İbrahim bin ethem ve ceylan - Kıssalar ve Menkıbeler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.059 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.636 yorum yapıldı. Bugün 3 konu ve 4 ileti gönderildi.. Toplam : 22906 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, İbrahim bin ethem ve ceylan, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 8257 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{İbrahim bin ethem ve ceylan}   Okunma sayısı 8257 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.736
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
İbrahim bin ethem ve ceylan
« : 07/04/08, 11:01 »
İbrâhim bin Edhem, önceleri Belh'te saltanat ve debdebeye düşkün bir hükümdardı. Onu bu düşkünlükten kurtarıp âhiretini de ihyâ edebilmesi için, devrin ârif ve sûfîlerinden zaman zaman kendisine ibretli îkâzlar yapılıyordu. Nitekim meşhur rivâyete göre bir gece sarayının damında birtakım acaip gürültüler duymuş, uyuyamayıp merakla seslenmişti:
"- Orada ne yapıyorsunuz?"
Garip bir cevap verildi:
"- Devemizi kaybettik, onu arıyoruz!"
İbrâhim bin Edhem kızdı:
"- Damda deve aranır mı hiç?"
Bu seferki cevap ise pek mânidar ve ibretli idi:
"- Ey İbrâhim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da, şu yaşadığın dünyevî şatafat ve debdebe içinde ebedî saâdetin aranamayacağını niçin düşünmüyorsun?"
Diğer ibretli îkâzlara nazaran bu sözler, İbrâhim bin Edhem'e bir hayli tesir etti. Ancak bir müddet sonra bunu da unuttuğundan hâlinde herhangi bir değişiklik görülmedi.
Günler böylece gelip geçerken İbrâhim bin Edhem, birgün maiyyetiyle birlikte ceylan avına çıktı. Bir ara maiyyetinden ayrıldı. Pür-dikkat iyi bir av arıyordu ki, kulağına "Uyan!" diye bir ses geldi. Pek aldırmadı. Aynı ses bir daha tekrarlandı, sonra bir daha... Sonra her taraftan benzer sesler duymaya başladı. Sesler:
"- Ölüm seni uyandırmadan sen kendin uyan!" diyordu.
İbrâhim bin Edhem hem şaşırdı hem de korktu. Ancak o sırada karşısına güzel bir ceylan çıktı. Bunun üzerine İbrâhim bin Edhem o nazlı hayvanı avlama heyecanına düştü. Biraz evvel duyduğu sözleri unutup sadağından bir ok çıkardı ve yayına sürdü. Nişan aldı. Tam oku fırlatacaktı ki, nazlı ceylan gözlerini İbrâhim bin Edhem'e dikip dile geldi:
"- Ey İbrâhim! Rahmân olan Allâh, beni avlayasın diye mi seni yarattı?"
İbrâhim bin Edhem baştan ayağa titredi. Gözleri bulut bulut oldu, atından atlayıp secdeye kapandı; tevbe etti. Cenâb-ı Hakk'a yalvardı:
"Ey lutf u keremi sonsuz olan Allâh'ım! Benim hâlime de nazar kıl! Nice zamandır debdebe içinde ömür nefeslerimi zâyî etmişim... Ey Allâh'ım! Lutfunla gönlümü yıka; kalbimde muhabbetinden başka bir şey bırakma!"
Artık İbrâhim bin Edhem, gözlerini bambaşka bir âleme açmış, ilâhî bir iklîmin temâşâsına dalmıştı. İşte bu temâşâ, ondaki diğer güzellik telâkkîlerini tamamen silivermişti. Böylece her sabah ihtimâmla giydiği saltanat elbiseleri ve göğsünü kabartan Belh sultanlığı, artık gönlünde bütün ihtişâm ve süsünü, hâsılı bütün ehemmiyetini kaybetti ve gözüne iğreti görünmeye başladı.
Bu hâlet içinde gözleri tevbe yaşlarıyla nemli, yüreği nedâmet ateşleriyle yanık olan İbrâhim bin Edhem, sahrâlara doğru yola koyuldu. Hayli yürümüştü ki, bir çobana rastladı. Derhal yanına vardı ve kendi libâsına mukâbil onun abasını alıp üstüne geçirdi. O anda gönlünde büyük bir rahatlık hissetti. Çoban ise bu hâl karşısında şaşkına dönmüştü. İçinden: "Pâhişâhımız herhâlde aklını yitirmiş olmalı..." diyordu. Oysa İbrâhim bin Edhem aklını yitirmemiş, bilâkis aklı başına gelmişti. O, ceylan avına çıkmış, ancak Allâh Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı...
KISSADAN HİSSE
Dünyâ ile âhiretten birini tercih etme söz konusu olduğunda âhireti seçenler, ebediyyet sultânı olarak sonsuz mükâfatlara nâil olurlar. Ancak dünyâyı seçenler bu âlemde zâhiren sultan da olsalar, hakîkatte ebedî âlemin, ellerine hiçbir şey geçmeyecek olan dilencileri hükmündedirler. İşte bu sırrı anlayan İbrâhim bin Edhem, kendi ıslâhının ancak hükümdarlığı bırakmaktan geçtiğini görünce, bu fedâkârlığı ve ferâgati yapmış ve bir ebediyyet sultânı olmuştur. Onun karşısına çıkan kendisini îkâz edici sebepler ise, bir bakıma gönlünde bulunan ihlâs ve samimiyet cevherinin bir bereketidir. Daha doğrusu onun gönül hâli, ilâhî iklîme adım attıracak sebeplerin karşısına çıkmasına ve Hakk'ın yüce tecellîlerine nâiliyyetine, sultanlığı terk gibi büyük bir ferâgatin kendisine kolaylaştırılmasına ve nihâyet bir lâhzada nice ihsânlara ermesine vesîle olmuştur. Bu hâli şâir ne güzel hülâsa eder:
Hak tecellî eyleyince her işi âsân eder;
Halk eder esbâbını, bir lâhzada ihsân eder.


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/ibrahim-bin-ethem-ve-ceylan-t939.0.html



Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .

Çevrimdışı HERCAİ

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 359
  • Konu: 49
  • Derviş: 159
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #1 : 07/04/08, 14:24 »
Allah razı olsun abi güzel bir kıssa :X06



Çevrimdışı sergüzeşt

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 431
  • Konu: 14
  • Derviş: 83
  • Teşekkür: 1
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #2 : 07/04/08, 17:43 »


O, ceylan avına çıkmış, ancak Allâh Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı... :X06



Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #3 : 16/07/08, 20:52 »
GERÇEK TAHSİL



Sâmi Efendi Hazretleri, Daru'l-Fünûn Hukuk Fakültesi'ni yeni bitirmişti.


Onun güzel hâlini ve tertemiz sîretini pek beğenen bir Allâh dostu:


"- Evlâdım, bu tahsîl de güzeldir ama, sen asıl tahsîli ikmâl etmeye bak.


Seni irfân mektebine kaydedelim, orada da gönül ilimlerini ve âhiret sırlarını öğren." dedi.


Ardından ekledi:


"- Evlâdım, o mektebde nasıl eğitim yaparlar, ne öğretirler bilemem.


Ama bildiğim bir şey var ki, bu tahsîlin ilk dersi incitmemek, son dersi de incinmemektir..."
__________________



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #4 : 16/07/08, 20:53 »
GERÇEK TAHSİL


HİSSE:

İncitmemek, nispeten kolaydır.

Ama incinmemek elde değildir.

Zîrâ o, bir gönül işidir.

Dolayısıyla incinmemek, ancak fânîlerden gelen ve kalblere saplanan zehirli okların tesirsiz kalması ile mümkündür.

Bu da, nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesinin kemâlindeki seviye nisbetindedir.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Tâif'te taşlanıp hakâret gördüğünde melekler:

"- Ey Allâh'ın Rasûlü! Dilersen şu iki dağı birbirine çarpıp buranın zâlim halkını helâk edelim." demişlerdi.

Ancak o âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan yüce Peygamber, meleklerin bu teklifini kabul etmediği gibi şefkat ve merhamet duyguları içerisinde mübârek yüzünü Tâif tarafına çevirdi ve ahâlisinin hidâyet bulmaları için duâ eyledi.



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #5 : 16/07/08, 20:55 »
Bir Peygamber âşığı olan Hallâc-ı Mansûr da taşlanırken:

"- Allâh'ım! Bunlar bilmiyorlar, benden evvel onları affet!" diye duâ etmiştir.

Bu, gerçek tahsîl ile, yâni mânevî terbiye neticesinde elde edilen kalb-i selîme âit bir hâldir.

Ebu'l-Kâsım el-Hakîm'e, kalb-i selîmin sıfatlarını sorduklarında şunları söylemiştir:

"Kalb-i selîmin üç vasfı vardır:

Birincisi incitmeyen bir kalb,

İkincisi incinmeyen bir kalb,

Üçüncüsü de iyiliği Allâh'ın rızâsı için yapıp karşılığını beklemeyen bir kalb...

Zîrâ bir mümin, Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna, hiç kimseye eziyet etmeyince verâ ile; kalbini Rabbe yöneltip kimseden incinmeyince vefâ ile; yaptığı sâlih amellere herhangi bir fânîyi ortak etmeyince de ihlâs ile gelir..."

Şâir ne güzel söyler:

Cihân bâğında ey âşık budur maksûd-i ins ü cin;
Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin!



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #6 : 16/07/08, 20:57 »


MÂNEVÎ TERBİYEDE METOD


Şâh-ı Nakşibend Hazretleri, tasavvufta kalbi tasfiye ve nefsi tezkiye hususunda dikkat ettiği incelikleri şöyle beyan buyurmuşlardır:

"- Bizler mürîdi gerekli olduğu tarzda, yâni onun içinde bulunduğu hâle göre terbiye ederiz.

Îcâbında cezbe, îcâbında sülûk yolunu tercih ederiz.

Biliriz ki, sohbetimize gelenlerin bazılarının gönüllerinde muhabbet tohumu vardır, bazılarında yoktur veya dünyevî ve nefsânî alâkalardan dolayı çürümüştür.

İşte bizim vazîfemiz, bu fânî alâkaları temizlemek ve gönle muhabbet tohumu ekmek, ekilmiş olanları da hakîkat zemzemiyle sulayıp yeşerterek mârifetullâh güneşiyle bir ihlâs fidanı hâline getirmektir.

Zikir telkînine gelince, o, bir kimsenin eline çakmak taşı vermek gibidir.

Bundan sonraki netice, yâni çakmak taşını çakıp da aşk çırasını tutuşturmak işi, mürîde kalmıştır."



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #7 : 16/07/08, 20:58 »
SÖZÜN ÖZÜ:

Nasıl ki, bedene âit hastalıklar muhtelif ve onların tedâvî yolları da birbirinden farklı ise, rûha ve gönle âit hastalıklar da böyledir.

Bu bakımdan firâset ve basîret sahibi Allâh dostları, mânevî terbiyede muhâtablarının durumlarına göre teşhis ve tedâvî yolunu tercih ederler.

Kimine İbrâhim bin Edhem'de görüldüğü gibi:

"Tacı ve tahtını terket!" tavsiyesinde bulunurlarken, kimine de Fâtih Sultan

Mehmed Han'da olduğu gibi:

"Eğer bu vazifeyi bırakırsan ve senden daha liyâkatlisi de gelmezse, vebâle girersin!" îkâzında bulunarak, irşad ve teveccühlerini onların bulundukları makâmda devam ettirirler.

Kimini su ile, kimini ateşle imtihân ederler.

Dolayısıyla nasıl ki, bedenî bir hastalıkla muzdarip kimsenin şifaya kavuşması için tabîbe teslîmiyeti ve verdiği reçeteyi tatbik etmesi zarurî ise, kalbî hastalıklarda da durum aynıdır; hattâ daha hassastır.

Zîrâ beden tedâvîsindeki ihmâl, sadece bu dünyaya yönelik bir zarara uğratır; ancak gönül tedâvîsindeki ihmâl ise, ebedî bir hayatı hüsrân eyler.




Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #8 : 16/07/08, 20:59 »
İBRAHİM BİN EDHEM ve CEYLÂN


İbrâhim bin Edhem, önceleri Belh'te saltanat ve debdebeye düşkün bir hükümdardı.

Onu bu düşkünlükten kurtarıp âhiretini de ihyâ edebilmesi için, devrin ârif ve sûfîlerinden zaman zaman kendisine ibretli îkâzlar yapılıyordu.

Nitekim meşhur rivâyete göre bir gece sarayının damında birtakım acaip gürültüler duymuş, uyuyamayıp merakla seslenmişti:

"- Orada ne yapıyorsunuz?"

Garip bir cevap verildi:

"- Devemizi kaybettik, onu arıyoruz!"

İbrâhim bin Edhem kızdı:

"- Damda deve aranır mı hiç?"

Bu seferki cevap ise pek mânidar ve ibretli idi:

"- Ey İbrâhim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da, şu yaşadığın dünyevî şatafat ve debdebe içinde ebedî saâdetin aranamayacağını niçin düşünmüyorsun?"



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #9 : 16/07/08, 21:00 »
Diğer ibretli îkâzlara nazaran bu sözler, İbrâhim bin Edhem'e bir hayli tesir etti.

Ancak bir müddet sonra bunu da unuttuğundan hâlinde herhangi bir değişiklik görülmedi.

Günler böylece gelip geçerken İbrâhim bin Edhem, birgün maiyyetiyle birlikte ceylan avına çıktı.

Bir ara maiyyetinden ayrıldı.

Pür-dikkat iyi bir av arıyordu ki, kulağına "Uyan!" diye bir ses geldi. Pek aldırmadı.

Aynı ses bir daha tekrarlandı, sonra bir daha...

Sonra her taraftan benzer sesler duymaya başladı. Sesler:

"- Ölüm seni uyandırmadan sen kendin uyan!" diyordu.

İbrâhim bin Edhem hem şaşırdı hem de korktu. Ancak o sırada karşısına güzel bir ceylan çıktı.


Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #10 : 16/07/08, 21:01 »
Bunun üzerine İbrâhim bin Edhem o nazlı hayvanı avlama heyecanına düştü.

Biraz evvel duyduğu sözleri unutup sadağından bir ok çıkardı ve yayına sürdü.

Nişan aldı.

Tam oku fırlatacaktı ki, nazlı ceylan gözlerini İbrâhim bin Edhem'e dikip dile geldi:

"- Ey İbrâhim! Rahmân olan Allâh, beni avlayasın diye mi seni yarattı?"

İbrâhim bin Edhem baştan ayağa titredi.

Gözleri bulut bulut oldu, atından atlayıp secdeye kapandı; tevbe etti.

Cenâb-ı Hakk'a yalvardı:

"Ey lutf u keremi sonsuz olan Allâh'ım! Benim hâlime de nazar kıl!

Nice zamandır debdebe içinde ömür nefeslerimi zâyî etmişim...

Ey Allâh'ım! Lutfunla gönlümü yıka; kalbimde muhabbetinden başka bir şey bırakma!"



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #11 : 16/07/08, 21:02 »
Artık İbrâhim bin Edhem, gözlerini bambaşka bir âleme açmış, ilâhî bir iklîmin temâşâsına dalmıştı.

İşte bu temâşâ, ondaki diğer güzellik telâkkîlerini tamamen silivermişti.

Böylece her sabah ihtimâmla giydiği saltanat elbiseleri ve göğsünü kabartan Belh sultanlığı, artık gönlünde bütün ihtişâm ve süsünü,

hâsılı bütün ehemmiyetini kaybetti ve gözüne iğreti görünmeye başladı.

Bu hâlet içinde gözleri tevbe yaşlarıyla nemli, yüreği nedâmet ateşleriyle yanık olan İbrâhim bin Edhem, sahrâlara doğru yola koyuldu. Hayli yürümüştü ki, bir çobana rastladı.

Derhal yanına vardı ve kendi libâsına mukâbil onun abasını alıp üstüne geçirdi. O anda gönlünde büyük bir rahatlık hissetti.

Çoban ise bu hâl karşısında şaşkına dönmüştü. İçinden: "Pâhişâhımız herhâlde aklını yitirmiş olmalı..." diyordu.

Oysa İbrâhim bin Edhem aklını yitirmemiş, bilâkis aklı başına gelmişti.

O, ceylan avına çıkmış, ancak Allâh Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı...



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #12 : 16/07/08, 21:03 »
KISSADAN HİSSE:

Dünyâ ile âhiretten birini tercih etme söz konusu olduğunda âhireti seçenler, ebediyyet sultânı olarak sonsuz mükâfatlara nâil olurlar.

Ancak dünyâyı seçenler bu âlemde zâhiren sultan da olsalar, hakîkatte ebedî âlemin, ellerine hiçbir şey geçmeyecek olan dilencileri hükmündedirler.

İşte bu sırrı anlayan İbrâhim bin Edhem, kendi ıslâhının ancak hükümdarlığı bırakmaktan geçtiğini görünce, bu fedâkârlığı ve ferâgati yapmış ve bir ebediyyet sultânı olmuştur.

Onun karşısına çıkan kendisini îkâz edici sebepler ise, bir bakıma gönlünde bulunan ihlâs ve samimiyet cevherinin bir bereketidir.

Daha doğrusu onun gönül hâli, ilâhî iklîme adım attıracak sebeplerin karşısına çıkmasına ve Hakk'ın yüce tecellîlerine nâiliyyetine,

sultanlığı terk gibi büyük bir ferâgatin kendisine kolaylaştırılmasına ve nihâyet bir lâhzada nice ihsânlara ermesine vesîle olmuştur.

Bu hâli şâir ne güzel hülâsa eder:

Hak tecellî eyleyince her işi âsân eder;
Halk eder esbâbını, bir lâhzada ihsân eder.



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #13 : 16/07/08, 21:05 »


HAK YOLUNA LEKE DÜŞÜRMEMEK


Bu yol, yâni tasavvuf yolu, Hak nûrunun tecellî ettiği öyle pırıl pırıl bir ufuktur ki, aslâ leke kabul etmez.

Bu yolun özünü ve rûhunu görebilenler, onda aslâ dîn-i mübîne aykırı bir hâl bulamaz.

Nitekim Şâh-ı Nakşibend Hazretleri'nin mânevî halkasında avâm-havâs her kesimden sayısız talebe vardı.

Hüsâmeddîn Hâce Yûsuf gibi Buhârâ'nın önde gelen âlimleri de onun sohbet meclislerine katılmaya can atıyordu.

Ancak ulemâdan bazıları, bunu aralarında bir dedikodu vesîlesi yapıp Bahâuddîn Nakşibend -kuddise sirruh- hakkında ileri-geri konuşmaya başladılar.

Nihâyet birgün bu muhâlifler, Nakşibend Hazretleri ile bir mecliste buluşup tenkitlerini dile getirdiler.



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı madca

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 184
  • Konu: 68
  • Derviş: 725
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İbrahim bin ethem ve ceylan
« Cevapla #14 : 16/07/08, 21:06 »
Bahâuddîn -kuddise sirruh- onlara:

"- Gelin, yolumuzu size anlatalım; eğer Kur'ân'a ve sünnete aykırı bir husus varsa, söyleyin ondan vazgeçelim!.." dedi.

Hazret-i Pîr'in anlattıklarını dinleyen ve bu yüce tasavvuf yolunu inceden inceye mütâlaadan geçiren o ulemâ, yakînen şâhid oldukları bu ulvî hakîkatler karşısında itiraz edecek bir şey bulamadılar.

Kemâl-i edeble:

"- Efendim, yolunuz sırât-ı müstakîm imiş; gayrı hiçbir itirazımız yok!.." dediler.

HİSSE:
Bu hâdiseden anlaşılan, gerçek tasavvuf yolunun Kur'ân ve sünnete tâbî olmada büyük bir titizlik ve kalbî rikkat içerisinde olduğudur.



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Dergâhı terk edip dağa çıktı Bir Kalbe Kaç sevgi sığar?? ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.523 saniyede oluşturulmuştur


İbrahim bin ethem ve ceylanGüncelleme Tarihi: 15/11/19, 20:40 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim