu azarlayıp kulağını çekmiş. Senin hiç mi hürmetin kalmadı? Bu ay Ramazan'dır. Müslümanlar bu ayda oruç tutarlar, demiş. Bu mecusi fani dünyadan göçüp Hâlık'ına döndükten sonra, bir müslüman onu rüyasında görmüş. Ne haldesin, demiş. Cennetteyim, halim-keyfim yerindedir hamd olsun, diye cevap almış. Nasıl olur, sen mecusi değil miydin, diye sormuş müslüman . Dinle, demiş mecusi , melek canımı almaya geldiğinde, yücelerden bir ses geldi, o kulumun canını mecusi olarak almayın, Ramazan'a hürmetinden dolayı ben de ona müslümanlığı bahşettim...

Ey cemaat,

Bu bir darb -ı meseldir. Peki yağmurun altına kendi rızasıyla atılanın hali nedir? Sırılsıklam olur, üzerinde tozdan eser kalmaz. Rabbim'in emri başım üstüne deyip, Ramazan'a hürmet eden de elbet rahmet yağmurundan ıslanır, kalp aynası tozdan kirden temizlenir.

Fırsat kapımızı çaldı. Onu güleryüzle karşılayalım, güleryüzle uğurlayalım ki, gittiği yerde bizi güleryüzle anlatsın. Cenab -ı Rabbü'l - Alemin'in gönderdiği misafire iyi davrandı, başının üstünde tuttu, Allah da onu cennetinde misafir etsin, desin.

Oruç, açlık demek değildir. Görünürde açlık-susuzluktur, hakikatte ise dinini-diyanetini, arzusunun, hevesinin önüne çıkarmaktır. Arzu da, heves de Allah'ın kuludur. Biz de kuluz. Kulun kula kulluğu yakışır mı? Haysiyeti olanın kulluğu yalnız Allah'adır. Bağlarımızdan kurtulmak, hürriyete, selamete ermek için fırsat önümüzdedir, kıymetini bilelim.

Neyse, ezan okundu, sizi fazla bekletmeyelim. Haydin, aşk ile bir kez:

Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasulüh ...

. . .

Tekbirler, kıyamlar, ilk oturuşlar, son oturuşlar, sureler, dualar... İmamın kıraati, mihrabın kavislerinden yol alıp saflara, oradan kubbeye yönelir ve ruhları peşine takıp Arş'a yükselir.

Ramazan mutlu, müminler mutlu.

- Allah kabul etsin.

- Allah kabul etsin.

Cemaat dağılmaz, zaten dağılan şey cemaat olmaz. Sanki bir bedenin uzuvları, bir sonraki vakitte tekrar cem olmak üzere farklı mekânlarda istirahate çekilir. Biri diğerinin varlığını hep hisseder. Bu his onu bütünleştirir. Bütünlük huzurdur, güvendir.

. . .

- Oğlan dokuz yaşına girecek bey, ne dersin sahura kaldıralım mı?

- Kaldıralım , alışsın kerata! Evlendirsek itiraz etmez...

- Yapma bey, o çocuk daha.

- Ben ilk orucumu altı yaşındayken tuttum. Annem baygın baygın dolaştığımı görünce, tamam oğlum tekne orucu sana yeter, hadi bir şeyler ye, dediyse de orucumu bozmadım. Aslında Kadıgilin Abdulcemal , bu oruç tutamaz deyip damarıma basmasaydı� Sonra çok tekne orucu tuttum.

- Sahurda ne istersin?

- Allah ne verirse, gerisi senin mahir ellerine kalmış. Haydi Allah rahatlık versin... Hatun...

- Buyur bey.

- Sahurda ıspanaklı börek ne gider ama...

Kimi uyur, kimi uyumaz, ama kıyamet bundan kopmaz. Birilerinin uyanık olması gerek ki uyuyanları uyandırsın. Seher vakti yola çıkan kervanın tekeri yolda kalmaz.

Güm-be-de-güm, güm-be-de-güm...

Onbir aylık yoldan geldin

Müminlere misafir oldun

Sefa geldin bize geldin

Ey mübarek Ramazan...

Işıklar yanmaya başlar. Bir, iki, üç

Güm-be-de-güm, güm-be-de-güm...

Çalışan kimseler kazanır

Müminler oruca özenir

Oruç sevmeyenler dert kazanır

Sefa geldin ey mübarek Ramazan.

Işıklar çoğaldıkça davulcunun da yüzü ışıldamaya başlar. Görevi ifa etmenin gururuyla daha bir gür vurur davula.

Güm-be-de-güm, güm-be-de-güm...

Evvelin rahmet, evsatın mağfiret

Âhirin cehennemden azat ettirmek

Buyurmuş Hazret-i Muhammed  

Sefa geldin ey mübarek Ramazan.

Sefa gelir, sefa gelir Ramazan, zaten sefadır o. Onu gören şer, utancından saklanacak yer arar. Seheriyle, sahuruyla kucağını açar mümine. Uyan, uyan, der, essavmu hayrun mine'n- nevm , essalatu hayrun mine'n- nevm ...

. . .

Gecenin bir vakti mutfaklardan kokular, cızırtılar, çatal-kaşık sesleri yükselir. Gözlerin güneşsiz görebildiği bir karanlıkta uyanır bütün millet. Rahmet bulutları şendir, yağacak gönül bulmak zor olmaz. Vesileler hazır bekler Arş'a yol tutmak için. Ben falan kulun vesilesiyim. Ben de falanın. Alemlerin Rabbi de zaten hazırdır affetmek için, bağışlayıp lutfetmek için.

- Ellerine sağlık hanım, börek güzel olmuş. Ispanak gibi aziz ol.

- Olurum inşaAllah. Yumurta da kırayım mı? Tok tutar.

- Yok hanım, yok. Sabah sabah o kadar ağırlaşmayalım. Mukabelede uyur kalırım sonra.

- Oğlum gözlerini aç, yüzün gözün reçel olacak.

- Hıı

- Aman da kızım uyanmış! Gel bakayım yanıma.

- Küstüm baba, beni niye uyandırmadınız?

- Abinin yaşına gelince seni de uyandırırız.

- Bana ne. Ben de oruç tutacağım...

- Olur kızım, tut. Sen de yiyerek tutarsın orucunu.

- Hı ?

. . .

Allahu Ekber , Allahu Ekber �

- Hanım ben çıkıyorum. Akşama görüşürüz.

- Tamam bey. Allah yolunu açık etsin.

Kapılar birer birer açılır. Sokakta ayak sesleri, tak tak tak ... Yavaş, güçlü. Yol alan daha bir belli olur sessizlikte. Ama gücü tasarruflu kullanmak gerek, iftara daha çok var. Acele eden yol almaz; yol, sabır taşlarıyla döşenmiştir. Nefs zırhını yarıp öteye geçmek azim ister.

Namazlar, mukabeleler... Güneş yükselmiştir artık. Bir imtihan bekler insanoğlunu. Varlığın kıymeti yoklukla anlaşılacaktır. Tokluğun kıymeti açlıkla. Cennetin dünyayla...

Her şey sıradan bir gün gibi devam eder. Dükkanlar açılır, raflar dizilir. Caddeler dolar. Şöför yolcu taşır. Doktor hasta bakar. Öğretmen ders anlatır. Çöpçü yol süpürür. Köylü mahsul toplar. Usta kalıp çakar. Yazar kaleme sarılır. Ama sinelerde tek bir iş olur.

Saatler ilerledikçe nefs direnmeye başlar. Kaçamak bir yol arar. Bugün değil de yarın yapsak der, şimdi bir sürü iş-güç, yarın daha müsait olur. Bahaneler bulmaya çalışır. Melek seslenir, aman, der, yarının geleceği belli değil. Dünyanın işi-gücü de bitmez. Yola çıktı mı oyalanmamak gerek.

. . .

- Aloo . İftar hazırlığı yaptın mı hanım?

- Dur hele bey, daha öğlen vakti. Kur'an'dan yeni geldim. Öğleni kılayım, başlarım hazırlığa.

- Kaç saat var iftara?

- Senin saatin yok mu?

- Benimki daha çok var diyor. 6 saat 23 dakika...

- Sabret , sabret. Başlangıcı biraz zor olur.

- Ayranlı çorba da yap olur mu? Yaprak dolması. Şöyle bolca bir salata. Çay da hazır olsun. Tamam mı?

- Tamam Bey?

- Buyur .

- Sana sormadan bir iş yaptım ?!

- Hayırdır ?

- Oğlanın okuldan bir arkadaşım var. Kocası kazada ölmüş. Çocuklarını okutmaya çalışıyor. Sessiz, gariban bir kadın. Onu da iftara çağırdım.

- İsabet olmuş hanım, ne zaman istersen çağır.

Fakirin davet edilmediği sofradan hayır mı gelir? Lokmalar boğaza dizilir de isyan ederler. Vicdansızı beslemek bize ardır, utançtır; bizden hayır değil, ancak bela gelir, derler.

Para parayı çeker, dua duayı. Kese doldukça ağırlaşır, gönül doldukça hafifler. Bu, herkesin kendisiyle güreştiği er meydanıdır. Pehlivan, kendi sırtını yere getirene denir.

. . .

Vakit yaklaştıkça zaman hiç geçmeyecekmiş gibi gelir. Haydi bir adım daha, bir adım daha, az kaldı.

Sofralar kurulmaya başlamıştır senin için. Örtüler serilir, işlemesi en güzellerinden. Yalnızca özel anlar için saklanan tabaklar, bardaklar hazırlanır. Çatallar, kaşıklar dizilir. Dumanı tüter tencerelerin, çay kaynamaya başlar

Seni yücelttiği kadar yüceltebildin mi O'nu? O münezzehtir, müstağnidir.

Ya sen?

. . .

Misafirler karşılanır, yer gösterilir. Artık son bir haberi bekleyen gözler muhabbette, dil suskun. Müjde gelir gelmez bayram başlayacak.

Hurma, ağırbaşlı tavrıyla masanın ortasında, kâse küçük, ama görevi büyük. Sünnet, diyor, sünnet müslüman ... O'na uy ki Allah sevsin seni. O'nun, huzur-u ilâhide elini bir müminin omuzuna koyup, bu ümmetimdendir Rabbim, senin kulundur, demesi ne hoş...

. . .

- Babaa , caminin ışıkları yandı! Baba?! Işıklar yandı.

. . .

Hoş geldin sevgili Ramazan. Ne güzel geldin...

"

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/hosgeldin-ya-sehri-ramazan-t4017.0.html



Bir El Tut ki, O da Seni Tutsun.

Çevrimdışı Gönül Mihmanım

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.810
  • Konu: 230
  • Derviş: 4163
  • Teşekkür: 28
Okundu: Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan
« Cevapla #1 : 17/08/12, 15:50 »


Aminnn inşaAllah..


Birdaki Ramazan-i şerife kavuşuruz inşaAllah..:((


Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Terleme depresyonu tetikliyor Öfke aklı örter! ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.482 saniyede oluşturulmuştur


Hoşgeldin Ya Şehr-i RamazanGüncelleme Tarihi: 24/07/19, 12:26 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim