İki Deniz Arasında Sıla, İmam-ı Rabbani... - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.053 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.598 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22897 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, İki Deniz Arasında Sıla, İmam-ı Rabbani..., konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1903 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{İki Deniz Arasında Sıla, İmam-ı Rabbani...}   Okunma sayısı 1903 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.891
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 9

İki Deniz Arasında Sıla, İmam-ı Rabbani...


Herkes renkleri birbirine benzese de, dalgaları, derinliği, saydamlığı ve kaldırma gücü birbirine benzemeyen o iki denizden söz ediyordu. Birinden büyük gemiler geçiyordu, diğerinden küçük tekneler. Biri anaforlarıyla yutuyordu, diğeri sükûnetiyle. Birini haritada çizmek mümkündü, diğerini rüyada görmek. Birinde ayık yolcular seyahat ederdi, diğerinde aşık sarhoşlar. Birine delillerle demir atılırdı, diğerine keşiflerle. Birinde “zâhir” güneşi doğup batar, diğerinde “bâtın” incileri parıldardı. Sıla, işte bu iki denizin hikayeleriyle büyüdü. Ta ki on yedi yaşında bir elinde icâzet diğer elinde asa, o iki denizi yükseklerden seyretmek için bir dağa tırmanana kadar. Zamanın bilginlerinin sırayla mühürlediği icâzeti, bütün ilimlerdeki görme yetisini belgeliyor, ayrı deryalara işaret eden gözleriyle her dalgayı, her tekneyi ve her yolcuyu mühürlüyordu Sıla, bir dürbünün ayarını yapar gibi açıp kıstığı gözleriyle iki denizi birbirine yaklaştırıp uzaklaştırıyor, berraklaştırıp bulandırıyor, mercanları, incileri, balıkları, batıkları bir denizden diğerine aktarıyordu. Sonunda “Ha birkaç damla, ha dünyanın taşıyamayacağı kadar su!” yazıp mühürledi gözleriyle. İşte o anda iki deniz birbirine karışıp tek bir deniz haline geldi.

Zamanın bilginleri İmam-ı Rabbanî’ye “Sıla” ismini verdiler. “ Sıla” birleştirici demekti. “İslâmî hükümler” ve “tasavvuf” ona göre tek bir denizdi. “Dış”, “iç”in tamamlayıcısı, olgunlaştırıcısıydı. İkisi arasında bir ayrılık ve çelişkiden söz edilemezdi. İslâmiyet’le ters düşen bir tasavvuf ancak uydurma bir din olabilirdi. Kıyamet günü insanlar “İslâmî hükümler”den sorumlu tutulacaklardı, tasavvuftan değil. Ancak öyle teslim olmak lazımdı ki, kalp sadece sevdiği için çarpsın. Acıyı aşkın gereğinden saysın. Huzuru huzursuzlukta, kararı kararsızlıkta, rahatı rahatsızlıkta arasın Sevdiğini kendisinden başka her şeyden sıyrılmış görmek isteyen “Dost”u razı etsin tek. O’ndan gelene baş üstüne diyebilmek için ölmeden önce ölebilsin. “Dost”a çağırmak için yüzlerce mektup yazsın; hükümdarlara da seslensin, hamallara da. Mektûbât-ı Rabbânî adıyla üç cilde sığdırsın talebeleri bu 526 mektubu. Sonra ilk cildin 35 mektubundaki şu mısraları defalarca okusunlar: “Aşk, ebedî olan tek sevgiliden gayri her şeyi yakan bir ateşten ibarettir. Allah’tan gayrisini yok etmek için ‘Lâ=Yoktur’ kılıcı sallandı. ‘Lâ’dan sonrasına bak, ne kalmıştır?! Müjdeler olsun dostum; geri kalan hep yandı, tek yaratan Allah’ımızdan başkası kalmadı”.

“Beni iki derya arasında ‘Sıla’ yapan Allah’a hamdolsun!” diyen biri geçti bu dünyadan. Zaman Moğollar’ın zamanıydı. Adı, Ekber olan erzel bir şah hükmediyordu Hindistan’da. Ekber Şah, Mecusiler’den ateşe tapmayı, Hıristiyanlar’dan çan çalmayı, Hinduizm’den tenasüh inancını alarak yeni bir din var etmeye çalışmış, İslam’ı da dahil ettiği bu tuhaf karışımla faizi, içkiyi ve kumarı serbest bırakırken, ineği ve domuzu kutsal saymıştı. Bu gidişe ne dünya menfaatine kapılmış âlimler, ne de ahlak ve akide nizamını kaybetmiş sûfiler dur diyebiliyordu. İşte Rabbanî İmam, vaktin henüz bozulmamış kaynaklarından susuzluğunu giderdikten sonra, Nakşbendi ulularından Muhammed   Bâkibillah’la tanışmış, tasavvufu ruhbanlık ve felsefeyle kirlenmeden önceki saf haliyle kucaklayarak yeniden ihya etmişti. Sıra İslami hükümlerin yerlerine iade edilmesindeydi. Keramet hak olsa da zaman çalışma zamanıydı ve kaybedecek vakit yoktu. İmam-ı Rabbânî, “ Keramet aramayı bırakınız. Doğrusu Allah dostlarının varlığı bizatihi bir keramettir” sözüyle halkı usûle yönlendiriyor, Ekber Şah’ın oğlu Selim Cihangir Han’a secde etmeyerek, veliliğin bir tevhid nişanesi olduğunu gösteriyordu.

Gevâliyâr Hapishanesi işte o günlerde tanıştı Sıla’yla. Onu öyle sevdi ki, üç sene ayrılmadı yanından. Dahası bütün mahkûmları, gardiyanlarıyla birlikte talebe eyledi bu Rabbânî İmam’a. Zulüm nesilden nesile azaldı da, sonunda Selim Cihangir Han’ın oğlu Şah Cihan, İmam-ı Rabbânî’nin hidayet kafilesine katıldı. Hapishanenin kapıları açıldı ve mahkûmlar meşaleler gibi karıştılar şehrin karanlık sokaklarına. Ve Sıla, çalınan mücevherleri tekrar iade etti mahfazalarına. Bu mücevherlerin en değerlisi Sünnet-i Seniyye idi. Bu yüzden talebelerine ölene kadar hep aynı cümleyi söylemekten bıkmadı o : “Sünnete sarılınız!” Hz Peygamber(sas) izlenmeden nereye varılabilirdi!

Müceddid-i Elf-i Sâni ( Hicri ikinci bin yılın yenileyicisi) İmam Rabbânî, vefat etmeden birkaç gün önce, memleketine gitmek için izin isteyen bir öğrencisine “Birkaç gün sabret!”demiş, “En kısa zamanda huzurunuza döneceğim efendim!” diye ısrar etmesi üzerine şu mısrayla uğurlamıştı onu: “Sen nerede, biz nerede, ilkbahar nerede!”. Ve bahar gelmeden o da asıl memleketine doğru yola çıkmış, yıkanıp kefenlenirken ellerini her çözülüşünde tekrar bağlayarak yıkılmaz bir köprü kurmuştu iki denizin arasında..


( A.ALİ URAL ).

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/iki-deniz-arasinda-sila-imami-rabbani-t6357.0.html




Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.734
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
""Zamanın bilginlerinin sırayla mühürlediği icâzeti,
bütün ilimlerdeki görme yetisini belgeliyor,
ayrı deryalara işaret eden gözleriyle her dalgayı,
her tekneyi ve her yolcuyu mühürlüyordu
Sıla, bir dürbünün ayarını yapar gibi açıp kıstığı gözleriyle iki denizi birbirine yaklaştırıp uzaklaştırıyor,
berraklaştırıp bulandırıyor, mercanları, incileri, balıkları, batıkları bir denizden diğerine aktarıyordu.
Sonunda “Ha birkaç damla, ha dünyanın taşıyamayacağı kadar su!” yazıp mühürledi gözleriyle.
İşte o anda iki deniz birbirine karışıp tek bir deniz haline geldi.""




Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .

Çevrimdışı sergüzeşt

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 431
  • Konu: 14
  • Derviş: 83
  • Teşekkür: 1
 X:04 -tşk.2-




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Menzilin Gülü Arapçada Bazı Edatlar ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.669 saniyede oluşturulmuştur


İki Deniz Arasında Sıla, İmam-ı Rabbani...Güncelleme Tarihi: 21/10/19, 16:21 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim