İhlas ve Riya - İslami İçerikli Yazılar
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.129 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.916 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22986 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, İhlas ve Riya, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2653 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{İhlas ve Riya}   Okunma sayısı 2653 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Muttaki

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.649
  • Konu: 127
  • Derviş: 6733
  • Teşekkür: 121
İhlas ve Riya
« : 12/02/11, 18:45 »
     
İşit şimdi riya nedir? İhlas nedir? Bunları bil ki amellerine riya karışmasın. Zira riya bir nevi şirktir.

Fudayl b. İyaz (k.s.) müridlerine nasihat etti:

Siz birbirinizi ihlasa getirebildiğiniz kadar getirin. Müridler,

-Ey şeyhimiz, riya ve ihlasın ne olduğunu bize açıklar mısın, dediler. Fudayl b.İyaz (k.s.) buyurdu:

“Kişi kendini halkın izzetinden, hürmetinden ve şöhretinden vazgeçirip horlanmaya ve alçakgönüllülüğe bırakmadan ihlası elde edemez. Halkın arasına karışıp halkın ilgisini, hürmetini gözetip beklemek kişiyi riyaya düşürür. Kendinizi ve amelinizi halktan gizleyin. HAK Teâlâ, siz istemeden sizi ortaya çıkarırsa ondan da bir zarar gelmez.”

Bilmiş ol ki HAK yolunun eşkiyası çoktur. Dini ve imanı yağma ederler. Bu yolun hırsızları sıdk ve ihlası çalar, insanı imansız bir şekilde dünyadan ahirete gönderirler. Onlar çoktur ama en büyüğü, en gayretli olanı riyadır ki diğerleri ona tabidir.

Kitabın başında, bütün şerlerin başı dünyayı sevmektir demiştik. Şimdi de kişinin amelini yok edip, sahibini ahirette perişan eden riyadır diyoruz. Fakat riyaya sebep olan şey de yine dünyadır ve dünyayı sevmektir. Kibirdir, dünyanın şöhretini, izzetini ve hürmetini sevmektir.

Bunların hepsinden, insan nefsini kurtarmalıdır. İhlastan maksat her şeyi HAKK’ın rızasına uygun yapmaktır. Amelin o zaman Allah için olur. Ne dünyevi ne uhrevi amelden hiçbir beklentin olmayacak. Günahını halktan gizlediğin gibi amelini de gizleyeceksin. Seni iyi tanımalarını önemsemeden amelini gizleyeceksin. İbadetini kimseye duyurmayacaksın. Çünkü HAK Teâlâ ortak kabul etmez.

Allah Teâlâ buyurdu:

“Ben, bana şirk koşanların şirkinden uzağım. Her kim bir amel işlediğinde yarısını başkasına bağışlarsa yani o amelden benden başka bir maksadı olursa ben ondan uzağım. O kişi bana ortak koşmuş olur. Öyle kimseleri cehenneme koyarım.”

(Ebu Nuaym, Hilye 4/385)

Nitekim HAK Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“RABBinin ibadetine kimseyi şerik etmesin.” (Kehf 18/10)

Bazı şeyhler der ki:

“Allah için amel etmek şudur: Kişinin yaptığı ameldeki maksadı cennet umudu ve cehennem korkusu olmamalıdır. Huri, gılman, cennet ve ahiret nimetleri veya cehennemin şiddetli azabından korkmak olmamalıdır. Allah’tan başka bir maksat gütmemelidir.”


Kişinin böyle bir maksadı olursa riyaya girmiş olur. Riya, takva ehline göre büyük şirktir. Zahir ehline göre küçük şirk olsa bile her iki halde de kötüdür. Çünkü riya, ister küçük olsun, ister büyük olsun hayırlı değildir. Küçük dediğimiz günahlar zamanlar birike birike büyük olur. Araplar ne güzel söyler:

“Habbe habbe olur kubbe kubbe”
Öyleyse kişinin riyadan korunup amelini ihlasla yerine getirmesi gerekir. Özellikle HAKK’ı talep edenler, tövbekar olanlar, çalışıp amellerini ihlasla yapmalıdırlar.

Meşayih-i kiramdan biri şöyle der:

“Tam otuz yıdır amellerimi ihlasla yapmak için uğraşıyorum.”


Sordular:

-Nasıl başardın?

Cevap verdi:

-Otuz yıl gönlümün kapıcısı oldum. HAK’tan başka bir şeyi gönlüme koymadım. Amellerimdeki ihlası böyle elde ettim.

Riya herkese gelebilir, bazıları riyayı çok çabuk defeder. İhlası elde etmiş seçkin kimselerin defettiği gibi. Fakat riya öyle gizlidir ki değme kişiler ondan gafil olur, onu farkedemezler.

Bundan dolayı Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Riya gayet gizlidir. Karanlık bir gecede kara bir karıncanın kara bir bez üzerinde yürümesi gibi belirsizdir.”


(Ebu Nuaym, Hilye 3/36)

İhlasla amel etmek isteyenler gizli bir yerde, temiz bir niyetle oturmalıdırlar. Hiç kimseyi görmemelidir. Hiç kimseye ben şöyle yaptım diye söylememelidir. Eğer bütün amellerin halktan gizlenmesi gerekir mi, diye soracak olursan, hemen cevap vereyim.

Farz olan amelleri açıktan yapmak gerekir. Farz olan ameller açıktan yapılmazsa münafık durumuna düşülür.

Beş vakit namaz cemaatle kılınmalı, ramazan orucu tutulmalı, halkla bayram etmeli, öşür vermeli, hac farz olunca hacca gitmeli, zekat farz olunca zekat vermeli ve bunun gibi amelleri açıktan yerine getirmelidir.

Bu ameller açıktan halkla birlikte yapılmazsa, halktan gizlenirse münafık olunur. Çünkü dedikodu ve gıybete sebep olunur. Gıybet ise büyük günahlardandır.

Halk böyle yapan kimse için namaz kılmaz, oruç tutmaz, malı var hacca gitmez, tövbe etmez, malının zekatını vermez, tahılının öşrünü dağıtmaz diyerek gıybet edip günaha girer. Bu durumda müslümanları günahkar eden münafık olur.

Doğrusu yukarıda belirttiğim amelleri açıkça yapmak gerekir, hayırlısı budur. Bunları yerine getirirken de usulünce yapmalı, halkı huzursuz etmemelidir. Herhangi bir mescidde beş vakit namazı kılmak ve sadece zekat verdiği kimseye bunun zekat olduğunu söylemek yeterlidir.

Farz olan bu amellere de riya karıştırmamaya çok dikkat etmek gerekir. Halk kendisine,

-Beş vakit namazını kılar, oruç tutar, zekat verir, hacca gider, öşrüne dikkat eder; bu ne hoş adam, böylesi cihanda bulunmaz, derse kendisi bunları duyduğunda hoşuna giderse bu da çok kötü bir riyadır. Yani borç ödenir ama sevap elde edilmez.

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/ihlas-ve-riya-t25364.0.html;topicseen



''Muhakkak ki yapılan işler niyetlere göredir (değer kazanır,geçerli olur).Şüphesiz herkese (yaptığı iş için) niyetinin karşılığı vardır.''
(Hadis-i şerif;Buhari,Müslim)

Çevrimdışı Muttaki

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.649
  • Konu: 127
  • Derviş: 6733
  • Teşekkür: 121
Cevaplandı: İhlas ve Riya
« Cevapla #1 : 12/02/11, 18:58 »
Gerçi bazıları farzların yerine getirlmesinde riya olmayacağını iddia etmişlerse de bu söz zayıftır. Şöyle bilesin ki farz amellere riya karışırsa HAK Teâlâ katında sevap olarak karşılığı yoktur.

Riya karışmaması için, nafile orucu, nafile namazı, nafile haccı, sadakayı gizli yapmak lazımdır.

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Sadakalarınızı gizli verin. Öyle gizleyin ki sağ elinizin verdiğini sol eliniz görmesin.”


(Buhari, Zekat,13)

HAK Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sadakalarınızın ecrini başa kakarak ve eziyet ederek boşa çıkarmayınız” (Bakara 2/264)

Doğrusu, farz olan amellerin dışındaki amelleri, HAK Teâlâ’dan başka kimsenin bilmemesi hayırlıdır.

HİKAYE

Şeyh Bayezid-i Bistami hazretleri (k.s.) talebelik zamanında abdest alıp mescide girdi. İki rekat namaz kılmak istiyordu.

Tam“ALLAHUEKBER”diyerek namaza duracağı sırada şeyhinin de aynı mescidde olduğunu farketti.


Kendi kendine,
Şu namazı huzurla kılayım, şeyhim görsün, diye düşündü. İki rekat namazı bitirdiğinde şeyhi kendisine,

- Ey riyakar Bayezid. Git yedi yıllık namazını iade et. Riya ile namaz kılanların ibadetleri HAK katından geri çevrilir, dedi.

Bayezid-i Bistami (k.s.) yedi yıl tazarru ve niyaz ile namazlarını kaza etti. Çalıştı, çabaladı kendini mürailer defterinden sildirdi.

Ey dertsiz, sen her gün amelini halka arzedersin, dinini dünyaya satıp gezersin. Acaba halinin ne olacağını hiç düşünüyor musun? Bayezid (k.s.) iki rekat namazı şeyhi için huzurla kılmayı gönlünden geçirdi diye yedi yıllık namazı reddolundu. Sen, acaba benim halim ne olur demezsin.

Beyit

Ey mürai ko riyayı sıdk ile ihlasa gel
Kır riya leşkerlerin ihlas kılıcın al ele




Eşrefoğlu Rumi (k.s.)



''Muhakkak ki yapılan işler niyetlere göredir (değer kazanır,geçerli olur).Şüphesiz herkese (yaptığı iş için) niyetinin karşılığı vardır.''
(Hadis-i şerif;Buhari,Müslim)

Çevrimdışı Muttaki

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.649
  • Konu: 127
  • Derviş: 6733
  • Teşekkür: 121
Cevaplandı: İhlas ve Riya
« Cevapla #2 : 12/02/11, 19:17 »
devâmı

Sultanu’l-ârifîn Bayezid-i Bistâmi (k.s.) bir gün nâfile oruç tutmuştu. İkindi vakti girdiğinde ağzına kuru bir üzüm tânesi alarak orucunu bozdu. Ancak nefsine şöyle diyordu.

-Ne sana olsun ne bana. Nefsi feryat edip,

-Beni zarara uğrattın. Önce sevindirip sonra üzdün, dedi.

Meşhur kıssadır. Meşâyihten biri bir yudum su içti. Sakaya 100 altın verdi. Verdiğine de hiç üzülmedi. Ancak nefsi,

-Allah yolunda bir günde bu kadar altın verilir mi, diyordu nefsine,

-Verdimse bir içim su karşılığı verdim, diyerek nefsine hiç minnet etmedi.

Ey dertsiz, sen bir fakire 5-10 akçe versen, o kadar minnet beklersin ki o fakir incinir. Rastladığın yerde sana hürmet göstermezse,

- Yazık yazık, sadakalarımı yediği halde bana selâm vermiyor, dersin. Kendini o kadar beğenir, o kadar yüksek görürsün ki âdeta şeytanlaşırsın.

Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) buyuruyor:

“Güzel amellerin gurûrundan Allah’a sığınırım.”
Sana bir rivâyet daha anlatayım. Belki duydun ama tekrar dinlemekte fayda vardır.

Bir gün Sultanu’l-âşıkîn Burhanu’l-ârifîn Bayezid-i Bistâmi hazretleri (k.s.) elli haccın sevâbını mısır unu ile yapılmış bir pideye sattı. Elli haccının sevâbıyla satın aldığı pideyi de bir köpeğe yedirdi. Bütün amellerinden ferâgat etti.

Eğer, “Niçin böyle yaptı?” dersen.

“Nefsinin ümidini kesmek içindir” derim.

Şeyh Süleyman Dârâni hazretleri (k.s.) bir müridinin evine misâfir oldu.

Mürid hanımına seslendi:

Hâtun, şeyhimin yemeğini son haccımdan getirdiğim tabaklara koy. Önceki hacdan getirdiğim tabaklara koymayasın.

Şeyh bu sözü işitince müridine:

-Ey riyâkâr, iki Hacc'ın da bâtıl oldu. Var yine Hacc'a git. O iki Hacc'ında sana bir fayda kalmadı. Sevap da umma, dedi. Yemek yemeden müridinin evinden ayrıldı.

Buradan anlaşılıyor ki dile getirince, kişiye farz olan amellere bile riyâ karışabilir. Çünkü o kişinin Hacc'ının biri farzdı, biri nâfile. Şeyhin, “İkisi birden hiç oldu” demesinden bunu anlıyoruz.


Ey kardeş ben sana ne diyeyim.

Sen kendine ne Hacc ne Namaz ne Oruç bıakırsın ne de Sadaka.

Şeyh Sâfi (k.s.) bir beyitinde şöyle der:


Minnet beklenen ekmeğin olur mu hiç değeri?

Taş üstüne tohum eken, eli böğründe kalır

Minnet lokmaları ateş gibi yakar ciğeri

HAKK rızâsı için veren ecrini HAKK’tan alır


Kişinin yaptığı hayır ve hasenâtı, ibâdet ve taati unutması gerekir. Çünkü gönlündeki dile gelince minnet düşer, iyi değildir.

Minnet dedimse yalnız başkasına minnet değildir. Kişinin kendi kendisine minneti de minnettir. Bundan dolayı âşıklar riyâ olmasın diye nefsinden de ümîdi keser. Bu riyâ dedikleri şey nereye uğrarsa, hangi amele değerse onu bâtıl eder. Bu riyâdan çok korkmak gerekir.

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Günü geldiğinde HAKK Teâlâ kullarının amellerinin karşılığını verirken bâzılarına,

-Amellerinizi göstererek riyâ yaptığınız kimselere gidin, size bu amellerinizin karşılığını onlar versin. Benim yanımda bu amellerinizin hayrı ve sevâbı yoktur, buyuracaktır.”

(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/429)

Allah korusun.

Eşrefoğlu Rumi (k.s.)





''Muhakkak ki yapılan işler niyetlere göredir (değer kazanır,geçerli olur).Şüphesiz herkese (yaptığı iş için) niyetinin karşılığı vardır.''
(Hadis-i şerif;Buhari,Müslim)

Çevrimdışı Muttaki

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.649
  • Konu: 127
  • Derviş: 6733
  • Teşekkür: 121
Cevaplandı: İhlas ve Riya
« Cevapla #3 : 12/02/11, 19:34 »
Riya ile amel işleyenler, mahşer günü o ameller için karşılık istediklerinde HAK Teâlâ onlara şöyle buyuracaktır:


“Ey riyakar, ben sana o amelinin karşılığını vermedim mi? Meclislere girdiğinde sana hürmet ve izzet etmediler mi? Sedirlerde baş köşeye oturtup türlü nimetler ikram etmediler mi? Türlü nimetleri yemedin mi? Alımda satımda sana saygı göstermediler mi? Onlar senin ibadetinin karşılığıydı. Çünkü senin yaptığın taat ve ibadetle maksadın, dünyada insanlar arasında itibarlı olmaktı.

Ey riyakâr, istediğin dünyada eline geçti. Burada nasibin kalmadı. Sûfilik yaptıysan karşılığında şeyh oldun, baş köşelerde oturdun. Halk içinde hoş itibar sahibi oldun. İnsanlar gelip elini öptü, hizmetini yaptı, emirlerine riayet etti. Yemediler sana yedirdiler, giymediler sana giydirdiler. Bağ ve bahçelerindeki en güzel meyveleri sana ikram ettiler, yedin.

Ey riyakâr, eğer ilim okuttuysan karşılığında kadı oldun. Hükümet kurdun. Halkın malını rüşvetle elinden aldın. İnsanlara türlü türlü tavırlar yaptın. Ağır görüntünle insanlara üstünlük kurdun.

Ey riyakâr, ilim öğrenmede zahmet çektiysen karşılığında müderris oldun. Sana verdiğim ilmi götürüp âciz ve günahkâr insanların kapılarına vardın. Onlardan izzet ve hürmet istedin. Benim sana verdiğim ilimle amel edip, tevazu ve alçak gönüllülükle kapıma mı geldin?

Bütün nebîlerim ve peygamberlerim, onlara verdiğim ilmi âleme yaydılar, emirlerimi duyurdular. Onlardan hangisi dünyalık izzet ve saygı talep etti? Hepsi tevazuyla haddini bilerek dergâhıma gelerek hesapsız ecirlere nail oldular.

Ey riyakâr, senin yaptıklarının karşılığı dünyada verilmiştir. Burada nasibin yoktur. Bundan sonra yerin cehennemdir” buyurur. Bunun üzerine zebâniler derhal o kişiyi yakalayıp cehenneme götürürler.


Ne aldanmaktır bu riya aldanması, ne zor iştir bu riya belası, ne acılı lezzettir bu riya lezzeti.

Ey aziz, bu riya ehlinin mahşer gününde iki türlü musibeti vardır. Birinci musibet, cennetin elinden çıkmasıdır. Eğer o yaptığı amelleri HAKK’ın rızası için yapsaydı cennetin içersinde ebedi sultanlığa nail olacaktı. Riya yaptığından dolayı o nimetler elinden çıktı. Ne büyük, ne korkunç bir musibet, ölüm üstüne ölüm.

Ahirette riya ehlinin başına gelecek ikinci musibet de şudur:

Riya ehlini cehenneme götürecekler. Cehennemin çeşitli azaplarını tadarken kâfir ve fâsıklar bunlara laf atıp sataşacaklar:


“Siz dünyada,’ Muhammed     ümmetiyiz’ derdiniz. Bize de kâfir diye söverdiniz. Kiminiz sûfiydi, kiminiz mescidde namaz kılardı, kiminiz ise sarığının ucunu arkasına salarak gezerdi. Kimseyi beğenmezdiniz. Mescidlerdeki zikir meclislerinde haykırarak başınızı sallardınız. Kiminiz dönerdi, kiminiz donardı, kiminiz de kendini şişleyip âşıklık davasında bulunurdu. Biz sizi gördüğümüzde,’Ne mutlu şu insanlara, hepsi cennetlik’ derdik.

Ne oldu size böyle? Nerede yaptığınız o kadar amel? Hiç mi fayda görmediniz? Siz dünyada bize fâsıklar diyerek bizden uzaklaşırdınız. Böyle aldatılmış duruma düşmenizin sebeb nedir?”


Bu riyakar insanlar ağlaşarak, feryat ederek şöyle derler:

“Ne bilelim. Gerçi biz dünyada iken ibadet taat ederdik ama, ‘Ne hoş, ne güzel müslüman’ diye halkın bizi övmesinden hoşlanırdık. Böyle diyenleri ve bizi övenleri duydukça hoşumuza gider, halka olan meylimiz artardı. Meğer böyle davranmak riya imiş. İyi adamdır desinler diye ibadet etmek, sûfi görüntüsü vermek şirk koşmakmış. İbadet ve taatin, sırf HAKK’ın rızası için yapılması gerektiğini bilmiyorduk. Şimdi de bize riyakâr müşrik diyerek, aldanmış ve mahrum bir durumda cehenneme getirdiler.

Bizimle birlikte olanların bazıları ibadet ve taatleri ihlasla yaparak, halkın iyi veya kötü demesine aldırış etmedikleri için tevhid zikrini tamamlayarak, Allah katında makbul olmuşlardır. Biz halkın iyi ve kötü demesine bağlı kaldığımız için bu duruma düştük. İhlas ehlinin taat ve ibadetleri olmuş HAK için, bizim yaptıklarımız olmuş halk için.”


Kâfir ve fâsıklar bunlara der ki:


“ Size şeyhleriniz,âlimleriniz, vaizleriniz, bu riyanın kötülüğünü, ibadetleri iptal edeceğini, halk iyi desin diye yapılan amellerin boşa gideceğini, riyanın ahirette hüsrana ve pişmanlığa sbep olacağını, riya yapmanın şirkle aynı olduğunu haber vermedi mi?”

Bunlar da der ki :

“Evet bizi şeyhlerimiz bu konuda devamlı ikaz ederlerdi. ‘İbadetlerinizi HAK için yapın, riyadan sakının, halkın övmesine de yermesine de aldırış etmeyin. Yoksa amelleriniz boşa gider’ derlerdi. Ancak biz onları dinlemedik. Onların tavsiye ettiği sözler ve yollar bize çok ince görünürdü. O kadar ince eleyip sık dokumaya gerek görmedik, kalbimizi ihlâsla parlatmadığımız için halkın sözleri, şeyhlerin sözünden daha hoş gelirdi.”


O kadar ağlaşırlar ki gözlerinin yaşı tükenir. Kan ağlarlar, kanları bile tükenir. Pişmanlıklarını şöyle dile getirirler:

“Ah bu ağlamalarımızı dünyada yapsaydık ne olurdu. Kendi kendimizi orada harap ve helâk etseydik yine de halkın söylediklerine aldırış etmeseydik. İster yücelerin yücesine ister aşağıların aşağısında ister veli isterse deli desinler önemli değildi. Önemli olan HAK yolunda muhlislerden olmaktı. Tevazuyu dünyalık itibar ve şöhretle değiştirdik. Fâni dünyanın itibarı yok oldu, gitti. Devâmlı ve ebedî olandan mahrum kaldık.

Zâhirimize dikkat edip baktık, bâtınımızı unuttuk. Maneviyatımza meylimiz az olduğundan, halkın övmesi bâtınımızı kararttı. Bâtınımız ortaya çıktığında aslında bâtınımızın da zâhirimizin de simsiyah olduğunu gördük” diyerek ağlaşırlar. Kâfir ve fâsıklara rezil rüsva olurlar.

Ey aziz kardeş, bu ahiret zararı, hüsranı, büyük bir cefa ve pişmanlıktır. Dil ile tarif edilemez. Ama senin hâlâ bunlardan korkun yoktur. Dünya itibarına aldanıyorsun, ahiretteki hüsrana razı oluyorsun. Kesretten kurtulamadın, şöhret peşindesin. Bir türlü HAKK’a yönelemedin, amelini ihlâsla yapamadın. Çünkü ahiret münkiri dinini terketmiş, amelsiz cahilleri kendine ölçü olarak alıyorsun. Onlara göre kendine mertebeler biçiyorsun. Halkın sana çok iyi adam, ehl-i takva, zahid ve muhsin demesi hoşuna gidiyor.

Amelde ihlâsı elde etmek için tenha yerlerde ve karanlık gecelerde gözyaşı döküp başını secdeye koymalısın. Yüzünü toprağa vurup ihlâsla yalvararak HAK Teâlâ’nın yüce dergâhının kapısında hâlini arzedersen bu riyâdan kurtulursun. İhlâsla amel etmek müyesser olur.


Ey bîçare, bir düşün, kıyamet gününde defterini eline verip,


“Kitabını oku. Bugün hesabını görmeye nefsin yeterlidir” (İsrâ 17/14) diyecekler.

Geçici lezzetlerden hâlâ usanmadın. Bâki olan lezzetlere özenmedin. Gururla bu dünyada yürüyüp geziyorsun.

Ancak ne fayda, kendini kandırıyorsun. Azrâil’in (a.s.) alçaltıcı darbesiyle bu dünyadan gideceksin. Oraya gidince ne yapacaksın?

Derdine ölmeden bir çare ara, Allah’ın huzuruna yüzü kara olarak varmak sana yakışır mı?

Bir parça gayretin varsa dünyada varlığın ile yokluğun belli olmasın, ihlâs ile amel işle, Allah’a yaklaş, halkın hürmet ve itibarından uzaklaş!


Eşrefoğlu Rumi (k.s.)



''Muhakkak ki yapılan işler niyetlere göredir (değer kazanır,geçerli olur).Şüphesiz herkese (yaptığı iş için) niyetinin karşılığı vardır.''
(Hadis-i şerif;Buhari,Müslim)

Çevrimdışı Talha

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.017
  • Konu: 154
  • Derviş: 85
  • Teşekkür: 4
Cevaplandı: İhlas ve Riya
« Cevapla #4 : 13/02/11, 10:17 »
Allah razı olsun kurban... :X06
çok ince bi konu..
Allah korusun..


neye yakınlaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık..
anlaki yok Allah tan başkasına yakınlık..

Çevrimdışı İntisab

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.488
  • Konu: 4
  • Derviş: 9353
  • Teşekkür: 1
Cevaplandı: İhlas ve Riya
« Cevapla #5 : 14/02/11, 03:33 »
  X:01 :X06 :X06 :X06



Çevrimdışı cengæver

  • Üye
  • **
  • İleti: 78
  • Konu: 0
  • Derviş: 11479
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İhlas ve Riya
« Cevapla #6 : 14/02/11, 14:25 »
X:01 :X06
 


-Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeyenler hüsrandadır-

Çevrimdışı merhamet

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 4.202
  • Konu: 796
  • Derviş: 6679
  • Teşekkür: 111
Okundu: İhlas ve Riya
« Cevapla #7 : 06/01/12, 03:48 »
Şirk-i hafî çok gizli bir şirktir. O kadar ki, karanlık bir gecede kara taşın üzerinde yürüyen kara bir karıncanın görülmesi veya ayaklarının sesinin duyulması ne kadar ince ve müşkül ise, riya da bu kadar ince bir şirktir. Allah Teàlâ’ya sığınmaktan başka çaremiz yoktur.

 :X06

X:01


"Sıkıntılarınızı Allah bilsin yeter. Başkalarının lafları sizi yıldırmasın.Yaptığınız işi Allah rızası için yapın"
"Hizmet ederken, size iftira eden, hakaret edenler olacaktır.
Sevdiğinizin hatrına sabredin."
"Ömür 60-70 yıldır, ahiret ise ebedül ebeddir."
Gavs-ı Sânî Hz.(k.s.)


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Göz Koruyucu Banyo Şapkası İsrafçı mısın? ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.278 saniyede oluşturulmuştur


İhlas ve RiyaGüncelleme Tarihi: 12/07/20, 09:11 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim